346
MART-NİSAN 2009
 
MİMARLIK’tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

ANMA

Yönetimin Kalitesi Kentlerin Yaşanabilirliğinde Gizli

DOSYA:

MİMARLIK MÜZESİNE DOĞRU
İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
Yönetimin Kalitesi Kentlerin Yaşanabilirliğinde Gizli

Yerel Yönetim Modelleri ve Katılımcı Süreçler: Avrupa’da Güncel Belgeler

Tuğçe Selin Tağmat
Mimar, Mimarlar Odası Uluslararası İlişkiler Koordinatörü


Kentsel ve kırsal çevrelerde daha nitelikli yaşam çevrelerine ulaşılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacıyla, yerel yönetimlerin daha çok inisiyatif kullanabileceği ve vatandaşların süreçlere daha aktif katılacakları yeni yönetişim modelleri oluşturulması, hem Avrupa’da hem de dünyada gündemde olan bir konudur. Bu konuda pek çok uluslararası belge bulunmaktadır. Bunların bir kısmı, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 47 ülkeden oluşan Avrupa Konseyi’nin bu ülkelerin yerel yöneticilerini biraraya getirdiği Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi[1] tarafından hazırlanmış belgelerdir. Bu belgelerin en günceli ve önemlisi, 1992 yılında ilki, 2008 yılında ikincisi yayımlanan Avrupa Kentsel Şartı’dır[2].
 
Kentsel şart metni aşağıdaki konuları vurgulamaktadır:
·         “Kent hakkı” (right to the city) kavramı: Kentte yaşayanların kentsel politikaların merkezinde yer alması gereği ve demokratik katılımın önemi;
·         Kentsel çevreye ilişkin sorunlarla yerel düzeyde mücadele edilmesinin önemi ve bunu etkili bir şekilde gerçekleştirebilmek için yerel yönetimlere yeterli otorite ve sağlam bir mali zemin sağlanması ihtiyacı;
·         Toplumsal uyum için, kentlerde çoklu kimlikler ve kültürlerin biraraya gelmesi ve karşılıklı olarak birbirlerini zenginleştirmelerinin sağlanması;
·         Yerel ve küresel çevreye saygılı kentler ve kasabalar oluşturulmasının ortak hedef olarak benimsenmesi;
·         Merkezî hükümetler, bölgesel yönetimler ve yerel yönetimler arasındaki erk bölüşümünün yukarıdaki konular dikkate alınarak yeni bir kentsel yönetişim modeli oluşturacak biçimde yeniden değerlendirilmesi.
Bu kapsamda gündemde olan bir kavram da “kentsel özyönetişimdir” (local self-government). Avrupa Konseyi tarafından 1985 yılında kabul edilen Kentsel Özyönetişim Şartı’na[3] sıklıkla referans verilmektedir. Bu şarta göre:
 
“Madde 3. Kentsel Özyönetişim Kavramı
1. Kentsel özyönetişim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirtilen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkânı anlamını taşır.
2. Bu hak, doğrudan, eşit ve genel oya dayanan gizli seçim sistemine göre serbestçe seçilmiş üyelerden oluşan ve kendilerine karşı sorumlu yürütme organlarına sahip olabilen meclisler veya kurul toplantıları tarafından kullanılacaktır. Bu hüküm, mevzuatın olanak verdiği durumlarda, vatandaşlardan oluşan meclislere, referandumlara veya vatandaşların doğrudan katılımına olanak veren öteki yöntemlere başvurulabilmesini hiç bir şekilde etkilemeyecektir.
 
