433
EYLÜL-ARALIK 2023
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DÜNYADA MİMARLIK MÜZELERİ

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY

  • Giriş
    Dosya Editörleri: T. Elvan Altan, Şebnem Önal Hoşkara

TEHDİT ALTINDAKİ KÜLTÜR MİRASI

TEMA[S]



KÜNYE
CUMHURİYET DÖNEMİ MİMARLIĞI

Modern Bir Serabın Peşinde: Silifke’den “Örnek” Bir Yazlık Konut Sitesi

Göksun Akyürek, Dr. Öğr. Üyesi, Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Bölümü

1960’lar sonrasında Türkiye’nin kıyı peyzajı, Akdenizli modernizmin ve yerel mimari geleneklerin etkileşimine dair ilginç denemeler içeren turistik yapılarla hızla değişmeye başlamıştır. Bu araştırma, Mersin’in Silifke ilçesinde 1980’lerin sonunda Ankaralı iki genç mimar tarafından Ankaralı bir memur kooperatifi için tasarlanan ve inşa edilen Örnek Ev Tatil Sitesi’ni, gözden uzak kalmış bir kıyı bölgesinde ilginç bir mimari deneme olarak inceliyor. Nitelikli mekânsal öneriler ve başarılı strüktürel çözümler ile dikkat çeken yapının uygulama süreci ve geçirdiği değişimleri tartışmaya açan yazar, araştırmasını birincil gözlemlere ve arşivden çizim ve dokümanlara dayandırıyor. Böylece yapının mimari üretim alanında görünür kıldığı farklı toplumsal aktör ve dinamiklere dair tarihsel bir kayıt oluşturmayı amaçlıyor.

Türkiye’nin uzun kıyı coğrafyasında 1960’lı yıllardan itibaren yaygınlaşan turizm amaçlı konaklama yapıları ve ikincil / yazlık konut toplulukları, modern mimarlığın Akdeniz kıyılarının zengin doğal ve kültürel peyzajıyla etkileşime girdiği zengin bir panorama oluştururlar. Kıyı hattı boyunca küçük ya da büyük ölçekli yeni yerleşim alanları oluşturan bu yapı toplulukları, kentli gündelik yaşam kalıplarının çözüldüğü, yeni topluluk ağlarının kurulduğu, doğal çevre ile yakın temas içeren yeni toplumsal ilişkiler, coğrafi ve mekânsal deneyimler sunarlar. [1] Tarihsel olarak Türkiye’nin turizm planlarına ve mekânsal gelişim stratejilerine paralel olarak gelişen kıyı mimarlığı, mimarlar için de önemli bir araştırma, deneme ve üretim alanı haline gelmiştir. [2] Birimlerin farklı biçimlerde çoğaltılmasıyla yeni mekânsal örüntüler oluşturan bu tür yapı toplulukları arasında mimari dil, form, strüktürel çözümler, malzeme ve tektonik konularına ek olarak doğal peyzaja, topoğrafyaya ve yerel iklim koşullarına hassasiyet gösteren ve modern bir mimari kimlik yorumu sunan önemli sayıda nitelikli örnek bulunmaktadır. [3] Bu genel çerçeve içerisinde, turizm planlarında öncelik verilen İzmir, Antalya, Bodrum gibi merkezî coğrafyalarda inşa edilen ve çeşitli biçimlerde görünürlük kazanan nitelikli örneklerin yanı sıra, gözden uzak kalmış yapılar arasında da Akdenizli modernliği yorumlayan ilgi çekici denemelere rastlamak mümkündür. [4] Mersin’in Silifke ilçesinde kırsal peyzajın kıyı ile buluştuğu bir noktada konumlanan bir yazlık ev sitesi ile sürpriz bir karşılaşmadan yola çıkan bu araştırma, coğrafi açıdan çeperde kalmış ancak dikkat çekici modern bir kimliğe sahip olan bir yapı grubunun mimari niteliklerini, üretim süreci ve aktörleriyle birlikte bağlamsallaştırarak tartışmaktadır.

