362
KASIM-ARALIK 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Yerin Deneyimlenmesi: KAYAKÖY
    Dilay Güney, Yrd. Doç. Dr., Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü
    Levent Arıdağ, Yrd. Doç. Dr., Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
ETKİNLİK

Le Corbusier’nin Doğu Gezisi, 1911: “Mimarın Formasyonunda Seyahatin Rolü” Konferansı Üzerine

Bahar Beşlioğlu, Öğr. Gör. Dr., MSGSÜ Mimarlık Bölümü

Le Corbusier Vakfı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi tarafından 7-8 Ekim 2011 tarihleri arasında Santral Kampüsü’nde Le Corbusier’nin “Doğu Gezisi”ni ele alan bir konferans düzenlendi. Etkinlik kapsamında, konferansın yanı sıra Le Corbusier’nin bu seyahatinden eskizleri ve notları içeren “Doğu Gezisi 1911: Türkiye Notları” sergisi ve mimarlık fotoğrafçısı Cemal Emden’in Le Corbusier’nin Fransa, İsviçre, Almanya ve Hindistan’daki 30 yapısının güncel fotoğraflarını içeren ve bunları “kütle, yüzey, renk, ışık, plastik etki, grid, doğal arazi, görüntüler silsilesi, soyut kompozisyon” temaları ile sunan “Görsel Kayıt: Le Corbusier Yapıtdökümüne Bir Bakış” isimli sergi, yine Santral İstanbul kampüsünde açıldı.

Mimarın doğu gezisine dair sunumlar konferansta üç başlık altında şekillendirilmişti. İlk oturum, “Mimarın Formasyonunda Seyahatin Rolü”; ikinci oturum, “Türkiye ve Balkanlar Deneyiminin Le Corbusier’nin Fikirlerine, Projelerine ve İşlerine Etkisi” ve üçüncü oturum, “Doğu Gezisi ve Temsil: Fotoğraf, Eskiz ve Seyahatname” temaları doğrultusunda gerçekleşti.

Konuşmalar bir analiz alanı olarak “seyahat” kavramını, modern mimarlık çerçevesinde yorumlarken, seyahatin yüzyılın başında yeni bir mimarlığa ve mimarın oluşumuna etkisini Le Corbusier örneği üzerinden farklı unsurlar ve detaylar aracılığı ile değerlendirme olanağı sundu. Konum doğu, dönem 20. yüzyılın başı olduğunda “oryantalizm ve sömürgecilik” tartışması özellikle modernizmin kültür ve ürün arasındaki bağa dair sorgulamalarını yeniden düşündüren bir unsur olarak gerek sunumlarda gerek sorularda yerini aldı. Le Corbusier’nin ortaya koyduğu kültür unsurunun İstanbul seyahatinde nerede yer aldığı sorusu karşılığını; kültür ve tarihî nesne / eser arasındaki uyum ve bunun modernizmde evrensel standart arayışına etkisi, doğunun ne olduğu, kültürün kaynaktan ziyade referans olması, seyahatin modernizm açısından kök ve kaynakları araştırma özelliği ve endüstri öncesi kültüre yeniden bakılmasına yönelik çabaları barındırması olarak buldu. Fakat “Türkiye ve İstanbul Le Corbusier’de doğrudan iz bırakmış mı, zorlama buluntular mı, takdir etmenin ötesinde mimariye taşınıp iz sürülebiliyor mu?” şeklindeki sorular yine bu seyahatin kaynaktan ziyade referans olma etkisini düşündürdü. Seyahat eden bu modern mimarın “görme ve aktarma şekilleri” ile mimari oluşumunu adım adım detaylarla nasıl kurguladığına yönelik analizler, modern mimarlığın özellikle estetik, uyum, biçim, konumlandırma, temsiliyet esaslarını ve doğa, kültür, medeniyet, evrensellik bağlamları üzerinden kaynak ve referans arayışlarını vurguladı.