Madde 4. Kentsel Özyönetişimin Kapsamı
1. Yerel yönetimlerin temel yetki ve sorumlulukları anayasa ya da kanun ile belirlenecektir. Bununla beraber, bu hüküm yerel yönetimlere kanuna uygun olarak belirli amaçlar için yetki ve sorumluluk verilmesine engel teşkil etmez.
2. Yerel yönetimler, kanun tarafından belirlenen sınırlar içerisinde, yetki alanlarının dışında bırakılmış olmayan veya başka herhangi bir makamın görevlendirilmemiş olduğu tüm konularda faaliyette bulunmak açısından tam takdir hakkına sahip olacaklardır.
3. Kamu sorumlulukları genellikle ve tercihen vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılacaktır. Sorumluluğun bir başka makama verilmesinde, görevin kapsam ve niteliği ile yetkinlik ve ekonomi gerekleri gözönünde bulundurulmalıdır.
4. Yerel makamlara verilen yetkiler normal olarak tam ve münhasırdır. Kanunda öngörülen durumların dışında, bu yetkiler öteki merkezi veya bölgesel makamlar tarafından zayıflatılamaz veya sınırlandırılamaz.
5. Yerel makamların merkezî veya bölgesel bir makam tarafından yetkilendirildiği durumlarda, bu yetkilerin yerel koşullarla uyumlu olarak kullanılabilmesine yerel makamlara olanaklar ölçüsünde takdir hakkı tanınacaktır.
6. Yerel makamları doğrudan ilgilendiren tüm konulara ilişkin planlama ve karar alma süreçleri içinde, kendileriyle olanaklar ölçüsünde zamanında ve uygun biçimde danışılacaktır.”
 
Avrupa gibi dünyanın tüm bölgelerini etkileyen güncel bir çalışma ise, yerel eylem planlarının oluşturulmaya başlanmasıdır. Haziran 1992’de Rio de Janeiro’da yapılan ve “Yeryüzü Zirvesi” olarak adlandırılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda kabul edilen Gündem 21 Eylem Planı, kalkınma ve çevre arasında denge kurulması ve “sürdürülebilir gelişme” kavramının yaşama geçirilmesi için ülkeler tarafından izlenmesi gereken ilkeleri sıralamıştır. Bu süreç içinde, Yerel Gündem 21 başlığı altında, dünyanın farklı bölgelerinde bu hedefe yönelik yerel ortaklıklar kurulmaya başlamıştır.
 
Avrupa ülkeleri Yerel Gündem 21’i kendi yerel yönetimleri arasında oluşturulacak işbirlikleriyle gerçekleştirme yolunda çeşitli çalışmalar gerçekleştirmektedir. Bu amaçla, Avrupa’nın birtakım ülkelerinden yerel yönetimler, Aalborg sürecini başlatarak yaygınlaştırma görevini üstlenmiştir. 24-27 Mayıs 1994 tarihleri arasında Danimarka’nın Aalborg kentinde düzenlenen 1. Avrupa Sürdürülebilir Kentler ve Kasabalar Konferansı’nın ardından yayınlanan Aalborg Şartı[4], Yerel Gündem 21 çerçevesinde sürdürülebilir kentler ve kasabalara ulaşma yolunda, Avrupa’daki yerel ve bölgesel yönetimler tarafından ortaklaşa yürütülecek bir kampanyanın başlangıcını oluşturmuştur. Aalborg Şartı’na imza atan kent yönetimleri, kentlerin daha sürdürülebilir hale getirilmesi için sıralanan eylemleri yerine getirmek üzere yerel eylem planları oluşturmak konusunda taahhütte bulunmaktadır. Ekim 1996’da Lizbon’da gerçekleştirilen ikinci konferansta, sürdürülebilir kentler ve kasabalara ulaşma yolunda daha somut adımlar öngören Lizbon Eylem Planı oluşturulmuştur. 2000 yılında Hannover’de gerçekleştirilen üçüncü konferansın ardından, Haziran 2004’te yine Aalborg’un evsahipliğinde gerçekleştirilen konferansta Aalborg Taahhütleri (Aalborg+10) belgesi kabul edilerek imzaya açılmıştır.
 