BAĞLAM

Önemli bir Roma ve Bizans mirasına sahip olan Antik Kilikya, Mersin ve Adana illerinin sınırları içindedir. 1960’larda başlatılan ulusal turizm planlamalarında, Marmara ve Ege bölgeleri ile Antalya ili öncelikli olsa da bu bölge de dönemin önemli yol ve altyapı ağlarının içinde yer almıştır. [5] Uzun bir kıyı şeridine, nitelikli doğal peyzaja ve arkeolojik alanlara sahip olan bölge, bu süreçte komşusu Antalya ile rekabet edecek uluslararası bir cazibe edinememiş olsa da özellikle yerli turistin talebini karşılayan görece ekonomik tatilin mekânı olmuştur. Özellikle 1980’lerden itibaren devlet hazinesine ait arazilerin ikinci konutlara tahsisi ve kredi temini kolaylaştırılınca tüm ülke kıyılarındaki gibi bu bölgede de çok sayıda yazlık konut sitesi inşa edilmiştir. [6] Bugün bu uzun kıyı şeridinde büyük otellerin yanı sıra çok sayıda küçük otel ve pansiyon, kamping alanları ve yazlık evler bulunmaktadır.

Mersin’in Silifke ilçesinin güneyindeki Göksu Deltası, Göksu Irmağı’nın oluşturduğu bir kıyı ovasıdır ve 1990 yılında Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir. Bugün deltada muz seralarının, tarlaların, narenciye bahçelerinin ve su kanallarının oluşturduğu kırsal peyzajın içine sızmış olan yazlık siteler, çeşitli devlet kurumlarına ait konaklama yapılarıyla birlikte mekânsal ilişki ve ölçek açısından karma bir mimari doku oluşturmaktadır. [7] Bölgede, özellikle Ankara ve Konya gibi Orta Anadolu’nun önemli kentlerine yakınlığı ve arazi maliyetlerinin düşüklüğü nedeniyle bu bölgeyi tercih eden farklı topluluklar eliyle kurulmuş pek çok konut kooperatifi bulunmaktadır. Kıyı bölgelerindeki yapılaşmayı tetikleyen önemli bir mekanizma olan kooperatifçilik, çeşitli ilişki ağlarıyla bir araya gelen üyelerin sosyal ve mali açıdan dayanışma ve işbirliği içinde yazlık ev edinmelerini sağlayarak yeni topluluklar oluşturmuştur.

KARŞILAŞMA VE KEŞİF

Sıcak bir yaz sabahında su kanallarıyla bölünen yazlık sitelerin oluşturduğu gevşek doku içerisinde yapmış olduğum yürüyüş esnasında karşıma çıkan yapı grubunun uyandırdığı sürpriz etkisi ve merak bu araştırmaya öncülük etti. Deniz kıyısından oldukça içeride, tarımsal peyzajla yazlık konutların buluştuğu sınır çizgisinde tek bir hat üzerinde dizilmiş ve birbiriyle eş üç bloktan oluşan bu ilginç lineer yapı dizisi, iri ancak dinamik kütleleriyle, bölgede sık rastlanan küçük birimli, homojen, bahçeli, ikiz ya da sıra evler gibi alışılmış yerleşim düzenlerine uymuyordu (Resim 1-4). Deniz tarafına bakan doğu cephe, dinamik bir biçimde kaydırılmış teraslar ve kesintisiz eğik düzlemiyle terasların ritmini bozan çatı-duvarlar ile tanımlanmıştı. Teraslara sonradan eklenen çatı örtüleri ve sineklikli pencere doğramaları cepheyi karmaşıklaştırsa da, bu teras ev blokları bölgede benzeri olmayan bir mimari kurguya göre inşa edilmişlerdi. Doğu cephenin tam arkasındaki deltanın tarımsal peyzajına bakan batı cephesi ise teraslı cephenin karmaşasının aksine, ortak dolaşım elemanlarının başarılı koreografisiyle oluşturulmuş beyaz renkli, sade ancak etkileyici bir modern kimliğe sahipti. “Örnek Ev Tatil Sitesi” ismiyle içinde bulunduğu bağlama bir vaatte bulunan konutlar, gözden uzak bir tatil bölgesinde, uzun zaman önce inşa edilmiş, biraz da bakımsız kalmıştı. Bundan bir süre sonra arabayla uzağından geçtiğim yapıların, deltanın olabildiğince durağan ve yatay peyzajına çizgisel, beyaz kütleleri ve sade ancak dinamik cephe ögeleriyle yaptıkları incelikli katkıyı deneyimleyince, projeyi burada var eden aktörleri araştırmaya karar verdim (Resim 5-7).

