311
MAYIS-HAZİRAN 2003
 
MİMARLIK'TAN

ODADAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

OKURLARDAN

DOSYA: SORUŞTURMA 2003
MİMARLIK GEÇMİŞİNİ DEĞERLENDİRİYOR

KENTSEL TASARIM VE KORUMA PROJESİ YARIŞMASI: ANTALYA KARAOĞLU PARKI, BELEDİYE BİNASI VE ÇEVRESİ

MİMARLIK VE KENT

KORUMA

  • YARARSIZ MİMARLIK
    Gürhan Tümer, Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi, Mimarlık Bölümü



KÜNYE
KENT VE POLİTİKA

KENTLEŞME EŞİTTİR POLİTİKA: Aşırıların Hükmettiği Bir Bölgeden Öğrenilenler*

Michael Sorkin, New York Üniversitesi, Kentsel Tasarım Yüksek Lisans Programı Yöneticisi.

Kentlerin kurgulanmasına ve işleyişine yönelik her türlü 'müdahale', kent planlamanın politik kararlarla iç içeliğini, özellikle bu dönemde, bize tekrar tekrar hatırlatıyor. Sorkin'in Batı Şeria üzerinden örneklediği kent biçimlenmesi, işleyiş sistemlerinin kurgulanması ve kentsel müdahalelerin, Irak'ın yeniden yapılanmasında gündeme gelebilecek politik kararların kent planlarına yansıması sorunsalında aydınlatıcı olacağı söylenebilir.

İsrail güçleri Batı Şeria’ya yakın zamanda gerçekleştirdikleri “akın” süresince, Cenin Mülteci Kampı’na karşı “ara ve yok et” operasyonuna giriştiler. Tank ve zırhlı araçların geçişine izin vermeyen çok dar sokaklardan oluşan bir labirentle karşılaşan İsrailliler, ev ev saldırı anlayışını benimsediler. Bazı İsrail askerleri tuzağa düşürülerek öldürüldüğünde ise, evleri yıkmak ve alanı güvenli bir geçiş sağlayacak şekilde temizlemek amacıyla buldozerler görevlendirildi.

Mülteci yerleşiminin yok edilmesi, her şeyden önce bir kentleşme hareketi ve Haussmanlaştırma anlayışının en atak uygulamasıdır. Her ne kadar 19. yüzyılda, Paris’te yaşanan bu büyük bulvarlaştırma hareketinin sonuçları, III. Napolyon’un büyük akslarının yaratılması amacıyla evleri yıkılanlar için doğrudan ölümcül olmasa da, yıkım güdüsü yine bir ölçüde askeri ihtiyaçlar tarafından yönlendirilmişti. Geniş bulvarlar, kentin içindeki asker hareketini kolaylaştıracak ve ayaklanma durumunda ateş açmak için açık alanlar sağlanmış olacaktı.

Bugün, kentleşmenin siyasi amaçla kullanımının en çarpıcı örneği Kudüs ve Batı Şeria’da yaşanıyor. Bu durum, hem kentsel eğlence mekanlarına karşı düzenlenen Filistin intihar saldırıları (İsraillilerin kafelerde otururken ya da mağazalarda alışveriş ederken öldürülmeleri gibi), hem de İsrailliler tarafından düzenlenen ırk ayrımcılığının bürokratik stilleri ve işgal için geçerlidir. Her iki taraf da, şehir düzeni ve kentsel yaşamın, hak ve ayrıcalıklar için yapılan bu siyasi çekişmeyle ilişkisini açıkça anlamış görünüyorlar. Kentleri nasıl korkutucu mekanlara dönüştüreceklerini de biliyorlar.

Bu yüklü atmosfer içinde, politik boyutunun dışında bir kentsellikten bahsedilemez. Amerika’da en zorlu kentsel konumuz, daha çok çevresel bir bakış açısıyla ele aldığımız kentsel yayılım sorunudur. Kudüs’te ise yayılım konusu daha farklı bir içeriğe sahip. Kenti Musevileştirmeye dayalı İsrail politikası, kenti çeperleyen bir halka halinde inşa edilmiş ve yaklaşık 200.000 kişiyi barındıran kentsel yayılıma daha duyarlı bir yaklaşımla asla yüz vermeyeceği yeni yerleşimleri ortaya çıkardı. Aslında, kentin mevcut gelişim sınırlarının dışında inşa edilen bu yerleşimlerle insan grupları da -bir duvar gibi- halka oluşturarak, hem şehri kontrol etme hem de olası bölünme durumunda direnme görevine yönlendiriliyordu. Kibirli bir şekilde tepelerin üzerinde oturan bu yerleşimler, neredeyse saldırganlık ve erkek egemenliği ile desteklenen ortaçağ planlama anlayışını temsil ediyorlar.

Aslında Batı Şeria yerleşimlerinin banliyö yayılımı da, bizim banliyölerimizi geliştiren türden araçlarla üretildi. Gazilerin dönüşü için sağlanan düşük faizli krediler, eyaletlerarası bölgelerin inşası (nükleer saldırı halinde insanların hızla tahliye edilmesi amacıyla ülkemizde uzun bir süre önce kurulan Ulusal Savunma Yolu gibi), banliyölerde ticari gelişimin hızla değer kaybetmesi ve altyapı harcamalarına gereğinden fazla ayrılan ödenekler gibi örneklerde gözlemlendiği gibi, İsrail yerleşimleri de belirli insanlar için belirli yerleşimler yaratmayı amaçlayan hükümet politikalarının doğrudan bir sonucu. Planlama araçları, yerleşimlerde olağan ürünlerini üretiyorlar: Sıcak görünümlü Akdeniz tarzı kümeleşmeler, beyaz boyalı ve kırmızı çatılı evler, arka bahçeler ve havuzlar. Burada da banliyölerin pastoral havası ve ilgisiz kalmış olmanın acısı, Filistinli köylüleri ümitsizliğe itiyor.

