314
KASIM-ARALIK 2003
 
MİMARLIK'TAN

ODADAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

SORUŞTURMA 2003:
MİMARLIK GEÇMİŞİNİ DEĞERLENDİRİYOR

DOSYA: MİMARLIK EĞİTİMİ 2003

KENT TARİHİ



KÜNYE
DÜNYADAN:

BÜYÜK GAUDİ’YE BÜYÜK KUTLAMALAR: Giriş-Mekân ve Yapı Kavramının Üzerine Genel Bir Hatırlatma

Erhan Karaesmen

Dr., ODTÜ, İnşaat Mühendisliği Bölümü

Katalan Mimar Antoni Gaudi, doğumunun 150. yılı olan 2002 yılı boyunca, dünyanın farklı kentlerinde çeşitli etkinliklerle anıldı. Bunların en önemlileri, Gaudi’nin mimari etkinliğini en fazla yansıtan kent olan Barselona’da gerçekleşti. Barselona’daki kutlamalar kapsamında, bazı özel tartışma toplantılarına da katılan Erhan Karaesmen, buradaki etkinliklerin bir özetini yaparak, Gaudi’nin yaşamının yanı sıra, mimarın vasiyetine uyulma biçimiyle tartışmalı olarak tamamlanmaya çalışılan iki önemli dinsel yapısı, Güell Kolonisi ve Sagrada Familia kiliselerine değiniyor.

Antoni Gaudi (1852-1926) yakın çağların çok dikkat çeken ve üzerinde en fazla tartışma yapılagelen büyük mimarlarından biri olarak bilinir. (Resim 1) Doğup büyüdüğü ve sonra da tüm yaşamının sürdürdüğü Katalonya yöresinde, özellikle Barselona kenti ve çevresinde çok kuvvetli izlekler bırakmıştır. Bu çerçevede, tarih boyunca başka büyük mimarların kendi yaşam çevresine bastığı damganın epeyce ötesine geçtiği bilinmektedir. Katalonya’da sadece çağdaş mimarlık kültürü değil, sosyal yaşam biçimi ve gündelik yaşamın şekillenmesi de Gaudi’nin büyük etkisi altında gelişimler göstermiştir.

Kent dokuları içinde insan eliyle geliştirilmiş oluşumların yeri, bunların çevresindeki doğa ve mevcut unsurlarla uyumu ve birbirlerini tamamlayıcılığı, tarih boyunca sosyal yaşama çok kuvvetle yansımıştır. İnsan eliyle yapılan nesnelerin, objelerin en başta geleni elbette “bina”dır. Ama parklar, meydanlar aralara serpiştirilmiş üç boyutlu objeler, kent içi köprüler ve alt geçitler, yollar, kaldırımlar, ağaçlar hepsi bu dokusal uyuma saygılı olmak ve onunla kucaklaşmak durumundadır. Başarılı mimari sadece tekil bir yapının kendi iç mekânlarıyla yapı sistemini uygun ve akılcı detaylarla birlikte ferah bir işlevselliğe kavuşturma amacını taşımaz. Bina, içinde oturanların kullanım hoşluğu ve rahatlığı beklentisine cevap verdiği kadar, onun bulunduğu mevkiden geçenlerin görsel doyuruculuk beklentisini de tatmin edebilmelidir. Çağlarına tanıklık eden ve hayranlıkla izlenen tarihi yapı mirası örneklerine de tekil nesne olarak işlevsel-estetik doyuruculuğun yanısıra, çevre dokusuyla uyum özellikleri sergilenir.

Kamusal ve toplumsal ortak kullanım yerleri olma özelliğine sahip daha büyük boyutlu mesaj binalarında ise bu karmaşık özellikler daha da belirgin biçimde ön plana çıkar. Eski ve orta çağların anonim mimari yapıtları ile daha yakın çağlardan itibaren müellifi bilinen yapı örneklerinin başarı ölçütü de sözü edilen bu özelliklere bağlıdır. Palladio’nun, Sinan’ın ve modern zamanlardaki Gaudi’nin, Nervi’nin, Wright’ın, Aalto’nun, Le Corbusier’nin, Utzon’un ve diğer önde gelen çağdaş ustaların ortak özellikleri tartışıldığında, anlamlı iç mekânları akıllı bir strüktürle ve çağının uygar malzemesiyle birleştirme becerisinin yanısıra, yapının tümüyle kentsel dokuda yer alışındaki estetik uyum ve detaylara kadar sinmiş olan mekanik hüner birlikte etkileyicilik yaratır.