Bu dönemde seyahatin, mimarın veri toplayan bir arkeolog olma yönünü ortaya çıkaran bir teorisinin oluştuğu analizini yapan Stanislaus von Moos “Seyahat Eden Mimarlar Üzerine Notlar” başlıklı sunumunda, bu yöntemlerle mimarlığın bir toplumsal analiz metodu olarak kullanıldığını ortaya koydu. Modern dünyanın araçları tekerlek ve kanat üzerinde seyahat eden “yeni mimarın” topoğrafyayı, coğrafyayı farklı bakış açılarıyla keşfettiğine ve makineleşme ile kurduğu bağı seyahatin coğrafya ile organik bütünleşmesi doğrultusunda yeniden kurduğuna yönelik bir saptama önerdi. Von Moos, seyahat eden mimarın veri toplamak için bakmasının bir felsefesi olması gerektiği konusundaki ısrarını vurgularken, bununla ilgili edindiği bilgilerin aktarımında bir dil bulmak amacıyla sanata baktığına dikkat çekti. Bu noktada mimarın aslında zihninde var olan bir takım verilere sahip olarak (örneğin Le Corbusier’nin Paul Signac’ın İstanbul’a dair tablolarından esinlenmesi gibi) seyahatte neyi keşfetmek istediğini önceden bildiğini, bu kapsamda da aslında teorinin görsel tasvirle ifade edildiğini ve mimarın keşfedici sanatçı rolünü benimsediğini belirtti. Le Corbusier’nin seyahat haritasında aldığı notlarda “Endüstri, Folklor, Kültür” şeklindeki üç başlık ile gezdiği yerleri nitelendirmesini bu analize bağladı. Modern mimarlığın dilinin oluşmasında önemli bir figür olan ve seyahati esnasında yaptığı eskizlerinin sonraki dönem yapıları üzerindeki yansımaları görülen Corbusier’nin, kültüre dair bilginin mimari eğitimin işaret ettiği şekilde kütüphanede kitap taraması ile edinilmesi yerine, seyahatte eskizler, notlar ile yerinde saptamalarla içselleştirilmesi şekline dönüştürmesine dikkat çekti.

Le Corbusier’nin yerel sanatın ve folklorun modernizme evrilmesi, dönüşmesi hususundaki merakına dikkat çeken Esra Akcan, “Doğu Gezisi-Batı Gezisi: Le Corbusier ve Sedad Eldem’in Eskiz Defterlerinin Karşılaştırılmalı Okunması” başlıklı sunumunda, bu seyahatlerin mimari kimliklerinin oluşumundaki rolünü günlükler, eskizler, fotoğraflar ve yazılar üzerinden karşılaştırdı. Eldem’in 1928-1931 yılları arasındaki Batı seyahatinde halihazırda bir modernizm içindeki Batıyı deneyimleme ve gözlemleme olanağı bulduğunu belirtirken, Le Corbusier’nin 1911 İstanbul seyahatinde ilgisinin camiler ve yerel ahşap evler üzerinde yoğunlaşmış olduğunu vurguladı. Akcan, her ikisinin kaynaklarında yer alan ve kendisinin oryantalist olduğu iddia edilen panoramik eskizler ile modern mimarlığın unsurlarından yatay pencerelerdeki bakış açısı arasındaki bağlantıya değindi. Eldem’in geleneksel ahşap mimari ile yerel mimarlığın yorumu ve soyutlanması üzerine oturttuğu modernizmine seyahati esnasında Avrupa modernizminden gelen etkileri tartıştı. Diğer yandan camilerin soyut geometrilerinin, ahşap evlerin empresyonist betimlemelerinin Le Corbusier’nin sonraki dönem çalışmaları üzerindeki etkilerinden, özellikle de Ayasofya, Nuruosmaniye ve Valide Çeşme camilerinin “Yeni Bir Mimarlığa Doğru” kitabında yer alan eskizlerine değinerek bahsetti. Adolf Max Vogt’un “Le Corbusier: The Noble Savage” kitabında bu ahşap mimarinin Corbusier üzerindeki etkisine yer verdiğini belirtti.

Seyahatin kendisinin de bir mekânsal pratik olduğu ve haritalar, kitaplar aracılığı ile gözün turist olmaya yönelik eğitilmesi konusundaki analizini “Eski Kent Yeni Zemin: İstanbul’un Le Corbusier’i” başlıklı konuşmasında vurgulayan Tülay Atak, Le Corbusier için Reyner Banham’ın “son biçimlendirici” nitelendirmesine değinerek, bu biçimlerin kaynaklarının seyahat esnasında oluşan bölümlerini tartıştı. Atak, “Kente kim sahiptir, kenti kim görür?” sorusu üzerinden şartlandırılmış turist gözünün Le Corbusier açısından bir değerlendirme kıstası olup olmadığını irdeledi. İstanbul’un yüzen bir kent oluşunun, evler ve ev kümelerinin çizgisel şekilde sosyal hayatı betimlemiş olmasının, Le Corbusier’nin fotoğrafları ve eskizleri ile İstanbul’un değişen bir zemine sahip olması fikrinin bunun üzerindeki etkilerini tartıştı.

