449
MAYIS-HAZİRAN 2026
 
MİMARLIK'tan

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: XX. ULUSAL MİMARLIK SERGİSİ VE ÖDÜLLERİ

Kamusal Zeminin Daraldığı Bir Eşikte Mimarlığı Yeniden Düşünmek

Doğan Türkkan, XX. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Seçici Kurul Üyesi

Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri, Türkiye mimarlık ortamının yalnızca başarılı yapı, proje ve fikir üretimlerini görünür kılan bir platformu değil; aynı zamanda mesleğin belirli dönemler içerisindeki yönelimlerini, sıkışmalarını, dönüşüm alanlarını ve direnç noktalarını izlemeye imkân veren önemli bir mesleki bellek ortamıdır. 1988 yılından bu yana kesintisiz biçimde süregelen bu programın XX. döneminde Seçici Kurul Üyesi olarak yer almak, benim için hem onur verici hem de mimarlığın güncel koşullarını daha geniş bir mesleki sorumluluk çerçevesinde yeniden düşünmeye vesile olan önemli bir deneyim oldu.

Bu dönem “Yapı”, “Proje” ve “Fikir Sunumu” dallarında sunulan eserleri değerlendirirken, yalnızca tekil üretimlerin niteliklerine değil, bu üretimlerin biraraya gelerek oluşturdukları genel tabloya da bakma imkanı bulduk. Sergiye sunulan eserlerin sayısında önceki döneme göre belirgin bir düşüş olması, ilk bakışta niceliksel bir veri gibi görünse de aslında mimarlık üretiminin içinde bulunduğu ekonomik, kurumsal ve toplumsal koşullara dair daha geniş bir gösterge olarak okunabilir. Küresel salgın sonrasında derinleşen ekonomik kriz, deprem gerçeğinin meslek ortamı üzerindeki çok katmanlı etkileri, yapı üretim süreçlerindeki daralma ve mesleki denetim mekanizmalarındaki değişimler, bu tablonun arka planında düşünülmesi gereken başlıca etkenler arasında yer aldığı konusunda diğer Seçici Kurul Üyeleri ile hemfikir olduk.

Bununla birlikte, başvuru sayısındaki azalmaya rağmen sergiye sunulan yapı, proje ve fikir çalışmalarının görünür nitelikleri ve ilgiyi sürdürme güçlerinin yüksek olması dikkat çekicidir. Bu durum, Türkiye’de mimarlık üretiminin tüm zorluklara rağmen düşünsel, tasarımsal ve mesleki bir direnç alanı oluşturmayı sürdürdüğünü göstermektedir. Özellikle kimi yapı ve projelerde, bağlamla ilişki kurma becerisi, mekânsal kurgu, malzeme duyarlılığı, yapım niteliği ve toplumsal fayda üretme arayışı güçlü biçimde hissedilmektedir. Seçici Kurul olarak değerlendirme sürecinde tasarım fikrinin özgünlüğü, yapının veya projenin çevresiyle kurduğu ilişki, iklimsel ve yerel koşullara duyarlılığı, kütle - mekân - cephe kararlarının niteliği, uygulama başarısı, toplumsal fayda düzeyi ve mimarlık mesleğine kattığı değer gibi ölçütleri birlikte ele almaya özen gösterdik.

