314
KASIM-ARALIK 2003
 
MİMARLIK'TAN

ODADAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

SORUŞTURMA 2003:
MİMARLIK GEÇMİŞİNİ DEĞERLENDİRİYOR

DOSYA: MİMARLIK EĞİTİMİ 2003

KENT TARİHİ



KÜNYE
KUTLAMA

1963 – 2003 / KTÜ’nün Kırk Yılı:

Varoluşuna Dair (Bir) Üniversitenin

Mehmet Ali Yardımoğlu, M.A.Y. Mimar

Karadeniz Teknik Üniversitesi öğretime başlayalı 40 yıl oldu. Eski bir KTÜ’lü, Mehmet Ali Yardımoğlu’nun “ilk öğrencileri tarafından bizzat varedilmiş bir kurum” olarak nitelediği üniversitenin eğitime başlayış yıllarını ve kuruluşunda görev alan kişileri, o döneme ilişkin fotoğraflarla sunuyoruz.

Yağmur, o coğrafyanın birincil simgesi adeta... Hafta boyu gök boşalmış yine ve yer hâlâ ıslak... Şimdi toprağın buharlaşma zamanı... Bu tipik fotoğrafın Trabzon’a haslığını bilmeyen yok aslında... Ancak, bu haftanın, benzerlerinden ayrılan olağanüstü bir yanı var. Herkesin dilinde “üniversite” söylemi ön sırayı almış. Trabzon’da yarın bir üniversite açılıyor. Tam kırk yıl öncesine ait bu nemli anı, ıslaklığı ile sanki burnunuza asılı kalmış duruyor. Trabzon Lisesi’nde öğrencisiniz ve yarın yapılacak olan açılış törenini iple çekiyorsunuz. Tüm öğrenci dersleri asmış... Ertesi gün herkes yolda... Bir araca takılıp kentin doğusuna ulaşmaya çalışılıyor. Oraya gidilecek, kafalardaki “üniversite meçhulü”ne yanıt aranacaktır. O güne ait coşku ve merak sarmalının “kırk yıllık hatırı” olacağı, günü geldiğinde zevkle anlaşılacaktır.

Çamura bulaşmış binlerce paça, inşaat çukurunu çevrelemiş. Birazdan temel atılacak! Başbakan İsmet Paşa’nın gençlere gönderdiği mesajı, yardımcısı Prof. Feyzioğlu okuyor. Trabzonlunun yaşlısı-genci birbirine aşina amma, şu karşıdaki “yabancılar” kim ola?... İşte onlar “KTÜ’nün ilk öğrencileri”... Üç yıl sonra aynı kantini ve giderek birçok gündemleri paylaşacak olduğumuz yurdun dört yanından arkadaşlar. Onların bizdeki kırk yıllık anılarına sevgili selamlarımı sunuyorum.

* * *

1963-2003... Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin öğretime başlayışının kırk yılı geride kaldı. (Kuruluş Yasası ise 1955 tarihlidir) Bugün kırk bini aşan mezunu, bir o kadar da öğrencisi var. Ancak kırk yılda renkler çokça değişti. Zamanın taşıdığı türlü kazanımlar yanında, “bazı şeyler” var ki, onlar tanıklarının gözü ile “kayıp” hanesinde yer alıyor. Türkiye’nin üçüncü teknik üniversitesi olarak hayata geçen bu kurum -ki halen öyledir-, kuruluş dönemine ait “tarih olan yoğun coşkusunu” kurumlaştırabilmeli idi. Bu böyle olaydı bugünün KTÜ’lüsü KTÜ aidiyetinin bir “değer” olduğunu farkedebilir, gönenebilirdi.

* * *

Kayıtlarda yer almıyorsa ve de romanı filan yazılmamışsa da, tanıklarının sıcak anılarında yer alan gerçeği şuraya kaydetmek gerek: “Karadeniz Teknik Üniversitesi, ilk öğrencileri tarafından bizzat varedilmiş bir kurumdur”. Bu vasfı ile KTÜ ve ilk on yılın mensupları, emsallerinden farklı bir dramatizasyonu yaşamak durumunda kalmışlar, bu beklenmedik yükün altından (hayret) kalkabilmişlerdir. Kimse onlara “Gidin ama, o üniversiteyi kurmak sizin kaderinizde var” diyemezdi. Çeşitli sorunlar bekleniyor olsa da “kurmak” sorumluluğunun korkutuculuğu “başa gelinceye dek” kimselerce bilinemezdi. Çözümleri tamamen “devletin buyurgan gücü”ne havale edenler nasıl da yanılmışlardı. Parasal devlet desteğine karşın KTÜ’de görev almaya istekli öğretim kadrosu oluşturulamamıştı. Ta ki öğrenci duruma el koyup yollara düşünceye kadar... Mitingler, forumlar, Ankara ve İstanbul’a heyet çıkarmaları, binbir görüşme-müzakere-itiş-kakış. Nihayet tüm bunlarla oluşan kamuoyu duyarlı bir tepkime vermiş, olumlu bir süreç başlayabilmişti.

