340
MART-NİSAN 2008
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
CUMHURİYET DÖNEMİ MİMARLIĞI

Modern Mimarlık Mirasını Onaylamak: Yasal Süreç ve Tescil Kararlarına Bakış

Ebru Omay Polat

Araş. Gör., YTÜ Mimarlık Bölümü

Türkiye’nin modern mimarlık mirası kapsamındaki yapı ve yapı gruplarının tescil sürecine yön veren yasal düzenlemeleri aktaran yazar, yine aynı düzenlemelerden kaynaklanan sorunları, Mecidiyeköy Tekel Likör ve Kanyak Fabrikası, İstanbul Karayolları 17. Bölge Genel Müdürlüğü Kompleksi ve Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası Kompleksi üzerinden değerlendiriyor.

Koruma alanı, mevcut olanı muhafaza etmeye yönelik yaklaşımıyla mimarlık bünyesinde durağan bir alan olarak algılanma eğilimindedir. Ancak bu genel kabulün aksine, mimarlık düşüncesi ve pratiğindeki değişimlerle bağlantılı olarak koruma, devingen bir tavır sergiler. Korumanın bu yapısının “Koruma Alanına Yeniden Bakış” dosyasındai vurgulanması Türkiye’nin koruma alanında güncel bir tartışma alanı olduğundan son derece anlamlıdır.

 

Bu devingen tavır, 20. yüzyıl sonunda modern mimarlık mirasının gündeme gelişiyle birlikte yeniden kendini göstermiştir. Koruma alanı her açıdan sorgulanmaya başlamıştır: Kavram ve ölçütlerin tanım ve içerikleri yeniden tartışılmış, ölçütlerin hiyerarşisi yeniden düzenlenirken, yeni kavram ve ölçütlerin de koruma kuramı içinde değerlendirilmesi gündeme gelmiştir. Modern mimarlık mirasının Batıda gündeme gelen örneklerine bakıldığında, kuramsal tartışmaların uygulama alanından da beslendiği gözlemlenmektedir. Bu mirasın restorasyonunda karşılaşılan sorunlar, kuramsal alanı da şekillendirmektedir.

 

Türkiye’de modern mimarlık ürünlerinin koruma alanının bir parçası olarak değerlendirilmesinin tarihi oldukça yeni olduğundan, pratik ve kuram henüz birbirinden besleme aşamasında değildir. Türkiye’nin modern mimarlık mirasına ilişkin kuramsal altyapının etkinleşmesi, korumanın tüm alanlarının yeniden değerlendirilmesi ve sorunların netleştirilmesi ile sağlanabilir. Kuramsal altyapıdaki boşluklar, korumanın ilk aşaması olan tescil kararları ve yasal statünün belirlenmesi sürecinde somutlaşmaktadır.

 

YASAL STATÜ VE TESCİL SÜRECİ

 

Türkiye’de koruma alanının yasal temelini 5226 sayılı Yasa ile değişen 2863 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası”ii oluşturmaktadır. Yasanın bazı maddelerinde yer alan tanım ve ölçütler, modern mimarlık mirasının korunmasına yönelik kararların alınması sürecinde belirsizliklere ve tartışmalara neden olmaktadır. Kurul kararları, bilirkişi raporları ve bu kararların basına yansıyan sorunların bir kısmının temelini yasada yer alan bazı kavramların tanım ve içeriklerinden kaynaklandığı söylenebilir. Kültür varlığının tanımı, kronolojik sınırlama ile ilgili bentler ve ilke kararları bunlardan başlıcalarıdır.

 

Cumhuriyet döneminin ilk koruma mevzuatını oluşturan 1973 tarihli ve 1710 sayılı Yasa’da “anıt” kavramı, “tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal ve teknik bakımlardan önemleri nedeniyle dikkate değer binalar ile diğer yapılar ve bunların müştemilatı ile tamamlayıcı kısımları” olarak tanımlanmaktadır. 1983 tarihli 2863 sayılı Yasa’da “anıt” kavramı yerine, bu kavramı da kapsayan “kültür varlığı” kavramına yer verilmiştir. Ancak, bu yasada “kültür varlığı” kavramının içeriği, 1710 sayılı Yasa’daki “anıt” kavramının içeriğinden daha sınırlı bir ifade ile tanımlanmıştır.iii

 

