340
MART-NİSAN 2008
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
KENTSEL TASARIM

Daha Devrimci Bir Yaklaşıma İhtiyacımız Var: Vermeer’ler Aranıyor

Söyleşi: Ekim Tan

Y. Mimar, Delft Teknik Üniversitesi doktora öğrencisi

 

► Makale, Connected Cities dergisinin Eylül 2007 sayısında yayımlanmıştır. İngilizceden Çeviren: Aydan Erim

Rem Koolhaas’ın Metropoliten Mimarlık Bürosu’nda (OMA) uzun yıllardır tasarım yapan ve Avrupa kent merkezleri için daha yenilikçi bir geleceğin gerektiğini savunan Floris Alkemade ile Ekim Tan görüştü. Alkemade, OMA’nın on yılı aşkın süredir Lille, Almere, Essen, Paris’in yanısıra, Avrupa ve Asya’daki pek çok kent merkezindeki tasarımıyla oluşturduğu kendine özgü birikimi aktarıyor.

Johannes Vermeer nasıl günlük yaşamın sıradan kent manzaralarından esinlendiyse, bizler de günümüzün kültürünü yakalayabilmeliyiz. Geçmişin kültürel ögelerini tekrar etmek aptallıktır.

Floris Alkemade

 

Floris Alkemade, Avrupa kentinin, derinlere inen Roma ve Orta Çağ kökleri ile çok belirgin bir varlık olduğuna inanıyor. Avrupa kenti, her zaman bir merkez etrafında gelişmeyen Amerikan kentinden çok farklı. Aslına bakılırsa, Amerikan kentlerinin çoğunda bütün çekici ögeler zaten çevreye kaymış durumda. Avrupa’da bile günümüzdeki gelişmelerin büyük bir kısmı kentler arasında gerçekleşiyor ve pek çok kent bir desentralizasyon süreci geçirdi. Kırla kent arasındaki sınırlar bulanıklaşırken, Amerikalı Profesör Christine Boyer gibi bilgin kişiler “merkez” ve “çevre” gibi modası geçmiş terimleri kullanmanın artık anlamsız olduğunu savunuyor. Gerçekten de tüm dünyada kentlerin çevresi giderek daha yoğunlaşıyor ve geleneksel merkezî alanlar ya da kent merkezleri giderek onların işlevini daha büyük alışveriş merkezleri, alternatif konut yerleşimleri ve daha düşük yoğunluklarla kent çevresinde üstlenen benzerlerine gıpta ile bakıyor. Alkemade, “Yine de, merkezden vazgeçmeye karşı bir direniş var” diyor ve ekliyor: “Bence, bu erozyona rağmen, Avrupa’da kent çekirdeği kritik ve önemli rolünü üstlenmeyi sürdürecektir.”

Avrupa kenti, kent kimliğinin tanımlanmasında tarihin daha marjinal bir öge olduğu Asya’daki benzerlerinden de kesinlikle farklıdır. Tarihin önemli olduğu örneklerde bile, kavrayışta büyük bir boşluk bulunmaktadır: “Örneğin, Singapur’u ele alalım. Kent, özgünlük adına, kent yetkililerinin yıprandığına ve aşırı bir şekilde kullanıldığına inandığı aslının yanına, tümüyle yalancı bir Çin mahallesi inşa etti.” Bu tür girişimler, aynı zamanda, Asya’da değişen bir yaklaşımın da kanıtı. “Ne de olsa, kent merkezinin kimliği hakkında kaygı duymak, bir lüks belirtisi olabilir!”

KORUMA TUZAĞI


Avrupa’da koruma konusuna gelince, Alkemade ödünsüz ve katıksız korumacılığa karşı eleştirel bir duruş alıyor. Ona göre, daha devrimci bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Avrupa kentleri farklıdır ve farklı olmaya çalışıyor. Öte yandan, tarihî biçimlerin kopya edilmesi sadece sinir bozukluğu yaratıyor. Bugünün gereksinmelerine yanıt verecek çağdaş yollar bulmalıyız: “Paris’teki Les Halles için açılan tasarım yarışmasında geleceğin çözümlerini bulmaya çalıştık. Tarihsel bir içeriğe, insanların kenti düşünme alışkanlıklarını dönüştürecek bir şekilde modernite katma konusunda genel bir tartışma başlattık.”


