311
MAYIS-HAZİRAN 2003
 
MİMARLIK'TAN

ODADAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

OKURLARDAN

DOSYA: SORUŞTURMA 2003
MİMARLIK GEÇMİŞİNİ DEĞERLENDİRİYOR

KENTSEL TASARIM VE KORUMA PROJESİ YARIŞMASI: ANTALYA KARAOĞLU PARKI, BELEDİYE BİNASI VE ÇEVRESİ

MİMARLIK VE KENT

KORUMA

  • YARARSIZ MİMARLIK
    Gürhan Tümer, Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi, Mimarlık Bölümü



KÜNYE
YAYINLAR

Seçtiklerimiz

Ne Demek İstanbul; Bebek Niye Bebek?

Önder Şenyapılı, Aralık 2002, ODTÜ Yayıncılık, Ankara; 165 sayfa.

Şenyapılı’nın kitabı, İstanbul’un çeşitli semt, mahalle, meydan, yer ve yapı isimlerinin nasıl oluştuğunu ve bu adların anlamlarını alfabetik sırayla açıklayan bir kaynak niteliğinde. Çeşitli kaynaklar taranarak elde edilen açıklamaların, mekanların söylenceleriyle birlikte aktarıldığı kitap, aynı zamanda, bu yerlerin çeşitli dönemlerdeki durumlarını gösteren görsel malzemelerle de destekleniyor. Kitap alfabetik sırayla, ardarda yer alan mekân isimleri olmanın ötesinde, mekân isimlerinin fiziksel oluşumlarla, bazen söylence halini alan sosyal yaşamla birebir bağlarını kurarak aktarması bakımından da önemli. İstanbul’un mekanlarını ve oraya adını verecek kadar önemli fiziksel ve sosyal oluşumları öğrenmek için detaylı bir kaynak niteliği taşıyor.

M. Vedat Tek: Kimliğinin İzinde Bir Mimar

Afife Batur, haz., Ocak 2003, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul; 411 sayfa.

II. Meşrutiyet döneminde kariyerinin en üst noktasına ulaşan ve adı daha çok I. Milli Mimarlık Üslubu içinde anılan Mimar Vedat Tek’in profesyonel yaşamı, siyasi açıdan en hararetli dönemlerden birinde şekillenmişti. Afife Batur sunduğu çalışmanın amacını, Tek’in mimarlık yaşamını ve ürünlerini siyasi perspektifin dışına çıkarak okurken, “tarihsel zemini kaybetmeden, tasarımcının ve mimarın elini, kalemini, düşünce ve becerilerini, uyum ve uyumsuzluklarını izlemek” olarak belirtiyor. Rönesans insanı modeline yakın olarak nitelediği Tek’in kişiliğinin birçok farklı okumaya açık olduğunu belirten Batur’a göre Vedat Tek “ Resim ve desen ustası ve bir çizgi tutkunu, sanat tarihi bilgisini dekoratif motiflere yansıtan, hattatlık deneyen, marka ve logo tasarımı yapan, mobilya tasarlayan (...) artist ve artizan ile daha 1930’larda kızlarına arkadaş mektupları yazan, annesinin sanatına ve otoritesine saygı duyup boyun eğen sevecen adam ve zamanın padişahı evine geleceği zaman, Saray’dan evine tüm yolları defne dalları meş’alelerle donatan, ama gördüğü en küçük saygısızlıkta sermimarlıktan ayrılmakta tereddüt etmeyen, Atatürk’e çok saygı duyan ama Cumhuriyet Halk Fırkası’na, Sanayi-i Nefise Mektebi’ne kafa tutan hırçın adam, tek bir portrenin kalıplarında birleştirilemiyor.” Enis Batur’un sunuş yazısı ve Günkut Akın, Yıldırım Yavuz, Bülent Tanju, Ayla Ödekan, Pelin Derviş ve Gül Cephanecigil’in, Vedat Tek’in kimliğine ve ürünlerine değişik bakış açıları sunduğu bu eser, aynı zamanda içerdiği yazılı ve görsel belgelerin çeşitliliğiyle de bundan sonraki çalışmaları destekleyecek bir nitelik taşıyor.

