DOSYA: TÜRKİYE'NİN KIRK YILLIK DÜNYA MİRASI VARLIKLARI
Dünya Mirası Konseptine Eleştirel Bir Bakış
Nisa Semiz, Doç. Dr., AGÜ Mimarlık Bölümü
1945’te savaş sonrası barışı entelektüel ve ahlaki dayanışma temelinde inşa etmek amacıyla kurulmuş olan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), zamanla kültürel ve doğal mirasın korunmasında küresel işbirliğinin öncüsü olmuş, bu bağlamda 1978’de “Dünya Mirası Listesi” oluşturulmuştur. Yazısında, bu uygulamanın Avrupa merkezcilik, anıtsal yapılara odaklanma, siyasallaşma, ekonomik çıkarlar, yerel toplulukların dışlanması ve yetersiz koruma mekanizmaları nedeniyle eleştirildiğini ve buna yönelik yapılan çalışmalarla miras anlayışının daha kapsayıcı hale geldiğini aktaran yazar, günümüzde sistemin güvenilirliği için kapsayıcılık, sürdürülebilirlik, yerel toplumların katılımı ve etkin koruma stratejilerinin geliştirilmesi ihtiyacının gündemdeki yerini koruduğuna dikkat çekiyor.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerinin ardından, 1945 yılında, uluslararası barışı, kültürlerarası anlayışı ve insani yardımı teşvik etmek üzere kurulmuştur. UNESCO’nun temel anlayışı, yalnızca devletlerarası siyasi ve ekonomik düzenlemelere dayalı bir barışın kalıcı olmayacağı düşüncesiyle bunun yerine insanlığın entelektüel ve ahlaki dayanışmasına dayanmaktadır. Bu bağlamda, UNESCO doğal ve kültürel miras alanında yürüttüğü faaliyetlerle küresel mirasın geleceği için belirleyici bir güç ve küresel işbirliği fikrinin sembolik taşıyıcısı haline gelmiştir.
UNESCO’nun uluslararası miras söyleminin kökleri esasen 1920'lere ve 1930'lara kadar uzanmaktadır. Kültürel ve doğal varlıkların korunması konusunda yaklaşımlar Kuzey Amerika ve Avrupa başta olmak üzere bu tarihlerden itibaren gelişim göstermiştir. 1948’de, Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) dünya genelindeki toplumları doğanın bütünlüğünü ve çeşitliliğini korumaları ve doğal kaynakların her türlü kullanımının adil ve ekolojik olarak sürdürülebilir olmasını sağlamaları konusunda teşvik etmek ve desteklemek üzere kurulmuştur. 1954 Lahey Sözleşmesi ise, savaş zamanında kültürel mirasın korunmasına yönelik ilk küresel düzenlemelerden biri olmuştur. UNESCO, kültürel mirasın karşı karşıya olduğu tehditlere karşı korunmaları konusunda belirli koşullara yanıt olarak, 1956 yılında, kültürel mirasın korunmasını güçlendirmek için araştırma, dokümantasyon, teknik destek, eğitim ve kamuoyu bilinçlendirme programlarını yürütmek üzere Uluslararası Kültürel Varlıkların Korunması ve Restorasyonu Çalışmaları Merkezi (ICCROM) ve 1965 yılında, mimari ve arkeolojik mirasın korunmasına yönelik teori ve metodoloji geliştirilmesini ve bilimsel tekniklerin uygulanmasını teşvik etmek üzere Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) gibi uluslararası sivil toplum kuruluşlarının oluşturulmasını teşvik etmiştir. [1] Böylece, 20. yüzyıl boyunca devam eden bu süreç koruma alanındaki uzmanlıkların doğduğu ve geliştiği dönemi de kapsar.