Antoni Gaudi, bu tür bir değerlendirmenin sadece Katalan yaşam çerçevesinde değil, evrensel ölçekteki en önde gelen simalarından biridir. Dolayısıyla, doğumunu 150. yılına rastlayan 2002 yılı boyunca, dünyada çeşitli yerlerde “Gaudi’yi anma ve dehasına saygı sunma” şölenleri düzenlendiği bilinmekteydi. Bu etkinliklerin en kapsamlı örnekleri beklendiği gibi Barselona’da yer aldı. Bu satırların yazarı, büyük Gaudi’yi kırk yılı aşkın bir zamandır sadece derin hayranlıkla izlemekle kalmayıp bu değişik, çok özel adamı o olağanüstü Barselona kentsel dokusu içindeki yerleşikliği ile anlama ve algılama yolunda epeyce bir çaba içinde olmuştur. Bu çabaların sonuncusunda, kendini, 2002 Aralık ayı içinde Barselona’da Gaudi’yi yeniden tartışmaya yönelik yoğun etkinliklerde bulmuştur. Çeşitli toplantılara katılmış, eskiden beri tanıdığı mimarlık ve mühendislik ortamlarındaki dostları aracılığıyla özel tartışma seanslarında bazı sunuşlar yapma fırsatı bulmuştur. Gaudi’nin yarım bıraktığı ve entelektüel vasiyetine uyulma biçimiyle tartışmalı olarak tamamlanmaya çalışılan, alabildiğine önemli iki dinsel yapıyla ilgili eski bildiklerine ek olarak çok özel etüdler yapma şansını da yakalamıştır. Tüm bu etkinliklerin bir özetini Antoni Gaudi’nin 2003 penceresinde görünüşü biçimiyle Türk mimari ve yapı kültürü dünyası ile işbu yazı aracılığıyla paylaşmak istemiştir.

Gaudi’nin Yaşamına ve Sanatına Genel Bir Bakış

Antoni Gaudi kasaba yaşamı kökenli bir Katalan ailesinin çocuğu olarak 1852’de Barselona civarındaki Reus kasabasında dünyaya gelmişti. Resim ve desen yeteneğinin yanısıra, doğa olaylarını nedenleri ve görüntüleriyle birlikte rahatlıkla duyumsayabilme yetisi orta eğitim dönemlerinde hemen farkedilmişti. Ayrıca, gördüğü cisimleri üç boyutlu tasarlayabilme ve çizime dökebilme gibi başkalarında pek rastlanmayan yetenekle karışık bir meraka da sahipti. Dolayısıyla, biyografisinde, meslek seçiminde hiç yalpalama yapmadan doğrudan mimarlık eğitimine gelmiş olduğu kaydedilmektedir. Çocuklarının yeteneğinden emin olan aile, zaten Antoni’nin ağabeyi de Barselona’da tıp tahsili yapmakta olduğundan onlarla daha yakından ilgilenmek üzere Reus’ten Barselona’ya taşınmıştır.

Alçakgönüllü bir bütçe ve sosyal düzene sahip bu insanlar çocuklarının yüksek öğrenimini de özveriyle karşılıyordu. Evin annesinin ve büyük oğlunun kısa aralıklarla ölümüyle bu düzen altüst olur. Antoni’nin yan gelir sağlayıcı çabalar göstermesi gerekmeye başlar. Zaten sistem icâbı biraz uzun süren mimarlık eğitimini, Gaudi dışarıda, sürekli zamanının epeyce bir bölümünü vererek çalıştığı işler dolayısıyla bir iki sene daha gecikmeli bitirmiştir. Ancak yaptığı işlerin niteliği, eğitim konuları ve gelecekteki profesyonel işleriyle ilgili olarak kendisini çok zenginleştirmiştir. Aile dramları, dinsel inançlarının bilenmesine yol açarken, mesleki başarıları ise tersine dünyayı daha esnek algılamasına yönlendirmiştir. Pek çok küçük yapım işinin yanısıra, karakterli bazı binalarda bu özellikleri bozulmadan yapılması gereken incelikli tamir işlerinde görev almıştır. Küçük yaşlardan beri sahip olduğu üç boyutlu duyumsayabilme ve tasarı geometri dilinde düşünebilme yeteneği, bu çalışmaların arasından geçerken daha da pekişmiştir. Ayrıca, okumaya ve düşünmeye meraklı entelektüel yapısı, olayların ve olguların köklerine kadar inerek derinlemesine kavranması yolunda sürekli dürtüler yaratmıştır. Bunların sonucu olarak felsefesiyle, strüktürüyle, geometrisiyle, biçimiyle ve uygun malzeme kullanımıyla birlikte alışılmışın çok dışına taşan yapı formlarını henüz daha öğrenciliği bitmeden yakalamaya başlamıştır.