2007’de Sevilla’da gerçekleştirilen konferans itibariyle açıklanan imza listesine göre 40’ı aşkın ülkeden 2.500 yerel yönetimin imzaladığı (örneğin İspanya’dan 1.084 belediye, İtalya’dan 833 belediye) Aalborg Şartı’nda, Türkiye’den Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Batman, Bingöl, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin (Dikmen) ve Siirt Belediyeleri’nin imzaları bulunmaktadır. Ayrıca Çorum Valiliği, Marmara Belediyeleri ve Boğazları Birliği’nin de geçici olarak imza attığı belirtilmektedir. 2004 yılında ilan edilen Aalborg Taahhütleri’nde ise henüz Türkiye’den imza bulunmamaktadır.
 
Aalborg süreci, Avrupa Kentsel Şartı’nda başta kent hakkı ve özyönetişim olmak üzere benzer noktalara değinmektedir. Buna ek olarak, aşağıdaki konular Aalborg metninin gündeme getirdiği ek konulardır:
·         Sürdürülebilir ekonomiler ve çevresel sürdürülebilirliğe ulaşma yolunda yerel yönetimlerin rolü;
·         Kentlerin yayılmasının önlenmesi ve ekonomik ulaşım modellerin oluşturulması gerekliliği;
·         Toplumsal adalet anlayışı çerçevesinde, refahın adaletsiz bölüşümünün öne geçilmesi gereği;
 
Aalborg sürecinin gündeme getirdiği en önemli çalışma ise, yerel eylem planlarının oluşturulması ve bunun Avrupa ölçeğinde de koordineli bir şekilde yürümesinin hedeflenmesidir.
 
Dünya çapında, kent yönetimi ve kentliler arasındaki etkileşim konusunda hükümetler dışında özgün bir girişim olarak Eğiten Kentler Projesi’nden de bahsedebiliriz. 1990 yılında Barselona’da yapılan 1. Eğiten Kentler Kongresi’nde dünyanın farklı bölgelerinden 60’tan fazla kentin yerel belediyeleri biraraya gelerek, kent sakinlerinin yaşam kalitesini geliştirecek proje ve eylemlerde birlikte çalışmaya karar vermişlerdir. Bu kongrede kabul edilen Eğiten Kentler Şartı, bu işbirliği için ortak bir eylem planı oluşturarak Eğiten Kentler Hareketi’nin başlangıcını oluşturmuştur. 1994 yılında Bolonya’da yapılan üçüncü kongrede bu hareket resmiyet kazanarak Uluslararası Eğiten Kentler Birliği[5] (International Association of Educating Cities-IAEC) olarak hayata geçmiştir. Merkezi Barselona’da olan IAEC, işbirliği ve fikir alışverişi yapmak ve Eğiten Kentler Şartı’nda yer alan eylemlerin geliştirilmesi ve uygulanmasında öncülük etmek için, şu anda 34 ülkeye ait 331 belediyeyi biraraya getirmektedir.
 
Eğiten Kent Projesi, her tür yerel, kamusal ve sivil örgütü ilgilendiren, toplum yaşamına ait bütüncül bir tasarı olarak şekillendirilmiştir. Eğiten Kentler Şartı kentin içinde yaşayanlarla en uyumlu ve en verimli paylaşım içinde olacağı ideal durumu tanımlamaktadır:
 
“Eğiten Kent, kendi kişiliği olan ve ulusunun ayrılmaz bir parçasını oluşturan kenttir. Bu nedenle, kimliği ait olduğu ülkenin kimliğine bağlıdır. Eğiten Kent içine kapalı değildir; çevresiyle, ülkesindeki diğer kentsel merkezlerle ve diğer ülkelerdeki kentlerle aktif ilişki içindedir. Bu ilişkinin amacı, öğrenmek, tecrübeleri paylaşmak, görüş alışverişinde bulunmak ve böylelikle kent sakinlerinin hayatlarını zenginleştirmektir.
 
Eğiten Kent, bir yandan geleneksel işlevlerini gerçekleştirirken (ekonomik, sosyal, politik görevler ve hizmetlerin tedariki gibi), diğer yandan da doğrudan kentte yaşayanların eğitimi, desteklenmesi ve gelişimine odaklanan bu işlevi yüklenmeli ve geliştirmelidir. Eğiten kent çocuklar ve gençlere öncelik verecek, fakat her yaştan insanın yaşamboyu öğrenimini de önemseyecektir.
 