Hitit Güneşi: Mualla Eyuboğlu Anhegger

Söyleşi: Tûbâ Çandar, Şubat 2003, Doğan Kitap, İstanbul; 171 sayfa.

Türk aydınlanmasının öncülerinden Sabahattin Eyuboğlu ile ressam ve şair Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun kızkardeşi olan Mualla Eyuboğlu, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki eğitim seferberliğinin simgesi olan Köy Enstitüleri’nin mimarıdır. Aynı zamanda, başta Rumeli Hisarı ve Topkapı Sarayı Harem Dairesi olmak üzere İstanbul’da ve Anadolu’daki birçok tarihi eserin de restoratörüdür. “Anadolu aşığı” iki insan olarak, eşi, Alman Türkolog Dr. Robert Anhegger’le sürdürdükleri çalışmalarla, Anadolu kültürünün derlenmesinde ve ortama tanıtılmasında önemli roller oynadılar. Tûbâ Çandar, Eyuboğlu’nun 78 yıllık anılarla dolu yaşamını bir söyleşiyle günümüze taşıyor. Kurtuluş Savaşı yıllarında geçen çocukuluğundan, İstanbul’daki Akademi yıllarına, Köy Enstitüleri ile ilgili çalışmalarından, şu an oturmakta olduğu Doğan Apartmanı’ndaki yaşamına kadar uzayan söyleşi, Eyuboğlu’nun mimarlık yaşamıyla dopdolu hoş detaylarla bezeli. Mualla Eyuboğlu gibi sıradışı bir insanı tanımak ve yaptığı çalışmaları kendi ağzından öğrenmek açısından değerli bir kitap.

Akademi’ye Tanıklık: Güzel Sanatlar Akademisi’ne Bakışlar

Ahmet Öner Gezgin, editör; Canan Suner ve Sedat Balkır, proje sorumluları, Ocak 2003, Bağlam Yayıncılık ve Mimar Sinan Üniversitesi ortak yayını, İstanbul; 3 cilt.

Akademi’ye Tanıklık 1: Resim ve Heykel (302 sayfa)

Akademi’ye Tanıklık 2: Mimarlık (294 sayfa)

Akademi’ye Tanıklık 3: Dekoratif Sanatlar (434 sayfa)

1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi olarak kurulan, 1929 yılında Güzel Sanatlar Akademisi, 1982 yılında ise Mimar Sinan Üniversitesi adını alan bu köklü eğitim kurumu, “Akademi’ye Tanıklıklar” adlı yayınla, günümüze uzanan tarihine, anılar ve tanıklıklarla ışık tutuyor. Bu çerçevede, kurumda görev almış öğretim görevlileriyle yapılan görüşmeler, Akademi döneminin kurumsal deneyimleri ve sanatsal yaşantılarına dair geçmişe yönelik bir bakış sunuyor. Bu yayının da parçası olduğu “kurumsal bellek” projesi ile MSÜ, “kendi geçmişini yol gösterici bir miras olarak somutlaştırmayı” amaçlıyor.

Dizinin ikinci kitabı olan “Mimarlık”, Feridun Akozan, Ercüment Tarcan, Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Muhteşem Giray, Hamdi Şensoy, Muammer Onat, Orhan Şahinler, Esad Suher, Nihat Güner, Bülent Özer, Gündüz Gökçe, Rıza Ruşen Dora ve Ataman Demir ile yapılan söyleşileri içeriyor. Bu söyleşiler, bir yandan Akademi dönemindeki kurumsal olaylara ve deneyimlere “tanıklık” ederken, diğer yandan günümüz mimarlık eğitim ve pratiği üzerine değerlendirmeleri içeriyor.

Bu icerik 3311 defa görüntülenmiştir.