Yapının kullanıcıları ile tanışmak ve bilgi almak üzere alana yaptığım gezide, ince uzun bir parsele tek bir hat üzerinde yerleşen blokların önündeki açıklığa sonradan eklenmiş kafeterya ve havuzdan oluşan sosyal alanda tanıştığım sakinlerin aktarımları kooperatifin kuruluşu ve üyeleri hakkında yeni bilgiler sağladı. Buna göre kooperatif, 1980’lerin sonunda Ankara’da İçişleri Bakanlığına bağlı Sivil Savunma Müdürlüğünde çalışan memurlar tarafından kurulmuştu. Sitenin mimari kurgusunun “farklı” olduğunu, bunun kooperatif üyelerince talep edildiğini ve “Örnek Ev” ismiyle de bölgeye model olmayı istediklerini aktardılar. Yapının mimarlarını bilmiyorlardı ancak farklılık talebinin kaynağına dair çeşitli yorumlar yaptılar. Kooperatifin eski bir üyesi çalıştıkları birimin Ankara’da yabancı ülkelerin elçilik binalarının da bulunduğu Çankaya İlçesi’nde bulunduğunu ve bu yapılardan etkilenerek sitenin de “farklı” olmasının istendiğini aktardı. Bir başkasına göre, o dönemde özellikle İtalya’da teras evler moda olduğu için mimar da onlara bu tür bir yapı önermişti.

Yapının mimari ve mekânsal kurgusu içeriden ve yakından incelendiğinde dönemin yapı üretim koşullarına ve kullanıcıların yapıya dair deneyimlerine ait farklı bilgiler ortaya çıkmaktadır. Genel mimari kurguya yakından bakarsak; ortak dolaşımın, merdivenlerin ve evlere girişlerin yer aldığı batı cephesinin zemin katı, gölgeli ve arkadlı bir yürüyüş yolu olarak tasarlanmıştı. Bu cephenin karakterini ilk iki katta düşey boşluklar, açık cepheler, tek kollu ve zıt yönlü merdivenlerin oluşturduğu diyagonal hatlar; en üst katta ise merdivenin ulaştığı sahanlığın tamamen konsol olarak kurgulanmış öne çıkan kapalı kütlesi ve onun beyaz yüzeyindeki uzun şerit açıklıklar belirliyordu (Resim 8). Düşey dolaşım birbirine zıt yönlü olarak yerleştirilmiş ve yatayda hizaları kaydırılmış merdivenler ve yüzeydeki açıklıklar sayesinde çevre ile canlı bir bağ kuran bir promenat olarak tasarlanmıştı (Resim 9-12). Konut birimlerinin giriş kapıları birbirinden uzak tutularak mahremiyet sağlanmıştı. Çoğu sakin, evin giriş cephesinde bulunan gölgeli galeriye masa yerleştirerek burayı evin uzantısına dönüştürmüştü. Ayrıca evlerin çoğunda hava akımını sağlamak için ana kapı açık tutuluyordu. Kullanıcılar, karşılıklı iki cepheye bakan açıklıklar sayesinde evin içinde düzenli bir hava akımı bulunduğunu ve mekanik iklimlendirme sistemlerinin fazla kullanılmadığını aktardılar. Doğu cephede ise teraslar yapının cephesini dinamikleştirmiş olsa da neredeyse bir oda büyüklüğündeki bu açık düzlemlere sonradan eklenen üst örtüler ve sineklikli cephe doğramaları yapının sıradışı teraslı cephesinin etkisini hayli zedelemişti. Yine sakinlerin anlatımlarına göre teraslı cephedeki ilk yapıldığında kiremit kaplı olan çatı-duvarın kiremitleri daha sonra yine kiremit renkli duvar seramikleriyle değiştirilmişti (Resim 13).

Kullanıcılar evin planından ve mekânsal düzeninden, içerideki sabit hava akımından, giriş cephesindeki gölgeli ve serin galerinin esnek kullanımından hoşnut olduklarını, buna karşılık düşük malzeme ve detay kalitesinden, konut birimlerinin kaydırılarak yerleştirilmiş olması nedeniyle yaşanan sıhhi tesisat sorunlarından ve gürültüden rahatsız olduklarını anlattılar. Çoğunluğu eski memur olan ilk üyeler ya da sonradan satın alarak yerleşen site sakinleri sitenin ortak alanlarının bakımsızlığından, birlikte yaşama kültürü konusunda komşular arasında yaşanan çatışmalardan bahsettiler. Bu konuların bir bölümü mimari tasarımın getirdiği ortak yaşantı deneyimiyle bir bölümü de düşük malzeme kalitesi ve uygulama sorunlarıyla ilgili olsa da, bütününde yazlık konut yerleşimlerinin sunduğu toplumsallıklara dair veriler olarak değerlendirilebilirler.

