DOSYA: TÜRKİYE'NİN KIRK YILLIK DÜNYA MİRASI VARLIKLARI
“İstanbul’un Tarihî Alanları”nın 40 yılını UNESCO Dünya Mirası Komitesi Kararları Üzerinden İrdelemek: 1985 – 2025
İclal Dinçer, Prof. Dr., YTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Emekli Öğr. Üyesi
1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren “İstanbul’un Tarihî Alanları”, bu sene 40. yılını dolduruyor. Bu süre boyunca alanın korunma durumunun, üstün evrensel değerinin, özgünlük ve bütünlüğünün nasıl değiştiğinin irdelendiği yazı, Dünya Mirası Komitesi’nin İstanbul’un Tarihî Alanları hakkında aldığı temel kararların analiz edilmesine dayanıyor. Yazar, 1985 – 2003 ve 2003 – 2025 olmak üzere iki temel dönemde incelediği bu süreçte, alanın Dünya Mirası Listesi’ne girişinin 40. yılında “İstanbul’un Tarihî Alanlarının korunma durumu nasıldır” sorusuna içeriden, Dünya Mirası Komitesi’nin gözünden yanıtlar arıyor.
UNESCO Dünya Mirası statüsü, kültürel ve doğal mirasın uluslararası düzlemde korunması açısından büyük önem taşımakla birlikte bu statünün koruma sağlayıp sağlayamadığı her zaman tartışma konusu olmuştur. Dönemin koruma ilkelerine, alanların dinamiklerine göre değişen bu tartışmalar, son dönemde etkin bir alan yönetim sisteminin kurulmamış olması, yönetim planlarının uygulanabilir nitelik taşımaması, izleme kriterlerinin uygun ve yeterli olmaması ve bu izlemeyi gerçekleştirecek sistemlerin kurulamaması üzerinde yoğunlaşmaktadır [1].
Korumanın etkin yönetişim, sürekli izleme ve stratejik planlama süreçleriyle gerçekleşebildiği kabulüyle UNESCO, Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilen tüm alanların yeterli koruma ve yönetim mekanizmalarına sahip olmalarını şart koşmaktadır [2]. Sözleşmeye taraf devleti ise etkin yönetim faaliyetlerini uygulamakla sorumlu tutmaktadır. Taraf Devletin bu sorumluluğunu yerine getirirken, yönetim yetkisine sahip kurumlar, yerel topluluklar, hak sahipleri ve paydaşlarla yakın işbirliği içinde çalışmaları beklenmektedir. Bu kapsamda adil bir yönetişim düzenlemesi, işbirliğine dayalı yönetim sistemleri ve telafi mekanizmaları geliştirmesinin mümkün olacağı vurgulanmaktadır [3]. Uygulama Yönergesinin 118. maddesinde 2019 yılında revize edilen önemli bir diğer koşul ise Taraf Devleti Dünya Mirası mülklerinin içinde veya çevresinde uygulanması planlanan projeler ve faaliyetleri için çevresel etki değerlendirmesi, miras etki değerlendirmesi ve / veya stratejik çevresel etki değerlendirmesi yapılmasını sağlamakla yükümlü tutmaktadır. Yine aynı yıl Yönergeye 119. paragraf olarak ilave edilen “Sürdürülebilir Kullanım” maddesi [4] de koruma ve yönetim konularının UNESCO nezdinde ne kadar derinleştiğini göstermektedir. Diğer taraftan miras yönetiminin son derece geniş bir konu olduğu dikkate alındığında, varlıkların ve / veya alanların özgün yapısı, yerel kültürler, konum, finansal durum, mülkiyet ve işlev gibi parametreler her bir vakayı kendine özgü kılmakta ve önerilen kavramların her yerde aynı şekilde kullanılmasını ve modellerin aktarılmasını zorlaştırmaktadır [5].
Bu bağlamda, İstanbul’un Tarihî Alanları, özellikle çok katmanlı ve zengin mirasa sahip olmasıyla çok özel, fakat buna karşın sosyokültürel yapının çeşitliliği, ekonomik hareketlilik, trafik yükü ve kentsel dönüşüm baskısı nedeniyle yönetilmesi çok zor bir alandır. Makalede İstanbul’un Tarihî Alanları tanımlamasıyla Dünya Mirası Listesi’ne girdiği 1985 yılından günümüze kadar geçen 40 yıllık sürede korunma durumunun, üstün evrensel değerinin, özgünlük ve bütünlüğünün nasıl değiştiği irdelenmektedir. Bu irdeleme Dünya Mirası Komitesi’nin İstanbul’un Tarihî Alanları hakkında aldığı temel kararların analiz edilmesine dayanmaktadır. Kararların içerik açısından değişimi irdelendiğinde iki alt dönem olarak ele alınmasının mümkün olduğu görülmüştür. 1985 – 2003 ve 2003 – 2025 dönemlerindeki kararların karakteristik özellikleri tanımlandıktan sonra makalede ikinci dönemin ilk ve son kararları olarak kabul edilen 2003 ve 2025 kararlarına odaklanılmıştır. 20 yıllık süreye yayılan bu kararlar zaman içinde değişen öncelikler, kurumsal derinlikler ve teknikler, yaptırım ve sorumluluk vurgusu açılarından karşılaştırılmıştır. Böylelikle Dünya Mirası Listesine girişinin 40. yılında “İstanbul’un Tarihî Alanlarının korunma durumu nasıldır” sorusu içeriden, Dünya Mirası Komitesi gözünden cevaplanmaya çalışılmıştır.
Dünya Mirası Listesine Girme Sürecinde İstanbul’da Parçadan Bütüne Koruma Adımları
UNESCO tarafından 1972 yılında kabul edilen kültürel ve doğal varlıkların korunmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını hedefleyen
Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme [6], mirası Üstün Evrensel Değer özellikler taşıması nedeniyle insanlığın ortak mirası olarak kabul etmektedir. Bu kapsamda ulusal ve uluslararası düzeyde farkındalık yaratmak ve mirasın karşı karşıya olduğu tehditlere karşı devletlerarası işbirliğini teşvik etmek üzere sözleşmeye taraf devletlerin önerileriyle, Dünya Mirası Komitesi tarafından belirli ölçütler temelinde seçilen alanlar ile 1978 yılından itibaren “Dünya Mirası Listesi sistemi”oluşturulmuştur.
Kültürel mirasın alan ölçeğinde korunmasına yönelik ilk adımların 20. yüzyılın ortalarından itibaren atıldığı ve zamanla daha bütüncül bir bakış açısına evrildiği Türkiye’de, süreç ulusal ve uluslararası koruma anlayışlarının etkisiyle biçimlenmiş ve ilk örneklerini de İstanbul gibi çok katmanlı bir kentte vermiştir. Dünya Mirası Listesine girme sürecinde olan yerler için öncelikle ülkelerin ulusal mevzuatlarında koruma altına alınmış olmaları şartı olduğu için İstanbul’da dört koruma alanının belgeleri hazırlanmış ve 1980’lerin ilk yarısında UNESCO’ya teklif edilecek hale getirilebilmiştir. İstanbul'un tarihsel ve kültürel birikimini yansıtan Sultanahmet Arkeolojik Parkı (Resim 1), Süleymaniye Camisi ve Çevresi (Resim 2), Zeyrek Camisi ve Çevresi (Resim 3) ile Kara Surları (Resim 4) değerlendirilmiş; söz konusu alanların UNESCO tarafından belirlenen kriterlerden (i), (ii), (iii) ve (iv) numaralı kriterleri karşıladığı tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, bu dört alanı içerecek biçimde tanımlanan “İstanbul’un Tarihî Alanları” 6 Aralık 1985 tarihinde (Alan No: 356) Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir [7].
