425
MAYIS-HAZİRAN 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: 2022 ULUSAL MİMARLIK ÖDÜLLERİ

YAYINLAR



KÜNYE
ETKİNLİK

Çeşitli, Derinlikli, Kalabalık: Dalokay’ı Anmak

Cem Dedekargınoğlu, Doktora Öğrencisi, İTÜ Mimarlık Tarihi Lisansüstü Programı

17. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Seçici Kurulu tarafından belirlenen Mimarlar Odası 2020-2022 Anma Programı kapsamında “Sıradışı Çizgisi ve Toplumcu Kimliğiyle Vedat Dalokay” sempozyumu 25 Şubat 2022 tarihinde gerçekleşti. Etkinlik programını sadelikle aktaran yazar, konuşmalardan ilgi çekici notlar paylaşıyor.

 

Türkiye’nin mimarlık kültürüne katkıda bulunmuş ve artık hayatta olmayan mimarların anısını yaşatmak üzere TMMOB Mimarlar Odası tarafından 2006 yılından beri Anma Programları düzenleniyor. Bu amaçla Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Seçici Kurulu tarafından belirlenen mimarların yaşamları ve çalışmaları hakkında, bir ödül döneminden başlayarak gelecek ödül dönemine kadar etkinlikler sürdürülüyor. 2020-2022 dönemi için seçilen Vedat Dalokay’ın anısına Ankara Büyükşehir Belediyesi desteğiyle düzenlenen “Sıradışı Çizgisi ve Toplumcu Kimliğiyle Vedat Dalokay” sempozyumu da 25 Şubat 2022 tarihinde çevrimiçi ortamda gerçekleştirildi. (Resim 1) Yoğun ilgiyle takip edilen etkinliğin iki oturumunda Dalokay’ın çok boyutlu ve yaratıcı kimliği ile geride bıraktığı çizgiler ve yapılar üzerinden mimarlığı ele alındı. Sempozyumun devamında ise dostları, çalışma arkadaşları ve aile üyeleri yaptıkları üç konuşmayla Dalokay’ın büro pratikleri, mimar olarak katkıları ve belediye başkanlığı dönemi üzerine anılarını ve düşüncelerini paylaştı.

Açılış konuşmalarının ilkinde 47. Dönem Mimarlar Odası Genel Başkanı Deniz İncedayı, Anma Programı’nın 2006 yılından bu yana devamlılığı ile Vedat Dalokay’ın toplumcu bir mimar-özne olarak mimarlık meslek ortamındaki ve Türkiye kamuoyundaki önemi konusunda bir değerlendirmede bulundu. (Resim 2) İkinci açılış konuşmasında Ankara Anakent Belediye Başkanı Mansur Yavaş, 1973 yerel seçimlerinde yüksek bir oy oranıyla belediye başkanı seçilerek görev süresinde yaptığı çalışmalarla Ankara’ya kalıcı izler bırakan Vedat Dalokay’ın yıllar sonra, yaşamı boyunca yapmış olduğu çok yönlü çalışmalarla anılmasından duyduğu memnuniyeti belirtti.

Öğleden önce yapılan ilk oturum “Çok Boyutlu ve Yaratıcı Kimliği” başlığıyla MSGSÜ Mimarlık Bölümü’nden Doç. Dr. Nezih Aysel’in moderatörlüğünde gerçekleşti. (Resim 3) Mimar Aydan Erim, Dalokay’ın uzun meslek yaşamının tanıklarından biri olarak kendisinin mimarlık kimliğinin salt ibadet yapıları dışında bütünlüklü bir biçimde ele alınmasının önemli olduğunu belirterek; tutkulu fakat zorluklarla dolu yaşam öyküsünün köşe taşlarına, Türkiye’deki ve dünyadaki önemli gelişmelerle karşılaştırarak değindi. Mimar Erhan İşözen konuşmasında Dalokay’ın mimarlığını ve mimarlık dışı üretimlerini yerelden evrensele uzanarak besleyen sanat, estetik ve edebiyatla olan ilişkisini; gündelik yaşamına da sızan bir gülmece penceresinden ele aldı. Sonrasında kızı Sibel Dalokay Bozer; çok yönlü, yaratıcı ve sıradışı kişiliğiyle Vedat Dalokay’ı en yakınından bir isim olarak, çocukluğunda Kolo’nun öyküleriyle büyümesinden duyarlı bir aydın olarak yürüttüğü belediye başkanlığı sürecindeki anılara uzanan ve babasının kendisine üniversiteye girdiğinde yazdığı dokunaklı bir mektupla bitiren bir anlatı üzerinden sundu.