2863 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde “anıt” kavramının yerini alan “kültür varlığı” kavramıiv, üç farklı boyutta ele alınmıştır: Zaman, nitelik ve mekân. Maddede yer alan “tarih öncesi ve tarihî devirlere ait” tanımlaması, zaman/eskilik ölçütü açısından bir kısıtlama getirmemektedir. Bu tanım, başka değerler içermek koşuluyla çok yakın geçmişe ait bir yapı kültür varlığı niteliği kazanabileceği şeklinde yorumlanabilir.v Tanımlanan nitelikler arasında, 19. yüzyıl sonu ve modernist dönem yapılarının “öncü”, “tek”, “artık tekrarlanamayacak olma” gibi malzeme kullanımı ve teknolojiyle ilgili değerlerin açıkça yer almaması da “kültür varlığı” kavramını sınırlandırmaktadır. Aynı maddenin d bendi ise, doğrudan cumhuriyetin kuruluşunda rol oynayan yapılara referans vermektedir. Tarihî ve simgesel değer taşıyan yapıların bir bölümü bu tanım kapsamında değerlendirilmektedir.vi


 


Bu dönem yapılarının mimari özelikleri, modernist mirasın imgesel değerleri “eski eser” kavramına uymamaktadır.vii Bu nedenle, korunması gerekli mirasın “eski eser” kavramının ötesine geçerek, “kültür varlığı” kavramıyla değerlendirilmesi önemlidir. 5226 sayılı Yasa ile değişen 2863 sayılı Yasa’da, 1710 sayılı Yasa’da yer alan “eski eser” kavramı yerine, “kültür varlığı” kavramı temel alınmıştır; ancak koruma alanındaki yaklaşım günümüzde de “eski eser” kavramının ve eskilik değerinin ön planda olduğunu göstermektedir.


 


Kültür varlıklarının korunması ile ilgili yasal düzenlemelerde kronolojik sınırlar belirlenmesi, birçok ülkenin koruma mevzuatında yer almaktadır.viii Türkiye’de 2863 sayılı Yasa çerçevesinde 19. yüzyıl sonu kronolojik bir sınır olarak kabul edilmiştir. Yasanın 6. maddesinin a bendinde yer alan “19. yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar” ifadesinin getirdiği zaman sınırlaması, 1900 öncesine tarihlenen her yapı, yapım tarihi ile kazandığı tarihî belge ya da eskilik değeri ile tescillenebilmektedir. Bu yasal sınırlama, 20. yüzyıl mimarlık ürünlerini koruma kapsamı dışında bırakmayı kolaylaştırmaktadır. 20. yüzyıl mirasının erken dönemine tarihlenen art nouveau, art deco ve ulusalcı mimarlık, üretimi devam etmeyen mimari yaklaşımların örnekleri olarak koruma kapsamında daha kolay değerlendirilmekte, yakın tarihli cumhuriyet dönemi yapılarının korunabilmeleri açısından risk yaratmaktadır.


 


Gerek koruma kurulları ve uzmanlar arasında, gerekse kamuoyunda 1900 yılına dek inşa edilen yapıları kültür varlığı ve “eski eser” statüsünde değerlendirme ve koruma konusunda görüş birliği sağlanmıştır. Modernist yaklaşımların ürünleri ise, getirilen bu sınırlamayı kaldırmaya yönelik yasada net olmayan tanımlar nedeniyle öznel değerlendirme süreçleriyle karşılaşmaktadır. Maddenin a ve b fıkralarında yer alan “19. yüzyıl sonundan sonra yapılmış olan taşınmazların tescil edilebilmesi için özel işlem gerekmektedir” ifadesi, 1900 yılından sonra inşa edilmiş yapılar için tescil kararında yapıyla ilişkilendirilen koruma ölçütlerinin ve tescil gerekçesinin tanımlanması gerektiği anlamını taşımaktadır.


 


Yasanın kapsamı, tescil ve koruma pratiğinde boşluklara ve tartışmalara neden olan alanlara yönelik ilke kararları ile genişletilmektedir. KTVKYK’nın 1999 yılında kabul ettiği 662 no.lu ilke kararı cumhuriyet dönemi yapılarıyla ilgili bir madde içermektedir:


 


“[…] korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı envanterlerinin tamamlanmamış olması nedeniyle”;


a) 2863 sayılı Yasaya göre taşınmaz kültür varlığı özellikleri taşımakla birlikte henüz tespit ve tescili yapılamamış olan yapıların,


b) Kamu kurum ve kuruluşlarınca kullanılan ve yapıldığı dönemin mimari özelliklerini taşıyan yapıların,


c) Erken Cumhuriyet Dönemi Yapılarının; koruma kurulu görüşü alınmadan yıktırılmaması yönünde gerekli önlemlerin, ilgili belediyesi (veya valilik) ile varsa koruma kurulu müdürlüğü, yoksa müze müdürlüğünce alınmasına […] karar verilmiştir.ix


