DOSYA: TÜRKİYE'NİN KIRK YILLIK DÜNYA MİRASI VARLIKLARI
Kapadokya: Dünya Mirasında 40 Yıl, Bitmeyen Mücadele
Funda Solmaz Şakar, Dr. Öğr. Üyesi, Gebze Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Kapadokya, jeolojik oluşumların kültürel yaşamla iç içe geçtiği eşsiz bir peyzaj olarak 1985’te Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi. Yazar, bölgenin korunma sürecinin, 1960’larda hazırlanan milli park planlarıyla başladığını ve 1986’da “Göreme Tarihî Milli Parkı” ilanıyla devam etttiğini; ancak turizm baskısı, parçalı yasal çerçeveler ve yönetimsel sorunların koruma politikalarını zayıflattığını aktarıyor. Bugün, uzman eksikliği, denetim yetersizliği ve planlama sorunlarının devam ettiği Kapadokya’da Üstün Evrensel Değer’in korunmasında yalnızca yasal düzenlemelerin değil, bilimsel katkıların, etkin denetimlerin ve yerel halkın katılımının da belirleyici olduğuna dikkat çekiyor.
Kapadokya, kültürel peyzaj teriminin doğrudan tarifini yapan, jeolojik oluşumların eşsiz kıldığı bir doğal alanın, yaşam alanına dönüşümünün en dikkat çekici örneği olarak varlığını sürdürüyor. Geçmişten günümüze din adamlarının, seyyahların ve coğrafyacıların dikkatini çekmiş; kaya oyma mağaralarıyla ve yer altı / üstü yerleşimleriyle yerel halka barınma ve sığınma olanağı vermiştir. Strabon, Texier gibi seyyahların ardından 1950’lerden itibaren bugünkü anlamıyla turizm faaliyetleri yürütülmeye başlanmış, 70’li yılların mistik bir destinasyonu olarak uluslararası ün salmıştır.
Doğal ve yapılı çevrenin iç içe geçtiği Kapadokya sadece bu eşsiz peyzajıyla değil bu peyzajla uyumlanarak ortaya çıkan geleneksel mimarisi ile korunması gereken bir alan oluşmuştur. 1985’te Türkiye’nin ilk Dünya Mirası Alanlarından olması, 1960’larda bile milli park vizyonu ile korunmaya çalışılması ulusal ve uluslararası anlamda Kapadokya’ya atfedilen önemi göstermektedir.
Çoğunlukla “eşsiz, olağanüstü” gibi sıfatlarla tariflenen alanın sahip olduğu jeolojik farklılık tabii ki bazı güçlükler de doğurmuştur. Ülkede 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yasal ve yönetsel anlamda birçok konuda altyapı oluşturulmaya çalışılırken, Kapadokya’da turizm, ekonomi, kültürel miras, yapılaşma, planlama konuları bir sarmal haline gelmiştir. Coğrafyanın getirdiği o eşsiz güzellik ile ortaya çıkan “olağan dışı” fiziksel çevre ve “üstün evrensel değer” olarak tariflenen kültürel ve doğal miras korunması çetrefilli bir süreç geçirmiştir. Yer altı ve yer üstü birçok kültür varlığı barındıran, doğal ve kültürel anlamda çok katmanlı bu alanda, turizm de işin içine girince yasal ve yönetsel yapıyı kurma, alanı bütüncül bir yaklaşımla koruma ve planlama anlamında birçok sorun da ortaya çıkmıştır. Kapadokya’yı koruma serüvenin merkezinde yer alan Dünya Mirası ilanı esasında Milli Park olma süreciyle iç içe ilerlemiştir.
1985 yılında Kapadokya, “Göreme Milli Parkı ve Kapadokya Kayalık Alanları” [1] adıyla hem kültürel hem de doğal değerleri bünyesinde barındıran karma miras alanı olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir [2]. Listeye kaydedilen alan, Ürgüp, Göreme, Ortahisar, Uçhisar ve Çavuşin gibi yerleşimlerin yanı sıra Derinkuyu ve Kaymaklı yeraltı şehirleri ile Karlık, Karain, Yeşilöz ve Soğanlı’yı kapsayan toplam yedi bileşenden oluşmaktadır (Resim 1).
