334
MART-NİSAN 2007
 

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY

TÜRKÇE ÖZET

GELECEK SAYILAR

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: KENTLER VE MEYDANLARI

  • Çevre, Kent, Mimarlık
    Jale Erzen

    Prof.Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

    SANART Estetik ve Görsel Kültür Derneği Başkanı

MİMARLIK’tan 334



KÜNYE
DOSYA: KENTLER VE MEYDANLARI

“Dönüştürülmüş” Bir Meydan: İzmir Konak Meydanı’na Analitik Bir Yaklaşım

Rengin Zengel

Yrd. Doç .Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü

Fiziki mekâna yansıyan farklı yaşam biçimlerinin ve kentlerin kültürel geçmişlerinin somutlaştığı kamusal mekânlar olarak meydanlar, kentsel mekânın kimliğini biçimlendiren en önemli enerji alanlarıdır. Çevresi yapılarla belirlenmiş kentsel açık alan olarak tanımlanan meydanlar kentin bütününe hizmet verirken, kentliye ait birçok paylaşımın yaşandığı bir sahne misali kolektif bellek oluşturma görevi de yüklenirler. Coğrafi ve sosyo-kültürel özelliklerine göre farklı kimlikler yüklenen ve zaman içinde çok-kimlikli mekânlara dönüştürülen meydanlar, kuramsal açıdan Batı ve Batıdışı kültürler bağlamında irdelenebilir. Bu kültürlerin mekâna ne tür kimlikler dayattığını anlamak ise, çalışma kapsamında seçilen İzmir Konak Meydanı’nın dönüştürülmüş yüzünde tarihsel bir okuma yapabilmek için bir gerekliliktir.

İlk oluşum süreçlerinin Batı’da yaşanmasına bağlı olarak, öncelikle Batı örneklerinden kısa bir hatırlatma yapılırsa, meydanlar gerek Antik, gerekse Ortaçağ dönemlerinde kamusallığın idealize edildiği yerler olmuştur. Habermas’ın da betimlediği üzere bu kamusallık “temsiliyet” ile ilişkilidir; kamusal alanlar herkese ait bölgeler olup çok amaçlı olarak kullanılır. Bu meydanlarda mekânı bulmak ve hissetmek fikri hâkimdir. Rönesans ve Barok dönemlerde ise Feodal toplum uzantısında kentin politik özerkliğe kavuşması ile Lord’un kamusallığı otoriteyi çağrıştırmakta ve sarmaladığı temsiliyetinde yönetici erkini göstermektedir. Burada mekânı oluşturma ve şekil verme önemlidir. Herkese ait olmayan bir kamusallıktan söz edilmektedir. 18. yüzyıldan itibaren endüstrileşmenin uzantısında, kentlerdeki ekonomik dengelerin aristokrasinin elinden çıkarak burjuva sınıfına doğru eşitlenmesiyle, “kamu” kelimesi “devlet ilişkili” bir sözcüğe dönüşmüştür. Artık kamusal alan salt simge ve göstergelerin değil, kapitalist üretimin ve tüketimin kendisi olmaya başlamıştır. Habermas’a göre burjuva toplumunun oluşturduğu bu yeni kamusallığın kentsel açık mekânları olan meydanlar da artık herkesçe ulaşılabilen, demokratik sahnelerdir. 18. yüzyılda meydanlar sosyal kimliklerini geri kazanmalarına rağmen kentsel mekândaki fonksiyonların değişimi ile kent içindeki kamusal değerini kaybetmeye başlamıştır. Kent içi ulaşım sisteminin bir parçası konumuna gelen meydanlar birçok radyal yolun düğümlendiği geçiş alanları olmuştur. 19. yüzyılda kapitalizmin etkisiyle kamusal alanının içeriği boşaltılarak, “meydan” kavramı yüzyılın tüm koşullarıyla içeriksizlik içinde genel geçer bir kabule oturmuştur.