Bu dört ayrı koruma alanının yanı sıra Suriçinin diğer bölgelerinde yer alan tescilli anıtsal ve sivil yapılardan oluşan kentsel dokunun ulusal ve uluslararası yasal çerçeveye rağmen gereği gibi korunamadığının anlaşılması üzerine, İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 12 Temmuz 1995 tarihinde alınan kararla, Tarihî Yarımada’nın tamamı sit alanı ilan edilerek, yeni ve bütünlüklü bir koruma statüsü getirilmeye çalışılmıştır. Bu karar ile Topkapı Sarayı ve çevresi I. derece arkeolojik sit alanı; Sultanahmet - Cankurtaran bölgesi kentsel arkeolojik sit alanı; Suriçinin geri kalan kısmı ise kentsel ve tarihî sit alanı olarak tanımlanmıştır. 1970’li yılların ortalarında başlayan ve 1990’ların ortalarına kadar devam eden yaklaşık yirmi yıllık süreç, İstanbul’da kültürel miras koruma politikalarının “parçadan bütüne” doğru evrilerek geliştiğine işaret etmektedir. Sadece koruma ve planlama düzeyinde değil, yönetsel ve toplumsal boyutlarda da önemli paradigma değişimi getirmesi beklenen bu adımlar beklenen dönüşümü yaratamamıştır.
Diğer taraftan 1978 yılından itibaren kurulan “Dünya Mirası Listesi”sisteminin tamamlayıcı unsuru olan ve Liste’deki varlıkların tüm ülkelerde aynı şekilde yürütülebilmesi için hazırlanan Dünya Mirası Sözleşmesi Uygulama Rehberi’nde [8] 1990’lı yılların ortasından itibaren, sürecin varlıkların veya alanların sadece listeye alınmasıyla sınırlı olmadığı gerçeğinden hareketle, izleme ve raporlama sistemine geçilmeye başlanmış ve Tehlike Altındaki Miras Listesi ve benzeri tanımlamalar geliştirilmiştir. 2000’li yılların başından itibaren de UNESCO Dünya Mirası Komitesi, Liste’de yer alan ve Liste’ye yeni teklif edilecek varlıklar için ilgili devlet tarafından “alan yönetimi” sistemlerinin kurulmasını ve “alan yönetim planlarının” hazırlanmasını istemeye başlamıştır. Bu kapsamda “İstanbul’un Tarihî Alanları” hakkında Dünya Mirası Komitesi 1993 ve özellikle 1999 yılından günümüze uzanan 30 yılı aşkın sürede alanın izlenmesi ve alan yönetimi hakkında giderek daha sistematik kararlar almakta ve uyarılarda bulunmaktadır. Özellikle 2004 yılından itibaren İstanbul’un Tarihî Alanları için alan yönetim planının hazırlanması, alandaki yönetimin ve eşgüdümün sağlanması, koruma standartlarının geliştirilmesi, yeni altyapı projelerinin etkilerinin değerlendirilmesi, kentsel dönüşüm ve yenileme projelerinin etkilerinin ölçülmesi, arkeolojik düzenlemelere ve afet çalışmalarına öncelik verilmesi, kültür varlıkları için mali kaynakların yaratılması, farkındalığı artırma çalışmalarının geliştirilmesi konuları her kararda yer almıştır [9].
2004 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na ilave edilen “yönetim alanı” ve “yönetim planı” kavramları Türkiye’de yönetim planlarının sadece Dünya Miras Alanları için değil, tüm sit alanları için hazırlanmasını zorunlu hale getirmiştir. Yasa ile sit alanlarındaki koruma amaçlı planlama süreci ve içeriği çok genişletilerek “…etkin bir şekilde korunması, yaşatılması, değerlendirilmesi, bir vizyon ve tema etrafında geliştirilmesi, toplumun kültürel ve eğitsel ihtiyaçlarıyla buluşturulması amacıyla, planlama ve koruma konusunda yetkili merkezî ve yerel idareler ile sivil toplum kuruluşları arasında eşgüdümü sağlamak için…” [10] bir yönetim alanı olarak ilan edilmesi kararı getirilmekte; alan yönetim planlaması ise katılımcı süreçlerde, esnek ve stratejik yaklaşımla hazırlanan ve eylem adımlarının tanımlandığı çağdaş bir planlama süreci olarak tarif edilmektedir.
İstanbul’un Tarihî Alanları açısından yasanın tarif ettiği planlama sürecinin başlayabilmesi için gerekli olan diğer düzenlemeler 2008 yılında tamamlanabilmiştir. Alan Yönetimi Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesi 2005 yılında; İstanbul Sit Alanları Alan Yönetim Başkanlığı’nın kurulması 2006 yılında; İstanbul Sit Alanları Danışma Kurulu’nun oluşturulması ise 2008 yılında gerçekleştirilebilmiştir. Danışma Kurulu’nun İstanbul’un Tarihî Alanları Yönetim Planı alan sınırlarını Tarihî Yarımada’nın tümünü kapsayacak biçimde kesinleştirmesi ve planlama çalışmalarına başlaması 22 Nisan 2009 tarihini bulmuştur. Yönetim alanının büyüklüğünün tampon bölgeyle birlikte 2000 hektar olması ve alandaki nüfusun 500 bine ulaşması, yönetim planının zor bir çalışma süreci sonunda hazırlanmasına neden olmuştur. Çok katmanlı bir yerleşme olarak zengin kültür varlığına sahip ve sosyal, ekonomik çeşitliliği bünyesinde barındıran bu yönetim alanı çok aktörlü bileşenleriyle birlikte planlanmak zorundadır. Üstün evrensel değerinin, özgünlüğünün ve bütünlüğünün korunması için kapsamlı çalışmalar yapılması ve bunun plan kararlarına dönüşmesi uzun sürmüştür. Kurumlar arası diyalog eksiklikleri, büyük ölçekli kentsel projeler ve altyapı yatırımlarının alada süregelmesi, turizm ve ticari yatırım baskıları, göç, barınma gibi büyük sorunlara karşın plan çalışmaları tamamlanmış ve 2011 yılı sonunda UNESCO Dünya Miras Merkezi’ne gönderilmiştir. Plan Eşgüdüm ve Denetleme Kurulu onayını takiben ayrıca uygulamaya geçebilmesi açısından İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından da 16.12.2011 tarihinde onaylanmıştır. Yönetim Planının benimsediği yedi tema [11] altında toplanan plan kararları ile 30’u Tarihî Yarımada bütünü, 19’u İstanbul’un Tarihî Alanları olarak Liste’ye kaydedilen dört Dünya Mirası Alanı özelinde olmak üzere toplam 49 proje önerilmiştir. Bu plan kararlarının 19’u kısa, 24’ü orta ve 6’sı uzun vade olmak üzere zamanlaması tasarlanmıştır. Tarihî Yarımada bütününde getirilen 30 proje için 160 adet, dört Dünya Mirası Alanı özelindeki 19 proje için de 67 adet plan göstergesi tanımlanmıştır. [12] Ancak 2011 yılında onaylanan Tarihî Yarımada Yönetim Planı’nın sistematik ve izlenebilir bir uygulaması gerçekleşmemiştir. ICOMOS’un 2012 yılında yayınladığı plan hakkındaki yorumları değerlendirmek üzere ve beş yıllık plan süresinin tamamlanmış olması nedeniyle Alan Yönetim Planı Revizyonu için çalışmalar başlatılmış ve 2011 Planı 2018 yılında revize [13] edilmiştir. ICOMOS’un 2011 onaylı Plan üzerindeki temel eleştirisi Tarihî Yarımada’nın bütünü için hazırlanan yönetim planında İstanbul’un Tarihî Alanları üzerinden tanımlanan Üstün Evrensel Değer içeriğinin alanların birbiriyle olan ilişkisinin ve Tarihî Yarımada’nın bütünüyle ilişkilenmesinin güçlü biçimde kurulmadığı yönündedir. ICOMOS değerlendirmesinin diğer önemli değerlendirmesi ise planın ortaya koyduğu alan yönetim sisteminin gözden geçirilmesi gerektiğidir. Planda yer verilmediği için eleştirilen üçüncü konu ise alanda gerçekleşecek çatışma çözümüne nasıl yaklaşılacağının açıklanmamış olmasıdır. Bunun yanı sıra raporda alanın karşı karşıya kaldığı kentsel gelişim tehditlerinin açıkça ifade edilmesi, alanın yönetim ilkelerinin düzenlenip koordine edilmesi, Yönetim Planı kapsamında önerilen projelerin daha gerçekleştirilebilir hale getirilmesi gerektiği ifade edilmiştir [14].