Milli Park Olma Yolunda Kapadokya’nın Gelgitleri
Esasında Kapadokya’nın milli park olma süreci, 1960’lı yılların sonunda alan henüz milli park ilan edilmemişken hazırlanan “Göreme Milli Parkı Uzun Devreli İnkişaf Planı (UDİP)” ile başlamaktadır. UDİP, 1968 yılında Orman Genel Müdürlüğü, Milli Parklar Dairesi uzmanları ve Amerika Birleşik Devletleri Milli Park Servisi uzmanları tarafından hazırlanmıştır. Daha sonra 1972 yılında, bu planın revizyonu amacıyla “Göreme Tarihî Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı (UDGP)” isimli bir plan daha hazırlanmıştır (
Resim 2).
ABD Milli Park Servisi, 1966 yılında Ürdün’de Petra Arkeolojik Alanı için bir koruma çalışması başlatmıştır. Milli park uzmanlarından Hugh Miller ile 7 Mayıs 2016 yılında yapılan kişisel görüşmeden edinilen bilgilere göre, Petra’da çalışmalar sürerken Haziran 1967’de patlak veren “6 Gün Savaşı” nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) mensubu ekip geçici olarak Yunanistan’a taşınmıştır. Bu sırada dönemin Türkiye Milli Parklar Daire Başkanı olan Zekai Bayer, ABD ekibini Yunanistan’dan Türkiye’ye davet etmiş ve Türkiye’deki milli parklarla ilgili çeşitli çalışmalar yapmak istemiştir. Zekai Bayer, ABD’de eğitim görmüş ve milli parklar üzerine incelemelerde bulunmuş bir bürokrattır; dolayısıyla ABD’deki milli park sistemini ve koruma yaklaşımını yakından tanımaktadır. Zekai Bayer başkanlığında kurulan Türk ve Amerikalı planlama ekibi Türkiye’de çeşitli bölgeleri ziyaret ederek ön incelemelerde bulunmuştur. Miller, Kapadokya haricinde Pamukkale, Troya, Efes, Bergama ve Bodrum’u da ziyaret ettiklerini ve bu alanlarda incelemeler yaptıklarını belirtmiştir [3].
Ön incelemeler sonucunda öncelikle Kapadokya ve Pamukkale için uzun devreli gelişme planları hazırlanması uygun görülmüş ve Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (United States Agency for International Development - USAID) sponsorluğunda çalışmalara başlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünde olan topografik uydu haritaları, özel izinle planlar için altlık olarak kullanılmış ve dört ay gibi kısa bir sürede Göreme UDİP hazırlanarak 1968 yılında yayımlanmıştır [4]. Orman Bakanlığı’nın, bu dönem 11 tane alan için UDGP hazırladığı görülmektedir. Bu alanlar; Göreme, Bergama, Boğazköy - Alacahöyük, Halikarnassos, Kovada Gölü, Köprülü Kanyon, Pamukkale, Termessos, Troya, Olympos - Beydağları, Efes’tir. [5] Bu planlar arasında en erken tarihli olanı, 1968 yılında Göreme için hazırlanan plandır. Ayrıca diğer alanların hiçbiri için 4 yıl sonra revizyon amaçlı ikinci bir plan hazırlanmamışken, Göreme için 1972 yılında bir revizyon planı hazırlanarak aynı formatta basılmıştır.
Ürdün’deki savaş ortamının sona ermesinden dolayı ABD ekibi Kasım 1967’de Türkiye’den ayrılmıştır. 1968 yılı yazında aynı ekipten John Mosley ve Hugh Miller Türkiye’ye gelerek bakanlık uzmanlarıyla birlikte Kapadokya’yı tekrar ziyaret etmişlerdir. Göreme’de, milli parkın ne olduğu, neden korunması gereken bir olgu olduğuna dair yerel halkın, öğretmenlerin, öğrencilerin ve devlet çalışanlarının katıldığı halka açık bir toplantı organize edilmiştir. Miller, bu toplantıya halkın ilgisinin çok fazla olduğunu ve bütün katılımcıların plana olumlu yaklaştığını, bunun da planın en önemli başarılarından biri olduğunu özellikle vurgulamaktadır [6].