Bu oturumdaki bütün konuşmalarda ve sonrasındaki tartışma bölümünde ortak değinilen bir nokta olarak; Dalokay’ın ulusal ve uluslararası mimarlık ortamından beslenme ve ortama katkıda bulunma biçimlerinin, mimarın duygu ve düşünce dünyasının onun yaşamını besleyen bir kaynak olarak ortaya çıkması durumunu karşıladığını söylemek mümkün. Bu anlamda Nezih Aysel’in anma programına ve Vedat Dalokay Arşivi çalışmasına yönelik vurguladığı “yeni nesilleri kendinden önceki kuşaklarla yeniden karşılaştırma ve yaptıklarını her açıdan yeniden değerlendirme” yönündeki gayesinin bu oturumda hedefe ulaştığı söylenebilir.

Sibel Dalokay Bozer’in evsahipliğinde ve Zafer Akay’ın koordinatörlüğünde yürütülmüş olan arşiv çalışmasının sunduğu yeni verilerin ışığında hazırlanan sunumları içeren “Geride Bıraktığı Çizgiler ve Yapılar Üzerinden Mimarlığı” başlıklı ikinci oturumu DEÜ Mimarlık Bölümü’nden Prof. Dr. Didem Akyol Altun yönetti. ODTÜ Mimarlık Bölümü’nden Prof. Dr. T. Elvan Altan ve Başkent Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden Prof. Dr. Nuray Bayraktar “Modern Ankara’nın İnşasının Aktörlerinden Vedat Dalokay” başlıklı sunumlarında; yürütücüleri oldukları “Ankara’da İz Bırakan Mimarlar” projesinden itibaren odaklanmış oldukları ve “kamusal sorumluluk” üstlenen bir “serbest mimar” olarak nitelendirdikleri Dalokay’ın; tek başına ya da bir ekibin üyesi olarak Ankara için tasarladığı uygulanmış / uygulanmamış mimari projeleri, bunların tasarım dili ve Ankara’nın yapılı çevresinin gelişimindeki yeri üzerine kapsamlı bir değerlendirme yaptılar. (Resim 4) MSGSÜ Mimarlık Bölümü’nden Doç. Dr. Kerem Özel “Dalokay’ın Cami Tasarımları” başlıklı sunumunda; Dalokay’ın cami tasarımına yönelik yaklaşımı, Türkiye, Ortadoğu ve Yakındoğu için tasarlamış olduğu cami projeleri ile bunların tasarım süreçleri üzerine odaklanırken; erken 20. yüzyılın klasisist bağlamı içerisinde 1957 tarihli Kocatepe Camisi Mimari Proje Yarışması’nı ve birinci seçilen Dalokay-Tekelioğlu önerisini Türkiye cami mimarisinde bir kırılma noktası olarak farklı açılardan ele aldı. MSGSÜ Mimarlık Bölümü’nden Doç. Dr. Arbil Ötkünç ve Doç. Dr. Güldehan Atay “Dalokay Mimarlığı’nda İstanbul Yarışmaları: Taksim ve Çevresi” başlıklı sunumlarında, Dalokay’ın İstanbul’da yarışmacı ve jüri üyesi olarak katılmış olduğu yarışmalarla 1987 tarihli Taksim Meydanı Kentsel Tasarım Projesi önerilerinin gelişim sürecine ve başlıca tasarım kararlarına ayrıntılı bir biçimde değindi.

Sunumlar dışında oturumda Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin yapmış olduğu, Dalokay’ın Kuğulu Park’ın güncel haline getirilmesi sürecinde hem bir kavşak - kamusal mekân tasarımcısı hem de bölgedeki karmaşık arsa sınırlarını ve araç trafiğini düzenleyen bir yerel yönetici olarak rol aldığına yönelik yorumu da not düşmek gerekir.

Sempozyumun ikinci bölümü mimar Zafer Akay’ın moderatörlüğünde “Büro Pratikleri” başlıklı söyleşiyle başladı. Dalokay’ın yaşamının son yıllarında profesyonel olarak yanında yer almış olan oğlu mimar Hakan Dalokay, babasının sıradışı, sıcak ve üretken kişiliğinin kendisine erken yaşlarında kişisel yaşamında ve meslek pratiğinde nasıl yol gösterdiğini anlattı. Faysal Camisi’nin uygulama sürecinde kendisiyle çalışan mimar Güngör Kon, Dalokay Mimarlık Atölyesi’nin yoğun çalışma temposuna rağmen kucaklayıcı bir ortam olduğundan, bir büro yürütücüsü olarak Dalokay’ın titizliğinden ve babacanlığından anekdotlarla bahsetti. Söyleşinin sonunda Prof. Dr. İlhan Tekeli, Aydan Erim ve Hakan Dalokay; Faysal Camisi’nin tasarım, yarışma ve uygulama süreci üzerine anılarını paylaştı. Söyleşi sırasında Akay ayrıca; uzun mimarlık yaşamı boyunca birçok farklı meslek insanıyla birlikte çalışmış olan Dalokay’ın büro pratikleri üzerine yapılacak çalışmaların, kendisinden arşivinden çıkan veriler ışığında süreceğini belirtti ve ilgilileri sonraki etkinliklere katkı vermeye çağırdı.