Eğiten Kentler resmî eğitim kurumları, resmî olmayan girişimleri (resmî ya da örgün eğitim sistemi dışındaki eğitici amaçlar için) ve (kasıtlı ya da planlı olmayan) gayri resmî müdahaleleri aracılığıyla deneyimlerin karşılıklı alışverişinde birbirleriyle işbirliği yapmalıdırlar. Eğiten Kentler, işbirliği ruhuna uygun olarak, araştırma ve yatırım projelerini desteklemek konusunda doğrudan karşılıklı işbirliği ya da uluslararası kuruluşlarla işbirliği içinde birbirlerine yardım etmelidirler.
 
İnsanlık sadece birtakım değişim aşamalarından geçmemekte, aynı zamanda aşamalarda da özgün değişimler yaşamaktadır. Bireyler, tüm ekonomik ve sosyal işlevlerin küreselleşmesinden doğan fırsat ve sorunlara eleştirel bir uyum ve aktif bir katılım sağlayabilmek için kendilerini eğitmelidirler. Ancak bu şekilde yerel dünyaları aracılığıyla karmaşık uluslararası senaryoya müdahale edebilir ve ekonomik ve politik güç merkezleri tarafından kontrol edilen bilgi seli karşısında özerk özneler olarak kalabilirler.
 
Diğer yandan, çocuklar ve gençler, içinde bulundukları toplumların hayatında ve dolayısıyla kentlerinde artık eskisi gibi pasif özneler değildirler. 1959 tarihli Evrensel Bildirge’nin prensiplerini geliştiren ve üzerinde bağlayıcılığı olan 20 Kasım 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, çocukları tüm vatandaşlık haklarına ve siyasal haklara sahip tam vatandaşlar olarak kabul etmiştir. Böylelikle çocuklar, olgunluk seviyelerine uygun şekilde birlik ve katılım haklarını kullanabilmektedirler.
 
Kentlerimizdeki çocukların ve gençlerin korunması, artık onların sadece oldukları gibi korunmasından ibaret değildir. Farklı nesillerle bir arada olmaktan memnuniyet duymak gibi bir yurttaşlık erdemine sahip yetişkinlerin yanında, onlara uygun bir yer vermek de önemlidir. 21. yüzyılın başında tüm kuşaklar, sürekli güncellenen yaşam boyu öğrenme fırsatlarına açıkça daha fazla ihtiyaç duymaktadırlar.
 
Hâlâ küresel bir demokratik yapıdan yoksun olduğumuz, birçok ülkenin kendi sosyal ve kültürel örüntülerine saygılı etkin bir demokrasiyi elde etmeyi ve kurmayı başaramamış olduğu ve demokratik geleneğini kaybetmiş demokrasilerin demokratik sistemlerinin niteliğinden memnun oldukları bir ortamdayız. Fakat yine de, küresel vatandaşlık anlayışı oluşma aşamasındadır. Bu bağlamda, tüm ülkelerdeki kentler kendi yerel boyutlarında, demokratik vatandaşlığı deneyen ve sağlamlaştıran platformlar olarak çalışmalı, etik ve kentsel değerlerin eğitimi yoluyla barışçıl bir birlikte varoluşu teşvik etmeli ve farklı yönetim şekillerinin çok yönlü doğasına saygı gösterirken, aynı zamanda mümkün olduğunca geniş ölçüde temsilci ve katılımcı mekanizmaların da savunucusu olmalıdır.
 
Çeşitlilik modern kentin doğasında vardır ve gelecekte daha da artacağı öngörülmektedir. Buna dayanarak eğiten kentin çözmesi gereken sorunlardan biri de, kenti oluşturan toplulukların katkılarını ve kentte yaşayan herkesin kendi kültürel kimliğinin tanındığını hissetme hakkını gözönüne alarak, kimlikle çeşitlilik arasında bir uyum ve denge geliştirmektir.
 
