334
MART-NİSAN 2007
 

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY

TÜRKÇE ÖZET

GELECEK SAYILAR

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: KENTLER VE MEYDANLARI

  • Çevre, Kent, Mimarlık
    Jale Erzen

    Prof.Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

    SANART Estetik ve Görsel Kültür Derneği Başkanı

MİMARLIK’tan 334



KÜNYE
KENT ESTETİĞİ:Türkiye Estetik Kongresi’nde “Çevre, Kent ve Mimarlık” Üzerine

Mimarlıkta Estetiğin Sınırları

C. Abdi Güzer

Doç.Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

Sanat, mimarlık ve mühendislik bağımsız kültür alanları da olan disipliner etkinlik alanlarıdır. Ancak kaçınılmaz olarak bu kültür alanları birbirlerine geçirgendir, bir süreklilik oluştururlar. Benzer biçimde disipliner önceliklerinden kaynaklanan farklılık ve çatışmalar da içerirler. Kendi kültür alanlarının özerkliği bir yandan konumlarını meşrulaştırırken, öte yandan diğerine göre farklılıklarının da sınırlarını çizer. Mimarlık sanatla mühendisliğin arasında kalmış her ikisini de kapsayan ve dışlayan bir etkinlik alanıdır. Kendi dışında kalan her iki alanı kendi etkinlik alanını ve üretimini meşrulaştırmak için kullanır. Sanatın kültür alanından gelen eleştiriler karşısında mühendisliğe, mühendisliğin kültür alanından gelen eleştirilere karşı da sanata yaklaşarak kendini savunur, bir dokunmazlık zırhı kazanır. Mühendislik adına zorlanan sistem çözümleri sanat nedeni ile göze alınabilir bir zemin kazanırken, benzer biçimde sanat alanından gelen eleştiriler işlevsellik, yapım güçlükleri gibi nedenlerle mühendislik zemini üzerinde meşrulaşır.

Ancak üç alanın ortak kesişme noktası tasarımdır. Tasarım, birden fazla nesne, davranış ya da kavramın biraraya geliş biçiminin denetlenme sürecidir. Her tasarım bir ya da daha fazla ilişkiyi tanımlar. Tasarımın girdisi olan “şey”lerin kurduğu ilişki sonucunda ortaya çıkan yeni bir “şey”in de tanımıdır. “Şeylerin” ve ilişkilerin sayısının artması hem ilişkinin hem de ilişki sonrasında türetilen yeni “şey”in karmaşıklık düzeyinin artmasını getirir. Böylece tasarım çıktısı olan her ürün, birbirine bağlı olan ve alt ilişkiler barındıran bir “ilişkiler sistemini” ve “anlamlar kademelenmesini” temsil eder. Daha da önemlisi bu ilişkiler “denetlenmeyen” ve zorunlu olarak ortaya çıkan bazı yan ilişkileri ve yan anlamları da üretebilir / barındırabilir. Bu nedenle tasarım ürünü bir bütün ya da alt kümeler olarak farklı okumalara, anlamalara ve değerlendirmelere açıktır. Düşünce ile tasarım arasında birbirlerinin yerine geçebilen bir kaynak ve ürün ilişkisi vardır. Her tasarım, hem düşünceden beslenir, hem de düşüncenin kaynağı ve temsili biçimidir.

Tasarımın her üç alanda (sanat, mimarlık, mühendislik) biraraya getirdikleri şeylerin denetlenme sürecinde öne aldıkları beklentiler, öncelikler farklıdır. Sanat anlam boyutunun altını çizerken, mühendislik işlevsellik ve üretim sürecine, mimarlık ise her ikisine birden yoğunlaşır. Bir başka önemli fark da üretilen nesnenin bağlamsal niteliğine ilişkindir. Mimarlığın nesnesi olan yapı, bir bağlamla birlikte varolur, onu dönüştürür, onun dönüşümlerine açıktır. Yani ait olduğu bir yer vardır ve izleyici gurubunu seçemez, izleyici gurubu tarafından seçilemez. Sanatta bağlam zorunlu bir girdi değildir. Sanatçı kendi bağlamını yaratma ya da seçme ve onu diğer bağlamlardan izole etme özgürlüğüne sahiptir. Mühendislik ise bağlamsız varolamaz, bağlam tek ve temel belirleyicidir.

Bu çok girdili, karmaşık yapının sonucu olarak tasarım ürününe değer atfedilmesi de çok girdili ve karmaşık bir süreçtir. Bu nedenle tasarımda iyi ve kötü, sanatta güzel ve çirkin, mühendislikte işlevsel bulunanla bulunmayan, her zaman uzlaşılan tekil değer sıfatları olarak kullanılmaz ve/veya tasarımın bütününü, barındırdığı tüm alt anlam ve ilişkileri temsil etme gücüne sahip değildir. Bir başka deyişle, tasarım ürünü, birbirlerinden farklı değerler barındırabilen alt ilişkileri içerebilir. Kimi zaman bu değer farklılıkları uzlaşmayacak kadar zıt anlamlar barındırabilir. Bu nedenle, tasarım ürününe yönelik olarak atfedilmiş her değer, bir indirgemenin, atfedenin konumundan ya da ilişkiler sistemi içindeki tercihlerden kaynaklanan bir soyutlamanın sonucudur. Bu soyutlama, değerlendirme eyleminin içinde yer aldığı zemine göre biçimlenir. Bu zeminin temel belirleyicisi kültürel ortamdır. Sanatta bu indirgeme tamamen eserin müellifinin tercihleri doğrultusunda oluşur. Mimarlık ve mühendislik ise bu konuda özgür değildir. Hep ürünün sunduğu bir kesim vardır ve bu sanatta olduğu gibi tasarımcının tercihleri ile oluşan bir kesim değildir.

