414
TEMMUZ-AĞUSTOS 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Karantina Sonrasına Dair Tahayyüllerimiz
    Yiğit Acar, Aydan Balamir, Bilge Bal, Cihan Uzunçarşılı Baysal, Ömer Selçuk Baz, İhsan Bilgin, Olgu Çalışkan, Enise Burcu Derinboğaz, Neslihan Dostoğlu, Senem Doyduk, Erdem Erten, Dürrin Süer, İlhan Tekeli, Hakkı Yırtıcı

  • Modern Kentin Saati: Sivas Cer Atelyesi
    Gülhayat Ağraz, Arş. Gör., Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü
    Esma Eroğlu, Arş. Gör., Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü
    Merve Ertosun Yıldız, Arş. Gör., Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
KORUMA / YAŞATMA

Paylaşılan Miras Kavramı: Gökçeada (İmroz)

Ayşe Ceren Güler, Dr. Öğr. Üyesi, Özyeğin Üniversitesi Mimarlık Bölümü

“Avrupa Kültürel Miras Yılı” kapsamında belirlenen “paylaşılan miras” teması çerçevesinde Gökçeada’yı ele alan yazar, yerel değerlerinin sürdürülmesi ve korunması konusunda ortak bir bilinç geliştirmenin ve işbirliği sağlamanın önemine dikkat çekiyor.

 

Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, Kuzey Ege Denizi’nde yer almaktadır. Ada, toplumsal yapısıyla bağlı bulunduğu Çanakkale ilinden geçmişte olduğu gibi bugün de ayrılmaktadır. Geçmişte nüfusun çoğunluğunu oluşturan Rumlar, Gökçeada sürecin dışında tutulmasına rağmen yaşanan mübadele ve Kıbrıs sorunu gibi olaylar sonrasında yavaş yavaş adayı terk ederek dünyanın farklı bölgelerine yerleşmiştir.(1) Bugün nüfusun çoğunluğunu oluşturan Türkler ise nüfus politikaları çerçevesinde özellikle 1960’lardan sonra Gökçeada’daki devlet tarafından planlanan yeni yerleşimlere iskan edilmiştir.(2) Geçmişte adanın yerli halkını oluşturan Rumların sayısı günümüzde oldukça azalmış, geleneksel yerleşimleri büyük oranda terk edilmiştir. Ancak, söz konusu kültürün somut ve somut olmayan değerleri, adada yaşamaya devam eden ve göç edenler arasından geriye dönen Rumlarla Anadolu’nun çeşitli yerlerinden adaya yerleşenlerin oluşturduğu farklı bir toplumsal yapıyla birlikte varlığını sürdürmektedir.(3) Günümüzde Gökçeada’nın kültürel değerlerinin korunabilmesi için, adada yaşamını sürdüren farklı kültürel gelenekleri olan toplumların bu konuda ortak bir bilince ve farkındalığa sahip olmasına ihtiyaç vardır.

Bu bağlamda; Avrupa Birliği tarafından “Avrupa Kültürel Miras Yılı” ilan edilen 2018 yılı kapsamında gerçekleştirilecek etkinliklerde öncelik verilen “paylaşılan miras (shared heritage)” teması ön plana çıkmaktadır.(4) Avrupa yılı, “neyi paylaştığımız” ve “bizi neyin birleştirdiği” konularına, kısaca toplumlararası mirasımıza odaklanmıştır. Gökçeada gibi yerli kültürünü önemli ölçüde yitirmiş, aynı zamanda göçmen kültürleri bünyesinde barındıran bir yerin değerlerinin sürdürülmesi konusunda ihtiyaç duyulan koruma bakış açısı, bu değerlerin insanlığın ortak mirası olduğunu vurgulayan paylaşılan miras yaklaşımıdır. Bu yaklaşımla Gökçeada’da yaşamını sürdüren halkın terk edilen ve bakımsız kalan miras değerlerini sahiplenmesi ve koruması mümkün olacaktır.