2018 tarihli Planın içeriği incelendiğinde ise 2011 Planındaki projelerin sadeleştirildiği proje sayısının azaltıldığı ve uygulanabilirlik koşullarının geliştirildiği görülmektedir [15]. Ancak 2018 tarihli Yönetim Planının da sistematik bir yaklaşımla uygulamaya geçirildiğini söylemek mümkün değildir.
Sonuç olarak İstanbul’un Tarihî Alanları tanımıyla dört bölgenin Dünya Mirası Listesi’ne girdiği 1985 yılında itibaren geçen 40 yılın, Dünya Mirası Komitesi tarafından alan yönetim planının hazırlanmasının ilk kez talep edildiği [16] 2006 yılından itibaren geçen 20 yılın sonunda Tarihî Yarımada’da yaşanan değişim ne yazık ki koruma lehine olamamıştır. Aşağıdaki bölümlerde Dünya Mirası Komitesi kararları üzerinden bu 40 yıldaki önemli dönüm noktaları irdelenmektedir.
Dünya Mirası Komitesi’nin İstanbul’un Tarihî Alanları Hakkındaki Kararları
Dünya Mirası Komitesinin İstanbul’un Tarihî Alanları hakkında 40 yıl süresince aldığı kararlar içerikleri açısından değerlendirildiğinde
[17] iki alt dönem olarak farklılaştığını söylemek mümkündür.
1985 – 2003 Arası Dönem
1985 yılından 2003 yılına kadar devam eden birinci dönem sonraki yıllardan farklı bir karakter taşımaktadır. “İstanbul’un Tarihî Alanları tanımıyla dört kriter altında 6 Aralık 1985 tarihinde Dünya Mirası Listesi’ne girmesini takip eden 18 yıllık sürenin ilk 12 yılında alan hakkında alınan kararlarda finansal kaynak ve teknik destek konuları öne çıkmaktadır 1998 – 2003 arasında ise hem bu yöndeki kararların devam ettiği, fakat alanın bütününe yönelik koruma durumu hakkındaki ilk endişelerin ve tavsiyelerin dile getirildiği bir içeriğe evrilmektedir.
Bu dönem kararlarına biraz daha yakından bakmak gerekirse; 1986 ve 1987 yıllarında komite kararları ve büro raporlarında ahşap - taş koruma alanında eğitim faaliyetleri yapılması ve ahşap koruma laboratuvarı kurulması için bir fon tahsis edilmesi kararları bulunmaktadır. Bu kararlardan beş yıl sonra 1992 yılında alınan iki karar vardır. Bunlardan birincisi Ayasofya'nın mozaik restorasyonu malzeme ve ekipman temini için kaynak aktarılmasıdır. İkincisi ise İstanbul’un koruma planının yeniden hazırlanacak olmasına [18] atıf yapılarak ve UNESCO'nun uluslararası koruma kampanyasına dahil olması düşünülen İstanbul'un önemi göz önüne alınarak Türkiye’ye bir heyet gönderme kararı verilmiştir. Dolayısıyla bu karar ile koruma konusu ilk kez kent ölçeğine genişlemiş ve planlama kavramına atıf yapılmıştır.
Ancak 1993 yılındaki kararlarda UNESCO Başkanı ve daha sonra gelen teknik heyetin sadece Ayasofya'nın korunma durumunu değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu yıllardaki ana iki temanın Ayasofya’nın korunması ve İstanbul’un uluslararası koruma kampanyasına dahil edilmesi olduğu izlenmektedir. Takip eden 1994 yılında Komite üç konu üzerinde karar üretmiştir. Birincisi Ayasofya restorasyonunda yapılan hatalara dikkat çekilmiş, buna karşın finansal destek onaylanmıştır. Üçüncü konu ise Roma ve Bizans surlarında yapılan uygulamaların uluslararası koruma ilkelerine uygun olmadığı, durdurulması hakkındadır.
Üç yıl sonra 1997 yılında Dünya Mirası Komitesi tarafından “İstanbul'un Tarihî Alanları”nın korunma durumu konusundaki endişeler ilk kez dile getirmiştir. Özellikle Zeyrek’te uygulanan koruma yöntemleri konusundaki ICOMOS raporuna atıfla devlet tarafından Dünya Mirası değerini korumak için yapılan koruma çalışmaları hakkında 1998 yılındaki toplantı için rapor istenmektedir. Bu karar ile Komitenin konuyu kentsel ölçekte ele almaya başladığını söyleyebiliriz; fakat yine de değerlendirmeler tek yapı ölçeğindeki uygulamalar üzerinden yapılmaktadır. Dolayısıyla uluslararası koruma organları henüz alan yönetimi ve yönetim planı kavramlarından uzaktırlar. Bu durumun 1998 Komite kararlarında da devam ettiğini görebiliriz. 1998 yılı Komite kararları iki konuya odaklanmaktadır. Ayasofya restorasyonuna finans desteği verilmesi alınan ilk karardır. Avrupa Birliği Fonları’nın kullanıldığı Fener - Balat bölgesindeki rehabilitasyon uygulamalarında UNESCO’nun yer alıp alamayacağı tartışması Komiteyi meşgul etmiş ve sonuçta İstanbul Tarihî Merkezi'ndeki “Fatih Sakinleri Evi” projesi için bir kaynak aktarımı onaylanmıştır.