Bu nedenle tasarım ürününün değerlendirilmesi onun etki alanını oluşturan gurupların çeşitliliğine paralel olarak çeşitlilik kazanır. Herhangi bir değerlendirmede değer atfedilen kadar değer atfedenin konumu ve birlikte içinde yer aldıkları ortam da doğrudan belirleyicidir. Bir başka deyişle herhangi bir nesne ya da ilişkiler sisteminin değerlendirilme sürecinde ulaşılan yargı, salt nesnenin değerini değil, aynı zamanda o değeri atfedenin ve atfedilme eyleminin içinde olduğu durumun da değerlendirilmesini, yani bazı paralel değerleri temsil eder. Değerlendirme bilimsel olabileceği gibi sosyal ve kültürel bir olgudur, zamana ve ortama bağlı bir değişkenlik barındırır. Bu nedenle tarihsel birikim kötü ile iyinin yer değiştirme örneklerini sunar. Değerlendirmenin zemini “tasarım” olduğunda, iyi ile kötü arasındaki “sınırın belirsizliği” daha da belirgindir. Birçoğumuz için anlaşılmaz olan bazıları için avant-garde, başkaları için değersiz olabilir. Benzer biçimde birçoğumuz için iyi olan bazıları için kötü ya da bir zamanlar iyi olan bugün kötü kabul edilebilir.

Tasarımın algılanması ve değerlendirilmesi sözkonusu olduğunda, üç temel kültürel ortamdan bahsedebiliriz. Bunlar ‘akademik ya da eleştirel’ olarak niteleyebileceğimiz ortam, ‘profesyonel’ olarak niteleyebileceğimiz ortam ve son olarak ‘popüler’ değerlendirme ortamıdır. Akademik ve eleştirel olarak nitelediğimiz ortam, temel olarak tasarımın karmaşık yapısını ve doğasını bir bütün olarak algılamaya, süreci bütün iç ve dış dinamiklerinin etkileri altında değerlendirmeye çalışan eleştirel bir kültür ortamını temsil eder. Şüphesiz bu ortam içinde de değerlendirmeye yönelik indirgeme ve soyutlamalar yer alabilir; ancak burada önemli olan bu indirgemelerin bilinçli olarak yapılması ve değerlendirme sürecinde bu indirgemenin sınır ve gerekçelerinin sonuç yargı ile birlikte açıkça sunulmasıdır. Profesyonel değerlendirme ortamı, mimarlığın kendi ürettiği kültürün değer ve geleneklerini esas alır, bu anlamda kendi dışında kalan her iki ortama da geçirgendir. Daha çok gündelik yaşamın değerlendirme ortamı olarak niteleyeceğimiz popüler ortamın aktörleri, mimarlığın sistematik olarak oluşturduğu bilgi birikimi ile doğrudan ilişkili olmayan kişilerdir. Bu ortam, hem ortamın hem de aktörlerin öncelik ve yapılarına göre değişkenlik kazanan bir indirgemecilik barındırır.

Tasarım alanında birbirleri ile uzlaşmaz çelişkiler barındıracak kadar farklılaşan ve çatışmaya varan değer farklılıkları barındıran kültür alanları şüphesiz birarada ve içiçe varolmaktadır. Aralarındaki sınır bulanık ve geçirgendir. Daha da önemlisi, özellikle tasarım sözkonusu olduğunda iktidar alanı da benzer bir belirsizlik barındırmakta, akademinin bilgiye dayalı gücü karşısında gündelik üretim ve tüketim süreçleri pazarı doğrudan belirleyici olma gücüne sahiptir. Bu nedenle iyi ve kötü kavramlarının değişik kültür ortamları arasında yer değiştirmeye varan farklı algılamalarının varlığı kaçınılmaz. Bu kavramların birbirinden ayrılması ve daha belirgin sınırlarla tanımlanması ancak bu karmaşık yapının dışına çıkılarak bakıldığında, bir başka deyişle eleştirinin mesafe kazanması ile gerçekleşebilir. Bu mesafe bir yandan zaman aracılığı ile kazanılırken, öte yandan bakma noktasının değiştirilmesi yani disipliner sınırların esnetilmesi ile kazanılabilir. Tasarımın akademik alandaki değerlendirme geleneği de büyük ölçüde bu eleştirel mesafelerin kazanılması üzerine kuruludur.

Bu icerik 6079 defa görüntülenmiştir.