Göreme için hazırlanan planın başarılı bulunmasından sonra biraz daha küçülmüş bir ABD ekibi ile Türk ekibi Pamukkale UDİP için 1968 yılı sonunda çalışmalara başlamış ve 1969 yılında bu planın basımı yapılmıştır. Miller, Göreme ve Pamukkale’nin yüksek turizm potansiyelleri yanında bu alanlardaki gelişmenin olumsuz etkilerinden dolayı planlamada öncelikli bölgeler olarak seçilmiş olabileceklerini belirtmektedir. Her iki plan için de Zekai Bayer’in önerileri doğrultusunda bir Amerika Birleşik Devletleri Milli Park modelinden ziyade Avrupa’daki modeller baz alınarak çalışıldığı özellikle vurgulanmaktadır. Bu planların hazırlık sürecinde, yeni veri üretmenin güçlüğü planlama ekibini en çok zorlayan durum olarak belirtilmekte ve park alanları içindeki yaşam koşulları ve yerleşmelerin dinamikleri üzerine daha fazla çalışma yapılmış olsaydı sonuçların daha iyi olabileceği değerlendirilmektedir. [7]
Göreme için 1968’de hazırlanan ve 1972’de revize edilen uzun devreli gelişme planları uygulanamamıştır. Bunun temel nedeni, 1956 tarihli 6831 sayılı Orman Kanunu’nun yalnızca orman rejiminde yer alan alanların milli park ilan edilmesine izin vermesidir. Bu nedenle Göreme, 1970’lerin başında Milli Park statüsü kazanamamış; 1980’li yılların ortasına kadar gerekli yasal düzenlemeler yapılamadığı için hazırlanan planlar yürürlüğe konulamamıştır [8].
1983 yılında 2873 sayılı Milli Park Yasası’nın yürürlüğe girmesi ve alanın 1985 yılında Dünya Mirası Listesi’ne kabul edilmesiyle ortaya çıkan UNESCO’ya karşı miras alanının Taraf Devlet tarafından koruma altına alınmış olması gerekliliği ile birlikte, Kapadokya’da ancak 1986 yılında Resim 1’de sınırları gösterilen 9572 hektar alan, “Göreme Tarihî Milli Parkı” olarak ilan edilebilmiştir. Kapadokya’nın Milli Park olarak ilanının hemen ardından plan çalışmalarına başlanmış; fakat Çevre Düzeni Planı revizyon çalışmaları ile iç içe geçen ve karmaşıklaşan uzun bir süreçte ancak 2013 yılında, yani yaklaşık 27 yıl sonra, Göreme Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Revizyon Planı (UDGRP) onaylanarak yürürlüğe girebilmiştir. Fakat bu plan da 2019 yılında alanın Milli Park statüsünün iptal edilmesi ile birlikte kullanım dışı kalmıştır.
Turizmin Gölgesinde Koruma Mücadelesi
Şüphesiz ki Kapadokya’nın koruma ve dünya mirası alanı olma sürecini, sosyal, fiziksel ve ekonomik hayatını en çok etkileyen girdi turizm olmuştur. Uzun zamandır süregelen bir turizm deneyimi yaşayan Kapadokya Bölgesi, 1963’te Türkiye’de planlı turizm çalışmalarının başladığı tarihten itibaren turizm konusunda hep ön planda olmuştur.
1960’lardan itibaren hazırlanan bölgesel planlar [9], Kapadokya’daki turizmin yönlendirilmesini ve kontrol altında tutulmasını hedeflemiştir. Ancak asıl dönüm noktası 1980’lerde yaşanmış; 1982’de çıkarılan Turizm Teşvik Kanunu ile yatırımlar desteklenmiş, kredi olanakları genişlemiş ve bölge hızla yeni tesislerle donatılmıştır. Bu yasal teşviklerin etkisiyle turizm, kısa sürede Kapadokya’nın temel ekonomik faaliyetlerinden biri haline gelmiştir [10]. Bu çerçevede, 1982 yılında “Nevşehir Mustafapaşa Turizm Merkezi” ilan edilmiştir. Kapadokya’nın 1985 yılında Dünya Mirası Listesi’ne eklenmesi de özellikle yabancı turistler açısından görünürlüğü ve bilinirliği artırması bakımından bu dönemki turizm faaliyetlerini etkilemiştir.