1999 yılı Dünya Mirası Komitesi’nin İstanbul’un Tarihî Alanları konusunda aldığı kararlar açısından bir dönüm noktasıdır. Bunda 17 Ağustos’ta yaşanan Marmara depreminin etkisi bulunmakla birlikte Komitenin alanın korunması ve planlanması hakkında ciddi endişeler taşıdığı izlenmektedir. Ayasofya için uluslararası bilim komitesinin toplanmasını, Zeyrek ve Surlar için yerel yetkililere yardımcı olmak üzere uzman misyon heyetinin oluşturulmasını önermektedir. İptal edilen 1990 onaylı Tarihî Yarımada Koruma Planı ve Tarihî Yarımada’nın bütününün 1995 yılında sit alanı ilan edilmesine vurgu yapılarak yeni koruma planının hala hazırlanmamış olmasının kaçak yapılaşmaya neden olacağından duyulan endişe dile getirilmektedir. Zeyrek’te ayrıntılı bir envanter hazırlanması için fon desteği onaylanmakta ayrıca ahşap yapıların restorasyonu ve onarımı konusunda bir eğitim eylem planı geliştirilmesi desteklenmektedir.
2000 yılında, UNESCO Uzman Misyon Heyetleri tarafından biri Ayasofya hakkında diğeri İstanbul'un koruma planının tamamlanması ile ilgili olmak üzere ziyaret ve raporlama gerçekleştirilmiştir (Resim 5). 2001 yılındaki raporlama ise Taksim - Yenikapı metro inşaatının İstanbul'un Tarihî Alanları’nın Dünya Mirası değeri üzerindeki etkisine ilişkin olmuştur (Resim 6). Bu raporları takiben 2003 yılında alınan Dünya Mirası Komitesi kararı daha sonra alınacak kararların temelini oluşturmaktadır.
2003 – 2025 Arası Dönem
UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin 30 Haziran – 5 Temmuz 2003 tarihlerinde Paris’te gerçekleştirilen 27. Oturumunda
[19] İstanbul’un Tarihî Alanları hakkında alınan ve toplam 7 maddeden oluşan kararda maddelerin tümü alanın bütününe ilişkin koruma ve planlama sorunlarını ele almaktadır. Bu kararın ayrıntısı bir sonraki karşılaştırma bölümünde ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
2004 yılı Komite kararı ise Taraf Devletten beklentilerini şu şekilde beş başlık altında ifade etmektedir: Kentsel Koruma ve Gelişim Planı'nın acilen tamamlanması ve yürürlüğe konulması, Koruma Kurulu'nun ve ilgili birimlerin güçlendirilmesi, Marmaray gibi büyük kentsel altyapı projeleri için proaktif bir kentsel yönetim planı geliştirilmesi, arkeolojik araştırmaların yapılması, kentsel koruma ve yenileme projelerine ulusal ve yerel yönetimlerin katılımının devlet sübvansiyonlarının sağlanması, Kara Surları’nın sağlamlaştırılmasında koruma tekniklerine uygun hareket edilmesi. Bu kapsamda Komite, alanın Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'ne alınmasının nihai değerlendirmesini 2006 yılına kadar ertelemektedir.
Dünya Mirası Komitesi’nin 2004 kararını takiben aldığı 2005, 2006, 2007, 2008, 2009 ve 2010 kararlarında da benzer konular ele alınmış ve dozu giderek yükselen biçimde alanın Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'ne alınmasının nihai değerlendirmesinin bir sonraki toplantıya bırakılması vurgulanmıştır. Bu kararlar arasında yıllar içinde öne çıkan konu alan yönetim sisteminin kurulması ve yönetim planı hazırlanması hakkındaki beklentidir. Önceki bölümde aktarıldığı üzere Türkiye’nin 2004 yılından itibaren bu konuda sürdürdüğü yasal düzenlemeler ve kurumsal yapılanma çalışmaları tamamlanmış ve 2009 yılında başlayan yönetim planı çalışmaları 2011 yılı sonu itibariyle onaylanmıştır.
Dünya Mirası Komitesi’nin 2003 kararından itibaren hâkim olan konularına 2012 yılından sonra alan yönetim sistemi, alan yönetim planı, üstün evrensel değer beyanı, kültürel miras etki değerlendirme kavramları da güçlü biçimde eklenmiştir. Bu değişimde İstanbul’un tehlike altındaki miras listesine alınması durumunun yanı sıra dünyada koruma kavramlarının geçirdiği evrim de etkin olmuştur. Takip eden bölümde 2003 ve 2025 kararları maddeler itibariyle bağlamsal olarak ve içerik açısından bir karşılaştırma yapılarak zamanın değişen öncelikleri, kurumsal öneriler, yaptırım ve sorumluluk konusundaki sorunlar ve gelişmeler hakkında nasıl farklılaştıkları keşfedilmeye çalışılmaktadır.
2003 Kararı
Yukarıda da belirtildiği üzere
Dünya Mirası Komitesinin Paris’te gerçekleştirdiği 27. Oturumunda İstanbul’un Tarihî Alanları hakkında alınan karar incelendiğinde önceki döneme göre bir kırılma yaşandığını, kavramların değiştiğini ve ölçeğin büyüdüğünü söylemek mümkündür. Kararda;
Plan ve belgelerin sunulması ile ilgili 1. maddede Taraf Devletin, Tarihî Yarımada’nın taslak imar planını görüş almak üzere Dünya Mirası Merkezi’ne sunmasının memnuniyetle karşılandığı belirtilmektedir.
Endişelerin hatırlatılması hakkındaki 2. maddede 1997’de önceki planın yürürlükten kaldırılmasından bu yana yeni kentsel koruma planının onayındaki gecikme ve Zeyrek’teki Osmanlı dönemi ahşap yapılarının bozulması konularında Dünya Mirası Komitesi tarafından defalarca dile getirilen endişeler hatırlatılmaktadır.
Altyapı projelerinin etkileri hakkındaki 3. ve 4. maddelerdeki kararlarda metro inşaatının Tarihî Yarımada’daki arkeolojik tabakalara etkisi hakkındaki endişeler ve Yenikapı’da planlanan tren istasyonu inşaatının arkeolojik kalıntılara ve ahşap yapı mahallelerine olası zararları olacağından duyulan endişe dile getirilmektedir.
Acil koruma önlemleri konusundaki 5. maddede yeni kentsel koruma planının vakit kaybetmeden tamamlanıp yürürlüğe konması talep edilmekte ve özellikle Zeyrek’teki ahşap yapıların çökmesini önlemek için teknik ve mali kaynak sağlanmasının gerekliliği vurgulanmaktadır.
Uluslararası destek arayışı hakkındaki 6. maddede Dünya Mirası Merkezi ve ICOMOS’tan tarihî kentsel dokunun daha fazla kaybedilmesini durdurmak için uluslararası destek arayışında Türkiye’ye yardımcı olmaları talep edilmektedir.