Belirsizliğin hüküm sürdüğü ve çoğunlukla “diğeri”nin reddi ve karşılıklı güvensizlik üzerine kurulu bir güvenlik arayışına teslim olan bir dünyada yaşamaktayız. Eğiten kent bunun farkındadır ve basit, tek taraflı çözümler peşinde koşmaz: Bu çelişkiyi kabul eder ve belirsizlikle yaşamak ve onunla baş etmek için kullanılabilecek en iyi çıkar yol olarak bilgi, diyalog ve katılım içeren süreçleri öne çıkarır.
 
Dolayısıyla, eğiten kentte yaşama hakkı bu şekilde doğrulanmış olmaktadır. Bu hak temel eğitim hakkının etkin bir uzantısı olarak anlaşılmalıdır. Resmî eğitim ve onu takip eden yetişkinlik aşamasında eğitim, iş gücü ve sosyal sistemlerin olağan gelişimi içinde, kentin kaynakları ve eğitici gücü arasında gerçek bir kaynaşma aranmalıdır.
 
Eğiten kentte yaşama hakkı herkes için eşitlik, sosyal adalet ve bölgesel denge prensiplerini en uygun şekliyle garanti altına almalıdır.
 
Bu, yerel hükümetlerin politik projelerine eğiten kentin prensiplerini dâhil ederek, kentin sahip olduğu tüm eğitici potansiyeli geliştirme sorumluluğunun altını çizer.”
 
Avrupa Birliği ise kent yönetimi konusuna, kentlerin ekonomik ve sosyal kalkınmasının birliğin kalkınmasına yapacağı katkı perspektifinden bakmaktadır. AB’nin 2000 yılında ilan ettiği Lizbon Stratejisi kapsamında 2010 yılından itibaren dünyanın en rekabetçi ve dinamik bilgi ekonomisi olma hedefine, 2001 yılında belirlenen Göteborg Stratejisi ile ekonomik, sosyal ve çevresel olarak sürdürülebilir kalkınma boyutları da eklenmiştir. Bu fikir, kentler ve alt bölgeler fikri üzerine kurulu bir AB Bölgesel Gündemi oluşturulması için bir başlangıç olmuştur. Bölgesel uyum fikrinin gelişimi ve bunun kentsel gelişimle ilişkilenmesi süreci birkaç temel belge üzerinden izlenebilmektedir [6]:
 
·         Kasım 2004’te AB Hollanda Dönem Başkanlığı sırasında Rotterdam’da düzenlenen AB bakanları düzeyindeki toplumsal uyum toplantısında kabul edilen Kentsel Mevzuat belgesi ekonomik rekabet ortamı, toplumsal bütünleşme ve çevresel kalite arasında denge kurulmasını; daha tutarlı kentsel politikalar üretilmesini; kentlerin yaşanabilir ve kültürel kimlikleri olan yerler olmalarını ve farklı ölçekteki kentler arasındaki ağların ve işbirliklerinin geliştirilmesini öngörmektedir. Bu konulara odaklı bir Bölgesel Gündem oluşturulmasına karar verilmesiyle, Lizbon Stratejisi’ne ekonomik ve sosyal uyumun yanı sıra bölgesel uyum hedefi de eklenmiş ve böylece bölgesel gündem uyum politikalarının bir parçası haline gelmiştir. Tam bu noktada, AB uyumunun mimarlık ve kentlerle ilişkisi kurulmuş, yapılı çevre politikaları bu gündemin en büyük motorlarından biri olarak görülmeye başlanmıştır.
 
·         AB Lüksemburg Dönem Başkanlığı Mayıs 2005’teki bakanlar toplantısında Bölgesel Gündem perspektifini geliştirmiştir.
 
