441
OCAK-ŞUBAT 2025
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Güvenli Şehirler İçinde Dirençli Topluluklar İdeali ve 21. Yüzyıl'da Ülkemizde Risk Anlayışı

Tolga Özden, Prof. Dr., Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mimarlık Bölümü

“Türkiye'de yaşayan insanların oturdukları, çalıştıkları, okudukları, gezdikleri, dinlendikleri, yemek yedikleri ve daha birçok başka faaliyette bulundukları mekânlarda kendilerini güvende hissetmeleri için hem bir mimar, hem bir mühendis, hem bir yangın uzmanı, hem bir hukukçu, hem de bir acil durum yöneticisi olmaları gerekmektedir. Tüm bu özelliklere sahipseniz o zaman bulunduğunuz yapıyı güvenle, huzurla, korkmadan, endişelenmeden kullanabilme şansınız olabilecektir. Aslında son derece anlamsız gibi görünen bu durum maalesef ülke insanının afet riskleri karşısında bulunduğu ruhsal durumu anlatmak için sanki çok da gerçekçi durmuyor mu?” “Bu sorunlu sistemin içinde de adalet sisteminin aksaması aslında tüm sistemin yapı taşlarına zarar vermekte ve hem doğal hem de inşa edilmiş yaşam alanlarında geri dönülemez bozulmalara yol açmaktadır. Sonuç olarak adaletli bir sistemin inşa edilmesi en öncelikli çare olarak görülmelidir. Sistemin halkalarını sağlıklı bir hale getirecek ve bir arada tutabilecek olan hukuka, adaletli bir yapıya bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktayız.”