PAYLAŞILAN MİRAS

1972 tarihli Dünya Mirası Sözleşmesi’nden itibaren, dünyada doğal ve kültürel değerlerin korunması konusunda herkese ortak görevler düştüğü ve bu değerlerin insanlığın ortak mirası olduğu yaklaşımı ön plana çıkmaktadır.(5) Bu değerlerin yalnızca sınırları içerisinde bulunduğu devletin değil tüm insanlığın sorumluluğunda olduğu anlayışını güçlendirecek şekilde 1978’de “üstün evrensel değer” kavramı ortaya atılmış ve korunmaları konusunda iş birliğinin sağlanması adına Dünya Mirası Listesi uygulaması başlatılmıştır. Paylaşılan miras olarak adlandırılabilecek yaklaşım Dünya Mirası Sözleşmesi’nde “sınırötesi” (transboundary) kavramıyla karşılık bulmuştur. İlk olarak 1980’de kültürel alanlar, 1988’de ise doğal alanlar için, benzer tarihî-kültürel özelliklere sahip olmaları veya karakteristik olarak aynı coğrafi bölgeye ait olmaları gibi gerekçelerle, farklı coğrafi konumlardaki birden çok varlığın tek bir dünya mirası adayı olması durumu sözleşmede yer almıştır.(6) Bugün dünya mirası listesinde 37 adet varlık, sınırötesi olarak tanımlanmıştır.(7) Kavramsal, coğrafi ve idari zorlukları nedeniyle sınırötesi varlıkların yönetimi özel ilgi gerektirmektedir.

Avrupa Kültürel Miras Yılı ilan edilen 2018 yılında düzenlenecek etkinliklerle insanların kültürel miraslarıyla daha yakın ve ilgili olmaları amaçlanmıştır. Avrupa Komisyonu çalışmalarının 2018 yılının ötesinde bir etki yaratması adına belirlenen 10 tema çerçevesinde uzun vadeli projeler yürütmeye karar vermiştir.(8) Bu temalardan ilki (shared heritage) “paylaşılan miras”tır.(9) Avrupa yılı -paylaşılan miras teması kapsamında- kültürel mirasın herkese ait olduğunu vurgulamayı amaçlamaktadır.(10) İnsanlığın ortak değerlerini aydınlatarak farklı toplumsal kesimleri birbirlerine yakınlaştırmayı, böylece mirasın korunmasında gerçek değişimin yaratılmasına katkı sağlayarak Avrupa yılının uzun vadede yarar sağlamasını hedeflemektedir.(11) Benzer bir hedefle bu makale Gökçeada’nın doğal ve kültürel değerlerinin sürdürülmesi konusuna paylaşılan miras çerçevesinden bakmayı amaçlamaktadır.(12)

Gökçeada, aynı coğrafyayı paylaştığı ve tarih boyunca yakın ilişkiler kurduğu Ege Adaları’ndan bugün ülke sınırlarıyla ayrılmaktadır. Oysa Ege Adaları’nın doğal ve fiziksel niteliklerinin yanı sıra belirli bir döneme kadar sosyal, toplumsal ve ekonomik yapıları da Gökçeada’yla oldukça benzerdir. Bu durum yaşam kültürü ve bu kültürle var olan yapılı çevre üzerinde de etkisini göstermekte, Ege Adaları’nın kimi yerleşimlerinde mimari karakter bakımından Gökçeada’yla benzerlikler göze çarpmaktadır. Bugün Ege Adaları ve Gökçeada sosyal ve toplumsal olarak birbirinden farklı bir yapıya sahip olsa da ortak Ege kültürünün parçalarıdır. Adalardaki kültür mirası geçmişte ve bugün burada yaşayan insanların yakın tarihsel ilişkisini anlatmaktadır ve insanları birleştiren ortak nokta olmalıdır.