Ancak bu pitoresk bakış açısının sunduğu ortaklık, çerçeve biraz daha genişletilince geçerliliğini yitiriyor. Daha geniş çerçeveye giren resimde dikenli teller, kontrol kulelerindeki askerler ve bunların yerel yapı ve yaşam stilleriyle yarattığı çarpıcı kontrast var. Bu resimde, yakın mesafede bulunan Filistin köyleri ve şehirleri, morfolojik ve ekonomik farklılıklarını koruyarak, bir çeşit dağınık “iç şehir” oluşturuyorlar. İsrailliler, kentsel yenileme ve gettolaştırma politikalarını eş zamanlı olarak uyguladıkları için, bu şehir ve banliyö kontrastı küçük toprak parçalarında hüküm sürüyor. Burada kentsel yenilenme daha çok yıkım ve bölge halkının değersizleştirilmesi anlamına geliyor, gettolaştırma ise sadece Filistinliler için değil, aynı zamanda, keyifli ama kuşatılmış bir bölgeye seçilerek yerleştirilmiş İsrailliler için geçerli.

Yerleşimlerin politik yayılımı ve Filistinlilerin öldürücü öfkeleri ise, iki düşman halkın aynı anda aynı yeri işgal etmeye kalkışmalarının fiziksel olanaksızlığını yansıtıyor. Sözde ortak olarak kullanılan sokak ve anayol gibi mekanlar bile, savaş alanına dönmüş durumda. Otobüslere karşı düzenlenen dehşet verici bombalamalar, bir yandan temiz ve basit bir katliam, diğer yandan da kentin en temel özgürlüklerinden birine karşı yapılmış saldırı olarak açıklanabilir. Bu durum İsrail’in, vatandaşlarının iş ve ev arasında seyahat ederken Filistin şehirlerinden geçmemeleri ve Batı Şeria’yı bir kaç kantona ayırmak amacıyla kendilerine özel yol ağları inşa etmesine benziyor. Bu durumda, trafik plancısının kolaylık ve hızlı önemseyen dili, kaçınılmaz biçimde baskıcı bir boyuta bürünüyor.

* * *

İsrail ve Filistin planlamasındaki aşırı politikalar bir çok düzeyde ayrı ve eşitsiz durum yaratıyor. Su dağıtımı, sıhhi tesisat, enerji ve ulaşım sistemleri, yeşil alanlar ve altyapının diğer ögeleri, Kudüs’teki belediye yönetiminin eşitlik sağlama amaçlı çalışmalarına rağmen, tamamen İsrail’in yararını gözeten bir duruma gelmiş. İsrail’in Kudüs şehri, anayollar, otobüs hatları, havaalanları, kıyı bölgelere giden tren yolu ve gelişmiş bir toplu taksi sistemi içeren ve oldukça eklemlenmiş bir ulaşım sistemine sahipken, Filistinlilerin hareket kabiliyetleri oldukça kısıtlanmış durumda. Bunun nedeni ise, 20 dakikalık yolculuğu 1 saate kadar çıkarabilen zalim ve küçük düşürücü güvenlik anlaşmaları ve temel ulaşım servislerinin eksikliği.

Filistinliler çevrede dolaşmak için, kullanımlarına açık olan İsrail toplu taşıma sisteminden ve baskıcı güvenlik kontrolleri yüzünden gecikmeye uğrayan özel araba, otobüs ve etkin toplu taksi sistemlerinden yararlanmak zorundalar. Bütün bunlara planlama açısından bakıldığında, hayal kırıklığı yaratan en önemli unsur, hem İsrailli hem de Filistinli Kudüs için verimli bir sistem düşünmenin teknik açılardan kolay olması. Nablus üzerinden kuzeyde Ramallah ve Betlehem üzerinden geçen, güneyde Hebron’a kadar uzanan kentsel ve doğrusal sistem üzerinde, merkez noktası olan Kudüs, klasil ve lineer bir şehir. Sadece fiziksel açıdan değerlendirildiğinde durum bu.

Ulaşım planlamacıları tarafından kuzey-güney sistemi, çok mantıklı görülecektir. Yerleşimlerin yoğun oluşu ve mesafelerin görece kısalığı göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir sistem hem oldukça verimli ve karlı, hem de yerleşime uygun, uyumlu ve barış sağlayıcı olacaktır. Ne yazık ki, politika buna engel oluyor. Yine de işbirliği için birtakım öncüller var. Bütün Kudüs'ün altyağısının ortak çalıştığı bir bölüm söz konusu: Belediye kanalizasyon sistemi birleştirildi. Adalet ve mantık duygusu hakim olursa eğer, belki de bu örnek daha büyük ortaklıkların müjdecisi olabilecektir.

* Yazı, Architectural Record (sayı: 07/2002, ss.61-62)’dan alınmıştır.

Bu icerik 2623 defa görüntülenmiştir.