Genç Antoni üstün bir mimar olarak doğmuş ve yetişmişliğinin ürünü olan form egemenliğinin yanısıra çok zengin bir görsel kültürden beslenen bir fantastik görüntü yakalama uğraşı içinde olduğu da, yine, hemen o gençlik yaşlarında ortaya çıkmıştı. Çok hınzırca yaratıcılık ve fantazi dolu ve bazen biraz da fantazm unsurlarıyla bezenmiş yapı formlarını yakalıyor, çizime döküyor ve hocalarıyla tartışıyordu. Mezuniyet diplomasını verirken, döneminin önde gelen bir mimarı da olan Okul Müdürü Elies Rogent’ün “Bir dahiye mi yoksa bir deliye mi diploma verdiğimi açıkçası kestiremiyorum” şeklinde düşünceleri dile getirdiği bilinmektedir.

Aslında, yapı mesleğinin içinden olmayıp, mimarlık ve konstrüksiyon aktiviteleri kavramlarına bir genel kültür duyarlılığı çerçevesinde bile yaklaşmayan kişilerin, kitle turizmcilerinin, sıradan görsel tüketim meraklılarının gözünde de Gaudi’nin ürünleri çekicilik dolu nesnelerdir. Yapı kültürünün öz değerlerine giremeyen geniş kitleler önünde de Gaudi’nin bu denli çekici kılınışının ana kaynağı, belki de yukarıda değinilen, “Adam çılgın şeyler yapmış aşkolsun” takdirli değerlendirmesiyle özetlenebilecek bu fantazm unsurudur.

Dâhi ya da çılgın bu çok değişik genç mimarın, Barselona şehrinin sosyal yaşamına hemen damga basmaya başladığı bilinmektedir. Kent belediyesinin sokak lambaları projesinden Gaudi’ye de bazı paylar düşmeye başlar, buradaki işlev genel formu ve detay mükemmelliğiyle hemen ilgi çeker. Arkasından kentteki özel ev ve villa projeleri bu yetenekli genç mimara doğru yönlenmeye başlar. Ancak yapı dili çok zengin ve fantastik form unsurları da eksik olmayan mekân düzenlemelerinde, bu değişik mimarın dehasına anlayış ve saygı gösterecek müşteriler, elbette her köşebaşında mevcut değildi. Dolayısıyla, projeleri bazen uygulamaya geçilmeden kalır, bazılarında da değişiklikler istenir ve işin tadı kaçar. Bereket versin, Güell ailesiyle tanışması gecikmeyecektir.

19. yüzyıl dönümüne gelinirken, Katalan bölgesi, İspanya’nın sosyo-ekonomik planda çok gelişmiş bir parçasını oluşturmaktaydı. Dinamik, girişimci bir ticaret-sanayi burjuvazisi doğmuştu. Güell ailesi bunların önde gelenlerinden olup, ailenin çok iyi yetişmiş ikinci kuşak evladı Eusebi Güell ile Gaudi’nin ilişkisi müşteri-mimar tanımının çok ötesine geçer. Bu çok anlamlı dostluk, 2002 yılı Gaudi kutlamaları çerçevesinde hazırlanan ve çeşitli kültürel mekânlarda gösterilen çok etkileyici başarılı bir belgesel filmin konusunu oluşturmuştur. Filmin yapımcısı sevimli mimar-mühendis-restoratör dostumuz Bayan Raquel Lacuesta’yı bu vesileyle saygıyla analım.(1)

Yakın Katalan tarihinin (belki de dünya tarihinin) en önemli moral ve parasal destekleyicilerinden biri Güell ile Gaudi’nin gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık dönemlerinde yaptığı bir dizi konuşma bu filme yansımıştı. Güell’e göre bir sanatçı ve hele güçlü bir mimar, insanlara ekmek ve su kadar gereksinme duyacakları gözükmeyen nesneleri ve bunlarla çerçevelenmiş gizli tatminleri vermekten sorumluydu.

