369
OCAK-ŞUBAT 2013
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • MİMARLIK Dergisinin Elli Yıllık Birikimi
    Ali Artun, 1975-1980 arasında Mimarlar Odası'nda Araştırma Sekreteri, Yayın Komitesi Üyesi, Genel Sekreter. Galeri Nev Kurucusu. İletişim Yayınları Sanathayat Dizisi Editörü

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNDEM

Büyükşehir Yasası Düzenlemeleri, Siyasi Kültürümüzün Zafiyetini Bir Kez Daha Sergiliyor

İlhan Tekeli, Prof. Dr., ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

“Merkezî yerler kuramı bize gösteriyor ki, her kent çevresindeki kırsal alanla bir yaşam bütünü oluşturmaktadır. Kent ve etkisindeki kırsal alan, bu bütünlük anlayışı içinde tek yerel yönetim tarafından yönetilmelidir. Bu yasa il özel idarelerini kaldırarak bu yönde doğru bir adım atmıştır. Bu kararların içeriği doğru olmakla birlikte, yasalaşma süreci hukuk devleti kurallarına uygun olarak gelişmemiştir.”

“Bu kararları vererek demokratikleşmenin kalitesini artırdığınızı söylüyorsanız, yasadaki diğer düzenlemeleriniz bu iddianızla çelişmemelidir. Oysa yeni yasada, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları ile valilerin görevlerinin yeniden tanımlanmasında iktidardaki başbakanın denetimini artıran düzenlemelere gidilmektedir.”

“Bu düzenlemeler sosyo-mekânsal içeriklidir. Hazırlanan yasanın Türkiye’nin gerçekleriyle uyumlu olabilmesi için Türkiye’nin beşeri coğrafyasına ilişkin bir yerleşme kademelenmesi çalışmasına oturtulması gerekir. Oysa çıkarılan yasa böyle bir araştırmaya dayanmadan el yordamıyla ve ülkenin 52 ilini dışta bırakarak bir düzenleme yapmaktadır.”

“Tabii ülkenin idari yapısındaki çok önemli bir değişmenin tüm ülkeyi kapsamayan bir biçimde düzenlenmiş olmasını da açıklamak gerekir. Bu konuda kesin bir şey söyleyemem, ama kanımca bu değişikliğin tüm sisteme ilişkin bir idari değişiklik olarak görülmemesi, bir belediye düzenlemesi kanısı yaratılmak isteniyor. Bunun nedeni de yapılan değişikliğin varolan Anayasayla uyum içinde olmayışının farkında olunmasıdır denilebilir.”

Son günler içinde, kamuoyunda “Büyükşehir Yasası” diye bilinen yasa TBMM’den geçti. Bu yasa Türkiye’nin yönetim sisteminde önemli bir değişiklik getiriyor. Bu anayasal önemde bir değişiklik. Bu nitelikte bir değişikliğin yapılmadan önce toplumda yeterince konuşulması ve anayasaların değişme süreçlerinden geçerek hukukileşmesi gerekirken, adeta topluma emrivaki yapılarak, TBMM’den bir yasa halinde geçirilerek, uygulamaya konulmak isteniyor. Bu durumda da yasalaşmadan önce yapmamız gereken tartışmaları, yasalaştıktan sonra yapıyoruz. Bu yolla elde edilen siyasal sonuçlar, siyasetçilerimiz arasında bir başarı olarak görülüyor. Oysa bu yolla elde edilen sonuçlar siyasal kültürümüzün zafiyetlerini sergilemekten başka bir işe yaramıyor.

Bu yasayla yerel yönetimler konusunda getirilen değişiklikleri iki grup içinde toplayacağım. Birinci grupta, yerel yönetimlerin büyüklükleri ve yetki alanları konusunda yapılan yeni düzenlemeler yer almaktadır. İkinci grup ise, merkezdeki iktidarın yerel yönetimler üzerindeki vesayetini sürdüren ya da güçlendiren düzenlemelerden oluşmaktadır.

Birinci grupta iki düzenleme bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, çok sayıda küçük belde belediyesinin kaldırılmasıdır. Eğer bir ülkede merkezî yönetimin işlevlerinin belli bir kısmını yerel yönetimlere devrederek desantralize etmek gibi bir siyasal tercih varsa, yerel yönetimleri bu işlevleri yerine getirebilecek büyüklük ve mali güce kavuşturmak gerekir. Avrupa’da Fransa dışındaki ülkeler, yerel yönetim reformlarında küçük belediyeleri ortadan kaldırmışlardır. Kanımca bu doğru bir karardır. İkinci düzenleme, Türkiye’nin tarihte yerel yönetimlerini kurumsallaştırırken Fransayı izleyerek yaptığı, kentleri ve kırsal alanları birbirinden kopararak adeta nokta gibi temsil edilen kentleri, belediyelerin bu kentsel yerleşmelerin dışında kalan kırsal alanı il özel idarelerinin yönetimine veren temsil üzerinde olmuştur. Bu merkezi güçlendirmeye dönük bir çarpıtmayı içeren temsil biçimidir. Merkezî yerler kuramı bize gösteriyor ki, her kent çevresindeki kırsal alanla bir yaşam bütünü oluşturmaktadır. Kent ve etkisindeki kırsal alan, bu bütünlük anlayışı içinde tek yerel yönetim tarafından yönetilmelidir. Bu yasa il özel idarelerini kaldırarak bu yönde doğru bir adım atmıştır. Bu kararların içeriği doğru olmakla birlikte, yasalaşma süreci hukuk devleti kurallarına uygun olarak gelişmemiştir. Eğer bir yerel yönetimi yasayla ortadan kaldıracaksanız, bizim hukukumuzda bunu referandumla temellendirmeniz gerekmektedir. Bunun siyasal pratikte olanaksız görüyorsanız, çözümü anayasa düzeyindeki düzenlemelerle gerçekleştirmeniz gerekecektir.