1972’de kabul edilen Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme (Dünya Mirası Sözleşmesi) [2], ortak miras kavramının kurumsallaşmasını ve “Üstün Evrensel Değer” taşıyan kültürel ve doğal varlıkların tüm insanlığın ortak malı olduğu fikrinin benimsenmesini sağlamıştır. Bu yaklaşımla, devletlerin sınırları içindeki kültürel ve doğal varlıkların yalnızca o ülkenin değil, tüm dünyanın sorumluluğu altında olduğu vurgulanmıştır. Sözleşmenin yürürlüğe girmesiyle 1978’de, ilk varlıklar UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilmiş, hem kültürel hem de doğal varlıkların korunmasında uluslararası dayanışma ve işbirliği temel ilke haline gelmiştir.
Günümüze kadar gelen süreçte dünya mirası, uluslararası işbirliğinde önemli bir rol oynamış ve koruma çalışmaları ve kültürel alışverişler aracılığıyla uluslararası ilişkileri şekillendirmiştir. Ayrıca, miras ortak kültürel anlatılar ve tarihsel bağlantılar aracılığıyla işbirliğini ve mücadeleyi teşvik eden diplomatik bir araç halini almıştır. Ülkeler, uluslararası işbirliğini teşvik etmek için kültürel varlıklarını giderek daha fazla diplomatik bir varlık olarak dile getirmektedir. Ortak miras dili, uluslararası ilişkilerde kullanılmakta ve tarihî bağlar vurgulanmaktadır. Bu bakımdan miras, dış politikayı ve uluslararası yönetişimi etkileyebilecek gücüyle önemini korumaktadır. [3]
Bu makalede, ortak doğal ve kültürel değerlere dayalı dünya mirası konseptinin doğuşu öncelikle incelenmiş, “Üstün Evrensel Değer” ölçütünün miras kavramına kazandırılması süreci ele alınmıştır. Ortak miras dilinin yukarıda belirtilen olumlu etkilerine karşın 1990’lardan itibaren Dünya Mirası Listesi’nin etrafında şekillenen kavramlara yönelik sorgulamalar gündeme gelmiştir. Bu kapsamda, Dünya Mirası Listesi’ne katılma süreçleri ve sonrasına yönelik olarak, kültürel görelilik ve evrensellik sorunu, politik ve ekonomik etkiler, etkin ve uygulanabilir korumanın sağlanması, yerel toplumların dışlanması ve temsiliyet sorunları konusundaki eleştiriler değerlendirilmiştir.
Dünya Mirası Konseptinin Doğuşu
UNESCO’nun en önemli erken dönem girişimlerinden biri 1959 – 1980 yılları arasında yürütülen Nübye Anıtları ve Alanlarının Kurtarılması Kampanyası’dır. Nil Nehri üzerinde Asvan Barajı’nın inşası, bölgedeki birçok antik yapıyı sular altında bırakma tehlikesi yaratmıştır. UNESCO öncülüğünde uluslararası bir kampanya başlatılmış, Ebu Simbel ve Amada tapınakları da dahil olmak üzere yirmiden fazla yapı taşınarak kurtarılmıştır. (
Resim 1) Bu süreç yalnızca mühendislik başarısı değil; aynı zamanda diplomasi, bağış toplama ve uluslararası işbirliği açısından da UNESCO’nun etkinliğini göstermiştir. Bu nedenle, kampanya örgütün barış vizyonunu somutlaştıran ilk küresel girişim olarak kabul edilir.
[4]
1966’nın sonuna doğru Venedik’te meydana gelen su baskını ve ardından başlatılan ikinci uluslararası koruma kampanyası, mirasın korunmasında küresel işbirliğinin gerekliliğini tekrar ortaya koymuş; sular altında kalan Venedik (
Resim 2), küresel mirasın kırılganlığına dair artan farkındalıkla birlikte bu girişimlere aciliyet kazandırmıştır
[5]. Bu kampanyalar, dünya mirası konseptinin doğduğu ve insanlığın ortak mirasının devletlerarası işbirliğiyle korunmasını sağlamak amacıyla, UNESCO nezdinde bir sisteme dönüştürülmesinin temel taşlarını oluştururlar.