ARAŞTIRMA: PROJENİN VE MÜELLİFLERİNİN İZİNİ SÜRMEK

Araştırmanın ikinci aşamasında, site yönetiminin verdiği izinle, Silifke Belediyesi İmar Arşivinde yapının mimari projesine ait belgelere ve müelliflerin isimlerine ulaştım. 1989 tarihli projenin mimarları, Türkiye’de aktif bir ofisi bulunmayan ve son on üç yıldır Londra’da yaşayan, Dilek Hızarcı Şamlı ve Kutsi Şamlı çiftidir. [8] Sosyal medya üzerinden ulaştığım Hızarcı Şamlı projeden bahsedince büyük bir heyecan ve merakla çevrimiçi görüşme teklifimi kabul etti. [9]

Hızarcı Şamlı, görüşmemizde ülke değişikliğiyle birlikte tamamen geçmişte bırakmış oldukları bu projenin bitmiş halini hiç görmediklerini anlattı. Ellerinde projeye ait bir arşivleri bulunmadığını aktaran Hızarcı Şamlı ile belediyenin arşivinden çıkan çizimleri ve yapının güncel halini incelediğimiz çevrimiçi görüşmede projenin tasarım sürecini konuştuk. Hızarcı-Şamlı 1987’de Gazi Üniversitesi, Mimarlık Bölümünden mezun olduğunu ve yapıyı tasarladıkları dönemde kendisinin büyük bir inşaat firmasının şantiyesinde çalıştığını anlattı. ODTÜ Mimarlık Bölümü mezunu olan eşi Kutsi Şamlı’nın da bir mimarlık ofisinde çalışmakta olduğunu ve bu projeyi geceleri kendi evlerinde çalışarak hazırladıklarını aktardı. Projenin tasarım sürecinde sakinlerin anlattıkları gibi dönemin İtalyan modasının ya da elçilik yapılarının etkisinden çok, yapının tasarlandığı 1987-88 yıllarında iki genç mimarın “kendi mikro-klimasını oluşturma potansiyeline sahip ve güncel bir mimari dili olan” bir yapı tasarlama isteği belirleyici olmuştu. Ancak genç ve yeni evli bir çift olarak kendi projelerini tasarlama ve ek gelir elde etme fırsatı olarak gördükleri ve çok emek verdikleri bu işten ücret alamamışlardı.

Mimarlar, yapının ana tasarım fikrinin parselin lineer formuna ve yerel iklim özelliklerine bağlı olarak geliştiğini, yaklaşık 50 x 150 m boyutlarındaki ince uzun parseli kıyıya olarak dik yerleşmiş küçük adalara bölmek yerine kıyıya paralel yerleşen, Silifke’nin sıcak yaz güneşi altında “şemsiye gibi bir bina” tasarlamak istemişlerdi. Yapının arşivdeki dosyasından çıkan ve parselin kısa kenarına paralel yerleşmiş balkonlu ve üç katlı bloklardan oluşan farklı bir proje önerisi ise kendilerine ait değildi (Resim 14). Mimarlar parselin uzun kenarına iki paralel hat boyunca yerleşen üçerli teras ev bloklarını ayna simetrisiyle konumlandırmış ve dolaşım alanları birbirine dönük olan bloklar arasında sosyal bir alan olacağını düşündükleri gölgeli bir iç sokak oluşturmayı planlamışlardı (Resim 15, 16). Ancak kooperatif diğer üçlü bloğu inşa edebilecek yeterli yeni üye bulamadığı için bu öneri tamamlanamamıştı.

Hızarcı Şamlı’nın yaklaşık 35 yıl önce kendi proje çizimleri ve yapının güncel hali üzerine yaptığı yorumlar, projeyi tasarlarken düşündüklerinin yanı sıra aradan geçen uzun sürede edindiği deneyimlere dayalı eleştiri ve gözlemlerini de içeriyordu. Yapının planda ve kesitte en dikkat çekici özelliği sahip olduğu esneklik ve bunu sağlayan başarılı strüktürel kararlardı (Resim 17, 18). Merdivenlerin ve bağlandıkları döşemelerin genişliği ve dinamik konumları statik çözümlerin başarısının sonucuydu. Başarılı kiriş çözümleri sayesinde batı cephesinde açıklık, yataylık ve hafiflik etkisi güçlendirilmişti. Dolaşım alanlarındaki hareket ve görsel ilişkiler zengin bir mekânsal deneyim oluşturuyorlardı. Hızarcı Şamlı, merdiven döşemesi ve korkuluk birleşimleri ile göze çarpan merdivenlerde kullanılan prekast basamaklarının seçiminde kendilerinin de bulunduğunu aktardı. Mimarların “şemsiye bina” fikrinin karşılığı olan batı cephesi ve oluşturduğu hacim, gerçekte de gölgeli ve serin bir dolaşım ve sosyalleşme alanı olarak işlev kazanmıştı. Ancak finansal gerekçeyle inşa edilemeyen diğer üçlü blok yapılmış olsaydı güneşe yönlenme ve kütleler arasındaki yakınlık nedeniyle kullanıcıların deneyim ve sorunları da farklılaşacaktı.