 


Bu ilke kararının b bendi, 2863 sayılı Yasa’nın b bendi ile içerik açısından farklılık içermemektedir ve yasal açıdan bir yenilik getirdiğini söylemek zordur. Ancak, ilke kararının c bendinde yer alan “erken cumhuriyet dönemi yapıları” ifadesi, 2863 sayılı Yasa’daki ilgili maddeye yeni bir boyut eklemektedir. Ancak, modern mimarlık mirasının korunması açısından önem taşıyabilecek bu ifadenin hangi dönemi tanımladığı, ifadenin sınırladığı dönemin kronolojik ya da üslupsal bir sınır olup olmadığı anlaşılamamaktadır.


 


Modern mirasın kapsamında değerlendirilmesi gereken yapı ve yapı gruplarının tescil sürecinde yasal nedenlerden kaynaklanan sorunları somutlaştırmak için, İstanbul’da Mecidiyeköy Tekel Likör ve Kanyak Fabrikası ve İstanbul Karayolu 17. Bölge Genel Müdürlüğü Kompleksi ile Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası Kompleksi incelenmiştir.


 


Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası


 


Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası, 1930’lu yıllarda Rob Mallet-Stevens tarafından tasarlanmıştır. Kendine özgü modernist bir çizgisi olan önemli isimlerinden Rob Mallet-Stevens’in Türkiye’deki tek yapısı olan fabrika, art deco çizgiler taşıyan pürist bir yaklaşımla tasarlanmıştır. TEKEL arşivinde yer alan yapının inşa edildiği dönemlere ait fotoğraf ve çizimler kompleksin bu mimari özelliklerinin izlenebildiği verilerdir. Giriş pavyonunun eğrisel çizgiler taşıyan yalın kütlesi ile fabrika yapısının yatay boşluklarla hareketlendirilmiş prizmatik kütlesi 1930’ların mimari dilini yansıtmaktadır. Ana üretim binası galerili ve çok katlı bir kütle ile bu bloğun her iki tarafına eklemlenen L biçiminde daha alçak iki kütleden oluşmaktadır. İç mekânda yine art deco çizgiler ağır basmaktadır.x (Resim 1)


 


Fabrika, zaman içinde üretim teknolojilerinin gelişmesi ve farklılaşmasının yanısıra, üretim artışı nedeniyle bazı değişiklikler geçirmiştir. Giriş pavyonunun Ali Sami Yen Stadyumu inşaatı sırasında yıkılması, yapı kompleksinin mimari dilinin bütünlüğü açısından en önemli kayıp olmuştur. 2000 yılında üretimin durdurulmasının ardından, 2002 yılında fabrika ana üretim binasının büro işleviyle kullanımına yönelik kapsamlı bir dekorasyon çalışması yapılmıştır. Yapının iç ve dış mekânında yapının özgün karakterinin okunmasını güçleştiren değişiklikler gerçekleştirilmiştir.


 


Fabrika ve arazisiyle ilgili tescil istemi süreci izlendiğinde, tescil önerisi için ilk başvurunun yapı grubu ile ilgili olmaması, içinde bulunduğu yeşil arazinin korunması ile ilgili olması dikkat çekmektedir. Fabrika, Büyükdere Caddesi’nin Zincirlikuyu yönünde konumlanmıştır ve 20. yüzyıl başlarına dek bağ ve bahçeleriyle yerleşim dışı bir alan olan Mecidiyeköy’ün bu yeşili bugün koruyabilmiş tek arazisini tanımlar. 1997 yılında HABITAT İzleme Grubu, imar planında ticaret ve iş merkezi alanında kalan ve TEKEL Genel Müdürlüğü tarafından iş merkezine dönüştürülmesi gündeme gelen fabrika arazisinin ve içindeki kültür ve tabiat varlıklarının koruma altına alınması amacıyla tescil edilmesini talep etmiştir. (Resim 2)


 


Bu talepte, fabrikanın yaklaşık yirmi dört dönüm arazisinin bu bölgede artık mevcut olmayan dokudan arta kalan ağaç ve yeşillikle kaplı olduğu vurgulanmış, ayrıca fabrikanın imalat teknolojisinin Türkiye’nin likör üretimi açısından önem taşıdığı da belirtilmiştir.xi Kurulun ağaç revizyonu talebiyle ilgili kararında, fabrika yapıları için “İstanbul’un ilk sanayi yapılarından biri ve mimar Mallet-Stevens yapısı olduğu bilinmekle birlikte, yerinde yapılan incelemede tescil niteliği taşıyan yapılar görülmediği gibi, kurul arşivinde yapılan incelemede tescile esas teşkil edecek bilgi ve belgeye rastlanmadığı…” ifadesi kullanılmıştır.xii