UNESCO’nun kültürel miras alanındaki en önemli dönüm noktası, 1972’de kabul edilen Dünya Mirası Sözleşmesi olmuştur. Kültürel ve doğal varlıkların korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasını hedefleyen sözleşme, UNESCO’nun başlıca programı haline gelmiş ve miras kavramına “Üstün Evrensel Değer” ölçütünü kazandırmıştır. Ölçüt, bir alanın yalnızca ulusal değil, tüm insanlık için evrensel nitelikte bir değer taşıdığı ilkesine dayanmaktadır.
UNESCO Dünya Mirası Komitesi, kültürel veya doğal varlığın “Üstün Evrensel Değer” taşıyıp taşımadığını belirlemek için kültürel ve doğal kriterler ortaya koymuştur. [6] Kültürel açıdan, bir varlık insan yaratıcılığının başyapıtını temsil etmeli; belirli bir dönemde veya bölgede insan değerlerinin mimarlık, şehir planlama, sanat ya da teknoloji üzerinden etkileşimini göstermeli; yaşayan ya da yok olmuş bir kültüre benzersiz tanıklık sunmalı; insanlık tarihinin önemli aşamalarını yansıtan yapı veya peyzaj örneği olmalı; ya da kültürel gelenekler ve insan - çevre ilişkisini gösteren yerleşim ve kullanım biçimlerini temsil etmelidir. Ayrıca, önemli olaylar, inançlar, fikirler veya edebi ve sanatsal eserlerle somut bağlantı taşıyabilirler. Doğal kriterler ise, olağanüstü doğal güzellik veya estetik değere sahip alanları; dünya tarihinin jeolojik ya da jeomorfik süreçlerini temsil eden örnekleri; ekosistemlerin, bitki ve hayvan topluluklarının evrimsel süreçlerini yansıtan bölgeleri; ayrıca tehdit altındaki türlerin korunmasına katkı sağlayan en önemli doğal yaşam alanlarını kapsar. Bu ölçütler, hem kültürel mirasın korunması hem de doğal çevrenin sürdürülebilirliği açısından kültürel ve doğal varlıkların evrensel düzeyde değerini ortaya koymaktadır.
İlk olarak 1978’de, UNESCO Dünya Mirası Komitesi tarafından üstün evrensel değere sahip oldukları onaylanan 12 alan Dünya Mirası Listesi’ne kurucu varlıklar olarak kaydedilmiştir. (Resim 3) Bunlardan 4’ü doğal miras 8’i ise kültürel miras alanıdır [7]. Bugün Liste’de toplamda 1248 varlık yer almaktadır. (Tablo 1) Türkiye’den ise 22 yapı ve alan Dünya Mirası Listesi’ndedir. 1985’te Göreme Milli Parkı ve Kapadokya’nın Kaya Alanları, Divriği Ulu Camisi ve Darüşşifası ve İstanbul’un Tarihî Alanları (Resim 4) Türkiye’den listeye ilk kaydedilen varlıklardır.
Eleştirel Yaklaşımların Değerlendirilmesi
Üstün evrensel değere sahip kültürel ve doğal mirasın tanımlanması, korunması, sunulması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla oluşturulan Dünya Mirası Listesi’ne ilk varlıkların kaydedildiği 1978’den bugüne liste dünyanın farklı bölgelerinden varlıkların kaydıyla genişlemiş ve beraberinde bazı eleştirilere de konu olmuştur.