Kapadokya, her ne kadar 1950’lerden itibaren turistlerin ilgi odağı olmaya başlasa da [11] ağırlıklı olarak Dünya Mirası Listesi’ne girdiği 1985 yılından itibaren ulusal ve uluslararası çapta önemli bir turizm destinasyonu haline gelmiştir. Turizmin global ölçekte yarattığı ekonomik ve sosyokültürel değişimlerle yüzleşmek zorunda kalan bölgede yürütülen koruma çalışmalarında, turizm hem bir değer hem de bir sorun olarak ele alınıp tartışılması gereken önemli konuların başında gelmektedir.
Kapadokya’da turizm ve koruma ilişkisi üzerine yapılan bir saha çalışması bu anlamda ilginç sonuçlar ortaya koymuştur. Somuncu ve Yiğit’in [12] yürüttüğü araştırmada, kişilere alanın Dünya Mirası Alanı olduğunu bilip bilmedikleri üzerine sorular sorulmuş ve alanda yaşayanların ve ziyaretçilerin bu durumu bilmediği ortaya çıkmıştır [13]. Yani hem Kapadokya’yı ziyaret eden turistlerde hem de burada yaşayan halkta bölgenin sahip olduğu kültürel ve doğal miras değerlerine yönelik bir farkındalığın olmadığı söylenebilir.
Kitle turizminin hızlı bir şekilde artması, ekonomik teşviklerle dışardan çok sayıda yatırımcının gelmesi (bu yatırımcıların yerelle bağ kuramaması, bölgeyi sadece maddi bir kazanç olarak görmesi vb. nedenler), ekonomik teşviklerle büyük ölçekli otellerin açılması, alanı yöneten merkezî kararların yerelin dinamiklerini anlamaması, turizm yapılarının bölgenin karakteriyle uyumsuz olması ve yapılaşma koşullarının yeterince uygulanmaması, alanın turistlere yönelik olarak fazlaca ticarileştirilmesi, turizm faaliyetlerinin kültürel ve doğal değerler üzerindeki yıpratıcı etkisi, alandaki öncelik ve hedeflerin yerel ve ulusal bazda aynı tabana oturmaması Kapadokya’daki turizmin sürdürülebilir olmadığının göstergeleridir (Resim 3) [14]. Dünya Mirası Alanı’nın tümünde turizme bağlı toplumsal refah artışının eşit ve yeterli düzeyde gerçekleştirilememiş olması ve sürdürülebilir bir turizm anlayışının eksikliği bölgedeki miras değerlerinin etkin bir şekilde korunmasını zorlaştırmaktadır [15].
Kapadokya Dünya Mirası Alanı’na ilişkin UNESCO’nun periyodik raporlarında da turizmin kültürel ve doğal miras üzerinde yarattığı olumsuz etkiler vurgulanmaktadır. 2006 tarihli ilk raporda, ziyaretçi yoğunluğu ve turizm faaliyetleri güncel bir tehdit olarak tanımlanmış, bu etkinin belirgin biçimde arttığına dikkat çekilmiştir [16]. 2014 yılında yayımlanan ikinci raporda ise, alanı tehdit eden başlıca unsurlar arasında turizm baskısı ile yeni turizm yatırımlarının oluşturduğu riskler açıkça belirtilmiştir [17].
Kendi Yasasını Arayan Bir Dünya Mirası
Dünya Mirası Alanı’nın yasal ve yönetsel anlamda korunma durumu incelendiğinde bölgedeki ilk resmi koruma kararlarının 1970’li yıllarda alındığı görülmektedir. Bu dönem hazırlanan uzman raporlarının ardından, 1 / 25.000 ölçekli haritalar esas alınarak belirlenen alan, 10 Temmuz 1976 tarihli A - 69 sayılı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu kararı ile Tarihî ve Doğal Sit olarak tescillenmiştir. Bu karar, Kapadokya’daki sonraki planlama çalışmalarına temel oluşturan ilk resmî adım niteliğindedir. Bu dönemde korumayla ilgili tespit, tescil ve karar işlemleri, 1994 yılında Nevşehir Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu (KTVKBK) kurulana kadar Kayseri KTVKBK tarafından yürütülmüştür.