Gaudi, bu sorumluluğu taşırken, bireysel yaratıcılık dürtüsünün, bazı toplum kesimlerinin beklentisiyle uzlaşmazlık taşımasından endişeli olduğunu dile getiriyordu. Ancak, Güell diyordu ki: “Toplumlar haşarı evlatlarına bazen gözlerini açarlar. Ama, deha sahibi başarılı çocuklarıyla da iftihar ederler. Gaudi, Katalonya’nın kıvancı ve insanlığın onuru olacaktır.” Güell’lere kent merkezinde inşa ettiği (1885-1890) çağdaş şatomsu-sarayımsı ve işyeri-konut işlevlerine birlikte mekân oluşturan o benzersiz bina bile, tek başına, bir yaramaz dahiye şans verildiğinde nasıl bir olağanüstü ürün çıkabileceğinin kanıtıdır.

Bu olağanüstü yapı Güelllerce kendisine ısmarlandığında, Gaudi diplomalı mimarlığının henüz altıncı yılındadır. (Mesleğe öğrencilik yılları bitmemişken atıldığı düşünülse bile, sekiz yıllık bir profesyoneldir.) Tarihsel Barselona dokusunun tam göbeğinde Katedrale ve Belediye Meydanı’na yüzer metre ve limana sadece birkaç yüz metre mesafede müstesna bir arsa üzerinde, çok büyük bir binanın yapımı genç Gaudi’ye teslim edilmiştir. Ailece, sadece bazı fonksiyonlar tanımlamış ve gerisine hiç karışılmamıştır. Tam bir kanıtlama ve kanıtlanma fırsatı geçmiştir mimarın eline. Beş yıl sürmüş olan operasyon, o güne kadar dünyada yapılmış en değişik ve şaşırtıcı binalardan birinin ortaya çıkışıyla sonuçlanmıştır.

Palau Güell’in ayrıntılı bir analizine, sayfa kısıtlı bir metin de girilmesi olanaksızdır; gereksizdir de. Ancak, Gaudi’yi “çok özel mimar ve büyük yapımcı” kılan unsurların tümünün birden bir koleksiyonunu sunuyor oluşundan söz edilmelidir. Bu metnin girişinde de değinildiği gibi büyük mimar ve yapımcıların, “form-geometri-mekân-strüktür-malzeme ve detay” olgularıyla birlikte ve tüm bunların içiçelikleri ve bütüncüllükleri çerçevesinde yapım işine egemen olageldikleri bilinir. Gaudi’de, bu unsurların hem teke tek hem de tam bir entegrasyon içinde yaşama geçirilebilmesi, gençlik yapıtı Palau Güell’de anlamlı bir kanıtını bulmuştur. (Resim 2) Bodrum katın atlı araba giriş çıkışını rahatlatabilmek için çok geniş tutulmuş mekânlarının karmaşık görüntüsü bile, yapıca, tek başına bir form-mekân-geometri-strüktür uyumu başyapıtıdır. (Resim 3) Görkemli merdivenlere ayrılmış geniş oylumlardaki strüktür cesareti ve zerafetinin yanısıra, seçilen detay malzemesinin hoşluğu ile yerine konuşundaki zevkli hüner, bu önemli yapıtın diğer belirgin özelliklerindendir. (Resim 4)

Gaudi bilindiği gibi, doğadaki dengesi ve uyumu yüksek yapısal oluşumlarda form-geometri-dayanım bütünselliğinin ezeli bir araştırıcısıydı.(2) Sarmaşıklarda oluşan çekme kuvvetleri ve gerilmelerin belirlenebilmesi, asma köprülerdeki gergi kablolarının boyutlandırılması için önemli bir teknik-mekanik aşamadır. Ancak, bu belirleme, organik bir benzerlik içinde sarmaşığın terse çevrilmesiyle oluşan kemer geometrisindeki sayısal analiz yapabilmede de işe yarıyordu.(Resim 5) İnsanoğlu kemerden tonoza, oradan kubbeye geçebilmeyi binlerce yıl süren evrimsel çabalarla becermişti. Selimiye’nin kubbesi, sadece yapıldığı dönemin bir koca dahisinin ürünü olarak değil, uygarlık tarihinde yapısal form evriminin ulaştığı üst noktayı gösterişiyle de heyecan vericidir. Eski büyük ustaların daha çok sezgisel, Newton’un biraz daha analitik ama “yapı davranışı-yük etkileşimi” olayını tam kapsamayan yaklaşımları, Gaudi strüktürlerindeki form ve geometri buluşmasıyla daha rasyonel kökler sarmaya başlamıştır. (Resim 6)