 


TEKEL’in özelleştirilmesinin ardından gündeme gelen yıkım ve işlev değişikliği önerileri nedeniyle, Mallet-Stevens’in Türkiye’deki tek tasarımı olan 1930’lu yıllarda inşa edilen Mecidiyeköy Tekel Likör Fabrikası’nın tescili, tasarımcısı ile ilgili bu niteliği temel alınarak gündeme gelmiştir. Ancak öneri, “yapı grubunun özgün niteliklerini kaybettiği ve çok fazla değişikliğe uğradığı” gerekçesiyle kurul tarafından reddedilmiştir. Yapılan yeni değerlendirmede ise fabrikanın “yapım tarihi itibariyle 20. yüzyılın ilk endüstri yapılarından olmasına rağmen, yerinde yapılan incelemede yapının zaman içinde geçirdiği fiziki ve işlevsel değişim nedeniyle…” tescilinin gereksiz olduğuna karar verilmiştir.xiii


 


Yapı, yeni itiraz başvurusunun ardından tescillenmiştir. Bu karar süreci, modern mimarlık mirasının belgelenme amacıyla analiz edilirken karşılaşılan temel bir soruna örnek teşkil etmektedir. Özgün niteliklerinin cepheye yapılan ekler, renk değişimi, çatı biçiminin değiştirilmesi gibi çoğunlukla geri dönüşü olabilen müdahaleler, yapının özgün niteliklerinin kolaylıkla silikleşmesine yol açmaktadır. (Resim 3) Bu durum, yapıyı günümüz teknolojisi ile üretilen herhangi bir yapıdan farksız kılmakta ve mimarlık mirası olarak kimliğinin algılanmasını güçleştirerek yıkım ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Mallet-Stevens’in tasarımının yok olmasının yanısıra, Mecidiyeköy’ün kentsel kimliğini belirleyen önemli bir alanın bu kimliğin önemli bir parçasını yitirmesine neden olacak bu karar, 2006 yılında yeniden gündeme getirilerek tescil kararı alınması sağlanmıştır. Fabrika kompleksi, taşıdığı özgün mimari niteliklerinin yanısıra, tasarımcısı bağlamında “tek olma” ve Türkiye endüstri tarihine getirdiği “teknolojik yenilik getirme” nitelikleri bağlamında özenli bir belgeleme ve değerlendirmeyi hak etmektedir.


 


Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası ve Lojmanları


 


Sümerbank yerleşkelerinin kuruluş kararı, 1930 yılında 1. Beş Yıllık Sanayileşme Planı kapsamında alınmıştır. Yerleşkelerin kuruluş amacı, Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet eliyle yönlendirilen modernleşme hareketine farklı alanlarda katkıda bulunmaktır: Sanayi yapıları, sosyal donatı mekânları, lojmanlar gibi farklı yapı grupları içeren yerleşkeler, kuruldukları kentlerin modernleşme sürecine mimarlık alanında olduğu kadar ve kuruldukları kentlerin sosyal yaşamının modernleşmesinde etkin olmuştur. Sovyetler Birliği ve Almanya’nın modernleşme modelleri konusunda verdiği destek, mimaride ve kentleşmede farklı ölçeklerde konumlanışa, mimarlık diline ve bütüncül tasarıma yansımıştır.


 


Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası ve Lojmanları’ndan oluşan yerleşkenin temeli 1934 yılında atılmıştır. “Kayseri Pamuklu Sanayi İşletmesi”, Türkiye’nin ilk bez fabrikası olarak hizmete açılmış, fabrikanın tasarım ve uygulama projeleri ile mali ihtiyaçlar Sovyetler Birliği tarafından desteklenmiştir.xiv Yerleşke 1970 yılına dek farklı işlevlere yönelik yeni yapılarla büyümüştür.