Batıdışı kültürlere bakıldığında, özellikle İslam kentleri dışa kapalı sosyo-kültürel yapıları gereği kamusal hayatı ancak cemaatler halinde külliyeler ve çarşılarda yaşatmaktadır ve dolayısıyla ortak paylaşım alanları daha sınırlı kalmaktadır. Spiro Kostof İslam’a ait Ortaçağ kentlerini tanımlarken, bunların belirli bir “düzen” yansıtmayan planlama sonucu oluştuğunu, Batı kentinin ise genellikle “amaçlanmış” planlama ve tasarım aktivitesi gösteren bir sanat çalışması olduğundan söz etmektedir.(1) Benzer şekilde, eski Türk kentlerinde meydandan söz etmek oldukça zordur. Tanyeli (2), Anadolu Türk kentlerinde meydanların önceden örgütlenmiş nitelikte olmadıkları, hangi etkinlik için kullanılacaksa ona göre geçici olarak donatıldıklarını belirtmektedir. Sokakların düzensiz karakteristikler gösterdiği Türk kentlerinde meydanlar, genellikle bir sokağın biraz genişlemesiyle ya da birkaç yolun kesişmesiyle kendiliğinden oluşan küçük ölçekli açık alanlardır.(3) Meydan hiçbir zaman geometrik biçimli bir mimari odak değildir. Meydan kavramının farklı mimari öğelerle desteklenmesi ise, ancak Geç Osmanlı döneminin Tanzimat devrinde Batılılaşma hareketleri uzantısında güçlenebilmiştir. 19. yüzyıldan sonra, diğer kentsel mekânlarla birlikte geleneksel sosyo-ekonomik yapının çözülmesi ve modernleşme sürecinin başlangıcı ile saat kuleleri, su çeşmeleri gibi rekreatif öğelerle desteklenir hale gelmiştir.

CUMHURİYET DÖNEMİ İZMİR’İNDE MEYDAN KAVRAMI

Çalışmada incelenen Konak Meydanı’nın dönüşüm süreçlerine geçmeden önce, Cumhuriyet sonrası İzmir’inde kamusallık kültürünü tanımlamak gerekir. Bilindiği üzere, Tanzimat ile başlayan ve onu takip eden Cumhuriyet, sivil toplum inisiyatifinin toplumsal örgütlenmeyi ve ona bağlı kentsel düzenlemeleri ele geçirdiği bir dönemdir. Osmanlı geleneğinden Cumhuriyet’e kadar cemaat sistemine dayalı parçalı kamusal alan, Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin modernite projesinde Batı merkezli kamusal alan olarak yeniden tanımlanmıştır. Erken Cumhuriyet döneminde kentsel üretim söylem ve biçimleri, İzmir kenti özelinde de sivil bir kamusallığın uzantısı olmaktan öte, resmî kamusal yatırımların eşzamanlı bir temsiliyeti olmuştur. Bu anlamda, Konak ve Cumhuriyet Meydanı örnekleri, çevrelerindeki yapı tiplerinin üstlendiği kamusal güç ile modern kent ve toplum arasında süregelen modernist birlikteliği kente yansıtmıştır. Burada kamusal olarak tanımlanan şey, yerleşkenin mekânsal hacminin ötesinde olup, Erken Cumhuriyet politikalarınca tasarlanan bir üst-bağlamı, modernite projesinin kamusal yüzünü vurgulamaktadır.

Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne İzmir kenti özelinde meydanlara ilişkin genel bir kategorileştirme yapıldığında, farklı dönemlere referanslı olarak meydanın niteliği çeşitli kimliklerle varolmuştur. Kendi içinde kamusal bir niteliğe sahip “resmî söylem meydanları” ve “geçiş meydanları” olarak da sınıflandırılabilen meydanlar, bazen birden fazla anlam yüklenebilmişlerdir.(4) Konak Meydanı da, geçmişte hem kamusal bir nitelik taşımış, hem de resmî ideolojinin meydanı olmuştur. Benzer şekilde kentin tarihinde başka meydanlar da zaman zaman aynı kimliği yüklenmişlerdir. Bu meydanların oluşum süreci, esas olarak I. Dünya Savaşı sonrası René Danger Planı ile Fransız ekolünün kentin tasarımında egemen olmasıyla başlamıştır. Beaux-Arts tarzı bir kompozisyon anlayışı içinde ışınsal yollar, bulvarlar ve meydanlar, modern İzmir kentinin oluşumunda asal kentsel elemanlar olarak kabul edilmiştir. Cumhuriyet Meydanı gibi birçok yeni meydan, Konak Meydanı ile birlikte bu ideolojiye göre kurgulanmıştır.(5) İzmir kentinde tüm meydanlar “çağdaş” olmanın gereğinde birer kavşak olarak şekillenmiş ve esas işlevleri salt “geçilir” olma durumuna temellenmiştir.