Gaudi Geometrisinin Temel Dokusu

Gaudi taşıyıcı yapıdaki malzemenin davranışının temel unsurunun “gerilme”ler olduğunun çok kuvvetle farkındaydı. Kendi çağdaşı İtalyan yapı teorisyenlerinin (Betti, Castiglano) yaklaşımlarıyla ön plana çıkan “eğilme momenti ve kesme kuvveti” tanımlarının aslında ara değerler niteliği taşıdığı açıktı. Çözüşme-kırılma-aşırı deformasyon gibi yetersizlikler ancak, malzemenin liflerine gelen gerilme dayanımının aşılması halinde kendini gösterebilirdi. Binalar, fantezi yaratıcılık dürtüsü çok güçlü modern bir mimarın tasarımıyla alışılmış kalıpların dışına çıkar, karmaşık üç boyutluluk gösterebilirdi.

Modern yapı mekaniği yöntemleriyle ise sadece iki boyutlu basit ve fantezisiz sistemler incelenebilirdi. Daha doyurucu, hem yapı davranışı sezgisini, hem de analitik kuşkuculuğu birlikte tatmin edici kurallar geliştirmeliydi. Gaudi’nin çok sade ama temel bir tanımıyla, herhangi basit bir yapı taşıyıcı sisteminin bir birimindeki lifler, bir dikdörtgen düzlemde iki asal doğrultuda yerleşmiş ve birbirleriyle dik kesişen ipçiklerle temsil edilebilirdi. Bu dikdörtgenin kendi düzlemi içinde biraz yamultulmasıyla daha karmaşık, iki boyutluluk kazanmış bir yapı parçası elde edilebilirdi. Dikdörtgenin kenarlarına paralel eksenler etrafında bu düzlemi büktüğünüzde ise üç boyutlu yüzeyler elde etmeye başlarsınız. Kenarları belli açılarla kesen eksenler etrafında bu düzlem büküldüğünde ise, oluşacak yeni yüzeyler karmaşıkça bir üç boyutluluk kazanır. (Resim 7-a, b, c)

Gaudi’nin(3) yalnız başına evinde, daha doğrusu atölyesinde geçirdiği akşam saatlerini form ve geometri deneylerine ve buradaki gözlemlerinden hareketle uzay geometri temeline dayalı çizimler elde etmeye hasrettiği bilinirdi. Uzun yıllar sürmüş bu yoğun çabalar, Gaudi’nin kendisinden öncekilerle hiç kıyaslanmayacak çok değişik ve yenilikçi form-strüktür-geometri seçenekleri yaratmasına yardımcı olmuştur.(Resim 8-a, b, c) Üç boyutluluğa ve orijinal formlara olan bu egemenlik, giderek daha cüretkar ve yenilikçi yapı formları ortaya çıkarmıştır.(Resim 9-a, b, c) Bu araştırmaların bulguları o çok ünlü Casa Mila La Pedrera apartman binasının yüzeylerinin yumuşak ve gizemli eğriselliğinin de, Güell Parkı’ndaki hücresel yapıların o çekici fantastiğinin de kaynağını oluşturmuştur. (Resim 10 ve 11) Gaudi’nin yeni formlar ve orijinal geometriler yakalama yolundaki son denemeleri bitmemiş iki ünlü kilise yapısını konu alan bir sonraki bölümde ele alınacaktır.

Güell Kolonisi Kilisesi ve Sagrada Familia

Dinsel düşünceye ve inanışlara bağlılığına karşın Gaudi’de tapınak türü ya da dinsel bağlantılı yapıların sayısı fazla değildir. Ancak, Gaudi’nin yaşamının çok önemli bir halkasına farklı nitelikte iki tapınak yapısı asılmıştır; yaşamının son yirmi yıllık dilimi içinde bu iki projeye büyük coşku ve kendini adamışlık içinde sarılmıştır. Değişik sebeplerden ikisi de yarım kalmış bu iki çok özel yapı Gaudi’nin bıraktığı kültür mirası içinde, bitmemiş halleriyle dahi çok anlamlı yerlere sahiptirler.