·         AB İngiltere Dönem Başkanlığı’nın 6-7 Aralık 2005 tarihlerinde Bristol kentinde düzenlediği AB bakanları düzeyindeki toplantıda kabul edilen Sürdürülebilir Topluluklar Üzerine Bristol Mutabakatı Avrupa’daki farklı ölçekteki toplulukların sürdürülebilir olabilmesi için gerekli koşulları belirlemiş ve iyi uygulamaların paylaşılması hedefini koymuştur. Yapılı çevre ve dolayısıyla da mimarlıkla doğrudan ilgili olan mutabakatta sürdürülebilir toplulukları oluşturan temel özellikler kısaca, “aktiflik, kapsayıcılık, güvenlik”, “iyi idare”,“iyi ulaşım”, “iyi hizmet”, “çevreye duyarlılık”, “iyi gelişim”, “iyi tasarım ve inşaat” ve “herkes için eşitlik” olarak açıklanmış, “kaliteli yapılı çevre” vurgusu yapılmıştır.
 
·         AB ülkelerinin kentsel gelişim ve bölgesel uyumdan sorumlu bakanlarının Leipzig’de 24-25 Mayıs 2007’de gerçekleştirdikleri gayriresmî toplantıda kabul edilen AB Bölgesel Kalkınma Gündemi ve bu gündemi kentsel gelişim politikalarıyla bütünleştiren Sürdürülebilir Avrupa Kentleri için Leipzig Şartı, AB’nin bölgesel uyum ve yapılı çevre konusundaki geleceğe yönelik vizyonunu ortaya koyan iki belge niteliğindedir.
 
AB Bölgesel Kalkınma Gündemi’nde belirtilen temel hedefler arasında çok merkezli bir kentsel sistem ve yeni bir kentsel-kırsal alan ortaklığı geliştirilmesi; kentler ve alt bölgeler arasında altyapı ve bilgi paylaşımının geliştirilmesi; kentler ve alt bölgelerdeki doğal ve kültürel mirasın sürdürülebilir gelişimi, öngörülü yönetimi ve korunması; enerji verimliliği ve yeni enerji kaynaklarının yaratılması; iklim değişikliğiyle mücadele de dahil olmak üzere, bölgesel risk yönetimi mekanizmalarının kurulması; genişleme sonrasında yeni katılan coğrafi bölgelerle daha sıkı ulaşım ve enerji altyapı bağları kurulması; genel kamusal hizmetlerin ve konutların geliştirilmesi gibi konular bulunmaktadır.
 
Avrupa kentlerinde sürdürülebilirliği sağlamak için izlenmesi gereken ilkeleri sıralayan
Leipzig Şartı, Rotterdam Kent Müktesebatı ve Bristol Mutabakatı’nın bir devamı olmasının yanısıra, özellikle mimari kalitenin sürdürülebilir kentlerin oluşturulmasındaki rolünü vurgulaması ve hükümetlerin AB’nin çok merkezli kentsel yapısını benimseyerek, şart belgesinde ifade edilen ilkeleri yerel düzeyde uygulamayı taahhüt etmeleri açısından önem kazanmaktadır. Leipzig Şartı, kentlerin kalkınması için gerekli koşulların eşzamanlı olarak ele alınması ve ilgili tarafların ortak inisiyatif oluşturacak şekilde biraraya getirilmesini, yüksek kalitede kamusal alanların yaratılması ve bunların varlığının garanti altına alınmasını; altyapı ağlarının çağdaşlaştırılması ve enerji etkinliğin geliştirilmesini; kent bütünü içindeki geri kalmış mahallelere özel önem verilmesini; fiziksel çevrenin iyileştirilmesine yönelik stratejilerin izlenmesini; etkin ve uygun fiyatlı kentsel ulaşımın teşvik edilmesini öngörmektedir.
 