Tehlike altındaki miras uyarısının yapıldığı 7. maddede ise Taraf Devletten yukarıdaki konularla ilgili olarak 1 Şubat 2004’e kadar Dünya Mirası Merkezi’ne rapor sunması talep edilmekte ve somut önleyici tedbirler alınmazsa, alanın Tehlike Altındaki Dünya Mirası Alanları Listesi’ne kaydedilmesinin 2004’teki 28. oturumda değerlendirilebileceği uyarısında bulunulmaktadır.
2025 Kararı
UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin 6 – 16 Temmuz 2025 tarihlerinde Paris’te gerçekleştirilen 47. Oturumunda
[20] Komite, İstanbul’un Tarihî Alanları’nın mevcut korunma durumunu önceki kararlar ve belgeleri inceledikten sonra, 2024 Dünya Mirası Merkezi / ICOMOS Reaktif İzleme misyonunun tavsiyelerinin Taraf Devlet tarafından tam olarak uygulanmasını talep etmektedir.
“Yönetişim ve hukuki çerçeve” olarak değerlendirilebilecek 4 numaralı maddede Komite çok katmanlı yönetişim sisteminin kurulmasına yönelik çabaların memnuniyetle karşılandığını belirtmekle birlikte süreç ve mekanizmaların sistematik olarak takip edilmemesi konusundaki endişeleri dile getirmektedir. Devamında Dünya Miras Alanının korunmasına ilişkin kapsamlı ve diğer kanunlardan üstün ulusal bir mevzuat çıkarılması yönünde çağrı yapmaktadır. Kararın son bölümünde Uygulama Rehberi’nin 118bis [21] ve 172. paragraflarına [22] tam uyumun sağlanmasını ivedilikle talep etmektedir.
“Katılımcı ve tutarlı yönetim” olarak özetlenebilecek 5. madde ise alanın daha tutarlı ve katılımcı biçimde yönetilmesini güçlü bir şekilde tavsiye etmekte ve bu yaklaşımın Üstün Evrensel Değerin korunması açısından önemini vurgulamaktadır.
Yönetim Planı ve Tampon Bölge’nin ele alındığı 6. maddede Yönetim Planı’nın güncellenmesine yönelik çabalar konu edilmekte ve Üstün Evrensel Değerin niteliklerinin Plan’a yansıtılması istenmekte, küçük sınır değişikliği yoluyla tampon bölge oluşturması değerlendirilmektedir. Kararın en sonunda da Üstün Evrensel Değer niteliklerinin ve güncellenmiş Yönetim Planı’nın nihai hale gelmeden önce Dünya Mirası Merkezi’ne sunulması istenmektedir.
Ahşap yapıların korunması hakkındaki 7. madde ise ahşap yapıların korunmasına yönelik stratejik plan hazırlanmasını, mülk sahipleri ve yatırımcılara teknik ve mali destek programlarının geliştirilmesini istemekte ve stratejik plan taslağının Dünya Mirası Merkezi’ne sunulması vurgulanmaktadır.
Süleymaniye ile ilgili 8. maddede ise Süleymaniye 2050 projesi, revize edilmiş koruma planı, mekânsal strateji planı ve kentsel tasarım rehberinin nihai hale getirilmeden ve onaylanmadan önce Dünya Mirası Merkezi’ne sunulmasını, aksi takdirde Üstün Evrensel Değer niteliklerinin tehlikeye gireceğini belirtmektedir (Resim 7).
Kariyeile ilgili 9. maddede yeni inşa faaliyetlerine dair teknik bilgilerin sağlanması, mekanik perdelerle kapalı mozaiklerin durumu, ibadet edenler ve ziyaretçiler için öngörülen ziyaret koşullarına ilişkin tasarım ayrıntılarının açıklanması, tüm Kariye alanı için bir Ana Plan hazırlanması istenmekte ve bu belgeleri nihai hale getirilmeden önce Dünya Mirası Merkezi’ne sunulması talep edilmektedir.
Ayasofya ile ilgili 10. maddede Ayasofya Ziyaretçi Yönetim Planı’nı 2024 misyonunun tavsiyelerine uygun hale getirilmesini, en az bir yıl sürecek nem izleme çalışması yapılmasını, dolaşımı düzenlemek, peyzajı iyileştirmek ve arkeolojik buluntuları sergilemek üzere tüm alan için ana plan hazırlanmasını istemekte ve bu belgelerin nihai hale getirilmeden önce Dünya Mirası Merkezi’ne sunulmasını talep etmektedir.
Miras Etki Değerlendirmeleri’ni konu alan 11. madde ise Yedikule Hisarı, Abdi İpekçi Basketbol Gelişim Merkezi, Kazlıçeşme Yat Limanı, Yenikapı Kruvaziyer Limanı için ICOMOS teknik tavsiyelerinin uygulanmasını, yönetim planı tamamlanıncaya kadar kruvaziyer limanı inşaatının durdurulması ve alternatif yerlerin değerlendirilmesini, Yedikule Gazhanesi ve Zeytinburnu çok amaçlı kompleks ile Büyük Saray Mozaikleri Müzesi’nin yeniden inşasına ilişkin Kültürel Miras Etki Değerlendirmeleri’nin sunulmasını istemektedir.
Diğer proje belgelerinin ve Miras Etki Değerlendirmeleri’nin sunulması konusunu ele alan 12. madde ise Tarihî Yarımada’da gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmekte olan çok sayıdaki geliştirme, yapılaşma, restorasyon ve altyapı projesinin Miras Etki Değerlendirmeleri’nin hazırlanması ve proje belgelerinin zamanında sunulmaması konusunu vurgulamakta ve alanın Üstün Evrensel Değeri’ne etkisi olabilecek tüm projeler için Uygulama Rehberi’nin 118bis ve 172. maddelerine uygun hareket etmeye davet etmektedir.
Yol Haritasının istendiği 13. maddede ise alanın Üstün Evrensel Değeri üzerinde etkisi olabilecek tüm projeleri kapsayan kısa ve uzun vadeli stratejiler içeren kapsamlı bir yol haritası hazırlamasını istemekte ve bunun Dünya Mirası Merkezi ve Danışma Organları ile yakın işbirliği içinde yapılarak 1 Şubat 2026 tarihine kadar Dünya Mirası Merkezi’ne sunulması vurgulanmaktadır.
2026 yılı raporunu konu alan 14. maddede ise 2024 misyon tavsiyelerinin uygulanma düzeyini incelemek üzere 2026 yılında Dünya Mirası Merkezi ve ICOMOS reaktif izleme misyonunun davet edilmesi istenmekte ve bu misyonun özellikle hukuki çerçeve ve koruma mekanizmaları, ahşap yapıların korunma durumu, koruma ve rehabilitasyon mekanizmaları, Ayasofya ve Kariye’nin korunma durumu ve ziyaretçi koşullarını konu alacağını belirtmektedir.
Son olarak 15. maddede Alanın korunma durumu ve uygulamaların yer aldığı güncel raporun 1 Aralık 2026 tarihine kadar Dünya Mirası Merkezi’ne sunulmasını istemekte ve bunun Dünya Mirası Komitesi’nin 49. (Temmuz 2027) oturumunda inceleneceğini belirtmektedir.