“Mimar Olarak Katkıları” başlıklı söyleşinin moderatörü mimar Bülent Tuna, söyleşiye başlamadan önce Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin kurucu üyesi olmasından itibaren Dalokay’ın Mimarlar Odası ile TMMOB’ye sunduğu katkıları özetledi ve kendi öğrencilik döneminde Dalokay’ın bir mimar ve belediye başkanı olarak kendilerini etkilediğinden bahsetti. Mimar Yavuz Önen, Dalokay’ın bulunduğu her ortamda hayal gücüyle her yere gidebilen sahiplenici, emekten yana ve coşkulu bir kimliğe sahip olduğunu, kendisiyle Oda yönetimlerindeki ve genel kurullardaki mesaisinden anılarla ve Dalokay’ın Kolo kitabından alıntılarla tarif etti. Mimar Doğan Hasol, Mimarlar Odası’nın değişik kademelerinde aynı dönemde yönetici olduğu Dalokay’dan, Ayasofya’nın cami yapılması tartışmaları sırasında Dalokay’ın verdiği tepki nedeniyle Kocatepe Camisi projesinin haksız yere iptal edilmiş olması üzerinden ve belediye başkanlığı dönemindeki atılımlarından ötürü övgüyle bahsetti.

Sempozyumun sonunda Bilkent Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden Doç. Dr. Bülent Batuman’ın yönettiği “Sıradışı Bir Belediye Başkanlığı” başlıklı söyleşi bölümü yer aldı. Konuşmacılardan mimar Yiğit Gülöksüz, 1973 yerel seçimlerinde Dalokay gibi toplum içinde bilinen bir ismin merkezi yönetimden farklı bir siyasi partiye mensup olmasına rağmen Ankara Belediye Başkanı seçilmiş olmasını, bütün siyasi ve maddi olanaksızlıklara karşın belediyenin asıl ihtiyaçlarının ve sorunlarının ortaya çıkmasını sağlayan yararlı ve özgürleştirici bir gelişme olarak değerlendirdi. Buna örnek olarak Dalokay’ın görev süresinde alanında uzman kişilerden oluşturduğu ve oldukça etkin bir biçimde görev yapan Belediye Danışma Kurulu’nun çalışmalarının, daha sonraları parti için bir “toplumcu belediyecilik” programına dönüşmüş olmasına değindi. Prof. Dr. İlhan Tekeli konuşmasında, daha önceki oturumlarda bazı konuşmacıların kullanmış olduğu “renkli kişilik” teriminden örnek vererek Dalokay için çoğunlukla övgü amaçlı kullanılan nitelemelerin aslında belirsiz bir anlam içerdiğine dikkat çekti. Bu durumun Dalokay’ı tanıyanlar için bir sorun yaratmayacağını ancak Dalokay’ın yaşadığı döneme yetişemeyip kendisini bir araştırma nesnesi olarak ele alacak yeni kuşak araştırmacılar için yanıltıcı olabileceğini belirten Tekeli; Dalokay’ı “renkli kişiliği” dışında “hemfikir olmadan da dost olunabilecek, yaratıcılığından kaynaklı bir kestirilemezliğe sahip ve bu sayede bulunduğu her ortamda fark edilen bir insan” olarak betimleyerek kendisiyle ilgili anılarını ve “toplumcu belediyecilik” sürecindeki kişisel deneyimlerini güncele yönelik örnek olması ümidiyle anlattı. Sempozyum soru-yanıt bölümüyle sona erdi. (Resim 5)

Sonuç olarak keyifle takip ettiğim sempozyum sonrasındaki düşüncelerimi paylaşmayı borç bilirim: Salgın sürecinin getirdiği olanaksızlıklar içerisinde; toplumcu, mimar, kent plancısı, Mimarlar Odası emekçisi, belediye başkanı, yazar, gazeteci, ressam, Ankaralı (ve kendi deyimiyle “toprağa 14 ayakla basan bir baba”) kimliklerinin her biri üzerine ayrıntılı değerlendirmeler hak eden Vedat Dalokay gibi bir ismin anısına düzenlenecek bir çalışmanın zorlu bir hazırlık süreci gerektirdiğinden kuşkum yok. Böyle bir dönemde hem sempozyum katılımcılarının çeşitliliği, hem sempozyum kapsamında hazırlanan çalışmaların derinliği, hem de bütün olumsuz koşullara rağmen sempozyumun hatırı sayılır miktarda bir dinleyici kitlesine ulaşmış olması övgüyü hak eden bir durum. Bu anlamda başta Anma Programı Komitesi üyeleri olmak üzere emeği geçen herkesi özverili çalışmalarından ötürü içtenlikle kutlarım.

* Görseller etkinlik arşivinden alınmıştır.

Bu icerik 303 defa görüntülenmiştir.