Güell ailesi, Barselona’ya 15 km. mesafedeki Santa Coloma de Corvelli Köyü’nde kurulu sınai üretim tesislerine gidip gelme zorluğu dolayısıyla, çalışanlarına lojman, çarşı, okul vb. birimlerini kapsayan bir site kurmuşlardı. Sitede yaşayanların sayısı artınca bir de kilise yaptırmaya karar verirler. Yıl 1890’dır. Gaudi, Palau Güell’i mutlak başarılı bir performansla bitirip henüz teslim etmiştir. Kilisenin proje ve yapım işi, metnin önceki bölümlerinde sözü edilen Antoni-Eusebi çok özel dostluğu dolayısıyla, doğrudan Gaudi’ye yönlenir.

Bir çeyrek yüzyıl boyunca, Gaudi, yapı tarihinde önceden yapılmış bina türü yapıların tümünden farklı, deha ile çılgınlığın kolkola girdiği fantastik bir yapı yaratma uğraşı içinde olur. Form ve geometri araştırmaları sofistikasyon kazanır. Çağının gözde malzemesi betona prim vermeyip, yığma yapı tekniğine uygun taş ve tuğlayı ısrarla tercih edişi, ilk bakışta bazı kısıtlar getiriyormuş gibi dursa da, Gaudi bu malzeme sadeliğiyle coşkulu ve kabına sığmayan formlara ulaşır. Hiperboloidler, paraboloidler, konvekslikler, çifte burulmalı kolonlar, kolon üst başına yaklaşırken mantarımsı açılan birkaç kolona ayrılmalar, bu dönemi, tutkuya -ve hatta neredeyse hummaya- dönüşmüş bir araştırma çabasının ürünü olarak ortaya çıkarır. Bu bulguların bir bölümü Colonia Güell Kilisesi’nde uygulanma şansı bulur. (Daha ileri bulgular ise Sagrada uygulamasını bekleyecektir.)

Gaudi’nin, bu olağanüstü kilise binasıyla ilgili olarak sonradan yakın çevresine anlattıklarına dayalı bazı yazılı dökümanlarda da sözü edilen, ama daha çok sözel bir bilgi olarak ortalıkta dolaşmış bulunan değerlendirmesi, günümüzde hâlâ tartışma konusudur. Dik yamaçlı bir arazide toprağa bir miktar gömülmüş olarak inşa edilmiş olan kilisenin, sonradan daha üst katlarda daha büyük mekân halinde devam edeceği kanısı, Gaudi’nin bu az bilinen beyanlarına rağmen çok yaygınlaşmıştı. O yüzden de Katolik kiliselerde ana mekânın alt- bodrum bölümünün yukarı mahalleri “kript” olarak adlandırılmıştı. Oysa, Gaudi bunun kilisenin kendisi olduğunu ve daha aşağıda ayrıca bir kriptinin bulunmadığını yakın çevresine ifade etmişti. Ama genel beklenti, Gaudi’nin kontrolünde inşa edilmiş yapının üstünde, yamacın yeniden biraz düzenlenmesiyle bir üst kilise katı daha çıkacağı doğrultusundaydı. Oysa eski arşiv bilgilerini ciddi şekilde tarayan yetkili bir ekip, üst seviyelerde çeşitli zamanlarda sonradan yapılmış ufak tefek eklemelerin anlamsız olduğunu ve Gaudi yapı kültürü mirasına aykırı düştüğünü kanıtlamıştır. Bunun sonucu olarak da, üst taraftaki tamamlanmaktan henüz zaten çok uzak olan yapı parçacıkları tamamen kaldırılmış, mevcut zemine gömülü kilisenin içine de çeşitli onarım ve bakımlar yapılarak Gaudi’yi ama yılı faaliyetleri dolayısıyla da bu etkinliğe özel bir önem verilmiştir.

Kilisenin taşıyıcı sisteminin içten görünüşü ise, geometri ve strüktür uyumunun bir başyapıtıdır. Günümüzde bilgisayara dayalı yapı analizi sistemleriyle yapılan çalışmalarda bile, gerçek yapısal davranışın ne olduğu henüz tam olarak ortaya çıkabilmiş değildir. (Resim 12) Ancak bu gerçek vaziyete dönüş yaklaşımının Barselona’daki mimarlık çevrelerinde ve entelektüel kesimde bazı tartışmalara yol açtığı gözlenmiştir. Bu yazıda, bunların ayrıntısına girmekte, konunun akışını biraz dolaylı ve uzun kılacağı için yarar görülmemektedir. Ancak, bu olağanüstü yapıyı geçmişten coşkulu ziyaretlerle bir hayli iyi bilen ve şimdiki nihai düzenlemeleri yapmakta olan ekibin başkanı Antoni Gonzales ile birlikte ayrıntısıyla incelemiş olan bu satırların yazarı, üste hiçbir ekleme yapılmadan zemine gömülü şekliyle bu kilisenin tam bir başyapıt olduğunu düşünmektedir. Resim 13’de görüldüğü gibi kilisenin bu halinin çevredeki ağaç dokusuyla uyumu da son derece başarılıdır