Teraslı olan ön cephe sokağa dönüktü ve kendisinden sonra inşa edilmiş bahçeli ve sıra evler düzenindeki yazlık sitelere bakıyordu. Doğuya bakan geniş terasların neredeyse tamamı opak birer üst örtü, camlı ya da sineklikli dış yüzeyler ile kapatılmıştı. Bu ilaveler ortak bir karar ve süreçle yapılmadığı için ön cephe oldukça karmaşık bir görüntüye sahipti. Yaz mevsiminde gündüz sıcaklıkları 40 dereceye ulaşan sıcak ve nemli bir bölgede bulunan evlerin teraslarının yaz aylarında üstünün örtülmesi kaçınılmaz bir gereklilikti. Ayrıca tarımsal üretimin de yoğun olduğu deltanın sulama kanalları nedeniyle sivrisinekler de önemli bir sorundu. Bu gerekçelerle terasların üzerlerinde ve dış çeperlerinde yapılacak müdahalelerin ilk başta ya da daha sonra yapının bütünü gözetilerek tasarlanmış olmasıyla hiç kuşkusuz bu türden bir karmaşanın önüne geçilebilirdi. Hızarcı Şamlı doğu cephesindeki karmaşadan ve bakımsız görüntüden yapının müellifi olarak üzüntü duyduğunu ifade etti. Aynı konuşmada Antalya Gazipaşa’da aynı dönemde bir başka teras ev projesi daha tasarladıklarını ve o binada kullanıcıların yapıya daha iyi sahip çıktığını öğrendiğini aktardı. [10]

İç mekânda kullanıcıların yaptığı değişiklikleri de fotoğraflar üzerinden değerlendiren mimar Hızarcı Şamlı, yapının strüktürel tasarımı sayesinde dairelerin içinin taşıyıcılar tarafından bölünmediğini ve bunun da zaman içinde kullanıcıların değişen taleplerine göre esnek planlama şansı tanıdığını aktardı. İki odası ve bir salonu olan dairelerin hepsinin iç plan çözümü aynıydı ve net alanları yaklaşık 65 metrekareydi. Banyo ve yatak odalarının dış duvarlarında konumlanan kolonlarla birlikte oluşturulmuş çok boşluklu baca hacimlerinin yüzeyleri açılarak iç mekâna dahil edilmişti. Teraslı cephede göze çarpan dik açılı çatı-duvarın altında kalan ve yatak odasına ait olan üçgen kesitli boşluk ise kapaklar ya da perdelerle örtülerek depolama alanına dönüştürülmüştü (Resim 19). Hızarcı Şamlı, Londra’da özellikle çatı katlarında sıklıkla karşılarına çıkan bu tür iç mekânlarda yaratıcı çözümler üretilebildiğini ancak Türkiye’de böyle sıra dışı hacimlerin atıl alanlar olarak görüldüğünü ve çoğu zaman depolama alanı olarak kullanılmak üzere kapatıldıklarını gözlemlediğini aktardı. Daire planlarının düşeyde kaydırılması, dolayısıyla yatak odasının üzerinde banyonun olması nedeniyle yaşanan tesisat sorunlarını ise düşük nitelikli uygulama çözümleriyle ilişkilendirdi. Yapının tamamında kullanılan malzeme ve detay kalitesi nedeniyle göze çarpan sorunlar vardı. Ancak mimarlar uygulama sürecinin tamamen dışında kalmışlardı.