1990’lara kadar özellikle birçok görkemli kale, tarihî katedral ve diğer ikonik yapıları bünyesine katan Dünya Mirası Listesi’nin “anıtsal olarak görkemli ve estetik alanlar ve mekânlar” tarafından domine edilmesi bazı eleştirileri beraberinde getirmiştir [8]. Rudolff ve Buckley [9], Dünya Mirası Listesi’nin başta büyük ölçüde Avrupa merkezli bir anlayışla şekillendiğini vurgulamaktadır. Listede uzun süre görkemli yapılar, kaleler, katedraller gibi anıtsal ve Batılı miras unsurlarına yer verilmesi, Smith [10]’in “Yetkili Miras Söylemi” (Authorized Heritage Discourse) olarak tanımladığı, mirası anıtsal, güçlü, elitist ve Batılı bir çerçevede anlamlandıran yaklaşımını güçlendirmiştir. Böylece, mirasın yalnızca fiziksel kalıntılarla özdeşleştirilmesi, yaşayan toplulukların, geleneklerin ve kültürel pratiklerin arka planda kalmasına yol açmıştır. Bunun üzerine, 1994 yılında kabul edilen Küresel Strateji [11], Dünya Mirası Listesi’nin coğrafi ve kültürel dengesizliğini gidermeyi hedeflemiştir. Kültürel peyzajlar ve rotalar gibi daha kapsayıcı kategorilerle listeyi çeşitlendirme çabaları olmuştur. Ancak uygulamada başarı sınırlı kalmış, Avrupa merkezli eğilim devam etmiştir [12]. (Tablo 1)
Buna ek olarak “Üstün Evrensel Değer” ölçütü, Avrupa klasik felsefesine ve sömürgeci geçmişe dayandığı için eleştirilmiş, mirası homojen ve evrensel bir değer üzerinden tanımlamak, yerel toplumların anlamlandırma biçimlerini görmezden gelmek olarak nitelendirilmiştir [13]. Zamanla yerel toplumları dışlayan bu tek boyutlu yaklaşım eleştirilmiş, özellikle Burra Tüzüğü [14], mirasın yalnızca Üstün Evrensel Değer çerçevesinde değil, “kültürel önem” kavramı etrafında değerlendirilmesini savunmuştur. Tüzük, toplulukların çeşitliliğine, yerle kurdukları bağa ve yaşayan geleneklere dikkat çekmiştir. 2003 yılında kabul edilen Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi [15] de bu genişlemeyi kurumsallaştırmış, ritüeller, diller, festivaller gibi yaşayan pratikler, miras kapsamına alınmıştır. Xi’an Bildirgesi [16]ve Québec Bildirgesi [17] de mekânın ruhu, bağlamın korunması ve somut - somut olmayan değerlerin bütünleştirilmesine önem vermiştir. Bu gelişmeler, miras anlayışının durağan, anıtsal ve “geçmişe sabitlenmiş” olmaktan çıkarak daha dinamik, topluluk odaklı ve katılımcı bir boyut kazanmasına yol açmıştır.
2002’de Birleşmiş Milletler Kültürel Miras Yılı kapsamında UNESCO’nun yayınladığı kültürel miras türleri listesinde görüldüğü gibi [18] miras kavramı artık çok geniştir: tarihî şehirler, kültürel peyzajlar, su altı mirası, müzeler, taşınabilir kültürel miras, el sanatları, belgesel ve dijital arşivler, sinematografik miras, sözlü gelenekler, hatta yiyecekler ve günlük yaşam pratikleri bile bu kapsama girmektedir. Bu genişleme, mirası daha kapsayıcı kılmış ancak aynı zamanda kavramın belirsizleşmesine ve ticari sömürüye açılmasına yol açmıştır. UNESCO’nun marka değeri, birçok ülke için turizm ve ulusal prestij aracı haline gelmiştir. [19]
Bir diğer eleştiri, zaman içinde UNESCO’nun karar alma süreçlerinde devletlerin çıkarlarının daha baskın hale geldiği yönündedir [20]. Dünya Mirası Komitesi’nde alınan kararlar, jeopolitik ittifaklar ve ekonomik öncelikler doğrultusunda şekillenebilmektedir. Özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika ülkeleri, UNESCO onayını kullanarak kültürel alanları ekonomik ve turistik sermayeye dönüştürmekte; bu da koruma önceliklerinin geri plana itilmesine yol açmaktadır [21]. BRICS ülkelerinin (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) son yıllardaki etkisi bu siyasallaşmanın örneklerinden biridir. Bu siyasallaşma, UNESCO’nun kurucu ideali olan “barış için kültürel dayanışma” anlayışını gölgeleyebilmektedir. Ayrıca sözleşmenin cezai yaptırımlar yerine katılımı teşvik edici şekilde tasarlanmış olması, devletleri sorumlu tutmayı zorlaştırmaktadır. Bu durum, listelenmiş alanların uzun vadeli korunmasını tehlikeye atmaktadır.