Bir zamanlar kentin gıda ve et pazarı olan Les Halles, bugün Paris’in “karnı” olarak da tanımlanan kentsel bir boşluktur. Yüzeyin altında metro ve hızlı treni içeren yoğun kullanımlı bir ulaşım noktası ile oldukça büyük bir alışveriş merkezi vardır ve bu kompleksin tümü yer altındaki dört kattan oluşmaktadır. Günde sekiz yüz bin kişiye hizmet veren bu istasyonun, Avrupa’daki en büyük tren istasyonu olduğu söylenmektedir. 1970’lerin başlarında halin çelik ve camdan yapılmış pazaryerleri yıkıldı ve yerine, hiçbir zaman popüler olamayan on iki ayrı bina yapıldı. Kent yönetimi bu alanı yeniden canlandırmak çabasında. Alan, 2003 yılında çok tartışılan ve karmaşık konular, tarihsel içerik ve altyapının oluşturduğu tasarım üçgenini çözmeyi amaçlayan bir yarışmaya konu oldu. OMA, MVRDV, Jean Nouvel ve SEURA’dan David Mangin ile birlikte, seçilen dört uluslararası finalistten biriydi. Kazanan, ekonomik açıdan en yapılabilir olduğu düşünülen, bazılarına göre de oldukça tutucu bir öneri sayılan Mangin’in projesi oldu.

 

OMA’nın projesi seçilmemiş olsa da, Alkemade eskiyi ve moderni birbirine yedirmenin doğru bir yaklaşım olduğunu savunuyor: “Biz, farklı derinliklerden yükselen yirmi bir ufak kule ile, Les Halles’un en derindeki katmanını gökyüzüne açmayı ve hem transit ulaşımı hem de ticari merkezleri, çevredeki tarihî mahallelerden görülebilir kılmayı önerdik. Georges Pompidou Merkezi, bunun nasıl çalışacağına iyi bir örnektir. Kentteki bu avangart uygulama, eğer doğru yapılırsa, insanların yeni bir dile açık olduğunu gösterdi. İnsanlar buraya bayılıyor. İşin kara mizah yanı ise, Paris’in güncel imar kuralları ile böyle bir projenin günümüzde gerçekleştirilemiyeceği. Tarihî mirasın giderek daha fazla korunması isteniyor ama bunun bir çıkmaz sokak olduğundan eminim. İnsanlar nasıl 1960’larda ve 1970’lerde yapılan şeylerden pişmanlık duyuyorsa, on yıl sonra buna da pişman olacak.


“Bir anlamda, kentteki belirli zaman katmanlarının korunmasına ilişkin bir moda var. Şu sıralarda rıhtımların dönüştürülmesi çok saygın bir iş, bir sonraki kimbilir ne olacak!” Alkemade, tarihî korumacılık tartışmalarındaki göreceliliğe de dikkat çekiyor. 1985 yılında Essen’deki Zollverein Kömür Madeni Sanayi Kompleksi kapatıldı. O zaman herkes buranın çirkin bir yer olduğu kanısındaydı ve yıkılmasını istiyordu; ama 2002 yılına gelindiğinde, aynı mekân UNESCO Tarihî Mirası olarak ilan edildi. On beş yıl içinde gerçekleşen bu değişiklik inanılmaz bir şey!”


AVRUPA KENT ETİĞİ


Avrupa kentleri varolma savaşımı verirken, başarılı olmak için her zaman bir dizi temel koşulu rehber aldı. Bütün kent merkezlerinde:


Kültür ve sanat olmalı; hiçkimsenin kültürden arınmış bir kentte yaşamaya hakkı yoktur;


Ağırlıklı olarak yaya trafifiği etrafında perakende ticaret alanları yer almalı; araba trafiği ile beslenen ticaret alanları, kent merkezlerinde ayrı bir yerde düzenlenebilir;


Ziyaretçilerin net bir şekilde algılayabileceği bir hareket düzeni olmalı; kaybolmak yaşanan deneyimin kalitesini düşürür ve alışveriş etkinliğini azaltır.


Bu “etik” kavramlarla yola çıkınca, kültürel koruma, yayalaştırılmış alışveriş ve okunabilir bir yönlenme kaçınılmaz koşullar olmakta. Ama kentler bunlar olmadan da yaşayabilir mi? Kültürden arınmış, alışverişten arınmış, yönlendirmeden arınmış bir kent neden olmasın?


KÜLTÜRDEN ARINDIRILMIŞ BİR KENT?


