341
MAYIS-HAZİRAN 2008
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: Söylem ve Mimarlık

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Uluslararası Mimarlar Birliği Başkanı Gaeten Siew ile Söyleşi

* İngilizceden Çeviren: Aydan Erim

MİMARLIK: Türkiye'de son yıllarda, başta İstanbul olmak üzere birçok büyük kent, "kentsel dönüşüm" projeleri adı altında uluslararası emlak pazarına açıldı. Açıkça yüzer gezer dünya sermayesini kentlere çekmek amaçlanıyor, kentler bu anlamda birbirleriyle yarıştırılıyor. Dünyanın diğer metropollerinde de durumun farklı olmadığını biliyoruz. Bu çerçevede, metropoller için farklı kentleşme politikaları üretilebilir mi?

Gaetan Siew: Günümüzde dünyadaki kentlerin kendi aralarında bir rekabet içinde olduğu doğru. Ülkeler yerine kentler, hatta aynı ülkedeki kentler birbiri ile yarışıyor. Büyük olasılıkla Ankara ve İstanbul arasında rekabet var. İtalya'da Roma, Milano ile yarışıyor ve durum tüm dünyada böyle. Ve kentlerin yatırımları çekmek için giderek daha iyi nedenler sunması gerekiyor. Bunun ardında yatan çok kez kültür, yani tarihî miras veya kültürel çeşitlilik, insanların kendileri ve bir ülkedeki nüfusun çeşitliliği.

Türkiye için belki de geçerli olmayan diğer bir alan da "yenilikçilik". Asya kentlerinde konu yenilikçilik. Burası gibi, uzun bir tarihsel geçmişi olan daha köklü ve olgun ülkelerde ise konu büyük olasılıkla kültür. Ve ülkeler genellikle bu iki konuyu gruplayabiliyor. Şimdi bir de ortaya yeni çıkan ve bunlara sahip olmayan ancak çok parası olan ülkeler var ve bunlar da bu yönde yatırım yapıyor. Abu Dhabi, kültüre büyük yatırım yapanlara bir örnek, Guggenheim Müzesi, Louvre Müzesi filan. Bunlar oluyor, çünkü Dubai gibi abla ve ağabeylerle rekabet etmek zorundalar. İşte yarışma bu. Bu nedenle, İstanbul gibi çok sayıda ve katman katman tarihî mirasın olduğu kentlerde, bunlar tabii ki doğal ögeler olarak görülüyor. Burada sorun yeni işlevle aralarındaki çatışma. Kente uyuyor mu? İşleve uyuyor mu? Özgün işlevini ve kentin görüntüsünü değiştirecek mi? Bu civarda yürüyordum ve örneğin Four Season girişimini gördüm...

Kültürden sözettiğiniz zaman, akla ilk gelen "turizm" oluyor. Dünyanın heryerinde özellikle kültürel miras ve turizm hemen birbiri ile bağlanıyor. Kanımca bu öylesine küreselleşmiş bir içerik ki, "tamam, herşeyi durduruyorum, herşeyi kontrol edeceğim" diyemezsiniz. Ne olması gerekiyorsa, olacaktır. Öte yandan, bazı ülkeler bu konunun nasıl yönetileceği konusunda daha başarılı. Gelişmeyi ve yeni bir geleceği, kültüre ve tarihî mirasa saygılı bir şekilde olanaklı kılarak, kentlerin ilginç bir şeylere dönüşmesini başarabiliyorlar. Bu durumda, mirasınızı giderek yıpranmaya terketmek yerine, ona daha iyi bir değer ve daha iyi bir perspektif kazandırıyorsunuz. Bence sorun, dengenin bulunması sorunu.

M: Size bahsettiğim projeler büyük oranda kentin tarihî miras işlevini değiştiriyor. Örneğin istasyon, otele dönüştürülüyor.

GS: Kişisel olarak, buna karşı değilim. Bence bir yapıyı bir yandan korurken bir yandan da ona yeni bir can katıyorsa önemli değil. Paris'te Gare d'Orsay bir tren istasyonuydu, şimdi müze. İtiraf edeyim ki, çok başarılı. Kanımca katı kurallar konmamalı ve konuya tümü ile esneklikten uzak bir şekilde yaklaşılmamalı. Bir arada olamayacak bazı işlevler de olabilir ama, genel olarak, demin de söylediğim gibi doğru bir denge bulunabilir.

M: Sonraki sorum Sürekli Mesleki Gelişim konusunda. Türkiye'de Mimarlar Odası, sürekli mesleki gelişim bağlamında yeni bir meslek düzeni oluşturmak üzere bir süredir çalışmalar yürütüyor. Sürekli mesleki gelişim eğitimi uygulamasının diğer ülkelerdeki durumu nasıl? Uygulamalar nasıl farklılaşıyor? Bu bağlamda ülkemiz için önerileriniz olabilir mi?