Bu kararları vererek demokratikleşmenin kalitesini artırdığınızı söylüyorsanız, yasadaki diğer düzenlemeleriniz bu iddianızla çelişmemelidir. Oysa yeni yasada, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları ile valilerin görevlerinin yeniden tanımlanmasında iktidardaki başbakanın denetimini artıran düzenlemelere gidilmektedir. Bir ildeki yatırımlarda merkezî iktidarın denetim gücü artırılmakta, yine bu iktidar tarafından kurulmuş olan Bölgesel Kalkınma Ajanslarının işlevleri de önemli ölçüde budanmış olmaktadır. Daha önemlisi, valinin yeni tanımlanan işlevleri, eğer büyük kent yönetimlerini muhalefet partileri kazanırsa, onların üzerinde baskı kurmaya çok elverişli halde düzenlenmiştir. Siyasetin kısa erimli güdülerinin yasaya yansıması bunlarla sınırlı değildir. TBMM’de yasa taslağı görüşülürken son dakikada verilen önergelerle seçim hesaplarına dayandığı kuşkusu yaratacak şekilde bazı ilçelerin sınırlarında değişiklikler yapılması da siyasete güveni aşındırmaya katkı yapmıştır.

Aslında iki kademeli bir belediye sisteminde yeniden düzenlemeler yapılırken, ilçe belediyelerinin büyükşehir belediyeleriyle ilişkisini demokratikleştirmek yönünde adımlar atılmamış olması da bu yasanın hazırlanmasının gerisinde nasıl bir yönetim zihniyeti bulunduğunu aydınlatmaktadır. İki kademeli belediyeler sistemi tüm dünyada bir yandan koordinasyonu sağlamak, öte yandan katılımcılığa olanak vermek için teşkil edilmişlerdir. Oysa Büyükşehir Yasası 1985 yılında Türkiye’nin gündemine girdikten sonra değişik zamanlarda yapılan değişikliklerle, ilçe belediyeleri sürekli yetki ve güç kaybına uğratılmıştır. Günümüzde büyükşehir belediyelerinin elinde toplanan yetkiler, muhalif ilçe belediyelerini iş yapamaz hale getirecek yoğunluğa ulaşmıştır. Bu sorun karşısında yeni yasanın suskun kalmış olmasını anlamak, tabii ki zordur.

Daha önce de söylediğim üzere bu yasayla yapılan yeniden düzenlemeler, Türkiye’ye çok önemli değişiklikler getirmektedirler. Bu düzenlemeler sosyo-mekansal içeriklidir. Bu nedenle hazırlanan yasanın Türkiye’nin gerçekleriyle uyumlu olabilmesi için Türkiye’nin beşeri coğrafyasına ilişkin bir yerleşme kademelenmesi çalışmasına oturtulması gerekir. Türkiye’de böyle bir çalışma DPT’de 1970’li yılların ikinci yarısında yapılmış, 1982 yılında yayımlanmıştır. O zamandan beri Türkiye’nin yerleşme yapısı ve iç ilişkileri önemli değişiklikler geçirmiştir. Türkiyenin idari yapısında bir değişikliğe gereksinme vardır. Ama bu değişikliğin ciddi bir Türkiye yerleşme kademelenmesi çalışmasına dayandırılması gerekir. Oysa çıkarılan yasa böyle bir araştırmaya dayanmadan el yordamıyla ve ülkenin 52 ilini dışta bırakarak bir düzenleme yapmaktadır.

Tabii ülkenin idari yapısındaki çok önemli bir değişmenin tüm ülkeyi kapsamayan bir biçimde düzenlenmiş olmasını da açıklamak gerekir. Bu konuda kesin bir şey söyleyemem, ama kanımca bu değişikliğin tüm sisteme ilişkin bir idari değişiklik olarak görülmemesi, bir belediye düzenlemesi kanısı yaratılmak isteniyor. Bunun nedeni de yapılan değişikliğin varolan Anayasayla uyum içinde olmayışının farkında olunmasıdır denilebilir. Bu konunun gündeme gelmesini önlemek içindir.

Bu nedenle yeni Anayasa çalışmalarının yapılmakta olduğu bir dönemde, bu düzenlemeyi Anayasaya paralel olarak, yeni bir yerleşme kademelenmesi çalışmasına oturtarak, ülke mekânının Fransız usulü temsilinden kurtularak gerçekleştirmek gerekir. Tabii böyle bir yasa değişikliğini, hiçbir şekilde, yerel yönetim seçimlerine yaklaşıldığı bir dönemde yapmamak gerekir.

Bu icerik 4441 defa görüntülenmiştir.