Karşılaştırmalı olarak 2003 ve 2025 Kararları
2003 ve 2025 kararları tematik başlıklar altında karşılıklı değerlendirildiğinde üç yönlü bir değişimi takip etmek mümkün gözükmektedir (
Tablo 1). Bir taraftan yirmi yıllık sürede koruma düşüncesinin geçirdiği evrimi kararlarda kullanılan terminolojinin değişiminden izlemek mümkünken diğer taraftan da Tarihi Yarımada’nın koruma sorunlarının ne kadar çeşitlendiğini, derinleştiğini ve ölçeğinin büyüdüğünü tespit edebiliyoruz. Bir diğer değişim ise Dünya Mirası Merkezi ve Taraf Devlet arasındaki iletişim dili ile ilgilidir. Aşağıda maddeler halinde bu değişimler irdelenmektedir.
İlk irdeleme “Koruma Planı - Yönetim Planı - Alan Yönetimi”başlığı altında yapıldığında; 2003 yılı kararında 1997’de iptal edilen önceki koruma planının ardından yeni planın onayının gecikmesinden endişe duyulmakta, planın bir an önce yürürlüğe konulması çağrısında bulunulmaktadır. 2025 yılı kararında ise koruma planlarının uygulanması, güncellenmesi ve alan yönetim planıyla uyumu konusunda uyarılar getirilmektedir. 2003’te odak “planın varlığı” iken, 2025’te odak “planın uygulanma kalitesi ve yönetim planının izleme süreci” olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra değişen bir diğer vurgu Yönetim Planı kararlarıyla Üstün Evrensel Değerin ilişkilendirilmesinin daha güçlü olarak yapılmasıdır. Buna bağlı olarak da alanda teklif edilecek yeni projeler için hazırlanacak Miras Etki Değerlendirmeleri’nin bu ilişkiyi temel alarak yapması gerektiğine işaret edilmektedir. Bu değişim Dünya Mirası Komitesi’nin aradan geçen 20 yıllık sürede planlama konusunun çok daha geniş bir çerçevede ele alınması beklentisini açığa çıkarmaktadır. Bunların yanında planların stratejik bakış açısıyla ve ölçülebilirlik kriterlerine uygun olarak hazırlanması yönündeki beklentilere yapılan vurgular da dikkat çeken bir diğer değişimdir.
Anıtsal eserlerin korunmasıkonusunda 2003 kararında yer almamasına karşın, Ayasofya’da yapılan restorasyon çalışmaları başta olmak üzere Kara ve Deniz Surları’nda yapılan uygulamaların yanlışlığı 1992 yılındaki karardan itibaren 2003 öncesindeki kararlarda yer almıştır. 2025 kararında ise Kariye ve Ayasofya ile ilgili statü değişikliğinden kaynaklanan müdahalelerin usule uygun olmadığı eleştirisi yapılmakta ve teknik bilgilerin sağlanması, ana planların ve ziyaretçi yönetim planlarının hazırlanması ve Dünya Mirası Merkezi’ne sunulması talep edilmektedir.
Özgün dokunun korunması konusunda2003 kararında Zeyrek’teki ahşap yapıların çökme riski ön planda ele alınırken, 2025 kararında ahşap yapıların korunmasına yönelik mülk sahipleri ve yatırımcılara teknik ve mali destek programlarını da içeren stratejik plan hazırlanması ve Süleymaniye için hazırlanan koruma ve stratejik plan belgelerinin Dünya Mirası Merkezi’ne iletilmesi istenmektedir.
Kentsel ve arkeolojik koruma alanları konusunda 2003 kararında Metro ve Yenikapı istasyonu inşaatlarının arkeolojik katmanlara zarar verme riski vurgulanırken, 2025 kararında büyük yatırım ve altyapı, ulaşım projelerinin Üstün Evrensel Değer üzerinde yaratacağı olumsuz etkilere dikkat çekilmekte, Kültürel Miras Etki Değerlendirme Raporları istenmektedir. Kararda yoğun yapılaşma baskısı ile taşıma kapasitelerinin aşılması ve afet riskleri gibi çok daha fazla sayıda ve etkisi çok yüksek bir tehdit çeşitliliği söz konusu edilmektedir. 2003 kararında tekil ve proje odaklı kaygı, 2025’te stratejik ve bütüncül etki değerlendirmesi boyutuna evrilmiş durumdadır.
Uluslararası destek ve işbirliği konusunda 2003 kararında Dünya Mirası Merkezi ve ICOMOS’un, uluslararası destek sağlamak için Taraf Devlete yardımcı olması UNESCO tarafından tavsiye edilimektedir. Buna karşın 2025 kararında ulusal ölçekte çok paydaşlı yönetişim, bilgi paylaşımı ve yerel toplulukların sürece dahil edilmesi vurguları güçlenmekte ayrıca sürekli UNESCO ve ICOMOS reaktif izleme misyonları görevlendirilmektedir.
İzleme ve Tehlike Altındaki Miras Listesi konusunda 2003 kararında tanımlanan tarihe kadar rapor sunulmaz veya somut önlem alınmazsa Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’ne alınabileceği uyarısı net bir şekilde yapılmaktadır. 2025 kararında ise Raporlama yükümlülüğü devam etmekle birlikte değerlendirme sürecinin daha kapsamlı göstergeler, Üstün Evrensel Değerin korunma durumunun Miras Etki Değerlendirme ve sürdürülebilirlik ölçütleri ile yürütülmeye çalışıldığı, “Tehlike Altındaki Liste” uyarısının ifade edilmediği görülmektedir.
Ana başlıklar olarak yapılan bu karşılaşma sonrasında 2003 kararında vurgulanan fakat 2025 kararında yer almayan konular bağlamında kararlar irdelendiğinde 2003 kararında temel endişe olarak 1999 Depremi sonrası fiziksel hasar ve acil müdahaleler, kaçak yapılaşmalar, plan eksikliği ile teknik destek ve işbirliği vurguları öne çıkmaktadır. Mevcut koruma sisteminin işlevselliğini sorgulayan, yönetişim eksikliklerine vurgu yapan ve daha eleştirel ve müdahaleci bir içerik taşıyan 2025 kararının aksine özellikle 1999 kararı ve 2003 kararı destekleyici ve motive edici bir tondadır.
Diğer taraftan 2003 kararında geçmeyen fakat 2025 kararında güçlü biçimde öne çıkan konular ise şu şekilde özetlenebilir; Tarihî Yarımada’da gerçekleştirilen büyük yatırımların zamanında Dünya Miras Merkezi'ne bildirilmemesinin 2003 yılından sonraki kararlarda sürekli yer alması önemlidir. Dünya Mirası Komitesi, Taraf Devlet tarafından önceden bildirilmemiş ve alanın Üstün Evrensel Değeri’ni etkileyebilecek nitelikteki büyük kentsel gelişme projelerinin uygulanmasından duyulan derin endişeyi yıllar içinde giderek artan bir vurguyla dile getirmiştir. 2025 kararında ise özellikle Ayasofya ve Kariye çevresi, Yedikule Hisarı, Kazlıçeşme Yat Limanı, Yenikapı Kruvaziyer Limanı, Yedikule Gazhanesi ve Zeytinburnu’ndaki yatırımlar ile Büyük Saray Mozaikleri Müzesi ve alanı etkileyen tüm büyük projelerin Miras Etki Değerlendirmesi çalışmalarının Üstün Evrensel Değer ile uyumluluğunu sağlayacak şekilde yeniden değerlendirilmesi ve uluslararası standartlara göre güncellenmesi istenmektedir.