Ek olarak, UNESCO’nun normatif çerçeveleri hâlâ uzman odaklıdır [22]; yerel katılım ve toplulukların bilgi / becerilerinin sürece entegrasyonu sınırlı kalmaktadır [23]. Böylece yaşayan tarihin, uzmanların “değerli” gördüğü tekil anlara sabitlenerek dinamik niteliğini kaybedebildiği yönünde eleştiriler söz konusudur. Örneğin, Nübye Anıtları ve Alanları Koruma Kampanyası sırasında barajın inşasıyla sular altında kalan bölgede yaşayan yaklaşık 100.000 Nübyeli yerlerinden edilmek zorunda kalmış, ancak bu durum kurtarılan anıtsal kalıntılar kadar dikkat çekmemiştir [24].
Dünya Mirası Listesi’ndeki varlıkların korunmasında ortaya çıkan zayıflıklar ise bir başka konudur. Dünya Mirası Listesi’ne alınan varlıkların, listeye alındıkları tarihteki bütünlük ve / veya özgünlük koşulları da dahil olmak üzere üstün evrensel değerlerinin zaman içinde sürdürülmesini veya geliştirilmesini sağlayan koruma ve yönetim mekanizmalarına sahip olmaları zorunludur [25]. Ancak bu mekanizmaların yeterliliğinin tartışmalı bir hal aldığı durumlar doğmuştur. Ortaya çıkan koruma zafiyetleri nedeniyle, Dünya Mirası Komitesi tarafından 1990’lı yılların ortasından itibaren izleme ve raporlama mekanizması kurulmuş, Tehlike Altındaki Miras Listesi başta olmak üzere çeşitli yeni kategoriler oluşturulmuştur. Buna göre Liste’ye kayıtlı bir varlık ciddi ve özel tehlikelerle karşı karşıya kaldığında, Komite onu Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'ne eklemeyi, Liste’ye kaydedilmesini sağlayan Üstün Evrensel Değer'in kaybolması durumunda ise, Dünya Mirası Komitesi varlığı Dünya Mirası Listesi'nden silmeyi değerlendirmeye almaktadır [26].
Bununla birlikte, sistemin kültürel ve doğal mirasın korunmasını etkin bir şekilde izleme ve doğrudan yardımcı olma yeteneği, aşırı iş yükü, görevin büyüklüğü ve Taraf Devletlerin sorunları küresel toplumla paylaşma konusunda değişen yönelimleri nedeniyle önemli bir baskı altındadır. Bu nedenle, Taraf Devletlerin ve saha yöneticilerinin bu süreçleri destekleyici olmaktan ziyade zahmetli ve cezalandırıcı olarak algılamaları yaygındır. [27]
2012 Kyoto Toplantısı’nda, Dünya Mirası Sözleşmesi’nin 40. yılı anısına yapılan değerlendirmelerde [28], UNESCO’nun geleceği için kritik sorun alanları tespit edilmiştir. Bunlar; Avrupa merkezcilik, aşırı yük ve liste enflasyonu, güvenilirliğin azalması, kapsayıcılık eksikliği, doğa - kültür ayrımı ve koruma zafiyetleri olarak tanımlanmış ve bunların çözümü için daha yenilikçi ve 21. yüzyılın ihtiyaçlarına cevap veren stratejilerin geliştirilmesi değerlendirilmeye devam etmektedir [29].
Son Değerlendirme
Dünya Mirası konsepti, UNESCO’nun savaş sonrası barış vizyonuyla şekillenmiş, zamanla küresel kültürel politikanın en güçlü araçlarından biri haline gelmiştir. Ancak süreç içerisinde Avrupa merkezcilik, “Üstün Evrensel Değer” kavramının sınırlılıkları, somut miras odaklılık, siyasallaşma, ekonomik çıkarların öne çıkması, yerel toplulukların dışlanması ve koruma ve yönetim mekanizmalarının yetersizliği gibi eleştiriler yoğunlaşmıştır. Buna karşılık, Burra Tüzüğü, Somut Olmayan Miras Sözleşmesi ve çeşitli bildirgeler aracılığıyla miras anlayışı daha kapsayıcı ve dinamik bir yapıya evrilmiş, Dünya Mirası Listesi’ne alınan varlıkların etkin korunma ve yönetimlerini sağlayacak izleme ve raporlama mekanizmaları geliştirilmiştir.