GÖKÇEADA

Gökçeada, tarih öncesi dönemlerden itibaren farklı uygarlıklar tarafından iskan edilmiştir. Uzun yıllar Osmanlı egemenliğinde kalan ada, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’nın yaşandığı 1912-1918 yılları arasında Yunanistan’a, Kurtuluş Savaşı’nın ardından 1923 Lozan Antlaşması’yla Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakılmıştır.(13)

Günümüzde Gökçeada’da, nüfusun oldukça azını oluşturan Rumlarla Anadolu’dan getirilen Türk nüfus birlikte yaşamaktadır. Son yıllarda değişen sosyal, ekonomik ve politik dengelerle geçmişte adayı terk eden Rumlar yaz dönemini ve önemli dini günlerini adada geçirmeye başlamış, bu süreçte bir bölümü adaya dönüş yapmıştır. Gelişen turizmle birlikte yaz aylarındaki nüfus artışının yanı sıra Türkiye’nin büyük kentlerinden ve yakın çevreden adaya gelen ve yerleşenlerin sayısı da gün geçtikçe artmaktadır. Gökçeada’nın terk edilmiş geleneksel yerleşimlerinde yaşam bugün farklı kullanıcılarla tekrar canlanmıştır. Anadolu’nun farklı bölgelerinden, genellikle yaşadıkları çeşitli felaketler sonrası, devlet tarafından getirilen Türk nüfus ise adada tarımsal amaçlı iskan edilen planlı yerleşimlerde, geleneksel yerleşimlerdeki kültürden uzak bir yaşam sürdürmektedir.(14) Ada yeni sosyal, ekonomik ve toplumsal yapısıyla birlikte özgün kırsal dokusunu ve değerlerini büyük ölçüde korumaktadır. Ancak, son yıllarda artan nüfus ve turizm doğal ve kültürel değerler üzerindeki baskıyı artırmakta ve bunların zarar görmesine neden olmaktadır.

GÖKÇEADA’NIN PAYLAŞILAN MİRAS DEĞERLERİ

Gökçeada’nın tarihsel gelişimine dair izler barındıran arkeolojik değerleri; özgünlüğünü ve bütünlüğünü büyük ölçüde koruyarak günümüze ulaşan geleneksel yerleşimleri; konutlar, kiliseler, şapeller, okullar, çeşme ve çamaşırhaneler, bağ evleri, değirmenler, işlikler gibi kültür varlıkları; yerel halkın yaşamının parçası olan, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yürütüldüğü ormanlar, meralar ve tarım alanları, zeytinlikler, bağlar ve su kaynakları doğal ve kültürel miras değerlerini oluşturmaktadır.

Gökçeada’nın doğal peyzajında, arazilerin büyük çoğunluğunu oluşturan orman ve meraların yanı sıra tarım alanları ve yerleşimlerin etrafındaki eğimli arazilerde yoğunlaşan zeytinlikler baskın bir öğe olarak yer almaktadır. Günümüzde sayıları azalsa da, geçmişte bu alanlarda bağlar ve meyve ağaçları da bulunmaktadır.(15) Yerleşim alanlarıysa toplam arazinin oldukça azını kaplamaktadır.

Gökçeada’nın geleneksel yerleşimleri doğa ve kültürün etkileşimiyle oluşmuş ve kültürel özelliklerin açıkça okunabildiği yerlerdir. Tarih boyunca yaşanan gelişmelerin adada yerleşim şekillerini etkilediği görülmektedir. Bizans döneminde kaleyle korunan yerleşimler, nüfusun artmasıyla kale eteklerine yayılmış, korsan saldırılarının arttığı dönemlerdeyse iç kesimlere çekilerek, denizden görülmeyen yamaçlarda, küçük ve dağınık yerleşimler halini almıştır.(16) Güvenlik önlemlerinin artmasının ardından dağınık yerleşimler bir araya gelerek bir bölümü günümüze de ulaşan yerleşimleri oluşturmuşlardır.(17) Gökçeada’da bugün ilçe merkezi dışında on köy yerleşimi bulunmaktadır. Bunlardan Kaleköy, Bademliköy, Zeytinliköy, Tepeköy ve Dereköy köyleri ile ilçe merkezinin Çınarlı ve Yeni Mahalleleri tarihî yerleşimlerken Uğurlu, Yenibademli, Şirinköy, Şahinkaya ve Eşelek köyleri, 1960’lı yıllardan itibaren devlet tarafından oluşturulan planlı yerleşimlerdir.(18) (Resim 1)

Gökçeada’nın geleneksel köyleri genellikle eğimli bir arazi üzerinde ve çevrelerinde bulunan tarım arazilerinden faydalanmak amacıyla toplu olarak kurulan yerleşimlerdir. Ada sakinlerinin ihtiyaçlarına yönelik olarak taş ve ahşap gibi yerel malzemelerle, yığma ve/veya ahşap karkas sistem kullanılarak inşa edilen yapı türlerinden oluşan bu yerleşimler, organik olarak gelişmiştir. (Resim 2) Devlet tarafından planlanan köylerse genellikle düz, verimli tarım arazileri üzerinde kurulmuştur. (Resim 1, Resim 3) Planlı köylerdeki yapılar betonarme yapım sistemiyle inşa edilmiştir.

