359
MAYIS-HAZİRAN 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Bir Yanılsama: EK
    Murat Şahin, Yrd. Doç. Dr., Yeditepe Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE

MİMARLIK'tan

N. Müge Cengizkan

Dergiyi yayına hazırladığımız bugünlerde, Haziran 2011 seçimlerine az bir süre kala partiler, yeni dönem politik vizyon ve programlarını açıklıyorlar. Hükümetin başında bulunan AKP yönetiminin açıkladığı “Yaşanabilir Çevre ve Marka Şehirler” başlığı altındaki projeler, ölçek ve sınır tanımıyor. İstanbul’un her iki yakasında yeni kentler, Boğaz’a 3. köprü, Çanakkale Boğazı’na köprü, nükleer santraller... Bu ölçekteki projeler, uzun erimli vizyon tanımlarını, katılımı ve hazırlığı gerektirir. İlhan Tekeli, Türkiye’nin mekânsal planlama, yerleşme ve yapılaşma konularında Cumhuriyet'in 100. yılı 2023'ü hedef alan “kentleşme ve imar vizyonu” olarak hazırlanan KENTGES (2010-2023)’in pratikte nasıl işlerlik kazanamayacağını anlatıyor. Plancının rolünü, “toplumdaki oluşumların sosyo-mekânsal süreçler sonucunda ortaya çıktığı ve bu bütünlük üzerinden sadece mekânsal olanı ayırarak onun düzenlenmesi konusunda elde edilecek yetkilerle bu oluşum konusunda birinci sözün sahibi olunamayacağının farkına varmak ve tüm sosyo-mekânsal süreçte etkili olmaya çalışmak” olarak tanımlıyor.

Plancı ise bunun araçlarını birer birer yitiriyor. Üstelik bölge ölçeğindeki bu projelerin tümüyle ÇED dışına çıkarılması amacıyla yeni bir yönetmelik değişikliği yapıldı: Nisan 2011’de Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’ne göre,  İstanbul’a 3. köprü, Sinop ve Akkuyu nükleer santralleri, Gebze-İzmir Otoban Yolu gibi projelere “yeniden” ÇED muafiyeti getirildi. Derginin “Gündem” bölümünde EUROSOLAR Türkiye Bölümü Başkanı Tanay Sıdkı Uyar, nükleer santral macerasına girmenin bir “çöp teknoloji transferi” olduğunu vurguluyor ve nükleer santral macerasına atılmadan önümüzdeki 5 yıl içerisinde Türkiye’nin % 100 yenilenebilir enerji hedefine ulaşabileceğini söylüyor.

Kentleşmenin son on yılını değerlendiren, Mimarlar Odası’nın yakında kamuoyuna duyuracağı raporun ön metinlerinden biri derginin bu sayısında yer alıyor. Bu rapor yukarıda değinilen farklı ölçekteki projelerin gerçekleştirilebilmesi için büyük bir hızla çıkarılan yasal düzenlemelere kısa kısa değinmekte; ancak kronikleşmiş ve son dönemin dar ufuklu politikalarıyla büyümüş olan sorunlar oldukça fazla.  

Sonuçta bir aktör olarak plancının ve mimarın rolü sürekli indirgeniyor. Bu rollerin toplumsal önemi ve gerekliliği ciddi anlamda tartışılmaz ve örneğin Mimarlık Yasası için gereken zorunlu süreç bir an önce başlatılmazsa, Türkiye’de mimarlık ve yerleşme politikası konusunda ‘gerileme dönemi’ne girileceğini söylemek zor olmasa gerek.

Bu icerik 3225 defa görüntülenmiştir.