MEYDAN ÜZERİNE ANALİTİK DEĞERLENDİRME

Konak Meydanı hareketli tarihinde sabitlenebilir bir mekân olmaktan uzak, ‘değişken’ yapısı ile farklı dönemlerin politik kimliklerine göre ‘dönüştürülebilen’ bir meydan olmuştur. Bu dönüşüm, zaman içinde mekânsal ölçeğin de büyümesi ile daha belirginleşmiştir. Tarihsel süreçte gerek kalıcı olmayan tasarımlarla, gerekse yönetimlerin mekânda ‘kalıcı olmalarına’ engel olan tasarım öğeleriyle bir geçiş meydanına indirgenmiştir. Yakın bir tarihe kadar Konak Meydanı, kendisini tanımlayan yapıların ve kullanımların niteliğine bağlı olarak ideal bir kamusal yaşam sunmayan ve mekânsal kullanımı düşük bir açık alan olmuştur. Bunun sebepleri, resmî söylem ile örtüşen niteliğinin ve de geniş amaçlı yaya hareketlerinin daha ağır basmasına, salt bir peyzaj düzenlemesinin ötesine geçememesine ve alanın ölçeğinin kaybedilmiş olmasına bağlanabilir. 18. yüzyıldan itibaren gerek işlevi, gerekse ölçeği sürekli dönüştürülen Konak Meydanı’nın bugün sahip olduğu yeni düzenini ve dayandırıldığı temelleri anlayabilmek için, geçmişte yapılan fiziki müdahaleleri kronolojik bir kurguda irdelemek gerekmektir.

18. Yüzyıl Başında Konak

Meydanın ilk tanımı, Luigi Storari’nin kent planında, Tanzimat Devri’nde tamamen doldurulmuş olan iç liman bölgesi üzerindeki 1804 tarihli Katipzade Konağı’nın bölgenin yönetim merkezi kabul edilmesi sonucu konağın çevresinde oluşan dış alan şeklindedir. Aynı dönemde, Osmanlı devletinin modernleşme hareketleri çerçevesinde, yeni ordu için oluşturulan Kışla-i Hümayun’un (Sarı Kışla) Konak’ta inşa edilmesiyle meydan, hem politik hem de askeri güvenlik mekanizmalarından oluşan bir kimlik üstlenmiştir. 1867’de meydanın sınırları Katipzade Konağı yerine yapılan Neo-klasik üsluptaki yeni Hükümet Konağı ile Sarı Kışla arasındaki bölgede tanımlanmıştır. (Şema 1)

1901 yılında ülkedeki yeni Batılılaşma hareketlerinin bir uzantısı olarak, meydandaki Sarı Kışla sınırları içinde, kentin simgesi olarak bir saat kulesi inşa edilmiştir. Saat kulesi, dönemin Batı kaynaklı tasarım ürünlerinde İslami bir üslup yaratma çabasındaki Oryantalist yaklaşım örneklerinden biri olmuştur.(6) (Şema 2)