2011 yılında ülke çapında korumanın yasal çerçevesinde temel bir değişlik yapılarak 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yürürlüğe konulmuş ve kültürel ve doğal varlıklarla ilgili işlemler iki ayrı kurumun yetkisine bölünmüştür. Böylece bu iki alandaki her türlü planlama, yapılaşma ve koruma eyleminin farklı yasal prosedürler çerçevesinde yürütülmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Söz konusu kararnameye dayanarak 2011 yılında Nevşehir Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü bünyesinde Tabiat Varlıkları Komisyonu oluşturulmuş ve alandaki doğal sit sınırları içindeki koruma faaliyetleri bu komisyon tarafından yürütülmüştür. Doğal sit alanları dışında kalan kentsel ve arkeolojik sit alanlarında ise adı değiştirilen Nevşehir Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu yetki ve görevlerini kullanmaya devam etmiştir.
Korumayla ilgili bütün bu yasal ve yönetsel durum incelendiğinde, bölgede uzun yıllar planlama ve yapılaşmadan sorumlu üç farklı bakanlığın faaliyet gösterdiği söylenebilir: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı. Ayrıca yine alanın belirli bir kısmı 1985’te Dünya Mirası Alanı ilan edildiğinden ve Türkiye, “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme”ye taraf ülke olduğundan UNESCO’nun da alanın üstün evrensel değerinin korunması bağlamında söz hakkı vardır.
2019’da yürürlüğe giren 7174 sayılı Kapadokya Alanı Hakkında Kanun (KAHK), Nevşehir’deki birçok sit alanını kapsayan yeni bir yönetim çerçevesi getirmiştir. Bu düzenleme ile “Kapadokya Alanı” tanımlanmış, aynı zamanda Göreme Tarihî Milli Parkı ve Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri statüleri kısa süre içinde iptal edilmiştir.
KAHK ile Kapadokya, Türkiye’de kendine özgü yasası olan ilk ve tek Dünya Mirası Alanı olmuştur. Yasa doğrultusunda oluşturulan yeni yönetim sistemi ile alandaki koruma eylemlerinin yasal - yönetsel işleyişinde temel değişiklikler yapılmıştır. Bu kanun ile sadece Kapadokya’da değil; korumanın yasal mevzuatı açısından ülke çapında da yeni bir döneme girilmiştir. Alan Başkanlığı sistemi ile Kapadokya’da bugüne kadar süregelen çok parçalı ve katmanlı koruma statüleri tek bir kurumun yetki ve sorumluluğu altında toplanmıştır.
Yasa ile belirlenen Kapadokya Alanı sınırları incelendiğinde il merkezinin ve Dünya Mirası Alanı’nın yedi parçasından biri olan Soğanlı yerleşiminin Kanun’la belirlenen alan sınırı dışında bırakıldığı görülmektedir (Resim 4). Soğanlı yerleşiminin idari olarak Kayseri’ye bağlı olması dolayısıyla ilk etapta Nevşehir İlinin idari sınırlarını hesaba katan bir çerçeve çizilmeye çalışıldığı görülmektedir. Fakat bu koşullarda Kapadokya Dünya Mirası Alanı, bütüncül bir yaklaşımdan uzak, parçalara bölünerek korunmak ve yönetilmek durumundadır.