Türkiye'de yaşayan insanların oturdukları, çalıştıkları, okudukları, gezdikleri, dinlendikleri, yemek yedikleri ve daha birçok başka faaliyette bulundukları mekânlarda kendilerini güvende hissetmeleri için hem bir mimar, hem bir mühendis, hem bir yangın uzmanı, hem bir hukukçu, hem de bir acil durum yöneticisi olmaları gerekmektedir. Tüm bu özelliklere sahipseniz o zaman bulunduğunuz yapıyı güvenle, huzurla, korkmadan, endişelenmeden kullanabilme şansınız olabilecektir. Aslında son derece anlamsız gibi görünen bu durum maalesef ülke insanının afet riskleri karşısında bulunduğu ruhsal durumu anlatmak için sanki çok da gerçekçi durmuyor mu? Sıradan bir vatandaş, bulunduğu binanın bir depremde hasar görmeyeceğine, yıkılmayacağına güvenebilmek için o binanın taşıyıcı sistemini analiz edebilmeli, planlarında ve taşıyıcı sistemindeki düzensizlikleri tespit edebilmeli, kullanılan yapı malzemelerinin kalitesini ve doğru kullanılıp kullanılmadığını anlayabilmeli! Yani hem bir mimar hem de bir mühendis olabilmeli! Aynı binanın yangın önlemlerinin (alarm, yangın sprinkleri gibi) bulunup bulunmadığını, bunların çalışıp çalışmadığını, yangın kaçış rotalarının ve merdivenlerinin nerede olduğunu ve kullanılır durumda olup olmadığını, binanın içinde kullanılan malzemelerin yangın dayanım özelliklerini bilmesi gerekir! Yani hem bir yangın uzmanı hem de bir acil durum yöneticisi olabilmeli! Aynı şekilde bir afet sonrası oluşan mağduriyetlerinde kimin sorumlu olduğunu, kimden hesap sorulabileceğini, hangi haklara sahip olduğunu, sorumluların hukuk karşısında nasıl yargılanabileceğini ve bu olayların bir daha tekrarlanmaması için nasıl önlemler alınabileceğini bilmeli! Yani çok yetkin bir hukukçu da olmalı! Elbette sıradan bir vatandaşın üzerinde böylesine ağır bir yük tanımlamak mümkün değil! Ancak yaşadığımız afetler sonrası tüm bu sorumlulukları yerine getirmesi gereken kişiler, kurumlar, uzmanlar, denetçiler, hukuk son derece başarısız sınavlar verdikleri, on binlerce can kaybı ve tazmini zor maddi kayıplar ile karşılaştığımız için toplum da ister istemez bu sorumlulukları kendi üzerine alabilsin diye telkinlerle karşılaşmıştır. 21 Ocak'ta Bolu Kartalkaya'da 78 cana mal olan otel yangını sonrası sosyal medyada ve televizyonlarda gittiğiniz binalarda yangın önlemlerine bakın, kontrol edin, denetleyin diye akıl veren onlarca belki de yüzlerce yayına şahit olduk. Keza aynı şekilde 17 Ağustos 1999 Depremi ve 6-20 Şubat 2023 Depremleri sonrası her bir vatandaşın deprem uzmanı olmasını isteyen medya bombardımanına uğradığımız gibi. Elbette toplumun bilinçlendirilmesi, afet risklerini azaltma konusunda çalışmalara katılımının sağlanması, bireysel olarak alabileceği önlemleri alması için yani kısaca risk azaltma kültürü oluşturabilmek için çalışmalar mutlaka yapılmalıdır. Ancak yapısal ve yapısal olmayan önlemlerin alınmasında asıl sorumlular ilgili kurum ve kuruluşlar ile uzmanlardır. Bu sorumlulukları bireylerin üzerine yıkma, “her şeyi de devletten beklemeyin” gibi bir söylem ve sürekli tekrar eden afetler ile ortaya çıkan ağır kayıplar, sonunda toplumu daha bilinçle hale getirmez aksine daha da içine kapatır ve kaderci bir anlayışa sahip, kırılgan bir toplum oluşturur. Alman sosyolog Ulrich Beck, onlarca yıl önce tanımladığı “risk toplumu” kavramı ile günümüzde ülkemiz toplumunun hızla ve kontrolsüz büyüyen, güvensiz kentsel alanlarda yaşayan korunmasız insan topluluklarını tarif ederken kullanabileceğimiz bir tanımı işaret eder. Bu tanım, karmaşıklaşan ve önemli bir kısmı da insanlar tarafından üretilmiş riskler karşısında kentsel alanlarda büyük belirsizlikler ile karşı karşıya kalan toplumu ifade eder. Bu şartlar içerisinde geleneksel uzmanlaşma ve mevzuat önlemleri ile denetim faaliyetleri aslında yetersiz kalmakta, farklı, disiplinler arası çalışmalara ve daha önce referansı da olmayan kriz durumlarına, tehlikelere ve risklere hazırlıklı olma zorunluluğu gerektirir. COVID Pandemisi belki de bunun en tipik örneklerindendir. Hazırlıksız bir sistem ve elbette bilgisi, deneyimi olmayan bir toplumun böyle krizlerle ve risklerle baş edebilmesi mümkün olamamaktadır. Öte yandan deprem, yangın, sel gibi konvansiyonel afet tehlike ve riskleri ile ilgili onlarca deneyime sahip olan ülkemizde bu afetler karşısında dahi hazırlıksız olmamız, büyük kayıplar vermemiz de başlı başına önemli bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Her afetten sonra çok hızlı bir bilinçlenme süreci yaşamaya çalışılmakta, herkes deprem uzmanı veya yangın uzmanı olmakta; ancak kısa bir zaman sonra ise aynı hızla bu bilinçlenme ve merak süreci ortadan kalkmakta, olanlar hazin haber sayfalarında ve arşivlerde kalmakta, verilen sözler unutulmaktadır. Tüm bu yaşananlar, mevcut kentsel alanlarda güvenli kent ve dirençli toplum yaratma idealine henüz hiç yaklaşamadığımıza, hem konvansiyonel riskler hem de karmaşıklaşmış, geçmiş referansımız olmayan riskler konusunda kaderci bir toplumun tüm safhalarını gözlemleyebileceğimiz bir duruma işaret eder. Geçmiş yüzyıllardan miras aldığımız afet tehlike ve risklerine bu yüzyılın yeni, üretilmiş afet riskleri de ilave edildiğinde zor bir süreçle karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Bu belirsizlikler yüzyılında toplumun kaderciliğini ortadan kaldırmak ve tehlikeler karşısında bilinçli davranabilme kapasitesini geliştirmek için neler yapılabilir? Bu noktada gelenekselleşmiş tavsiye ve kuralları tek tek saymak çok anlamlı görünmüyor. Bunların yapılması gerekliliği bilindiği gibi çok uzun zamandır her ortamda da tekrar ediliyor. Bundan zaten kaçış kurtuluş olamaz! Ama daha öz, daha vurgulayıcı, daha dikkat çekici bir söylem geliştirmek gerek. Burada da hukukun çalışması ve adaletin sağlanması gerektiği, başka çarenin olmadığı dile getirilmeli. Afetler karşısında adaletli bir büyüme, gelişme, kentleşme, çevre ve kaynakları koruma yaklaşımları hayata geçirilemezse başarılı olmak mümkün olamayacak. Bir taraftan deprem tehdidi altında bulunan kentler diğer taraftan iklim krizinin çoktan başlamış ve daha da şiddetleneceği öngörülen etkileri, öte yandan gelir dağılımı ve güvenli konuta erişme de yaşanan ve adeta krize dönmüş bir süreç ve başka konvansiyonel ya da üretilmiş riskler ancak adaletli bir sistemin her alanda, her sektörde, her kurumda ve her davranışta oluşturulması ile baş edilebilir olacaktır. Riskleri üreten vahşi kentleşme ve yapılaşma düzeninin başındaki insanoğlu bir taraftan kendi nesline ağır kayıplar verdirecek sistemi sürdürmeye çalışırken aslında tüm dünyanın doğal yapısına, habitata ve ekolojik dengeye de büyük darbe vurmaktadır. Bu sorunlu sistemin içinde de adalet sisteminin aksaması aslında tüm sistemin yapı taşlarına zarar vermekte ve hem doğal hem de inşa edilmiş yaşam alanlarında geri dönülemez bozulmalara yol açmaktadır. Sonuç olarak adaletli bir sistemin inşa edilmesi en öncelikli çare olarak görülmelidir. Sistemin halkalarını sağlıklı bir hale getirecek ve bir arada tutabilecek olan hukuka, adaletli bir yapıya bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktayız.

Bu icerik 437 defa görüntülenmiştir.