 


Sümerbank Yerleşkesi, hem mimari hem de şehircilik düzenlemeleri ile basit ve yalın nitelikler taşıyan binalardan oluşmaktadır. Rasyonel mimarlık dili ve plan-kütle uyumu simetrik, masif homojen ve anıtsallık da ilişkilendirilebilecek bir yerleşke düzenlenmiştir.xv (Resim 4, 5) Türkiye’nin ilk toplu konut uygulamalarından olan lojmanlar, fabrika binaları ile beraber tasarlanmış ve belirli zaman aralıklarında inşa edilmiş konutlardır. Genel olarak betonarme teknikle inşa edilseler de, yerel malzeme taş, cephelerde ön plana çıkarılmıştır. 1935-1950 yılları arasında, toplam altı ayrı tipte konut üretilmiştir.xvi


 


Sümerbank’ın özelleştirilmesinin ve tesisin üretiminin durdurulmasının ardından yerleşke tüm tesisleri ile Erciyes Üniversitesi, Maliye Bakanlığı ve İl Özel İdare Müdürlüğü’ne devredilmiştir.xvii


 


Kayseri Sümerbank Dokuma Fabrikası’na ait yapılar, 2003 yılında tescil edilmiştir. Fabrika yapıları için alınan tescil kararının ardından, fabrika yapılarının müştemilatları ile birlikte tesciline karar verilmiştir.xviii Ancak ikinci karar için Kayseri Defterdarlığı ve Kocasinan Belediye Başkanlığı tarafından iptal davası açılmıştır. Dava talebinde kurul kararının detaylandırılmaması üzerinde durulmuştur: “…taşınmaz mal üzerindeki yapı ve ağaçların hiçbir özellik taşımadığı, taşınmaz malın şehir merkezinde oluşu ve konumu itibarı ile anılan özelliklere sahip olsa idi anılan kurulca daha önceden koruma altına alınması gerektiği, taşınmaz malın hangi özelliklerinden dolayı koruma altına alındığının kurulun kararında da belirtilmediği…” ve “…tarihî ve kültürel bir yapı ve değere sahip olmayan ve herhangi bir tarihî olaya ev sahipliği yapmadığı da iddia edilerek taşınmazın tesciline yönelik alınan kararın…” iptali talep edilmiştir.


 


Yapının tescil kararında yer alan “2863 sayılı yasa kapsamına giren özellikler taşıdığından”xix ifadesi, daha erken dönem yapılarında yeterli sayılırken, yakın dönem yapılarında detaylı gerekçelendirme önem kazanmıştır. Ayrıca, “…lojmanların tescile değer nitelik ve özellik taşımadığı, taş duvar üzerine yığma betonarme tarzında inşa edilen yapılarda herhangi bir özgün taş işçiliği olmadığı, sıradan cephe görüntüsüne sahip taş binalar olduğu, Cumhuriyet dönemiyle ülkemizde başlayan yapılaşmanın büyük bir kısmının aynı malzemeden yapıldığı…” iddia edilmiştir ve “…fabrikaya yakın mahallelerde aynı tarzda benzer özellikler taşıyan yüzlerce binanın mevcut olduğu…” savıyla desteklenmiştir. (Resim 6)


 


Bu süreç, bozulmaların modern mimarlık dilini Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası’nda olduğu gibi hızla sıradanlaştırabildiğinin göstergesidir. Yapının özgün niteliklerinin hâlâ korunuyor olmasının yanısıra, yerleşkenin üretim ve konut alanından oluşan ikili yapının “kolektif üretim ve yaşamaya dayalı bir kent yaşamı oluşturma” çabasınınxx korunmasının temel bir yaklaşım olması gerekliliği üzerinde durulmamaktadır. Mimari özgünlükten ziyade, bu ikili yapının birbiriyle ilişkisi, yani sosyal yaşamın üretimle birleştiği alanlar ve yaşantı kaybedilmiştir ve koruma durumunu, yeniden işlevlendirmeyi etkileyecek temel sorundur.


 


TC Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü Kompleksi


 


İstanbul, Zincirlikuyu’da konumlanan TC Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü kompleksi, Mehmet Konuralp ve Salih Sağlamer tarafından tasarlanan idari, teknik ve sosyal işlevleri içeren yapılar bütünüdür. Bölge müdürlüğü dışındaki yapılar, 1973–76 yılları arasında inşa edilmiş, bölge müdürlük binası ise 1975 yılında tasarlanmış ve inşa edilmiştir.


 


Bölge müdürlüğü binası, siluete olan etkisi, cephe rengi ve malzeme kullanımı ile İstanbul’un simge yapılarından biri olmuştur. Konuralp, yapının konumuna ilişkin tasarım konseptini “Köprüden ulaşılan yolda tek başına duran yapının konumuna uygun olan, parlak alüminyum bir cephe yerine siyah bir leke oluşturmak” ifadesiyle tanımlamaktadır.xxi (Resim 7)


 