TARTIŞMA VE SONUÇ

Örnek Ev Tatil Sitesi, 1990’ların başında Türkiye’nin Doğu Akdeniz kıyısında görece gözden uzak bir sayfiye bölgesi olan Silifke’nin tarımsal ve turistik kullanımların iç içe geçtiği kıyı peyzajı içerisinde, Ankaralı memurlara ait bir kooperatif eliyle oluşturulmuş ilginç bir yazlık konut örneğidir. Proje, peyzajla kurduğu ilişkide, kütle ve cephe kompozisyonlarında gözlenen başarılı modern mimari dilinin yanı sıra ortak dolaşım ve kullanım amaçlı yarı kapalı ve gölgelikli ara mekânlarının zenginliğiyle dikkat çekmektedir. Kooperatif üyeleri, yapıların alışılmışın dışında olduğunu gözeterek yerleşimi “Örnek Ev” Tatil Sitesi olarak adlandırmıştır. Türkiye’de kooperatif eliyle üretilmiş toplu konut projelerinden bazıları, ortak yaşam ve komşuluk ilişkilerini korumaya dair kolektif iradenin mimari izlerinin hala sürülebildiği örnekler olarak ülkenin toplumsal ve mekânsal tarihinde önemli bir yer oluşturmaktadır. Umut Şumnu, 1950-1970 yılları arasında Ankara’da beraber yaşama arzusu peşinde olan ve benzer sosyal, kültürel ve ekonomik sınıftan gelen kullanıcı grupları tarafından oluşturulan kooperatifler eliyle inşa edilmiş toplu konut örnekleri üzerine yaptığı incelemede ortak kullanım alanlarına yönelik özen ve vurguyu tartışmıştır. [11] Örnek Ev Kooperatifi üyelerinin Ankara’daki toplu konut örneklerinden haberdar olup olmadıkları bilinemese de proje dosyasında fotoğrafı bulunan diğer teklif düşünüldüğünde, geniş dolaşım ve ortak kullanım alanlarına sahip bu kurgunun, kooperatif üyeleri tarafından tercih edildiği ortadadır. Ayrıca inşa edilemeyen ikinci hattın ve dolayısıyla ana ortak kullanım mekânı olarak kurgulanan iç sokağın eksikliği nedeniyle var olan yapı grubu, ekonomik gerekçelerle yarıda kalmış bir projedir.

Türkiye kıyılarında Akdenizli modernizmin yakın tarihli örneklerini belgeleyen Burcu Kütükçüoğlu, ele aldığı yapılardaki mekân organizasyonunu tartışırken “gölge mimarlığı” kavramına başvurarak, tarihsel olarak bu bölgede yaşantının kentsel ölçekten tekil yapı ölçeğine kadar açık ve yarı açık mekânlarla iç içe örüldüğünü vurgulamıştır. [12] Geleneksel yerleşimlerde ya da sundukları mekânsal birikimi yeniden yorumlayan nitelikli modern yapılarda avlular, arkadlı yürüyüş yolları, teraslar, balkonlar gibi farklı işlevli mimari elemanlar birbirlerine eklenerek yaşantının içeride olduğu kadar dışarıda da sürdürülmesini sağlayan gölgeli ara mekânlar oluşturulmuştur. Örnek Ev Tatil Sitesi’nin genç mimarları da benzer bir yaklaşımla, doğu cepheye bakan konut birimlerini teraslandırarak, batı cephesinde ortak dolaşım ve kullanım için gölgeli ara mekânlar oluşturacak boşluklar elde etmiştir. Bu sayede teras ev kurgusu her iki cephede de farklı nitelikte yaşantılar sunmaktadır. Bir yapı tipolojisi olarak teras evler, arazinin eğimini kullanarak zemindeki hareketi bina formuna ve mekânsal ilişkilere aktaran, ya da düz bir zeminde yeni bir topoğrafya oluşturan yapılardır. Yatayda ve düşeyde birimlerin aşamalı olarak kaydırılmasıyla oluşan kütlesel hareketlilik, konutların peyzajla ve birbirleriyle kurduğu mekânsal ve görsel ilişkileri çeşitlendirmektedir. Yakın dönem Türkiye mimarlığında, Burhaniye’de Altuğ-Behruz Çinici ve Servet Kılıç’ın Ar-tur Teras Evleri (1970-71), İzmir’de Salih Zeki Pekin’in TİBAŞ Teras Evleri (1983-90), Ankara’da Nuran Ünsal, Merih Karaaslan, Mürşit Günday’ın Sürücü Teras Evleri (1990-91) kent içi ve kent dışı bağlamlarda gerçekleştirilmiş nitelikli örnekler arasındadır. 1990 yılında II. Ulusal Mimarlık Sergisi’nde “Proje Dalı”nda ödül alan Sürücüler Teras Evler Sitesi’nin tanıtım metninde mimarlar amaçlarını “tek tek blok apartmanlar yerine doğayla bütünleşebilen, komşuluk ilişkilerini sağlayan insani çevreler yaratmayı” denemek olarak açıklamışlardır. [13] Birimler arasındaki ilişkileri daha dinamik yorumlayan bu tür yerleşim önerilerinde birlikte yaşamak, birbirini görmek ve komşuluk, kooperatif eliyle üretilen çoğu toplu konut örneğine benzer biçimde öne çıkmaktadır.