Ayrıca, yerel yönetimlerin kendi bölgelerinde uygulamak üzere kabul ettikleri yerel mimarlık politikaları da bu konuda önemli örnekler oluşturmaktadır. Örneğin Finlandiya Mimarlık Politikası hükümet tarafından 1998 yılında kabul edilmiş, bu ulusal politika inisiyatifi bölgesel birtakım çalışmaları cesaretlendirmiştir. 2000 yılında Kuzey Karelya, Güney Savo ve Kuzey Savo bölgelerini kapsayan Doğu Finlandiya Mimarlık Politikası kabul edilmiş ve bunun ardından 2001 yılında Vantaa, 2002 yılında Oulu, yine 2002 yılında Jyväskylä kentlerine ait yerel mimarlık politikaları her bir kentin idari organında onaylanmıştır; diğer kentlerde de politika uygulamaları da bulunmaktadır.[7]

Bölgesel ve yerel mimarlık politikalarında ön plana çıkan konular, bölge/kent kimliği ve imajının sürdürülmesi, bölgesel/yerel yapılı mirasın korunması, vatandaşların nitelikli yapılı çevrede yaşama hakları, bölgesel/yerel yönetimlerin nitelikli yapılı çevre için kılavuzluk etme ve denetleme sorumluluğu, eğitim ve araştırma için hedefler belirlemenin önemi, örnek çözümlere ulaşmak için mimarlık ve planlama yarışmalarının tercih edilmesi, yasal düzenlemelerde mimari kaliteye ulaşmakla ilgili ölçütlere yer verilmesi ve ortak bir paylaşım alanı olarak kentin işbirliği içinde ve katılımcı bir şekilde geliştirilmesi olarak özetlenebilir.
 
 
 
 
 





[1] Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, aşağıdaki konularda pek çok belgeyi onaylamıştır: “Bölgesel yönetim ve özyönetim, yerel özyönetim, yerel bölgesel bütçeler, yerindenlik, vatandaşların katılımı, referandum ve kullanıcıların hakları, seçilmiş yerel ve bölgesel temsilcilerin sorumlulukları, bölgesel planlama ve bölgesel kalkınma, kentsel politikalar, tarihî kentler, yapılı ve doğal çevre, sağlık, toplumsal uyum, belirli toplum gruplarının sorunları, terör ve suç, çocukların ve gençlerin eğitimi ve katılımı”. Kongre ve onayladığı belgeler hakkında ayrıntılı bilgi için: www.coe.int/t/Congress/default_en.asp
 


[2] www.mo.org.tr/UIKDocs/kentselsart2.pdf


[3] www.mo.org.tr/UIKDocs/kentselozyonetisim.pdf


[4] Aalborg Şartı ve Avrupa’da Sürdürülebilir Kentler ve Kasabalar Kampanyası hakkında bilgi için:
www.sustainable-cities.eu
 
Aalborg Taahhütleri hakkında daha ayrıntılı bilgi için:
www.aalborgplus10.dk
 
Aalborg Şartı metnine Türkçe olarak ulaşmak için:
www.mo.org.tr/UIKDocs/aalborgsarti.pdf
 


[5] IAEC hakkında daha ayrıntılı bilgi için:
www.edcities.org
 
Şart metnine Türkçe olarak ulaşmak için:
www.mo.org.tr/UIKDocs/egitenkentlersarti.pdf


[6] Sürdürülebilir Topluluklar Üzerine Bristol Mutabakatı ve Rotterdam Kentsel Mevzuatı:
www.mo.org.tr/UIKDocs/bristolmutabakati.pdf
 
AB Bölgesel Gündemi:
www.mo.org.tr/UIKDocs/territorialagenda.pdf
 
Leipzig Şartı:
www.mo.org.tr/UIKDocs/leipzigsarti.pdf
 
Ayrıca bu süreçte üretilen belgelere başta aşağıda belirtilen AB Almanya Dönem Başkanlığı olmak üzere, Dönem
Başkanlıklarının sayfalarından ulaşılabilir: www.bmvbs.de


[7] Jyväskylä yerel mimarlık politikasına Türkçe olarak ulaşmak için:
www.mo.org.tr/UIKDocs/jyvaskylapolitika.pdf
 
Oulu yerel mimarlık politikasına İngilizce olarak ulaşmak için:
www.mo.org.tr/UIKDocs/finland1.pdf

Bu icerik 4973 defa görüntülenmiştir.
Ocak 2009da 13. sayısıyla yayımlanan Belgeler bülteni...