Gökçeada’nın tarihî yerleşimlerinde, işlevsellik ön planda tutularak geleneksel yaşam tarzına uygun tasarlanan konutlar, genellikle yalın bir biçime sahip, iki katlı, avlulu yapılardır. Konut birimleri arasında en basit plan tipini iki katı da dikdörtgen formlu, tek hacimden oluşan yapılar oluşturmaktadır. (Resim 4) Günlük işler çoğunlukla avluda veya “hayat” adı verilen üst kattaki sahanlıkta yapılmaktadır. Bu basit plan tipinde bölücü duvarlar olmamakla birlikte bazı bölümler kullanım amaçlarına göre özelleşmiştir. Konutların avlu kullanımıyla bağlantılı olan zemin katları depolama, üst katları ise yaşama birimini oluşturmaktadır. (Resim 5)

Konut planı kullanıcının ihtiyaçlarına ve ekonomik gelir düzeyine göre değişmektedir. Gelişmiş plan tiplerinde; aynı sahanlığı kullanarak yapıya eklenen ikinci tek hacimli yapının olduğu veya mahremiyet ihtiyacıyla hayatın kapatıldığı, merdivenlerin yapının içine alındığı örnekler görülebilmektedir. (Resim 6)

Bu örneklerde kullanıma yönelik özelleşen mekânların olduğu görülmektedir. Tek hacimli basit konut tipinde taşıyıcı olan dış duvarlar taş malzemeyle yığma olarak inşa edilirken, gelişmiş konut tiplerinde ahşap karkas bölücü duvarlara yer verilmiştir. Ahşap karkas sistemin ayrıca konutların üst katlarında, salon veya misafir odası olarak kullanılan ve çok sayıda pencere açıklığına yer verilmek istenen cephesinde veya cephenin çıkma yapan bölümünde kullanıldığı örnekler mevcuttur. (Resim 7)

Konutlarla birlikte günlük yaşamın ve kültürün parçasını oluşturan kiliseler, şapeller, camiler, okullar, işlikler, değirmenler, bağ evleri, çeşme ve çamaşırhaneler, dükkanlar ve kahvehaneler Ada’daki geleneksel yapı türlerini oluşturmaktadır. 1960’lı yıllara kadar nüfusun çoğunluğunu oluşturan Ortodoks Hristiyan Rumların gelenek ve göreneklerine uygun olarak geleneksel yerleşimlerin her birinde en az bir kilise bulunmaktadır. (Resim 8) Günümüzde Gökçeada’da, 18. yüzyıla tarihlenen Dereköy Agia Marina Kilisesi ile Zeytinliköy Ayios Georgios Kilisesi dışındaki 6 kilise 19. yüzyıldan kalan yapılardır.(19) Yerleşim sınırları içerisindeki kiliselerin yanı sıra Ada genelinde tarım alanlarının çevresinde yoğunlaşacak şekilde çok sayıda şapel ve manastır da bulunmaktadır.

Uzun yıllar neredeyse hiç yerleşik Türk nüfusun bulunmadığı Gökçeada’da 19. yüzyıldan itibaren az sayıda Türk yönetici ve ailesi merkezdeki Çınarlı Mahallesi’ne yerleşmiştir.(20) Demografik yapısıyla bağlantılı olarak adada, Çınarlı’daki Merkez Camisi dışında Osmanlı dönemine ait cami bulunmamaktadır. Günümüzde adadaki camiler 20. yüzyıla ait yapılardır.