”Kentlerin varolmak için kültüre ihtiyaç duyduğu doğrudur, ama bu, kültürün ne tür bir kültür olduğuna bağlıdır. Benim için, üst ve alt kültürlerin bileşimi her zaman çok çekici olmuştur. Örneğin popüler TV programı ‘Biri Bizi Gözetliyor’ ya da ‘Big Brother’, Hollanda’da Amsterdam’ın doğusundaki bir yeni kent olan Almere’de yaratıldı. Program kısa sürede tüm dünyaya yayıldı. İşte bu dikkate alınması gereken bir kültürel değerdir. Johannes Vermeer nasıl günlük yaşamın sıradan kent manzaralarından esinlendiyse, bizler de günümüzün kültürünü yakalayabilmeliyiz. Geçmişin kültürel ögelerini tekrar etmek aptallıktır.” Bu ortaya tarihsel katmanları son derece ince olan yeni kentleri nasıl ele alacağız sorusunu atıyor. Göreceli olarak kısa bir geçmiş bir eksiklik olarak görülse de, aslında değildir. Almere gibi yeni bir kent, yeni kültürler keşfetmek için serbest bir alan sunuyor. Mevcut kentlerin çokkatmanlı bir kültürel zenginliği var, ancak ‘yeni kent’lerin karşısındaki aşılması zorlu sorun, bu tarihî kültürün nasıl yeniden keşfedilip, nasıl yeniden yorumlanacağı.


ALIŞVERİŞTEN ARINDIRILMIŞ BİR KENT?


“Alışverişin kendi fizik kuralları olduğu açık. Yaptığımız alışverişin % 60’ını anlık kararlar ve dürtülerle yapılan satın almalar oluşturuyor. Oyun basit: Önünüzden ne kadar çok insan geçerse, o kadar çok insan ürünlerinizi görecek ve o kadar çoğu onları satın alacak. Ancak bu, istemekle almak arasında bir engel olmamasına bağlı. Dolayısıyla, ticaret açısından, yayalaştırmak önemli olmaktadır. Öte yandan, otomobille bağlantılı herşeyin tanımı gereği kötü olduğunu kabul eden Kalvinist anlayış, bir kent merkezinin geliştirilmesinde temel yaklaşım olamaz. Örneğin, Almere’de ilk başta yeni kentin coğrafi merkezini oluşturan Weerwater Gölü üzerinden doğrudan bir araç bağlantısı önerdik. Aldığımız tepki, insanların bu yolu gerçekten kullanacağı yönündeydi! İnsanların gölü de kent merkezini de otomobilleri ile yaşamalarına neden izin vermeyelim?


YÖNLENDİRMEKTEN ARINDIRILMIŞ BİR KENT?


“Geçen hafta Milano’daydım. Haritam yoktu ve cep telefonumun da şarjı bitmişti. Kaybolmak müthiş bir deneyim, ama itiraf etmeliyim ki daha az alışveriş yaptırıyor. Ticari açıdan, okunabilirlik önemlidir. Ama gene de kaybolmak, kenti kent yapan şeylerden biri. Bana göre bir kentteki bazı yerler çirkin, güvensiz ve önceden kestirilemez olmalı.”


KESTİRİLEBİLİR OL(MA)MAK VE KENT

 


Alkemade, kestirilebilir ol(ma)maktan sözederken tasarımcıların ve plancıların kent üzerindeki etkilerini abarttığını söylüyor: “Almere bir kent-karşıtı kent olarak planlandı. Buna karşın giderek büyüdü de büyüdü ve şimdi Hollanda’nın besinci büyük kenti olmak için yarışıyor.”


“Noorderplassen bir iş parkı olarak planlanmıştı ama sonuçta bir yarı-sulak koruma alanına dönüştü. Ana gelişmeler bile her zaman planlanmış değildi.” Kestirilebilir olmamak bir kalkınma stratejisinin parçası olabilir mi? “İzlenebilecek yollardan biri, aynı zamanda özel koşullar yaratan iyi organize edilmiş bir mekanizma sunmaktır. Örneğin, kentsel ızgara sistemi. Bunu düzenleyin ve sonra salıverin gitsin! Ama kent sadece herhangi bir kent olmamalı.”


Peki öyleyse OMA, kestirilemezlik ve özel koşullarla nasıl başediyor? OMA, Lille ve Almere’de kentin merkez çekirdeğinin şekillenmesinde etkin bir rol oynadı. Bunlardan biri Fransa’da tarihî bir kent merkezi, diğeri de Hollanda’daki otuz yıllık bir yeni kent. Alkemade’in istediği temel tasarım ‘etikleri’ neler? Lille, Kuzey Fransa’da Paris ve Londra arasındaki konumunu, hızlı tren (HST) çevre hattı üzerindeki önemli odaklarından biri olan Euralille İstasyonu ile sağlama almıştı: “Euralille’de yapay yeni kent, eski kentin hem bir parçasıydı hem de değildi. Eski kent surları alanında yer alan son derece karmaşık bu programın gerçekleştirilmesi, kent meclisine anlatılması en zor olan şeylerden biriydi.” 1980’lerin sonuna kadar Lille tarihî bir taşra sanayi kentiydi. O zamandan bu yana, HST İstasyonunu, Dünya Ticaret Merkezi’ni ve perakende ticarete ayrılmış 100 bin m2 alanı, ofis sitelerini, konut yapılarını, otelleri ve kültür tesislerini içeren devasa bir gelişme programı ile desteklenen çok büyük bir dönüşüm geçirdi. “Bizim tepkimiz, eski merkezin kenarında hipermodern bir merkezî çevre yaratmak yönündeydi. Eski merkezi kopya etmek yerine, tarihî kentin etrafına bir modernite bandı ekledik. Bu birbirine zıt form dilinden başka, mevcut ve yeni doğan kent arasında çoklu hareket ve işlev bağlantıları önerdik. Esas olarak, eski ve yeni kent arasındaki altyapı çerçevesinde örgütlenen bu fazla vurgulanmamış bağlantı projenin anahtarı oldu.