Gaudi’nin henüz bitmemiş diğer ikinci dinsel yapısı ise, bilindiği gibi çok ünlü Sagrada Familia Kilisesi’dir. Aslında bir çeşit bir modern katedral olarak tasarlanmış olduğu düşünülebilir. Aralık ayı etkinlikleri içinde, Sagrada’nın alt bodrum katlarında gerçek kriptin bulunduğu yede açılmış olağanüstü bir sergi, bu fevkalade değişik yapının bir dahi mimar ve yapımcının kafasında şekillenişinin öyküsünü anlatıyordu. Çok akıllıca düzenlenmiş bu etkileyici sergide, Gaudi’nin bunu gerçek bir katedral biçimiyle ve 1910’lar Barselona’sının şehir dokusunda müstesna bir küçük tepeciğe oturtarak tasarladığı net bir şekilde anlaşılmaktaydı. (Resim 14) Bina dokularından dört kenarı boyunca epeyce uzakta kalan, dolayısıyla bir çeşit mekânsal dokunulmazlık taşıyan olağanüstü bir kitle gibi ele alındığı söylenebilir.

Büyük bir turistik çekicilik odağı oluşturan, mevcut dört kuleden oluşan cephenin, aslında bir yan cephe olduğu ve devasa boyutlu binaya (bittiğinde uzunlamasına boyu 100 metreyi aşacak şekilde planlanmış olarak) arka taraflardaki bir düzlükten çok tatlı bir meyille ve solonel havalı merdivenlerle girileceğinin planlandığı anlaşılmaktadır. Ancak, inşaatın yarım kalmış haliyle üzerinden çok uzun yıllar geçmiş oluşu dolayısıyla, çevrenin bir miktar serbest kaldığı ve kentsel gelişme baskısına dayanamayarak, Sagrada arsasının üç tarafının bina dokusuyla daha yakından sarıldığı bilinmektedir. Şimdilerde Gaudi’nin vasiyetine uygun olup olmadığı tartışmalı olan ve çok acele tasarımla binanın hızla tamamlanma yoluna girişi çok kritik bir sorunu ortaya çıkarmıştır. Gaudi’nin orijinal eskizlerinde planlanan ve kentsel dokuya tatlı meyillerle yumuşak inişli merdivenlerle ulaşan büyük kapılı girişi sisteme yerleştirmek artık çok zordur. Çünkü büyük kapı kulelerinin hemen eteğinde son 50 yılın kentsel gelişmesinin ürünü olan bir takım binalar yer almaktadır. (Barselona’daki genel bina ortalama zevkine göre de pek takdir edilecek cinsten olmayan yapılardır bunlar.)

Dönemin ekonomik krizi Güell Kolonisi Kilisesi’nin yapımını durdurunca, Gaudi bundan büyük üzüntü duymuştur. Ama olaydan pratik bir yarar da çıkarmıştır. Son 10 yıldır dikkat ve enerjisini iki kilise arasında paylaştırarak yaşamıştı. Biri oyundan düşünce, Gaudi Usta tüm dikkatini 1915’ten sonra Sagrada’ya çevirir. Öylesine ki, Sagrada şantiyesi üzerinde taş işçiliği atölyesi olarak inşa ettiği küçük nefis bir binacık vardır, oraya taşınır. Geceleri yürüttüğü deneyler ve çizimler için gerekli ekipmanı da oraya yerleştirir. Kendi evine artık çok seyrek uğrayacak, günlerini, gecelerini, haftalarını ve yıllarını artık Sagrada’da geçirecektir.

Çift burulmalı kolon geometrisi başta olmak üzere değişik başka formların da ileri ölçüde geliştirilmesi bu benzersiz adanmışlığın sonucudur. İrice ana kolonların, üst başlarına yaklaşırken birkaç koloncuğa ayrılarak devam etmeleri üstün bir “mimari-strüktürel” buluşmanın ürününü oluşturur. (Resim 15) Benzersiz bir mimari zerafet ile mükemmel bir yapısal ustalığın bu çok etkileyici buluşması, Sagrada’nın şu aralarda yürüyen tamamlanma inşaatında göz alıcı biçimde kullanılmıştır.