Yapının barındırdığı en önemli teknik özelliklerden biri, giydirme cephe ve renkli alüminyum kullanımının ilk örneklerinden biri olmasıdır. Büro cephelerinin asma alüminyum doğrama ile örtülmüş tüm yüzeylerinde ısıcam kullanılmıştır. Bu uygulama proje müellifleri tarafından, “enerji kaybı ve dış etkenli görüntüye karşı 2490 sayılı yasa kapsamında gerçekleştirilmiş ilk örnek” olarak nitelendirilmiştir. Dış yüzeyde kullanılan koyu renkli cam, güneş kırıcıların kullanımına gerek bırakmamıştır.xxii


 


Yapının tescili, karayolları arazisinin satışı nedeniyle kompleksin yıkımının gündeme gelmesiyle önerilmiştir. Boğaziçi Sit Alanı Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgesi’nde konumlanan Karayolları Genel Müdürlüğü’nün “önemli ve etkili kentsel projelerin geliştirilebileceği büyüklükteki”xxiii arazisi için Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından önerilen plan değişikliği önerisi getirilmiştir.xxiv


 


Mevcut yapıları değerlendirildiği raporda, genel müdürlük yapısı dışında korunması gereken yapı olmadığı, diğer yapıların ekonomik ömürlerini doldurmuş ve bakımsızlıktan çürümeye başladığı için yeni imar kararlarının uygulanmasında sakınca görülmemiştir. Karayolları Genel Müdürlüğü binasının bulunduğu alan ise, planda turizm ve ticaret alanı olarak belirlenmiş, ancak kurul kararı uyarınca buradaki yapılaşmaya sınırlama getirilmiştir.xxv İlk tescil önerisi tüm arazi için getirilmiş, ancak sadece genel müdürlük binası tescillenmiştir. Yakın dönemde inşa edilen yapılar arasında tescillenen nadir yapılardan biridir.


 


Karayolları Genel Müdürlüğü 17. Bölge Müdürlüğü binasının tescil kararında, yapıya özgü nitelikler detayı olarak tanımlanmıştır. Döneminin mimari anlayışını yansıtması ve gerek teknolojik açıdan gerek yüksek yapıların tarih açısından değerinin yanısıra kentin yeni gelişen bölgesinde bir simge olarak değeri üzerinde durulmuştur.xxvi Ayrıca “teknik özellikleriyle öncü olma” ölçütünün ön planda tutularak tescil edilen yapı olarak da tescil kararlarında farklı bir ölçütün gündeme getirilmesi açısından önemlidir. Yapının bütüncül bir tasarım ürünü olarak değerlendirilip kompleksin tümünün içinde bulunduğu koruluk alanı ile birlikte tescili için başvurulmuş, başvuru, “tescili önerilen yapıların büyük ölçüde değişmiş ve kimliklerinin bozulmuş olması ve “tek tek tescile esas olacak özgünlüklerini kaybetmiş olması” gerekçesi ile reddedilmiştir.xxvii Bu durum, Sümerbank Yerleşkesi ile benzer bir yaklaşımı işaret etmektedir.


 


Yapının temel tasarım ilkelerinin tümünün bir tescil kararında oldukça detaylı olarak ele alınması açısından farklılık göstermektedir. Tescil kararının ardından, proje müellifi tarafından restorasyon önerisi sunulmuştur. Bu kompleks, proje müellifinin tescilli bir yapının restorasyonunu önerdiği ilk örnektir. Yapıda giydirme cephe kullanımının boyutları ve malzeme seçimi açısından birçok yenilik denenmek istenmiş ve dönemin üretim koşulları zorlanmıştır. Ancak uygulama sürecinde yaşanan zorluklar, tasarımın bazı temel noktalarının farklı uygulanmasına neden olmuştur. Bugün bu “hatalar” proje müellifi tarafından düzeltilmek istenmektedir. Proje müellifinin hayatta olması durumunda yenilemenin restorasyonun olağan bir süreci olması ihtimalini düşündürmektedir.


 


DEĞERLENDİRME


 


Yasa ve ilke karalarındaki boşluklara rağmen, Türkiye’de cumhuriyet dönemi mimarlık ürünlerinin tescili 1970’lerde başlamıştır. Ankara’da ve diğer kentlerde tescil edilen yapılar arasında kamu yapılarının tescil oranı oldukça yüksektir, ancak sivil mimarlık örneklerinin önemli bir kısmı miras kapsamında değerlendirilmemiştir ve tescilli değildir. Bu durum, 2863 sayılı Yasa’nın d bendi ile güçlendirilen “simge değeri”nin cumhuriyet dönemi mirasının geçerli temel ölçütlerinden biri olduğunu göstermektedir. Koruma tarihinde kabul görmüş “eskilik değeri, estetik değeri, tarihî belge değeri” ölçütlerinin dışında yeni kavram ve ölçütlerin kapsamlarının yeniden değerlendirilerek yasaya yansıtılması tescil işlemlerinde net kararlar alınmasını kolaylaştırabilir. Kararlar ve içerikleri, kurulların koruma anlayışına göre değişmektedir. Sadece yasanın 6. maddesine gönderme yapmak karar almak, Sümerbank yerleşkesi örneğinde olduğu gibi, yetersiz kalabilmektedir. Teknik yenilikler barındırmanın tescil için temel bir ölçüt olabileceği, Karayolları 17. Bölge Genel Müdürlüğü kompleksi örneği ile görülmektedir.