Alkemade’in Almere’deki yaklaşımı, Lille’deki karşıtlık yaratan modernite yaklaşımının aksine, daha merkezci bir kent merkezi düzenlemesidir. İlk bakışta bu yaklaşım hiç de OMA işi gibi gözükmez; kente tepki olarak ortaya çıkan bir yeni kente neden geleneksel bir merkez çekirdeği yapılsın ki? “Bir merkez yaratılmasına ilk tepkimiz, ‘neden?’ oldu. Bize göre Almere merkez olmadan da yaşanabileceğinin bir kanıtıydı. Ama sonuçta, Avrupa kentlerinde merkeziyetçilik yönünde kaçınılamaz bir ihtiyaç duyulmakta.” Almere gibi yeni bir kent için bu oldukça hassas bir konuydu. Almere her ne kadar 1970’lerin ortalarında kente karşı-tez olarak ortaya çıktıysa da, daha sonraları yaptığı bir geri dönüşle geleneksel merkezinin mekânda bir nokta olduğu bir kente dönüştü. “Hiç akla gelmez ama, Los Angeles’ta bile merkezcilik yönünde benzer içgüdüler görebilirsiniz. Örneğin, Hollywood’daki Universal Stüdyoları’nda tema parkından oldukça uzağa bir otopark yapılmıştı. İnsanların bu arayı yürümesi gerekiyordu. Zaman içinde ortaya bazı dükkanlar çıktı. Arkasından insanlar gölgelik istedi ve ikinci bir gelişme katmanı eklendi. Bu ara-bölge, aşama aşama ofisler, okullar ve dükkanlarla doldu. Kendileri farkında olmasalar da, aslında yaya kent merkezini icat ediyorlardı.” Alkemade’in Almere’deki esas kozu, yeraltına bir katman ekleyerek yeni kenti iki katına çıkartmak oldu. Kentin altında yer alan çok katlı otopark, şimdi üstteki alışveriş katmanına hizmet ediyor ve kurguya, aksi halde gerçekleşmesi mümkün olamyacak büyük bir süpermarketin katılmasına olanak veriyor.

DEĞİŞMEYİ GÖZE ALMAK

 

Alkemade’nin projelerini gözden geçirdiğiniz zaman, değişikliğin kabulünü ve değişikliğe uymayı, çağdaş kültürün yakalanmasını ve gerek biçimde gerekse programda monokültürden kaçınmayı görebiliyorsunuz. “Günümüzde, pek çok kentin farketmeden bile kabul ettiği egemen gelişme modeli, merkezlerin bir tema parkı olarak gerçekleştirilmesidir. Dokunulmaz bir 17. yüzyıl imajı olan Amsterdam’da bile, sürekli değişim kaçınılmaz olmuştur. İşin ilginç yanı, binaların cepheleri bu kimliği yansıtırken, bu cephelerin sadece içerde gerçekte olup bitenleri örten zarflara dönüşmüş olmasıdır.” Haşmetli kanal evlerinin iyi korunmuş cephelerinin ardında, gerçekten de en ileri hizmetleri sunan canlı bir ekonomi var. “Nereden bakılırsa bakılsın, ileriye gitmenin tek yolu, mevcut kenti çağdaşlaştırmaktır. Değişmeyi göze almalısınız. 1960’ların sonlarında kafa yapılarımız değişime çok daha açıktı. Avrupa’da şimdi çok daha tutucu bir kafa yapısı var. Bununla başa çıkmamız gerek!”


RESİMLER


1. OMA’nın Les Halles önerisi: Gelecek çözümleri (© Metropoliten Mimarlık Bürosu (OMA))


2. Almere, Hollanda: Yeni kentte yeni merkez (© Ekim Tan)


3. 1990’larda Euralille inşaat halinde (© Metropoliten Mimarlık Bürosu (OMA))


4. Euralille: Eski kentin kenarında hipermodern merkezî bir çevre (© Metropoliten Mimarlık Bürosu (OMA))

Bu icerik 3342 defa görüntülenmiştir.