Zaman kurucu özelliği ile saat kulesi, meydana diğer kimliklerinden farklı olarak Batılı anlamda kamusal bir kimlik kazandırmıştır. Sonraki dönemlerde, meydanın tam ortasına Yalı Cami’nin inşa edilmesi ile bu kamusal kimlik, cemaatlerin toplanma alanı olarak da güçlendirilmiştir. 1905’e gelindiğinde, Sigorta Planı’nda, Sarı Kışla’nın meydandan taşınması ve kışla alanının bir millet bahçesi olup tiyatro, kütüphane gibi işlevlerle rekreatif bir kimlik kazanması amaçlanmıştır.(7) Nitekim, Batılılaşma hareketleri çerçevesinde kentin çağdaş bir görünüme kavuşması istenmiş; bu imajın oluşturulması için alanın umumi bahçe kabulü ile 1913 yılında mekânı sınırlandıran ve ölçeği belirleyen kışla duvarları kaldırılarak Hükümet binasının bahçesi ile birleştirilmiştir. Böylelikle, meydanda ilk kez düzenli bir park çalışmasına başlanmıştır. Ayrıca, meydanın çevresindeki tüm mezarlıklar kaldırılarak bu alanlar milli sinema, milli kütüphane gibi kültürel etkinliklerle işlevlendirilmiştir. Bu dönemde, Basmane Garı’ndan Hükümet Konağı’na kadar uzanan bir bulvar açılmış ve bu aks ile meydanın yeni eksenleri güçlendirilmiş, kentin kuzeyi ile batısını birbirine bağlayan bir düğüm noktası oluşturulmuştur.

1930’lu Yıllar

1929 yılında, Saat Kulesi çevresinden Güzelyalı hattına Elektrikli Tramvay Sistemi uygulamasıyla yaya ve taşıtların ortak kullanımına açılan meydan, ilk kez trafik ile çiğnenmeye başlanmıştır. 1930’larda Konak’ta ahşap vapur iskelesinin kurulmasıyla taşımacılığın bir başka eksene daha açılması, 1937 yılında da tramvayların yerini otobüslerin alması ile Birinci Kordon aksına seferler başlatılması, meydanı üç eksende ulaşıma hizmet eden bir geçiş alanı haline getirmiştir. (Şema 3, 4)

1950’li Yıllar

Kentin modernleşme sürecinde René Danger’den başka Le Corbusier gibi Batılı mimarların görüşleri alınmış ve bu bağlamda, 1951 ve 1956 yıllarında bölge ile ilgili uluslararası proje yarışmaları açılmıştır. 1951 yılında düzenlenen yarışmanın birincileri Kemal Ahmet Aru, Emin Canbolat ve Gündüz Özdeş’in projesinde, meydan için Le Corbusier’nin görüşlerine paralel, çok katlı park içinde bloklar ve bir kültür merkezi öngörülmüştür.(8) Öneride, ayrıca, Askeri Kışla’nın yeri değiştirilerek, alanda kamusal binalar ve eğlence yerleriyle meydana ticari bir kimlik verilmeye çabalanmıştır. Kentin güney kesiminin Konak Meydanı çevresine bağlanabileceği varyant yol yapılması da, bölgeye ulaşımı destekleyici bir unsur olarak görülmüştür. Çalışmalar sırasında meydanın sınırları kesin olarak belirlenemediği için çeşitli işlev karmaşaları yaşanmıştır. Aynı yıl, Basmane’den Hükümet Konağı’nın önüne doğru ve oradan kuzey aksına bağlanan caddenin açılması, meydanı bir anlamda ikiye bölen bir trafik arteri yaratmıştır. 1956 yılında düzenlenen yarışmada ise 60.000 m2’lik bir alanın tasarlanması istenmiş, programda farklı fonksiyonların dengeli bir dağılımı önerilmiştir. Doğan Tekeli ve Sami Sisa’nın birinci olduğu yarışmada, yine kentin denizle ilişkisini kesmeyecek şekilde denize dik bloklar ile oluşturulacak bir park teması irdelenmiş, fakat uygulanamamıştır. (Şema 5)