Kapadokya’nın Bitmeyen Koruma Serüveninde Günümüz
Geçmişten günümüze Kapadokya’daki koruma eylemleri bütüncül olarak değerlendirildiğinde bazı koruma statülerinin etkinliğinin, yasal çerçevede yapılan değişikliklerle zamanla azaldığı gözlenmiştir. Bunun en açık örneği milli park tescilinde görülmektedir. Alana 1986 yılında verilen Milli Park statüsü, ülkedeki diğer milli park alanlarından farklı bir çerçevede ele alınmak durumunda kalmıştır. Göreme Tarihî Milli Parkı alanı içinde çok sayıda yerleşim alanının bulunması ve bu alanların dondurulamayacak, yaşayan alanlar olarak varlıklarını sürdürmesi gerekliliği, Göreme Tarihî Milli Parkı’nı ülkenin diğer milli parklarından ayırmıştır. Milli Park ile ilgili hazırlanan kanun ve yönetmeliklerin Kapadokya’da kısmen karşılığını bulamadığı söylenebilir. Alandaki diğer koruma sınırlarının üst üste binmesi ve çok katmanlı idari yapı milli parklar ile ilgili kanun ve yönetmeliklerin sürekli diğer koruma yasalarıyla çakışmasına neden olmuştur. Benzer şekilde ülkenin geneli için hazırlanan İmar Barışı, 648 sayılı KHK, Turizm Teşvik Kanunu gibi düzenlemelerin Kapadokya ve onun özel coğrafyasıyla her zaman örtüşmediği görülmektedir. Bu bağlamda, Kapadokya’nın kendine özgü bir yasasının olması ve dolayısıyla alana özgü bir yönetim biçiminin tanımlanabilecek olması ilk olarak önemli bir fırsat olarak görülebilir. Fakat alanın 2025 yılı güncel durumunu değerlendirdiğimizde KAHK’nin yürürlüğe girmesinin üzerinden 6 yıl geçmiş olmasına rağmen Alan Başkanlığı bünyesinde henüz tam olarak etkili bir yönetim sisteminin kurulamadığı görülmektedir. Başkanlık bünyesinde hala yeterli sayıda uzman personelin istihdam edilememiş olması, 1980’lerden itibaren Kapadokya’nın korunması ile ilgili en önemli problemlerden olan etkili bir denetim sisteminin kurulamamış olması mevcut sistemle ilgili bazı temel eksiklikler olarak göze çarpmaktadır. Bölgede bilimsel doğruları savunacak, bu yönde Alan Başkanlığı’nın çalışmalarını yönlendirecek ve tavsiyelerde bulunacak bir bilimsel heyet altı yıl boyunca kurulamamıştır. Benzer görevler atfedilerek kurulan “Kapadokya Bilimsel İnceleme ve Değerlendirme Kurulu” ilk toplantısını ancak 2025 yılı Ağustos ayında yapmıştır.
Diğer yandan, Kapadokya’nın korunması için en önemli araç olan alan planları henüz tamamlanamamıştır. 1 / 25.000 ölçekli plan ilana çıktıktan sonra ciddi hatalar barındırması nedeniyle TMMOB Mimarlar Odası tarafından yargıya taşınmış ve planla ilgili yürütmeyi durdurma kararı alınmıştır.
Bölgede gerekli üst ölçek planlama kararları olmadan bazı uygulamaların yapıldığı da görülmektedir. 2022’de Göreme - Ortahisar arasında açılan yol, peribacaları ve arkeolojik dokusuyla hassas bir alandan geçtiği için tartışmalara yol açmış, Sivil Toplum Kuruluşları ve ICOMOS Türkiye, projeye karşı çekincelerini dile getirmiştir. İtirazlara rağmen yolun tamamlanması, Kapadokya’da bilimsel görüşlerin, toplumsal tepkilerin yeterince dikkate alınmadığını bir kez daha göstermiştir (Resim 5).
Sonsöz
Kapadokya’nın Dünya Mirası olarak ilan edilmesinin üzerinden geçen kırk yıl, bölgenin eşsiz değerlerinin korunması yolunda önemli adımların atıldığı, fakat aynı zamanda yönetimsel parçalanmalar, turizm baskısı ve denetim eksiklikleriyle mücadele edilen bir dönem olmuştur. Alana özel yasa ile birlikte Kapadokya’da bütüncül bir yönetim sistemine geçiş hedeflenmiş olsa da uygulamada yaşanan kurumsal ve bilimsel boşluklar bu hedefin tam anlamıyla gerçekleşemediğini göstermektedir. Bugün gelinen noktada, Kapadokya’nın Üstün Evrensel Değeri’ni gelecek kuşaklara aktarabilmesi için yalnızca yasal düzenlemeler değil; etkin denetim mekanizmaları, güçlü bilimsel katkılar ve yerel halkı da içine alan katılımcı bir koruma anlayışı kaçınılmazdır. Bu bağlamda, Kapadokya’nın Dünya Mirası serüveni bitmiş bir hikaye değil; yeniden yazılması gereken bir mücadele olarak varlığını sürdürmektedir.
NOTLAR
[1] Bu metinde Kapadokya Dünya Mirası Alanı olarak anılacaktır.