Bu dönemin en dikkat çekici okumalarından biri, mimarlık üretiminin giderek daha fazla özel alan / özel mülkiyet eksenli üretim silsilesi etrafında yoğunlaşmasıdır. Sergiye katılan yapı projelerinin önemli bir bölümünün villa ve ikinci konut yapılarından oluşması, kamu yapılarının ise görece sınırlı kalması, Türkiye’de mimarlık üretiminin kamusal zemininin daraldığına işaret etmektedir. Bu durum, yalnızca yapı türleri üzerinden yapılacak basit bir sınıflandırmanın ötesinde, mimarlığın toplumla, kentle ve müşterek yaşam alanlarıyla kurduğu ilişkinin yeniden tartışılmasını gerekli kılmaktadır. Sağlık, kültür, eğitim, kamusal açık alan ve toplumsal altyapı gibi alanlarda nitelikli mimarlık üretiminin sürekliliği, mesleğin yalnızca piyasa koşulları içerisinde değil, kamu yararı ve ortak yaşam kültürü bağlamında da güçlenmesi açısından önemlidir. Diğer yandan jenerik duruş ve kitlesel etkileşim oluşturma / yaratma becerisinin; özet ifadeyle ödül spektrumunun kamu yapılarında yoğunlaşmasının bir karşılığı olarak mimari niteliğin halen etki gücü yüksek yapıtlarda gerçeklenebiliyor olması, cazibenin de bu tür yapılarla daha rahat vurgulanabildiğinin tezahürüdür.

Benzer biçimde, “Çevre / Kamusal Alan Tasarımı” kategorisindeki sınırlı başvuru sayısı da üzerinde düşünülmesi gereken bir başka göstergedir. Kentsel kamusal mekân tasarımının çoğu zaman yerel yönetimlerce açılan yarışmalarla sınırlı kalması ve bu yarışmalarda ödül alan projelerin çok azının uygulanabilmesi, Türkiye’de kentsel tasarım alanının hâlâ kurumsal süreklilik, uygulama iradesi ve kamusal sahiplenme bakımından kırılgan bir zeminde durduğunu göstermektedir. Öte yandan, özel alanda çevre tasarımı proje ve uygulamalarının yeni bir tasarım alanı olarak gelişmesi, “çevre tasarımı” ile “kamusal mekân tasarımı” arasındaki ilişkinin daha açık, kapsayıcı ve teşvik edici bir çerçevede yeniden tanımlanmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca bazı kentsel tasarım yaklaşımlarında, mevcut yapılı çevrenin sürekliliğini ve tarihsel katmanlarını yeterince gözetmeyen müdahale biçimlerinin tasarımın kurucu unsuru olarak sunulması, kamusal mekân üretiminin etik ve bağlamsal sorumlulukları üzerine yeniden düşünmeyi gerekli kılmaktadır.

XX. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’nde Mimar Sinan Büyük Ödülü’nün Semra Uygur ve Özcan Uygur’a verilmesi, mimarlıkta uzun soluklu etik duruşun, kamu yararını önceleyen üretimin, yarışma kültürüne katkının ve genç kuşaklarla birlikte üretme cömertliğinin değerini bir kez daha görünür kılmıştır. Mimarlığa Katkı Ödülleri ve Anma Programı kapsamında yapılan seçimler de mimarlığın yalnızca yapı üretiminden ibaret olmadığını; araştırma, eleştiri, koruma, meslek örgütü hafızası, kültürel süreklilik ve toplumsal sorumluluk gibi geniş bir düşünsel alan içinde anlam kazandığını hatırlatmaktadır. Bu değerlendirme sürecinde, Seçici Kurul’un ortak tartışma zemini ve kurul üyelerinin farklı mesleki birikimleri, kararların yalnızca sonuç odaklı değil, mimarlık kültürü açısından da çoğulcu bir düşünme ortamı içinde şekillenmesine katkı sunmuştur.

En nihayetinde Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’ni yalnızca bir ödül programı olarak değil, mesleğin kendisine tuttuğu dönemsel bir ayna olarak değerlendirmek gerekir. Bu ayna, kimi zaman üretim koşullarındaki daralmaları, kimi zaman kamusal alanın zayıflayan temsilini, kimi zaman da tüm bu sınırlılıklara rağmen mimarlığın nitelikli, duyarlı ve dönüştürücü olma kapasitesini görünür kılar. XX. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’nin de bu anlamda, Türkiye mimarlık ortamının güncel eşiğini anlamak ve geleceğe dair mesleki sorumluluklarımızı yeniden düşünmek için önemli bir zemin sunduğuna inanıyorum.

Bu icerik 77 defa görüntülenmiştir.