1960 ve 1970’li Yıllar

1960’lı yılların başında Sarı Kışla binası, depolar ve Eski Fransız Gümrüğü gibi Saat Kulesi’ni çevreleyen birçok mimari öğenin yıkılması ve Hükümet Konağı’nın da kısmen yanmasıyla alanının doğu yüzü tamamen kaybolmuş ve meydan mekân sınırlayıcı özelliğini kaybetmiştir. 1970’lerde Konak Meydanı ve çevresi yeni yapılaşmalara sahne olmuştur. Yıkılan Sarı Kışla’nın manevra alanlarına yeni bir alışveriş merkezi kavramı ile yatayda şekillenen Orhan Dinç’in tasarımı olan Sosyal Sigortalar Çarşısı inşa edilmiştir.(9) Gümrük-Konak aksı üzerinde bankalar açılmış, Belediye’ye ait yeni yönetim yapıları ile birlikte Hükümet Konağı restore edilerek meydanın idari kimliği yeniden gündeme getirilmiştir. Fakat 1970’lerin sonunda yoğunlaşan taşıt trafiği nedeniyle, meydana deniz tarafından yaya ulaşımını sağlamak için bir üstgeçit yapılmış, bu köprü ile meydanın kamusal çıkmazları trafik arterine yenilmiştir. (Şema 6, 7)

1980 ve 1990’lı Yıllar

1986 yılında Konak Meydanı yine bir yarışma dönemi ile karşı karşıyadır. Bu yarışmada aranan ölçütler ise, Hükümet Konağı önünden Basmane yönüne doğru giden ana arterin ve üstgeçidin kaldırılıp buna paralel bir üst yoldan karşılanması ile elde edilen alanların kamusal kullanıma yeniden kazandırılmasıdır. Projede yoğun ticari kullanımlı çok amaçlı bir merkez, ‘Galleria’ önerilmiştir. Bu kez, alanın yeni kimliği kapitalist söylemlerin uzantısında görsel ve işlevsel zenginliğe dayalı tüketime endeksli bir kamusallığın üzerinden kurgulanmaktadır. Aynı dönemde tarihî iç liman kalıntılarına bağlı olarak, bölgenin sit alanı ilan edilip koruma altına alınmasıyla proje uygulanamamış ve meydan uzun bir süre herhangi bir proje ile değerlendirilememiştir. (Şema 8, 9)

2003 Yılı ve Sonrası

2000’li yıllara kimliğini kaybetmiş boş bir alan olarak giren Konak Meydanı, 2002’de Ersen Gürsel tarafından tasarlanmış; Belediye, meydanın yeni projeyle hayat bulması için yoğun bir rekreasyon çalışması başlatmıştır. Proje, kıyı hattında doldurulan alan ile tarihî Kemeraltı bölgesi arasındaki sınırları kaybolmuş 35.000 m2’lik bir alanı kapsamaktadır. Projenin ana konsepti, böylesine büyük bir alanı kendi içinde parçalı bir kompozisyonda tanımlatmak olmuştur. Tarihî Konak Meydanı’nın yeni sınırları, doğuda Sarı Kışla’nın sanal duvarları, batıda Belediye binası ve güneyde Hükümet Konağı, SSK Çarsısı ve Yalı Cami ile yeniden belirlenirken, meydanın merkezini ise tarihî Saat Kulesi oluşturmuştur. (Şema 10)

2003 yılında tamamlanan projede öncelikle meydanı ölçeklendirebilmek ve uç noktalar arası yaya ulaşımını etkin hale getirebilmek için alt ve üst geçitler aracılığıyla iki belirgin yaya aksı oluşturulmuştur. Bunlardan birincisi, araç trafiğinin altgeçitten yapılması ile meydanın sürekliliği korunarak, tarihî Kemeraltı bölgesindeki yaya akışı, Konak İskelesi’nin bulunduğu kıyı hattına bağlanmıştır. İkincisi ise, meydanın bitişine doğru (kuzeyde) tarihi Konak-Pier Alışveriş Merkezi yanından kıyıya paralel giden meydanın eski yaya aksını birleştirmek için konumlandırılan yaya üstgeçididir. Bu üst geçidin oluşturduğu yeni yaya aksı ile Konak-Pier Cumhuriyet Meydanı arasındaki sahil şeridi de Konak Meydanı’na bağlanabilmiştir. Bu yaya geçitleriyle, yayanın sürekliliği dolayısıyla meydanın deniz ile yeniden buluşması sağlanmıştır. Konak Vapur İskelesi ile Pier arasındaki kıyı bandının peyzajlandırılması da bu alanların kullanımını artırmıştır. Oluşturulan yaya aksları ve kendi içinde farklı temaları yansıtan alt meydancıkları ile kontrolsüz bir boşluk olmanın ötesinde, meydanda insan ölçeği yeniden kurgulanmıştır. Dolayısıyla meydan “tanımlanabilen mekân” olma özelliği kazanmıştır.