Yine 2003 yılından sonra alınan kararlarda vurgulanan bir diğer önemli konu alanın yönetimi ve yönetim planının hazırlanarak uygulanması sorunudur. 2025 kararında Komite, yürürlükte olan yönetim planının yalnızca sembolik düzeyde kaldığını ve alandaki koruma kararlarını yönlendirmede işlevsel olmadığını vurgulamaktadır. Kararda yönetim planının etkisizliğinin, çok sayıda aktörün koordinasyonsuz şekilde karar almasıyla daha da derinleştiği belirtilerek alan yönetiminin yerel yönetimler, merkezi hükümet ve uzman kurumlar arasında dağınık, parçalı ve çoğu zaman birbirini dışlayıcı biçimde işlediği kaydedilmiştir. Bu nedenle yönetim planının revize edilerek işlevsel hale getirilmesi ve alan yönetimi yapısının yeniden düzenlenmesi önerilmiş ve sürecin şeffaf biçimde yürütülmesinin sağlanması talep edilmiştir.
2003 kararı kriz odaklı, belirli mahalle ve projelere yönelik net ve doğrudan uyarılar şeklinde bir içeriğe sahipken, 2025 kararının stratejik, bütüncül, sürdürülebilirlik bağlamında genişleyen bir koruma vizyonu; daha çok yönetişim, katılım ve entegre planlama odaklı bir içeriğe evrildiği görülmektedir. Bu değişim “acil fiziksel kurtarma” odaklı bir koruma döneminden “bütünleşik, sürdürülebilir yönetişim” odaklı bir döneme geçildiğini ortaya koymaktadır. İkincisini gerçekleştirmenin ilkinden çok daha zor olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Dolayısıyla aradan geçen 20 yılda riskler ve tehditler artmış, buna karşın genelde Türkiye’de, özelde de İstanbul’daki alan yönetim sistemi ve yönetim planı yapılanması dünyadaki koruma düşüncesinin geçirdiği evrimi ve Dünya Mirası sisteminin geçirdiği değişimi yakalayamamış, hatta geriye gitmiştir. Çözülememiş bu sorunlara, çeşitlenen konularda ölçeği ve etkisi yüksek yeni sorunlar eklenmiştir.
Sonuç
İstanbul’un Tarihî Alanları tanımlamasıyla 1985 yılından bugüne UNESCO Dünya Mirası statüsünü taşımakta olan İstanbul Tarihî Yarımada’nın bugün gereği gibi korunamamasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır
. Bu nedenlerin en önemlisi; 2004 yılında alan yönetimi için yasal bir altyapı ve yetki çerçevesi oluşturulduğu ve alan yönetimi kurulduğu halde, bu birimin bağımsız ve yaptırım gücüne sahip bir otorite olarak yapılandırılmamış olmasıdır. Diğer taraftan, Türkiye ve İstanbul’un UNESCO Dünya Miras Merkezi ve ICOMOS ile gelişmiş ilişkilere sahip bir altyapısı olduğu; uluslararası raporlama, planlama ve koruma teknikleri konusunda zengin bir uzmanlık havuzuna sahip olduğu halde kurumsal kapasitenin, insan kaynağı, bütçe ve teknik donanım açısından iyi yönetilememesi nedeniyle Tarihî Yarımada gibi büyük ve karmaşık bir miras alanını korumak mümkün olamamaktadır.
Bu sorunların yanı sıra ülke genelinde hakim olan kurumların yetki çakışmaları ve parçalı yönetim alanlarının yarattığı düzensizlikler Tarihî Yarımada için de geçerlidir. Ulaşım, altyapı, yeni yapılaşma baskısı ve turizm, ticaret işlevlerinin konut alanlarını dönüştürmeye zorlaması alanın korunmasında uygulama sürecinin ve denetim mekanizmalarının çalışmadığını göstermektedir. Bunun yanı sıra kültürel mirasa karşı akademik ve toplumsal ilginin çok artmasına karşın, planlama ve yönetim süreçlerinde katılım mekanizmalarının işlevselliğinin çok düşük olması bu süreçlerin çoğunlukla biçimsel düzeyde işlemesiyle sonuçlanmaktadır.
Bütün bu konuların da üstünde daha yaygın ve etkili bir sorun da şudur; bugün Türkiye’de siyaset kültürü, merkezî ve yerel yönetim düzleminde kentsel koruma ve planlama konularına müdahale etmeyi ve temel ilkelerini değiştirmeyi kendinde hak görecek şekilde yapılanmıştır. Bu ortam reddedilmesi ve mücadele edilmesi gereken bir ilişki biçimidir. Dünya Mirası statüsünün yalnızca bir unvan değil, uzun erimli ve sürekli bir sorumluluk anlamına geldiği, bu sorumluluğun ise ancak iyi yapılandırılmış ve etkin şekilde uygulanan miras yönetimi ile mümkün olduğu unutulmamalıdır.
NOTLAR
[1] Badia, F., 2017, “The Management Plan for the World Heritage Sites as a Tool of Performance Measurement and Sustainability Reporting: Opportunities and Limits in the Italian Context”, Aspects of Management Planning for Cultural World Heritage Sites: Principles, Approaches and Practices, Simon Makuvaza (ed.), Springer, ss.25 – 36; Seila, F.; Selim, G.; Newisar, M. A., 2025, “Systematic Review of Factors Contributing to Ineffective Cultural Heritage Management”, Sustainability, sayı:17, s.366; Orbaşlı A.; Cesaro, G., 2020, “Rethinking Management Planning Methodologies: A Novel Approach Implemented at Petra World Heritage Site”, Conservation and Management of Archaeological Sites, sayı:22, cilt:1 - 2, ss.93 – 111; Kloos, M., 2017, “Heritage impact assessments as an advanced tool for a sustainable management of cultural UNESCO World Heritage sites - from theory to practice”, M. - T. Albert (ed.), F. Bandarin (ed.), A. P. Roders (ed.), Going beyond-perceptions of sustainability in heritage studies, sayı:2, Cham, Switzerland, Springer.
[2] UNESCO, 2025, Operational guidelines for the implementation of the World Heritage Convention, Paris: UNESCO World Heritage Centre, 97. paragraf; Ringbeck, B., 2008, Management plans for World Heritage Sites: A practical guide, Bonn: German Commission for UNESCO.
[3] UNESCO, 2025, 117. paragraf.