[2] Bölgenin Dünya Mirası (DM) Listesi’ne dahil olmasında, alanın Bizans sanatının post - ikonoklastik döneminin en önemli temsilcilerinden biri olması (DM kriterleri I); 4. ve 11. yy. arasında bölgede hüküm sürmüş Bizans İmparatorluğu’nun izlerini taşıyan konutlara, manastır ve kiliselere ve köylere sahip olması (DM kriterleri III); geleneksel yerleşim alanları barındırması (DM kriterleri V); bölgenin kültürel etmenleriyle de yakın ilişki içinde olan aşınım sonucu oluşmuş yüzey şekilleri ve peribacalarının olması (DM kriterleri VII) etkili olmuştur (WHC, 2019).
[3] Mimar Hugh Miller, ABD Milli Park Servisi uzmanıdır. 1968 ve 1972 tarihli planlama ekibinde yer almıştır. 2016 Mayıs ayında kendisiyle Skype üzerinden yapılan röportajda (Miller, H. ile kişisel görüşme, 7 Mayıs 2016), Göreme UDGP hakkında ve Amerikalı ekibin nasıl çalışmalara dahil olduğu hakkında bilgi edinilmiştir.
[4] Miller, H. ile kişisel görüşme, 7 Mayıs 2016.
[5] Ağaoğlu, B., 1987, Mili Parklar Bibliyografyası 1953-1986, İstanbul.
[6] Miller, 2016.
[7] Miller, 2016.
[8] Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2013, Nevşehir Turizminin Çeşitlendirilmesine Yönelik Eko Turizm Eylem Planı 2013-2023, Ankara, s.36.
[9] Nevşehir Turizm Planlaması,1965; Çevre Düzeni Planı, 1981; Milli Park Uzun Devreli Gelişim Planı.
[10] Tosun, C., 1998, “Roots of unsustainable tourism development at the local level: the case of Urgup in Turkey”, Tourism Management, sayı:19, cilt:6, ss.595 – 610; Alaeddinoğlu, F.; Aliağaoğlu, A., 2005, “Turizmde planlama ve Türkiye 'de turizm planlaması: Turizm planlarının etkinliği ve başarılarına ilişkin bir değerlendirme”, Erdem Dergisi, sayı:15, cilt:43, ss.87 – 118, s.106. (http://dergipark.org.tr/erdem/issue/44192/546523). [Erişim: 01.08.2025]
[11] Tosun, C., 1998, s.599.
[12] Somuncu M.; Yiğit T., 2009, “Göreme Milli Parkı ve Kapadokya Kayalık Sitleri Dünya Mirası Alanı’ndaki turizmin sürdürülebilirlik perspektifinden değerlendirilmesi”, V. Ulusal Coğrafya Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Ankara Üniversitesi, Türkiye Coğrafyası Araştırma ve Uygulama Merkezi 16 – 17 Ekim 2008, ss.387 – 402, s.400.
[13] Araştırmaya dahil olan yerel halkın yüzde 6’sının alanın Dünya Mirası Alanı olduğunu bildiği, yüzde 94’ünün ise bilmediği; alanı ziyaret eden yabancı turistlerden ise yüzde 23’ünün alanın Dünya Mirası Listesi’nde olduğunu bildiği, yüzde 77’sinin ise bilmediği sonucu ortaya çıkmıştır (Somuncu ve Yiğit, 2009: 400).
[14] Tosun, 1998, ss.599 – 606. Detaylı bilgi için bkz. Solmaz Şakar, F., 2020, “Kapadokya Kültürel Miras Alanlarının Değişimi ve Yorumlanması 1960 – 2020”, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.
[15] Somuncu; Yiğit, 2009, s.401.
[16] UNESCO, 2006, “Periodic Reporting Cycle 1, Section II (Summary)”, Göreme National Park and the Rock Sites of Cappadocia, (https://whc.unesco.org/en/list/357/documents/). [Erişim: 27.09.2019]
[17] UNESCO, 2014, “Periodic Reporting Cycle 2, Section II”, Göreme National Park and the Rock Sites of Cappadocia, (https://whc.unesco.org/en/list/357/documents/). [Erişim: 27.09.2019]
Bu icerik 229 defa görüntülenmiştir.