Düzenleme sonrasında Saat Kulesi ve yakın çevresinde buluşma, dinlenme ve seyir fonksiyonları ile kullanım yoğunluğu yaşanmakta ve dolaşım aksları canlılığını sürdürmektedir. Öte yandan, İzmir Kent Tarihi Parkı, Açık Sergileme Alanı ve Ege Sanatçıları Parkı olarak temalandırılan Eski Sarı Kışla alanı belleğimize yeşil doku içinde hatırlatılırken, kentlinin yeterli ilgiyi göstermediği durağan bir bölge olmuştur. Bu alanlar, Gürsel’in tanımıyla (10), zaman içinde çağdaş yorumlara ve farklı programlara yanıt verebilecek sürdürülebilir ve esnek mekânlar dizisidir. Bugün meydanın merkez noktasında, biri Batı kültürünü ve onun reformist anlayışını temsilen yapılmış olan Saat Kulesi, diğeri İslam kültürünü tanımlayan Yalı Cami olmak üzere iki tarihsel öğe bulunmaktadır. Her iki öğenin birbirlerine çok yakın ve eşdeğer konumda yer almaları ise, Konak Meydanı’na İzmir kenti açısından farklı bir anlam yüklemektedir. Gerek Batılı, gerekse İslam kenti olarak İzmir’de yüzyıllardır süregelen farklı kültürlerin birlikteliğinin ve bu sentezin kentsel mekâna yansımasında “dönüştürülmüş bir kamusal alan” olarak Konak Meydanı, özelde İzmir’in genelde ise Türkiye’nin yeni yüzünü sergilemektedir.

NOTLAR

1. Gencel, 2000.

2. Tanyeli, 1987.

3. Gencel, 2000.

4. Dündar, 2002.

5. Bilsel, 2001, s.44.

6. Eyüce, 2000–3.

7. Eyüce, 2000–3.

8. Eyüce, 2000-3.

9. Eyüce, 2000–3.

10. Gürsel, 2004.

KAYNAKLAR

Bilsel, Cana, 2001, “Danger-Prost Planı ve Le Corbusier’nin Nazım İmar Plan Önerisi: İzmir’de Cumhuriyetin Modern Kentine Geçişte Şehircilik Deneyimi ve Model Transferi Sorunu, Domus , Şubat-Mart 2001, Sayı: 9, ss.42-46.

Dündar, Şebnem, 2002, Mekân Organizasyon Bilimlerinin Yeniden Yapılandırılmasında Bir Araç Olarak Kentsel Tasarım, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İzmir.

Eyüce, Özen, 2000, “Dosya: Resimlerle Geçmişten Günümüze Konak”, Ege Mimarlık Dergisi , Sayı: 35, 2000-3, ss.4-8.

Gencel, Ziya, 2000, “Geleneksel Türk Kentinde Meydan Kavramı”, Ege Mimarlık Dergisi , Sayı: 34, ss.22-27.

Gürsel, Ersen, 2004, “Kentsel Alana Mekânını İade Etmek”, Arredamento Mimarlık , Sayı: 07/08, s.88.

Habermas, Jürgen, 1991, The Structural Transformation of Public Sphere , MIT Press, Cambridge, Massechusetts.

Kostof, Spiro, 1992, The City Assembled: The Elements of Urban Form Through History , Thames and Hudson, Londra.

Tanyeli, Uğur, 1987, Anadolu-Türk Kentinde Fiziksel Yapının Evrim Süreci, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İTÜ, İstanbul.

Zengel, Rengin ve Yasemin Sayar, 2004, “Spatial Transformation of İzmir Konak Square During the Historıcal Process”, Global Built Environment Review , Cilt: 4, No: 2.

Bu icerik 8655 defa görüntülenmiştir.