[4] 119 - Sürdürülebilir Kullanım: Dünya Mirası alanları, biyolojik ve kültürel çeşitliliği sürdürebilir, ekosistem hizmetleri ve diğer faydalar sağlayabilir; bu da çevresel ve kültürel sürdürülebilirliğe katkıda bulunabilir. Mülkler, ekolojik ve kültürel açıdan sürdürülebilir olan ve ilgili toplulukların yaşam kalitesi ile refahını artırabilecek çeşitli mevcut ve önerilen kullanımları destekleyebilir. Taraf Devlet ve ortakları, bu kullanımların adil olmasını ve mülkün Üstün Evrensel Değeri’ne tam saygı göstermesini güvence altına almalıdır. Bazı mülkler için insan kullanımı uygun olmayabilir. Dünya Mirası alanlarını etkileyen mevzuat, politikalar ve stratejiler, mülkün Üstün Evrensel Değeri’ni korumayı; doğal ve kültürel mirasın daha geniş ölçekte korunmasını desteklemeyi; ayrıca mülkün sürdürülebilir korunması, muhafazası, yönetimi ve sunumu için gerekli koşullar olarak, ilgili toplulukların, yerli halkların ve diğer paydaşların etkin, kapsayıcı ve adil katılımını teşvik etmeyi güvence altına almalıdır.
[5] Ripp, M.; Rodwell, D., 2017, “Governance in UNESCO World Heritage Sites: Reframing the Role of Management Plans as a Tool to Improve Community Engagement”, Aspects of Management Planning for Cultural World Heritage Sites: Principles, Approaches and Practices, Simon Makuvaza (ed.), Springer, ss.240 – 253; Ulusan, E., 2016, “Türkiye’de Kültürel Miras Alanlarında Yönetim Planlaması Deneyimi”, İdealKent, sayı:19, cilt:7, ss.372 – 401.
[6] UNESCO, 1972, Convention Concerning the Protection of the World Cultural and Natural Heritage, Genel Konferans 17. Oturumundan, Paris, 16 Kasım.
[7] UNESCO, “Historic Areas of Istanbul”, (https://whc.unesco.org/en/list/356/). [Erişim:01.08.2025]
[8] UNESCO, 1978, Operational Guidelines for the Implementation of the World Heritage Convention, Paris: UNESCO World Heritage Centre.
[9] UNESCO, “Historic Areas of Istanbul”, (https://whc.unesco.org/en/list/356/documents/). [Erişim: 01.08.2025]
[10] Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu’nun Madde 3 - (a) “Tanımlar” başlığı altına 2004 yılında ilave edilen 8 maddede Koruma Amaçlı İmar Planı bu şekliyle yer almaktadır.
[11] I. Yönetim ve Organizasyon, II. Koruma, Planlama ve Yaşam Kalitesi, III. Erişilebilirlik, IV. Alanın Öneminin ve Değerinin Algılanması, V. Eğitim, Bilinçlendirme ve Katılım, VI. Ziyaretçi Yönetimi, VII. Risk Yönetimi
[12] İstanbul Tarihî Alanları Alan Başkanlığı, 2011, İstanbul Tarihî Yarımada Yönetim Planı.
[13] Bu planın Dünya Mirası Merkezi’ne iletilip iletilmediği ve 2011 tarihli Yönetim Planı’nın onay süreçlerini geçirip geçirmediği resmi olarak açıklanmamıştır. Ayrıca Dünya Mirası Komitesi’nin 2023 yılı toplantısı 45 COM 7B.58 sayılı İstanbul Tarihî Alanları hakkındaki kararında “…Yönetim Planı’nın 2018’de resmi olarak kabul edildiğini, ancak Üstün Evrensel Değeri’nin tanımlanmadığını ve planın resmi olarak kabul edilmeden önce Dünya Mirası Merkezi’ne sunulmadığını üzülerek kaydeder.” ifadesi yer almaktadır.
[14] Bu eleştiriler 2018 tarihli Alan Yönetim Planı raporundan aktarılmıştır.
[15] İstanbul Tarihî Alanları Alan Başkanlığı, 2018, İstanbul Tarihî Yarımada Yönetim Planı.
[16] UNESCO, 2006, “Decision 30 COM 7B.73 State of Conservation (Historic Areas of Istanbul)”, (https://whc.unesco.org/en/decisions/1159). [Erişim: 01.08.2025]
[17] UNESCO, “Historic Areas of Istanbul”, (https://whc.unesco.org/en/list/356/documents/). [Erişim: 01.08.2025]
[18] Bu dönem 1990 onaylı Fatih ve Eminönü Koruma Planı’nın iptal edilmesi ve yeni koruma planı çalışmalarının başladığı yıllara denk geliyor. Dünya Mirası Komitesi’ne bu konunun bildirildiği anlaşılıyor.
[19] UNESCO, 2003, “Decision 27 COM 7B.79 Historic Areas of Istanbul (Turkey)”, (https://whc.unesco.org/en/decisions/662). [Erişim: 01.08.2025]
[20] UNESCO, 2025, “Decision 47 COM 7B.131 Historic Areas of Istanbul (Türkiye)”, (https://whc.unesco.org/en/decisions/8855). [Erişim: 01.08.2025]
[21] 118bis: Operasyonel Rehber’in 179 ve 180. paragraflarına bakılmaksızın, Taraf Devletler, bir Dünya Mirası alanı içinde veya çevresinde uygulanması planlanan yatırım projeleri ve faaliyetleri için Çevresel Etki Değerlendirmeleri (ÇED), Miras Etki Değerlendirmeleri (HIA) ve / veya Stratejik Çevresel Değerlendirmelerin (SEA) yapılmasını ön koşul olarak sağlamalıdır. Bu değerlendirmeler; yatırım için alternatifleri belirlemeye, alanın Üstün Evrensel Değeri (OUV) üzerindeki olası olumlu ve olumsuz etkileri tespit etmeye ve kültürel ya da doğal mirasın alan içindeki veya daha geniş çevresindeki bozulma ya da diğer olumsuz etkilerine karşı azaltıcı önlemler önermeye hizmet etmelidir. Bu yaklaşım, OUV’nin uzun vadeli korunmasını ve mirasın afetlere ve iklim değişikliğine karşı direncinin artırılmasını güvence altına alacaktır.
[22] p.172. Dünya Mirası Komitesi, Taraf Devletleri, Sözleşme kapsamında koruma altına alınmış alanlarda, mülkün Üstün Evrensel Değeri’ni etkileyebilecek büyük restorasyonlar ya da yeni inşaatlar gerçekleştirmeyi ya da bunlara izin vermeyi planladıklarında, bu niyetlerini Sekretarya aracılığıyla Komite’ye bildirmeye davet eder. Bildirimin, mümkün olan en erken aşamada (örneğin, belirli projelere ilişkin temel belgelerin hazırlanmasından önce) ve geri dönüşü zor kararlar alınmadan önce yapılması gerekir ki Komite, mülkün Üstün Evrensel Değeri’nin tamamen korunmasını sağlamak üzere uygun çözümler bulunmasına yardımcı olabilsin.
[23] Dinçer, İ., 2021, “İktidarın Uygulama Biçiminin Yasa Olduğu Bir Ortamda Kültürel Mirası Yönetmek: Tarihî Yarımada İçin Bir Değerlendirme”, Mimarist, sayı: 2021 / 2, ss. 36 – 46.
Bu icerik 83 defa görüntülenmiştir.