 


Ancak, mimari niteliklerin her birinin bir koruma ölçütü olarak değerlendirilmesi hatalı kararlar doğurmaktadır. “Modern mimarlık mirası”, “erken cumhuriyet dönemi mirası” gibi ifadelerin tanımları ile mirasın kavramsal altyapısını oluşturmanın gerekliliğinin yanısıra, koruma pratiği ile bağlantılı bozulma ve eskime, bütüncül tasarım ürünü olarak bağlamda kopma gibi alt başlıklar, tescil sürecinde önem kazanmıştır. Alışılagelen tescil sorunları yapının yaşından ve mimari özelliklerinden çok bozulma durumu ile ilişkili iken, modern mimarlık mirasının örnekleri, korumanın belgelenme ve tescil süreci ile yasal boyutta dinamizme ihtiyaç duymaktadır. Tescil sürecini kolaylaştıracak net ve güçlü gerekçeler içeren kararlar alınmasını sağlamaya yardımcı olacak yeni koruma ölçütleri üzerinde durulmasının gerekliliği günümüzün temel koruma problematiğidir.


 


Kaynaklar




Arıtan, Ö. 2004, Kapitalist/Sosyalist Modernleşme Modellerinin Erken Cumhuriyet Dönemi Mimarlığının Biçimlenişine Etkileri-Sümerbank KİT Yerleşkeleri Üzerinden Yeni Bir Anlamlandırma Denemesi, yayımlanmamış doktora tezi Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir.




Asıliskender, B. 2002, Cumhuriyet'in İlk Yıllarında Mimaride 'Modern' Kimlik Arayışı: Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası Örneği, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.




Batur, A. 2007, “Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü Binası ya da Ailesinden Koparılmış Bir Kültür Nesnesi”, mimar.ist, 2007/2, ss.12-16.




Kambek, E. 2005, Mecidiyeköy Likör ve Kaynak Fabrikası Restorasyon Projesi, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.




Konuralp, M. ve S. Sağlamer, 1979, “Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü Binası”, Çevre Dergisi, Sayı:5, ss.21-28.




Madran, E. ve N. Özgönül, 2005, Kültürel ve Doğal Değerlerin Korunması, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara.




 


Resimler


1. Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası’nın inşa edildiği dönemdeki görünüşü.


(Kaynak: Kambek, 2005)


2. Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası’nın 1997 yılında yapılan ilk tescil başvurusundaki durumunu gösteren fotoğraf. (Kaynak: Tescil öneri dosyası)


3. Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası’nın renk değişimi ve eklentilerle sıradanlaşan cepheleri, 2007. (© Ebru Omay)


4. Sümerbank Yerleşkesi’nin mimarlık dili, 2004 (© Ebru Omay)


5. Yatay ve düşey vurgularla oluşturulan modern cepheler, 2004 (© Ebru Omay)


6. Sümerbank Yerleşkesi’nde dış usta evlerinin renk değişimi, bakımsızlık ve eklentilerle sıradanlaşan cepheleri (© Burak Asiliskender)


7. Karayolları Genel Müdürlük binası ve tüm yapı grupları (Kaynak: www.arkitera.com – İzleme Tarihi: Ocak 2008)


 



i. Kayın, Emel, 2007, “Modern Bir Kurgu Olarak Koruma Paradigmasının Dönüşümü ve Modern Mimarlık Mirası”, MİMARLIK, no: 338, Kasım-Aralık 2007, ss.25-29.




ii. 1983 tarihli 2863 sayılı Yasa’yla ilgili değişiklikler içeren ve 14 Temmuz 2004 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen 5226 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” başlıklı yasa.




iii. Bu yasada yer almayan “sosyal ve teknik” açıdan önemli olmak tanımı, endüstri ve kamu yapılarının da kültür varlığı niteliği taşıyabileceğini göstermektedir. Bakınız: Madran ve Özgönül, 2005, s.9.




iv. 2863 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin a.1 bendindeki tanımda kültür varlığı, “tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yeraltında veya sualtındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır” biçiminde tanımlanmıştır. (www.kultur.gov.tr – İzleme Tarihi: Ocak 2008)




v. Madran ve Özgönül, 2005, s.7.