Bugün Dünya Mirası Sözleşmesi hâlâ UNESCO’nun en etkili aracı olmakla birlikte, güvenilirliğini koruyabilmesi için kapsamlı reformlara ihtiyaç duymaktadır. Dünya Mirası konseptinin geleceği, yalnızca geçmişin anıtsal kalıntılarını korumakla değil, aynı zamanda yerel toplulukların sesini duyurmakla, kültürel çeşitliliği kucaklamakla ve mirası yaşayan bir süreç olarak görmekle mümkündür. Mirasın daha adil, kapsayıcı, sürdürülebilir ve yerel toplumlarla bütünleşmiş bir şekilde tanımlanması, Dünya Mirası sisteminin geleceği için kritik önem taşımaktadır. Ayrıca Liste’ye kabul edilen ve edilmeyi bekleyen varlıkların Üstün Evrensel Değer ölçütlerini sürekli kılacak ve geliştirecek etkin koruma ve yönetim mekanizmalarının varlığı ve uygulanabilirliği geliştirilmeye açık bir başka konudur.
NOTLAR
[1] UNESCO World Heritage Centre, 2025, “I.G The Advisory Bodies to the World Heritage Committee”, Operational guidelines for the implementation of the World Heritage Convention, UNESCO, s.17, (https://whc.unesco.org/en/guidelines). [Erişim: 30.08.2025]
[2] UNESCO, 1972, Convention concerning the protection of the world cultural and natural heritage, UNESCO, (https://whc.unesco.org/en/conventiontext/). [Erişim: 30.08.2025]
[3] Winter, T., 2014, “Heritage diplomacy”, International Journal of Heritage Studies, sayı:21, cilt:10, ss.997 – 1015. https://doi.org/10.1080/13527258.2014.925853
[4]Harrison, R., 2013, Heritage: Critical approaches. Routledge, ss. 56 – 61; Meskell, L., 2018, A future in ruins: UNESCO, World Heritage, and the dream of peace, Oxford University Press, ss.29 – 31.
[5] Harrison, 2013, s.61.
[6] UNESCO World Heritage Centre, 2025, “II.D Criteria for the assessment of Outstanding Universal Value / 77”, Operational guidelines for the implementation of the World Heritage Convention, UNESCO, ss.29 – 30, (https://whc.unesco.org/en/guidelines). [Erişim:30.08.2025]
[7] Doğal Miras Alanları: Galápagos Adaları (Ekvador), Simien Dağları Milli Parkı (Etiyopya), Nahanni Milli Parkı (Kanada), Yellowstone Milli Parkı (Amerika Birleşik Devletleri) ve Kültürel Miras Alanları: Aachen Katedrali (Almanya), Quito Şehri (Ekvador), Krakow Tarihî Merkezi (Polonya), M'Zab Vadisi (Cezayir), Rammelsberg Madenleri ve Goslar Tarihî Kasabası (Almanya) (orijinal kabul 1978, daha sonra genişletilmiştir.), Lalibela Kaya Kiliseleri (Etiyopya), Gorée Adası (Senegal), L'Anse aux Meadows Ulusal Tarihi Alanı (Kanada).
[8] Smith, L., 2006, Uses of heritage, Routledge, s.27.
[9] Rudolff, B.; Buckley, K., 2016, “World Heritage: Alternative Futures”, Logan, W., Craith, M. N. (ed.), Kockel, U. (ed.), A companion to heritage studies, Wiley - Blackwell, s.527.
[10] Smith, 2006, s.113.
[11] UNESCO, 1994, Expert Meeting on the "Global Strategy" and thematic studies for a representative World Heritage List, (https://whc.unesco.org/archive/global94.htm#debut). [Erişim: 30.08.2025]
[12] Labadi, S., 2015, UNESCO, cultural heritage, and outstanding universal value: Value-based analyses of the World Heritage and Intangible Cultural Heritage Conventions, Rowman & Littlefield, ss.37 – 39.