19. yüzyılın ortalarına kadar düzenli okulların bulunmadığı Gökçeada’da, önce merkez daha sonra Dereköy’de ilk düzenli okullar açılmıştır.(21) 20. yüzyılın başlarına gelindiğinde tüm köylerde en az bir okul bulunmaktadır.(22) 1927 yılında eğitimle ilgili düzenlemeleri de içeren Bozcaada ve İmroz Kazalarının Mahalli İdareleri Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesiyle adadaki pek çok okul mali gerekçeler sebebiyle kapanmıştır.(23) 1951-1964 yılları arasında aynı kanun yürürlükten kaldırıldığında, daha önce kapatılan okulların yanı sıra adada çok sayıda yeni okul açılmıştır. 1964’ten itibaren yeniden devreye sokulan kanunla birlikte kapatılan okullar, adadaki yerleşimlerin terk edilme nedenleri arasındadır. Uzun yıllar boş kalan okul yapılarından Bademliköy ve Dereköy’dekiler günümüzde otele dönüştürülmüş durumdadır. Tepeköy ve Zeytinliköy’dekiler ise 2007 tarihli Özel Öğretim Kurumları Kanunu’yla yakın zamanda onarılarak yeniden eğitim ve öğretime başlamıştır.(24) (Resim 9)

Ada sosyal hayatının önemli bir parçası olan çeşme ve çamaşırhanelerden her köyde birden fazla sayıda bulunmaktadır. (Resim 10) Çamaşırhaneler çeşmelerin üzerinin örtülmesiyle oluşturulan, kadınların belirli günlerde bir araya gelerek çamaşır yıkadıkları mekânlardır. Bu mekânlar aynı zamanda sosyalleşme yeri olarak çeşitli dini ve özel etkinliklerde kullanılmaktadır.

Çamaşırhanelerin Bademliköy’de olduğu gibi yarı açık veya Dereköy’deki gibi kapalı olmak üzere iki farklı plan tipi mevcuttur. (Resim 11) Dereköy’de Panagia Kilisesi yanında bulunan çamaşırhane, yaklaşık 18x6 metre boyutlarıyla adadaki çamaşırhanelerin anıtsal bir örneğidir. Bademliköy’deki yarı açık çamaşırhane ise yanındaki anıt çınar ağacıyla birlikte adadaki çamaşırhaneler arasında etkileyici bir örnektir.

Geçmişte adadaki yerleşimlerin her birinde, yaşayanların sosyal ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte çok sayıda ticarethane bulunmaktaydı. Bunlar arasında köy sakinleri için bir araya gelme yeri olan kahvehanelerin özel bir yeri vardır. Kış aylarında önemli gün ve eğlencelerin kutlandığı kahvehaneler, insanların birbirlerinden haberdar olmak için her gün uğradıkları yerlerdir. Bugün nüfusunu önemli ölçüde kaybeden geleneksel yerleşimlerdeki ticarethaneler kapanmış olsa da, gelişen turizme hizmet eden bir bölümü ve özellikle kahvehaneler varlığını sürdürmektedir.

Tarımın önemli bir geçim kaynağı olduğu Gökçeada’da elde edilen ürünlerin işlenmesi için çeşitli imalathaneler de bulunmaktadır. Özellikle adada en çok üretilen tarım ürünlerinden zeytinin işlenerek yağ elde edilmesi için geçmişte her köyde en az bir zeytinyağı işliği yer almaktaydı. Günümüzde yerleşimlerde kimileri kalıntı düzeyinde olan bu imalathaneler görülebilmektedir. (Resim 12)

Adada bulunan üretim yapılarından biri de un veya zeytinyağı elde etmek için kullanılan rüzgar ve su değirmenleridir.(25) Günümüze adadaki değirmenlerden sağlam bir örnek ulaşamamış olsa da yapı kalıntıları adanın çeşitli bölgelerinde görülmektedir. Eski fotoğraflara ve kalıntılara göre, yığma olarak inşa edilen değirmen yapıları konik bir çatıyla örtülüdür. (Resim 13)