Egeli arkadaşımız B. Yüceural’ın bilge anneciği Tomris Hoca (aslen Romen’dir) yıllar önce tanık olduğu bu süreci şöyle dillendirmişti: “Üniversite kurmak zorunda kalmak, bir kuşak için nadir karşılaşabilecek şeylerdendir.” Bir 20 Mayıs töreninde -ki KTÜ bayramıdır- İTÜ adına konuşan hocamız ise, bu süreci şu sözlerle dile getirmişti: “Bulunduğumuz şartlar içinde bizi buraya getirecek bir güç yoktu. Ancak şuradaki öğrencilerin mücadelesine olan saygımız nedeniyle buradayız.”

İTÜ ve KTÜ’nün kader arkadaşlıkları, o yılların eğitim kalitesine olumlu damgasını vurmuştu. KTÜ inanılmaz kısa sürede kıdemli bir üniversitenin içerik ve görüntüsünü edinebildi. Ve daha ilk mezunlarını vermeye hazırlanırken 68 olayları, üniversitenin coşkulu varlığına yeni bir “har” verdi. Paris ve Berlin’den İstanbul’a ulaşan çağdaş muhalefet rüzgarları, aynı hafta içinde Trabzon’a varmıştı bile... Böylece Doğu Karadeniz’de Karayel emsali bir başka rüzgar eser oldu. Toplum kabuğunu zorluyordu. Orada 60’lı, 70’li yıllarda olan bitenler Anadolu’nun toplumsal morfolojisinde yer etmiştir.

Yenilikçi her hareketin başına gelenler KTÜ’lü 68’lilerin de başına gelecekti. Kaldı ki burası bir metropol de değildi. Trabzon aslında tipik bir taşra kenti olmanın da ötesinde, karakteristik çizgilere sahip zor bir yerdi... Böylece, evrensel-ulusal-yerel girdilerin oluşturduğu son derece dinamik gündemlerle onun aktörleri, KTÜ ve Trabzon sahnelerinde tarihin sunduğu rolleri oynar buldular kendilerini... Bu oyuncular arasında (sahnesine göre) İTÜ kökenli kıdemli profesörlerin yanında, Dr. Erdem Aksoy gibi -sonraları üniversitenin idolü ve Rektörü olacak olan- taze kanlar, New Yorklusundan tutun da Sydneylisine ve her türlü Avrupalısına kadar genç kadrolar, yurdun Batılısından Doğulusuna, Karadenizlisine öğrenciler, her boydan politikacılar ve medya yer alıyordu. Her fraksiyondan solcusu, sağcısı, tutucusu, provokatörü, yerlisi-yabancısı ile bu sahnede tarihsel bir kazan kaynıyor, Anadolu burada, yeni renklerini ve kompozisyonlarını üretiyordu.

Kırk yıl beriden tüm bunlara baktıkta, insan sıralamakta zorlanıyor. Hangi ayrıntının hangi tarihsel eşiğe katkıda bulunduğunu seçmek hiç kolay değil. Herşeyin anası olan zaman, taşları yerli yerine oturtacaktır elbet. Ancak, geride bırakılan yaşanmışlıkları değerlendirmekle, o olayları “anında yaşamak” arasındaki sıcaklık farkı, görkemli bir şey...

* * *

1963-2003... Karadeniz Teknik Üniversitesi, aktif öğretime başlayışının kırkıncı yılını geride bıraktı. 2000’li yıllarda -ve dar bir zaman aralığında- üniversite sayısının 70’leri aştığına bakıldıkta, “KTÜ’nün bu haritadaki yeri nedir?” diye bir soru geliyor. Bu sorunun muhatabı -daha çok- taze KTÜ’lüler olsa gerek. Geride bırakılan yıllarda öz yönetimini kurmuş, öz kaynaklarını geliştirmiş, çağdaş mimarisiyle koca kampusunu oluşturmuş, yüzlerce bölüm açmış, binlerce mezun vermiş olan KTÜ’nün son 20 yılını “YÖK ile yaşamış” olduğu gerçeği de var... Bunun öyküsünü de birileri yazmalı... Ancak “üniversite”lerin, ulusal birer “yüksekokul” olması gibi korkulu bir rüya varsa ortada, KTÜ’lünün buna razı olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Yukarıda kısaca öykülendirilen geçmişinin anısına KTÜ, bugün çağdaş üniversite tanımına uygun olarak “özgün kimliği”ni, açık alınla sergileyebilmelidir. Çünkü orası, KIRKYIL ÖNCE bir ÜNİVERSİTE olmayı başarmıştı. (TANIKLIKLAR-I, Ekim 2003, Ankara)

Bu icerik 4269 defa görüntülenmiştir.