GS: Evet, bu çok önemli. Konuyu UIA'da da teşvik ediyoruz. Size genel bir fikir vermek için şunu söyleyeyim: Dünyada 47 ülkede SMG sistemi var. Bunlardan sadece 14'ünde zorunlu, yani yasa gereği SGM'ye katılmazsanız ertesi yıl tescil ve kayıt yaptıramıyorsunuz. Bu nedenle yararlanmak zorundasınız. Bu da küresel bir eğilim oldu. Sanıyorum ki konu sadece mimarlara sınırlı değil, hukukçular, mühendisler, doktorlar gibi geniş bir meslek yelpazesi için geçerli. Gelişmenin sürekli olması gerekiyor, çünki ilerleme hızlı ve her zaman yenilikçilik var. Örneğin, cam teknolojisi şimdi benim öğrenci olduğum yıllardan çok farklı bir yerde. Bu konuda okumazsam, hiçbir zaman değişimi öğrenemem ve öğrenmemiz de gerekiyor.

Öğrenmeliyiz ama bunu yapılaştırılmış ve örgütlenmiş bir şekilde yapmalıyız. UIA bu nedenle rehberler belirledi. Her UIA ulusal kesimi de, bir yandan uluslararası standartlara uyan, diğer yandan da o ülkeye uygun ve daha kesin kendi ulusal rehberlerini geliştirdi. Şimdi UIA'da, adına SMG Uluslararası Platformu dediğimiz bir ortam yarattık. Bu platform olarak sunulan bir sistem değil, daha çok kendi sistemi olan her ülkenin paylaşacağı boş bir platform. Sonuçta bilgi paylaşımı, henüz bir sistemi olmayanlar da dahil, her ülkenin yararına olacak. Önermek istediğimiz işte bu bilgi paylaşımı. Ancak, hiç kuşku yok ki platforma konan herşeyin tanımlanan standartlara uygun olması gerekir. Önemli olan, mesleğin her zaman güncel kalabilmesi.

M: Bildiğiniz gibi, UIA 2005 İstanbul Kongresi ana konuşmacılar açısından o güne kadar yapılan dünya mimarlık kongreleri içerisinde öne çıkan bir zenginlik sergilemişti. Kongrenin teması "Mimarlıkların Pazaryeri" bağlamında çok sayıda ünlü, özel mimarın dünyanın çok farklı kentlerinde yaptıkları nitelikli uygulamaları birarada izledik. UIA Torino 2008'e yaklaştığımız bugünlerde, "Mimarlığı Aktarmak" teması bu kongreye nasıl yansıyacak? İstanbul'dan Torino'ya nasıl bir mesaj iletirsiniz?

GS: İkisi kesinlikle bağlantılanacak. Aslına bakarsanız, açılıştaki ana konuşmacılardan biri İstanbul'dan. Dünyaca ünlü, ünlü bir Türk, Orhan Pamuk orada olacak. Ana tema olan aktarma (transmitting) "kültür", "demokrasi" ve "umut" olarak üç alt tema çerçevesinde geliştirilecek. Tabii, her zamanki gibi, bütün yıldız mimarlar olacak. Ama bu kez Orhan Pamuk gibi ünlü, önemli, ama mimar olmayan kişiler de var. Pamuk aslında mimar ama, yazar olarak daha ünlü. Ekonomi Nobel Ödülü'nü Bangladeş'deki "mikro kredi" çalışması ile alan Mohammed Yunnus var. Bu insanlar mimarlarla diyaloğa girecek. Aktarma, mimarların başarıyla yaptığı birşey ama, sadece kendi aralarında. Mimarlarla konuşmakta çok iyiyiz ama toplumla konuşmuyoruz, politikacılarla konuşmuyoruz. Bu konuda daha iyi olmamız gerekiyor, zira, daha iyi bir iletişimle pek çok sorun çözülebilir. İstanbul Kongresi kentlerden, mimarın sorumluluğundan vb. bahsetti. Bunu biz biliyoruz ama toplum bilmiyor, politikacılar bilmiyor. İşte bunu aktarmamız gerekiyor. Kanımca, İstanbul'dan, başkalarına aktarılmak üzere pek çok mesaj alacağız.

M: Belki biliyorsunuz, 2010 yılında İstanbul Avrupa başkenti olacak ve gerek hükümet gerekse yerel yönetimler bu hedefe ulaşmak için pek çok hazırlık yapıyorlar. Ancak, bu girişimler sırasında bazı modern miras niteliğindeki yapıların da yıkımı yönünde girişimler oldu. Bu dönemin modern yapılarına saldırıların ideolojik ve politik boyutunun olduğunu da özellikle belirtmek gerekli. Dünyada özellikle kent belleğinde yer eden ve "kültür varlığı" statüsündeki modern dönem yapılarının korunmasına karşı ne tür bir eylemlilik var, çünkü bu eylemlilik gerektiren bir konu haline geldi?