Gökçeada’da tarım faaliyetleri, yerleşimlerin kuruldukları yamaçlardan geriye kalan düz ve verimli topraklarda yürütülmektedir. Tarla işlerinin yoğun olduğu yaz aylarında ada sakinleri köylerden göçerek tarım alanlarının yakınındaki, “dam” olarak adlandırılan, bağ evi niteliğindeki yapılara yerleşmektedir. Aile tarımın yanı sıra hayvancılıkla uğraşıyorsa hayvanlara dam yapılarında bakılır. Damlar yapısal olarak basit konutlara benzerler. Taş malzemeyle yığma olarak inşa edilen, kırma çatıyla örtülü yapılardır. Çoğunlukla tek katlı ve basit dikdörtgen planlı olan damların iki katlı örnekleri de vardır. Genel plan kurguları ailenin kalacağı bir oda, yanındaki ahır ve samanlık olarak kullanılan mekândan oluşmaktadır. (Resim 14, 15)

DEĞERLENDİRME

Geçmişte kırsal nüfusun ve geleneksel yaşam biçiminin hakim olduğu Gökçeada’da yaşanan dönüşümler sonrasında bugün, nüfusun yaklaşık % 72’sini, eskiden köy olup merkez konumuna gelen, belediye, kaymakamlık, lojman gibi kamu binalarının bulunduğu ilçe merkezinde yaşayanlar oluşturmaktadır. Köylerde yaşayanların önemli bir bölümünü ise İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlerden veya Gökçeada’dan göçerek yerleştikleri ülkelerden gelerek burada sezonluk kalan nüfus oluşturmaktadır. Adada sürekli yaşayanların çoğunluğu ilçe merkezinde veya 1960’larda kurulan planlı köylerde yaşamını sürdürmektedir. Bu durum geleneksel yaşam alışkanlıklarını olduğu kadar bu yaşamla var olan doğal ve kültürel miras değerlerinin sürdürülebilirliğini de etkilemektedir. Nüfusunu kaybeden köylerdeki kullanılmayan yapılar bakımsız kalmış, dış koşulların da etkisiyle bir bölümü yıkılmaya yüz tutmuştur. Tarım alanları ve zeytinliklerin, kamulaştırılarak devlet üretme çiftliğine dönüştürülenler dışındaki önemli bir kesimi terk edilmiştir.(26) Bu alanların çevresindeki damların, şapellerin ve manastırların da büyük bölümü oldukça yıpranmıştır. Geçmişte kullanılan değirmen, işlik gibi yapılar günümüzde yıkıntı düzeyindedir. Bir yandan Türkiye’nin genelinde önemli bir sorun olan köylerin ekonomik üretkenliğinin azalması, genç nüfusun göç etmesi ve geleneksel kırsal yaşam biçiminin sürmemesine bağlı olarak yaşanan sorunlar bir yandan Gökçeada özelinde gözlenen sosyal ve kültürel dönüşüm Adanın doğal ve kültürel değerlerinin korunmasında tehdit oluşturmaktadır. Bu değişiminin kültür ve doğa varlıklarının korunması sağlanarak yaşanması, belki de ancak “paylaşılan miras” bilincinin geliştirilmesiyle gerçekleştirilebilir.

Yeni kullanıcılar tarafından bakımına ve kullanımına devam edilen doğal ve kültürel varlıklar, geleneksel olarak devam ettirilen tarım ve hayvancılık faaliyetleri, bu faaliyetlerden elde edilen ürünler ve yapımı devam eden geleneksel tatlar, yaşamın devam ettiği geleneksel yerleşimler ve yerleşimlerdeki geleneksel yapılar aslında burada yaşayan toplumların paylaşılan mirasıdır. Tarihî köylere dönüş yapan veya sezonluk olarak gelenler bulundukları çevredeki yapıları yaşatmaya devam etmektedir. Ancak, bu köylerin etrafındaki tarım alanları çoğunlukla kamulaştırıldığı, tarımsal yaşam alışkanlıklarından uzaklaşıldığı için bu amaçlarla kullanılan yapı birimleri de göz ardı edilmektedir. Gökçeada’nın planlı köylerindeyse yaşayanların bir bölümü kendilerine verilen tarım alanlarında üretim yapmaya çalışmaktadır. Anadolu’nun farklı coğrafyalarından ve hatta Bulgaristan’dan gelerek adanın geleneksel kültüründen farklı olan planlı köylerine yerleşen nüfusun yaşam alışkanlıkları birbirlerinden farklıdır. Üretim alışkanlıkları da farklı olan, bir bölümü bu sebeplerle turizme yönelen köylerdeki nüfusa, organik tarım ve hayvancılık konusunda verilen desteklerle bu konudaki faaliyetler son yıllarda artış göstermiştir. Bu köylerde yaşayanlar ihtiyaçlarına yönelik bulundukları köyleri dönüştürmekte, tarihî yerleşimlerdeki yaşamdan uzak ve kopuk gözükmektedir. Paylaşılan miras anlayışı, adanın doğal ve kültürel miras değerlerinin tüm bileşenlerinin korunmasına yönelik bütüncül bir yaklaşım sağlamanın yanı sıra farklı alışkanlıkları olan toplumlarını da aynı noktada buluşturacaktır.