[13] Cleere, H., 2001, “The Uneasy Bedfellows: Universality and Cultural Heritage”, R. Layton (ed.), P.G. Stone (ed.), J. Thomas (ed.), Destruction and Conservation of Cultural Property, London: Routledge, ss.22 – 29.
[14] Australia ICOMOS, 1999, Charter for Places of Cultural Significance (The Burra Charter), revised version, (http://australia.icomos.org/publications/burra-charter-practice-notes/burra-charter-archival-documents/#BC1999). [Erişim: 30.08.2025]
[15] UNESCO, 2003, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi.
[16] ICOMOS, 2005, Xi'an Declaration on the Conservation of the Setting of Heritage Structures, Sites and Areas.
[17] ICOMOS, 2008, The Quebec Declaration on the Preservation of the Spirit of the Place.
[18] UNESCO, 2002, United Nations Year of Culture 2002 Information Kit, (https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000127155). [Erişim: 30.08.2025]
[19] Harrison, 2013, ss.5 – 6.
[20] Askew, M., 2010, “The magic list of global status: UNESCO, World Heritage and the agendas of states”, Heritage and globalisation, S. Labadi (ed.), C. Long (ed.), Routledge, s.19 – 44.
[21] Meskell, 2018, s.115.
[22] UNESCO kültürel ve doğal mirasın korunmasında yetkilendirdiği uzman odaklı kuruluşlar mirasın kaydedilmesinde ve korunmasında etkin yere sahiptirler ve Dünya Miras Sözleşmesi’nin Uygulanmasına İlişkin İşleyiş Yönergelerinde bu kuruluşlar için özel roller tanımlanmıştır. (UNESCO World Heritage Centre, 2025, “I.G The Advisory Bodies to the World Heritage Committee / 32 – 37”, Operational guidelines for the implementation of the World Heritage Convention, UNESCO, s.18 – 19.) Buna göre Sözleşme’ye göre tanımlanan roller: ICCROM için kültürel miras eğitiminde öncelikli ortak olmak, Dünya Mirası kültürel varlıklarının korunma durumunu izlemek, Taraf Devletler tarafından sunulan Uluslararası Yardım taleplerini incelemek ve kapasite geliştirme faaliyetlerine girdi ve destek sağlamak; ICOMOS için Dünya Mirası Listesi'ne kaydedilmek üzere aday gösterilen varlıkların değerlendirilmesi, Dünya Mirası kültürel varlıklarının korunma durumunun izlenmesi, Taraf Devletler tarafından sunulan Uluslararası Yardım taleplerinin incelenmesi ve kapasite geliştirme faaliyetleri için girdi ve destek sağlanması; IUCN için Dünya Mirası Listesi'ne kaydedilmek üzere aday gösterilen doğal varlıkların değerlendirilmesi, Dünya Mirası doğal varlıklarının korunma durumunun izlenmesi, Taraf Devletlerce sunulan Uluslararası Yardım taleplerinin incelenmesi ve kapasite geliştirme faaliyetleri için girdi ve destek sağlanması şeklindedir.
[23] Meskell, 2018, ss.116 – 117.
[24] Harrison, 2013, s.61.
[25] UNESCO World Heritage Centre, 2025, “II.F Protection and management / 96”, Operational guidelines for the implementation of the World Heritage Convention, UNESCO, s.33, https://whc.unesco.org/en/guidelines). [Erişim: 30.08.2025]
[26] UNESCO World Heritage Centre, 2025, “I.A The Operational Guidelines / 9”, Operational guidelines for the implementation of the World Heritage Convention, UNESCO, s.11, (https://whc.unesco.org/en/guidelines). [Erişim: 30.08.2025]
[27] Rudolff; Buckley, 2016, ss.532 – 534.
[28] Kyoto Vision, 2012, (https://whc.unesco.org/document/123339). [Erişim: 30.08.2025]
[29] Rudolff; Buckley, 2016, ss.534 – 535.
Bu icerik 88 defa görüntülenmiştir.