Kentsel ya da kırsal bağlamlarda alışıldık biçimsel kalıpların, üretim yöntemlerinin ve hem yatayda hem düşeyde kalıplaşan mekânsal ilişkilerin dışına çıkma cesaretini gösteren teras evlerin, komşuluk üzerine yeni deneyimler sunduğu ileri sürülebilir. Bu durum Örnek Ev Sitesi’nde ortak yaşama kültürü açısından farklı perspektiflerin çatışmasına ve şikâyetlere yol açarken, araştırma sürecinde gözlemlediğim üzere özellikle gölgeli ve serin galeride komşu sohbetleri ve ilişkileri de canlı bir biçimde sürdürülmektedir. Ortak yaşam kültürü konusundaki çatışmalar cepheye yapılan müdahalelerde de kendini göstermektedir. Müşterek bir kararla belirlenmemiş olan ilavelerin birbirinden son derece farklı olması yapının güçlü mimari kurgusunu hayli zedelemiştir. Diğer taraftan araştırmama dair haberlerin çok hızlı yayıldığını gördüğüm sitede kompakt yaşantının iletişimi de doğal olarak artırmış olduğu söylenebilir.

Sonuç olarak, düşük bütçeli bir kooperatif eliyle üretilen Örnek Ev Tatil Sitesi, ülkenin yakın tarihinde turizmin ve kooperatifçiliğin sağladığı alternatif üretim ve yaşam olanakları konusunda ilginç bir örnek sunuyor. Yapı, müelliflerinin gençliği, kullanıcıların kolektif hayalleri ve tatil amaçlı ikincil konut üretiminin sağladığı esneklikler sayesinde dikkat çekici bir deneysellik içermektedir. Projenin nitelikli dolaşım ve ortak kullanım alanları, yerel iklim özelliklerine dair tasarım kararları, yerel peyzajla kurulan güçlü ilişki ve oluşturulan modern dil ve estetik, mimari anlamda yenilikçi özellikleridir. Yapının tasarımı kadar mimari niteliğinin belirlenmesinde ve korunmasında önemli olan uygulamanın niteliği ve kullanıcılar arasındaki çatışmalar ise binaların bugünkü durumunda önemli bir etkiye sahiptir. Uzaktan bakıldığında modernist bir serabı andıran yapıya yakınlaştıkça pek çok kusurla birlikte ilginç bir mimari kurgu görünür olmaktadır. Tomris Elvan Altan, Türkiye’de mimarlık tarihi yazımında genel kabul gören sınırların dışında duran “öteki” üretimleri görünür hale getirmeye çalışan sadece mimari ürünü değil, o ürünün özgün üretim ve tüketim süreçlerini ve bağlamını araştıran kapsayıcı ve çoğulcu yeni yaklaşımları tartışmıştır. [14] Altan’ın ileri sürdüğü ötekilik, ele alınan bu yapı örneğinde coğrafi uzaklık, bakımsızlık ya da müelliflerinin görünür olamamaları gibi çeşitli nedenlerle çeperde kalmışlık olarak da yorumlanabilir. Sonuçta, yapının sadece bugünkü haliyle değil, üretim süreçleri, aktörleri ve görünür kıldığı toplumsallıklar açısından da 1990’lar Türkiye’sine ait mütevazı ancak dikkat çekici modern bir toplu konut örneği olarak arşivde yer bulması umut edilmektedir.

* Paylaştığı bilgiler ve gösterdiği yakın ilgi için yapının mimarlarından Dilek Hızarcı Şamlı’ya ve başta site yöneticisi İsmail Hakkı Tombakoğlu olmak üzere tüm site sakinlerine, verdikleri bilgi ve destek için teşekkür ediyorum.

** Fotoğraflar, aksi belirtilmedikçe yazara aittir.

NOTLAR

[1] Türkiye kıyılarının tatil mekânına dönüşmesinin tarihine dair farklı tartışmalar için bakınız: Bora, Tanıl, (ed.), 2014, Sayfiye Hafiflik Hayali, İletişim Yayınları, Istanbul; Gürel, Meltem Ö., 2016, “Seashore Readings: The Road from Sea Baths to Summerhouses in Mid-Twentieth Century Izmir”, Mid-Century Modernism in Turkey: Architecture Across Cultures in the 1950s and 1960s, (ed.) Meltem Ö. Gürel, Routlegde, Oxon and New York, ss.27-55.