ICOMOS 18 Nisan Uluslararası Anıtlar ve Sitler Günü temasını 2018 yılında “Nesiller Boyu Miras” olarak belirlenmiş, kültür mirasının birleştirici gücüne dikkat çekilmiştir. Gökçeada’da yaşayan halkı birleştirecek ortak nokta da insanların geçmişini temsil eden, bugün içerisinde yaşadıkları ve paylaştıkları, geleceğe miras bırakmaları gereken doğal ve kültürel değerler olacaktır. Kullanılmaya ve korunmaya devam eden adanın mevcut değerlerinin yanı sıra sahipsiz ve bakımsız kalan değerleri için de koruma çalışmalarının bir an önce gerçekleştirilmesi gereklidir. Koruma alanındaki kurumların paylaşılan miras anlayışıyla vurguladığı üzere, bu konuda ortak bir bilincin gelişmesi ve işbirliğinin sağlanması önemlidir. Paylaşılan miras yaklaşımı; Gökçeada’nın doğal ve kültürel değerlerinin burada geçmişte ve bugün yaşayanların olduğu kadar insanlığın ortak değeri olduğunu vurgulayarak, adada yaşayan toplumların bu değerleri benimsemesini ve sürdürülmesi konusuna önem vermesini sağlayacaktır. Bu anlayış, Gökçeada’da yaşamakta olan farklı toplumların birlikteliğine ve barışına katkı sağlayacağı gibi, başta Avrupa Birliği olmak üzere uluslararası kurumların ilgisini ortak Ege kültürünün bir parçası sayılabilecek Ada’nın doğal ve kültürel değerlerinin korunması konusuna çekebilir ve bu konuda uluslararası destek sağlanabilir.

*Görseller aksi belirtilmediği müddetçe Ayşe Ceren Güler’e aittir.

NOTLAR

1. Özözen Kahraman, Selver, 2005, “Gökçeada’da Göçlerin Nüfus Gelişimi ve Değişimi Üzerine Etkileri”, Coğrafi Bilimler Dergisi, cilt:3, sayı:2, ss.47-49.

2. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Planlama ve İmar Genel Müdürlüğü, 1984, Gökçeada Bütünü Nazım İmar Planı Plan Açıklama Raporu.

3. 1927’de 6.555 Rum 157 Türk’ten oluşan nüfus, 1960’da 5.487 Rum 289 Türk, 1970’de 2.576 Rum 4.020 Türk, 1985’de 472 Rum 7.138 Türk, 1990’da ise 300 Rum 7.200 Türk olarak değişmiştir. URL1. http://tuikapp.tuik.gov.tr [Erişim: 10.08.2018]

4. URL2. “European Year of Cultural Heritage”, https://europa.eu/cultural-heritage/about_en [Erişim: 28.06.2018] URL3. “European Commission, European Year of Cultural Heritage, Initiatives, Shared Heritage”, https://ec.europa.eu/culture/content/shared-heritage_en [Erişim: 28.06.2018]

5. UNESCO, 1972, Convention concerning the Protection of the World Cultural and Natural Heritage, Paris.

6. UNESCO, 1980, Operational Guidelines fort the Implementation of the World Heritage Convention, Paris, UNESCO World Heritage Cente, paragraf 14-15, WHC/2 Rev. http://whc.unesco.org/archive/opguide80.pdf [Erişim: 28.06.2018] UNESCO, 1988, Operational Guidelines fort the Implementation of the World Heritage Convention, Paris, UNESCO World Heritage Cente, paragraf 19-20, SC-88/CONF.001/3.