GS: Yine aynı sorunsal. Bu sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada oluyor. Özellikle 20. yüzyıl mirası şu anda değerini sadece mimarların farkettiği, ama nüfusun geri kalanının farkında bile olmadığı bir konu. Birçok ülkede sadece mimarlar bu değerlere duygusal olarak bağlı. Halk? Hayır. Politikacılar? Hayır. Nedeni belki de sıklıkla, bunlarla, tarihin diktatörlükler, komünizm vs. gibi üzücü bir dönemi arasında bağ kurulması. Bu nedenle saklanmaları için herhangi bir neden görülmüyor ve unutulmak isteniyor. Biz mimarların böyle tabuları yok. Komünizm döneminin yapıları da olsa, bize üzücü öyküleri de hatırlatsalar, onları saklamak istiyoruz, çünkü hepsi belleğimizin bir parçası. Ama başarılması daha zor bir iş ve bunu anlayabiliyorum. Yine de sorun bir iletme, iletişim ve bilinç yaratma sorunu.

Konuyu kaparken, 50 yıllık Sidney Operası'na değinmek istiyorum. Şimdi tescilli bir dünya mirası ve 20. yüzyıl mirası. Tabii, her bina Sidney opera binası değil ama bazıları öyle. Ortada değerler var. Belki herşeyi korumak gerekmiyor ama bazılarının korunması da şart. UIA'da Fransız Kültür Bakanlığı ile birlikte başlattığımız bir çalışma var. Dünyadaki 20. yüzyıl yapılarından, mimarların korunması gerektiğini düşündüklerini kayda geçiriyoruz. Bunlar UNESCO Listesi'nde yok ama yine de değerliler.

M: Evet, bu da mimarlar olarak bizim listemiz oluyor.

Son sorum ise, mimarlık politikası üzerine.Türkiye Mimarlar Odası, 2005 yılından beri, Türkiye'ye özgü bir mimarlık politikasının oluşturulması çalışmalarını yürütüyor. Dünya/Avrupa deneyimleri ile bu politikanın hayata geçirilebilmesi ve toplum yaşamında etkin kılınabilmesi için ne tür yöntemler geliştirilebilir?

GS: Bence çok yararlı bir çalışma. Avrupa, mimarlığın "rehber kitabı"nı hazırladı. Pek çok ülke de benzer işler yaptı. Bunlar belirli bir yön tanımlıyor ve ayrıntılara girmeleri gerekmeyebilir. Politika yön demektir, ayrıntı değil. Bize, tüm mimarlara, belli bir yönde düşünmemizi sağlayacak bir çerçeve verecektir, zira bütün mimarların aynı yönde düşündüklerini söyleyemeyiz. İkinci olarak, böyle bir politika, bu konuda en ufak bir fikri olmayan kamuoyunda bilinçlenme yaratacaktır. Belki de bazı fikirleri vardır ama, bunlar çok kez cephe ve estetikle sınırlı kalıyor. Politika kitabında mimarlık mesleğinin toplumsal ögeleri, kültürel yönleri, tarihî miras ve sürdürülebilirlik konularında daha fazla şey bulup öğrenebilirler. Bu da bilinçlenme yaratacaktır. Ve tüm bu nedenlerle de böyle bir çalışma önemlidir.

Öncelikle, girişim, mimarların birlikte oturup ne yapılması ve nasıl yapılması gerektiği hakkında düşünmelerini sağlayacaktır. Bunu, meslek açısından bir fırsat olarak görüyorum. Ulusal düzeyde, kentleri yönetenlere, mimarlık alanında politikalar belirlenirken mimarların gerçek katkısının ne olabileceğini gösterme fırsatı. Üstelik, mimarlar için varsayılan dar alanın ötesine geçen, sürdürülebilirlik, kentlerdeki yoksulluk gibi hiç ilgimizin olmadığını sandıkları alanlardaki görüşlerimizi iletmek için de bir fırsat bu. İşte tüm bu nedenlerle, bunun çok önemli bir belge olduğunu düşünüyorum.

M: Türkiye'de bu politika metni ulusal basında duyurulmasına ve bakanlıklara iletilmesine karşın, bilinçlenme oldukça düşük seviyelerde.

GS: Bu uzun bir savaş. Bazı ülkelerde doğru kişiyi, söylenenleri doğru duyup, mimarların sözlerine duyarlı olan kişileri buluyorsunuz. Bazı ülkelerde amaç hızla kalkınmak. Politikalar ise uzun erimlidir. Politikacılar kısa bir dönem için seçilir ve kısa erimli sonuçlar ister. Onlar anında sonuç isterler. 15 yıl sonra olacaklar için plan yapamazlar. Yapamazlar ama yapmaları gerekir.

M: Söyleşi için teşekkür ederiz.


 

Bu icerik 2608 defa görüntülenmiştir.