Bu noktada, binanın yürüyen tamamlanma işlerindeki yerel gibi gözüken ama mimarlık ve yapım felsefesini derinden ilgilendiren tartışmaları biraz daha deşmekte yarar olabilir. O müthiş kendini vermişliğine karşın, projesinin gizemli çapraşıklığı ve dolayısıyla bu ekonomik sıkışıklığın zorlaması ile birlikte, bu yapının hemen öyle yakınlarda bitirilemeyeceği Gaudi tarafında kuvvetle sezgileniyordu. Ancak çeşitli yavaşlatıcılık unsurlarının, Büyük Usta’nın başka anlamda işine geldiği de anlaşılmaktadır. Derinlemesine sahip olduğu tarih ve din kültürü, koca adama ortaçağ katedrallerinin yapımında arka arkaya birkaç kuşağın birden adanmışlığının benzeri çağdaş bir sosyo-psikolojik oluşumun ortaya çıkmasını arzulatıyordu. Kendi ölümüyle yarıda kalan inşaat, İspanya İç Savaşı, II. Dünya Savaşı ve İspanya’nın ekonomik zorlukları gibi süreçlerle bir çeşit terkedilmiştir. Frankocu merkezi iktidar, Cumhuriyetçi Katalonya eyaletinin yatırımlarını inatla ıskalamıştı. Franko rejiminin sevimsizliğine rağmen, doğası, tarihi ve kültürü zengin bir İspanya 1950’lerin büyük uluslararası turistik seyahat humması içinde yeniden ziyaret edilir olduğunda, insanlar büyük şaşkınlık ve hayranlık içinde Sagrada’yı bitmemiş halinde bile sergilediği olağanüstü etkileyiciliği ile keşfetmişlerdir. Ancak inşaatın ilerlemesi süreci, Franko rejiminin devrilişinden sonra ancak başlayabilmiştir. Eski gücü kalmamış olmakla birlikte Katolik kilisesi camiası, güçlü geçmişe sahip yerel mimarlık-mühendislik dünyası ve sosyalist Barselona Belediyesi’nin Sagrada’nın geleceği konusunda karşılıklı ödünlerle uzlaşmaları ayrıca yıllar almıştır. Ulusal ve uluslararası parasal destekler de sağlanır gibi olunca, bir kaç yıl önce uygulama aşamasına gelinmiştir. “Kilise, belediye, yerel ve sivil topluluklar ve teknik adamlar” topluluğunda herkesi tam tatmin etmemekle birlikte, deneyimli yaşlı bir mimarın gözetiminde bir proje ve yapım tamamlama operasyonu başlatılmıştır. Heykellerin zevksizliği çok öfke uyandırmış olmakla birlikte, bir yan giriş ve dörtlü kule yapımı tamamlanma yolundadır. (Resim 16)

* ODTÜ Mimarlık ve İnşaat Mühendisliği bölümlerinde yıllardır veregeldiğim lisans ve yüksek lisans derslerinde, Gaudi strüktürleri çeşitli öğrenci projelerinin konusunu oluşturdu. Gençlik coşkusu dolu bu çalışmalardan da, kıvançla ifade ediyorum, hep birşeyler kapmışımdır. Özellikle son yıllarda Gaudi’yi çok doyurucu biçimde inceleyip projelerine yansıtmış olan Y.

Mimar Pınar Bülbül ile İnşaat Mühendisleri İpek Şener ve Özer Ay’ı, bu çerçevede, sevgiyle anmak isterim.

Notlar:

1. Kadim dost Raquel’in çeşitli becerilerine ek olarak sinemacı bir tarafı olduğunu bu vesileyle öğrendim ve memnuniyetle kendisini tebrik etme fırsatı buldum.

2. Günümüzün yine Katalan orijinli önde gelen bir Mimar-Mühendisi Santiago Calatrava’nın da bu tür benzerlik saptamalarının peşinde olduğu bilinmektedir. Ancak, Calatrava’nın bu çabalarının bazen belli bir entelektüel reklam ve medyatik ün anlayış çerçevesinde düşünüldüğü gözlenmektedir. Oysa Gaudi’de bu arayışlar, çok daha alçakgönüllü ve içedönük duyumsama tatminleri doğurmuştur.

3. Gaudi hiç evlenmemişti ve modern akşam gezmelerinden hoşlanmıyordu.

Bu icerik 6356 defa görüntülenmiştir.