[2] Türkiye’de mimari üretimin hafızasını oluşturan Arkitekt (1931-80) ve Mimarlık (1963-devam ediyor) dergilerinin çevrimiçi olarak erişilebilen arşivlerinde yapılacak bir tarama ile yazlık ev ve site, otel, tatil köyü içerikli farklı ölçekteki projelere ve bu konularda açılmış mimari yarışmalarda ödül almış olan pek çok deneysel proje örneklerine rastlanabilir.

[3] Kenneth Frampton’ın eleştirel bölgeselcilik (critical regionalism) önerisi, 1960’lar sonrasında modernizmin farklı yerel etkilerle kurduğu ilişkiyi kapsamlı bir tartışma haline getirmiştir. Frampton’ın bu konuda çok sayıda yayını bulunmaktadır. İlki için bakınız: Frampton, Kenneth, 1983, “Towards a Critical Regionalism: Six Points for an Architecture of Resistance”, The Anti-Aesthetic-Essays on Postmodern Culture, (ed.) Hal Foster, Bay Press, Seattle, Washington, ss.16-30. Modernizmi Anadolu kıyılarına özgü yerel coğrafi, sosyal ve mekânsal referanslarla yeniden yorumlayan yapılara dair güncel ve kapsamlı bir belgeleme araştırması Burcu Kütükçüoğlu tarafından bir araştırma projesi olarak yürütülmektedir. Kütükçüoğlu, Burcu, 2022, “Güncel Türkiye Mimarlığında Akdenizli Modernliğe Analitik Bir Bakış”, Tasarım+Kuram, cilt:18, sayı:36, ss.95-112.

[4] DOCOMOMO_International (Modern Mimarlık Ürünlerinin Belgelenmesi ve Korunması) girişimi içinde, 2002 yılında DOCOMOMO_Türkiye Çalışma Grubu ismiyle kurulan ulusal platform, düzenlediği sayısız etkinlikle Türkiye’nin modern yapı mirasına dair çok kapsamlı ve önemli bir bilgi ağı ve arşiv oluşturmaktadır. Bakınız: “Anasayfa”, (http://www.docomomo-tr.org/). [Erişim: 02.08.2023]

[5] Nohutçu, Ahmet, 2002, “Development of Tourism Policies in Turkey”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı:9, ss.1-25.

[6] Emekli, Gözde, 2014, “İkinci Konut Kavramı Açısından Turizm Coğrafyasının Önemi ve Türkiye’de İkinci Konutların Gelişimi”, Ege Coğrafya Dergisi, cilt:23, sayı:1, ss.25-42.

[7] “Göksu Deltası”, (https://tvk.csb.gov.tr/goksu-deltasi-i-393). [Erişim: 01.08.2023]

[8] Mimarlık dergisinin Ocak-Şubat 2013 tarihli 369. sayısında dergiye emek verenler için hazırlanmış teşekkür listesinde Kutsi Şamlı geçmiş yılların yayın komitesi üyesi olarak yer almaktadır.

[9] Hızarcı Şamlı, Dilek. 29 Eylül 2022. Kişisel görüşme.

[10] Hızarcı Şamlı, maalesef bu projenin yerini ve güncel ismini bilmediği için o proje ile ilgili bilgiye ulaşılamamıştır.

[11] Şumnu, Umut, 2014, “Biraradalığın Mi̇mari̇si̇: 1950-1970 Yılları Arası Kooperati̇f Yapılarında Ortak Yaşam Alanları”, Sivil Mimari Bellek Ankara 1930-1980, (ed.) Nuray Bayraktar, Bülent Batuman ve Elif Selena Ayhan, Koç Üniversitesi VEKAM Yayınları, Ankara, ss.205-232.

[12] Kütükçüoğlu, 2022, s.101.

[13] "2. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri", 1990, Mimarlık, cilt:28, sayı:3, ss.20-32. Bu yapıya ait güncel bir emlak ilanında aynı metin yer almaktadır. Ayrıca fotoğraflarda yapının mimari niteliklerinin özgün renkleriyle beraber bozulmadan korunduğu, ancak terasların bazılarının üstlerinin ve yan cephelerinin kapatıldığı görünmektedir. Nihai olarak kullanıcıları yapının mimari kimliğine sahip çıkmıştır.

[14] Altan, Tomris Elvan, 2009, “Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı: Tanımlar, Sınırlar, Olanaklar”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, cilt:13, s.128.

Bu icerik 790 defa görüntülenmiştir.