vi. d bendi ile milli mücadele ve Türkiye’nin kuruluşunda büyük tarihî olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal Atatürk tarafından kullanılmış konutlar, koruma altına alınmıştır. (www.kultur.gov.tr - İzleme Tarihi: Ocak 2008)




vii. 5226 sayılı Yasa ile değişen 2863 sayılı Yasa’da 1710 sayılı Yasa’da yer alan “eski eser” kavramı yerine “kültür varlığı” kavramı temel alınmıştır, ancak koruma alanındaki yaklaşım günümüzde de “eski eser” kavramının ve eskilik değerinin ön planda olduğunu göstermektedir.




viii. Modern mirasın tescil kararları kronolojik sınırın yasal çerçevede gerekli olup olmadığı tartışmasını gündeme getirmiştir. Birçok Batı ülkesinde kronolojik sınır otuz ya da elli yıl olarak kabul edilmiştir, ancak 1950 sonrası inşa edilen yapılar farklı mimari özelliklerine bağlı olarak tescillenmektedir




ix. KTVKYK’nın 5 Kasım 1999 tarihli ve 662 no.lu “Tescil Kaydı Bulunmayan Taşınmaz Kültür Varlığı Özelliğindeki Yapılar ve Yapı Elemanları”nı konu alan ilke kararı (www.kultur.gov.tr - İzleme Tarihi: Ocak 2008)




x. Kambek, 2005, s.62.




xi. HABİTAT İzleme Grubunun KTVKKB’ye ilettiği 25 Haziran 1997 tarihli ve 1504 sayılı tescil talebi.




xii KKTVKKB’nin 16 Temmuz 2003 tarih ve 15170 no.lu kararı. Kurulun başvurusu üzerine hazırlanan ağaç revizyonu raporunda fabrika arazisinde anıt ağaç niteliğinde ağaç bulunamamış, yerinde kalması gereken, sökülebilecek ya da kesilebilecek ağaçlar tespit edilmiştir.




xiii. İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 5 Ocak 2005 tarih ve 372 no.lu kararı.




xiv. Tesis, Sovyetler Birliği'nden alınan krediyle ve dönemin Başbakanı İsmet İnönü tarafından Türkiye'ye davet edilen Sovyet uzmanların incelemeleri doğrultusunda kurulmuştur. 20 Mayıs 1934’de temelleri atılan fabrika ve binaların tasarımı Moskova'da yapılmıştır. Bakınız: Asiliskender, 2002, s.66. Fabrika, 16 Eylül 1936’da hizmete açılmıştır. Bakınız: Toprak, 1988, s.38.




xv. Arıtan, 2004 ve Asiliskender, 2002.




xvi. Asiliskender, 2002.




xvii. Fabrika, Başbakanlık Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 12 Ekim 1999 tarih ve 99-73 sayılı kararı ile Maliye Bakanlığı’na devredilmiş, 2002 yılında bakanlık tarafından Erciyes Üniversitesi’ne tahsis edilmiştir. Bakınız: Asiliskender, 2002, s.73.




xviii. Kayseri KVTVKK’nın 30 Ocak 2004 tarih ve 3510 sayılı tescil kararı.




xix. Kayseri KVTVKK’nın 12 Aralık 2003 tarih ve 3484 sayılı tescil kararı.




xx. Arıtan, 2004.




xxi. Konuralp, 2006.




xxii. Konuralp ve Sağlamer, 1979, s.22.




xxiii. KTVKK dosyası proje raporundan.




xxiv. Karayolları Kullanım Alanı 1/5000 Ölçekli Nazım İmar Planı Plan Değişikliği kapsamında karayolları kullanım alanı, konut yerleşme alanları, turizm ve ticaret alanı, özel hastane alanı ve yeşil alanlar olarak düzenlenmiştir. (KTVKK dosyası proje raporundan)




xxv. III. Numaralı KTVKBK 1 Kasım 2005 tarih ve 1067 sayılı kararında, “…tescilli Karayolları Binası’nın tescile neden olan özellikleri ve siluet değerlerine dikkat edilerek binanın yüksek kotunu aşmayacak yapıların etüd edilmesi gerektiğine…” karar verilmiştir.




xxvi. III. Numaralı KTVKBK’nun 29 Aralık 2004 tarih ve 299 no.lu kararı.




xxvii. III. Numaralı KTVKBK’nun 28 Aralık 2006 tarih ve 03179 no.lu kararı.



Bu icerik 7690 defa görüntülenmiştir.