7. URL4. “World Heritage List”, https://whc.unesco.org/en/list/ [Erişim: 29.06.2018]

8. URL3.

9. URL3.

10. URL3.

11. URL3.

12. Bu makale İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Restorasyon Programı’nda, Prof. Dr. Yegân Kâhya danışmanlığında yürütülen “Gökçeada’nın Kültürel Peyzaj Değerlerinin Belirlenmesi ve Korunmasına Yönelik İlkeler” başlıklı doktora tezinden faydalanılarak hazırlanmıştır.

13. Küçük, Cevdet, 1998, “Ege Adalarında Türk Egemenliği Dönemi”, Ege’de Temel Sorun Egemenliği Tartışmalı Adalar, (ed.) Ali Kurumahmut, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, s.37. Meray, Seha L., 2002, Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar-Belgeler, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, ss.56-57.

14. Gökçeada’ya özellikle 1960’lı yıllardan sonra yaşadıkları çeşitli felaketler sonrası Anadolu’nun Trabzon, Isparta, Samsun, Ordu, Giresun, Muğla-Milas, Burdur, Biga bölgelerinden ve Bulgaristan’dan getirilen Türk nüfusun yerleştirildiği bilinmektedir. Bkz. Kahraman, 2005.

15. Theoharis, Sotiris, 2013, İmroz-Ölümsüz Suyun Efsanesi, Ege Yayıncılık, Çanakkale, s.28.

16. Ousterhout, Robert; Held, Winfred, 2000, “Imbros/Gökçeada 1998”, XVII. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Kültür Bakanlığı Milli Kütüphane Basım Evi, Ankara, s.128. Kahraman, 2005, s.28.

17. Emecen, Feridun M., 2002, “İmbros’tan İmroz ve Gökçeada’ya Bir Adanın Tarihi Geçmişi”,Gökçeada, Gökçeada Belediyesi Yayını, Gökçeada, ss.57-61.

18. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, 1984.

19. İlter, Fügen, 1994, “Bazı Örneklerle Osmanlı Dönemi Mimarlığında XIX. Yüzyıl Ege Bölgesi Kiliseleri: Gökçeada (İmroz)-Ayvalık-Selçuk Şirince (Kırkıca) Köyü”, XI. Türk Tarih Kongresi’nden Ayrıbasım, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, s.1992. Moustoksidis, Andreas; Bartholomeos, Kutlumuşlu, 2010, İmroz Tarihi Üzerine Bir İnceleme, Gökçeada İmroz Koruma Yardımlaşma Geliştirme ve Yaşatma Derneği Yayını, Çanakkale, s.193.

20. Karal, Enver Ziya, 1997, Osmanlı İmparatorluğunda İlk Nüfus Sayımı 1831, Devlet İstatistik Enstitüsü Yayınları, Ankara, s.211.

21. Boutaras, Makis, 2012, “İmroz’un Eğitim Serüveni”, İmroz Rumları Gökçeada Üzerine, (ed.) Feryal Tansuğ, Heyamola Yayınları, İstanbul, s.114.

22. Boutaras, 2012, s.123.

23. 1151 sayılı Bozcaada ve İmroz Kazalarının Mahalli İdareleri Hakkında Kanun, 1927,

Resmî Gazete, sayı:25535. Boutaras, 2012, ss.133-134.

24. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu, 2007, Resmî Gazete, sayı: 26434.

25. Aziz, Aysel, 1973, “Gökçeada Üzerine Toplumsal Bir İnceleme”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, cilt:28, sayı:1, s.117. Theoharis, Sotiris, 2013, İmroz-Ölümsüz Suyun Efsanesi, Ege Yayıncılık, Çanakkale, s.15.

26. Gökçeada’da, ağırlıklı olarak 1960’lı yıllardan sonra Devlet Üretme Çiftliği, Tarım Açık Cezaevi kurulması amacıyla yapılan kamulaştırmalar geçmişte büyük çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla geçinen ada nüfusunun göç etmesinde etkili olmuştur. Bkz: Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, 1984.

 

Bu icerik 522 defa görüntülenmiştir.