Zeynep Çelik tarafından Cezayir örneğine paralel olarak sunulan “oryantalizm” etkisi, aslında zihinlerde modernizmin “Batı” dışındaki coğrafyalardaki ontolojik özeliklerini yeniden değerlendirme sorusunu yarattı. “Le Corbusier, Oryantalizm, Sömürgecilik” başlıklı sunum, mimarın denizden yaklaşım gibi topoğrafya benzerlikleri açısından karşılaştırma olanağı bulduğu İstanbul ve Cezayir gezilerine eğilirken, hem yapılı çevrenin mimar üzerindeki etkilerini, hem de oryantalizm konusundaki benzerlik ve farklılıklarını irdeledi. Cezayir seyahatinde İslam vurgusundan ziyade sokakların dar koridor etkisi, binalar, evlerin içyapısı gibi değerlendirmelerin bulunduğunu belirtirken, İstanbul seyahatinde kentsel bütünlük ve külliyelerdeki modüler bütünlük, İslam çadırının etkisi, Kâbe’ye olan ilgisi, ezan, Mevlevi gelenek gibi biraz din vurgusuna dair izlenimlerin ön plana çıktığını vurguladı. Le Corbusier’nin Kaspah kentsel planı ile ilgili tasarımlarında oryantalist bakış açının yerlilerin eğitimine yönelik bir sosyal mühendislik rolü üstlendiği belirtilirken; Osmanlı geç dönemi modernleşme uygulamalarına bakarak İstanbul için bunun tarihî binalara zarar vereceği saptamasıyla birlikte, asıl modernizmin bu tarihî binalarda olduğunu söylediği vurgulandı. Le Corbusier’nin Cezayir için hazırladığı projede yerel dokunun yok sayılması iddiası ve sömürgecilik eleştirisinin aksine Sibel Bozdoğan, bunun Cezayir için üretilmiş bir proje olmaktan çok, 1932 yılında CIAM sonrasında yapıldığı için bir laboratuvar gibi görülebileceğini (Plan Voisin gibi) belirtti.

Bu seyahati “Çoğul Okumalar: Doğuya Seyahatin Oryantalist Geleneği” başlıklı sunumunda Edward Said’in “oryantalizm” kavramını teorileştirmesi üzerinden değerlendiren Sibel Bozdoğan, Fransız yazar / eleştirmen Teophile Gautier’nin Le Corbusier’den 50 yıl önceki İstanbul seyahati ile mimarın 50 günlük seyahatinin bazı ortak yönleri doğrultusunda oryantalist-gezgin bakış açısından okunmasını ortaya koydu. Kitaplar, tablolar, önceki seyahatler ile şekillenmiş olan oryantalist önyargının seyahat esnasında çelişkilere yol açtığını belirtti. Modernizm ve medeniyet arasındaki bağlantının sorgulanması ve araştırılmasından bahsetti. Diğer yandan kendi modernizmini ararken “ulusal mimarinin sağlıklı bir bilgisine ulaşmak” hususunda Celal Esat Arseven’in 1921 tarihli Türk Sanatı kitabında yerelin arayışında “ilkelliğin” etkisine değindi. Bu seyahatin algılanmasının Türk mimarlığının ne kadar modern olduğunun delili olması biçiminde değerlendirildiğini belirtti. İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun “Biz kübizmin gerçek yaratıcılarıyız” derken, Türk mimarisindeki geometrik biçimlere değindiğine ve Enis Kortan’ın standart ve soyut geometrisi ile kendi içinde modern mimarlığın unsurlarına sahip olduğunu iddia ettiği ahşap evler ve camilerin Le Corbusier’nin seyahatinde de vurgulandığı yönündeki görüşlerine yer verdi.

Seyahat ve mimar açısından “görme şekilleri” konusuna “Standart Arayışı: Doğu Seyahatinin Mimari Eskizleri” başlıklı sunumunda değinen Timothy Benton, görmeyi öğrenmek ve görülenin kültürel olarak kurulmuş olan önyargılarla önceden koşullandırılmış olmasını, neyi kabul etmeye hazırlanıldıysa onun görülmesini, bilgiyi öğrenmeye hazırlanıldığını, bilginin kartpostal, çizim, fotoğraflarla oluşması ve bunların bilginin kazanılması üzerindeki etkilerini vurguladı. Her şeyin hafıza ile geçtiği düşüncesi üzerinden çizmek bilginin kazanılması doğrultusunda içselleştirmektir, çıkarımında bulundu. Le Corbusier’nin müzelerin deneyimlenmesi ve bu yöntemle kitaplarda başkaları tarafından seçilerek hazırlanan bilginin yerine estetik, uyum, harmoni duygusunun müzeleri seyahatle kazanılmasına dair görüşlerine değindi. Binaların bağımsız görüntüleri yerine çevresiyle birlikte ışık, gölge etkisindeki eskizlerinin, tasarımı fermantasyon veya doğum metaforu şeklinde doğal bir süreçte ortaya çıkması gibi biyolojik bir terminolojiyle değerlendirmesinin seyahatleri esnasında ortaya çıkan tartışmalar olduğunu vurguladı. Modernizmin kaynaklarını ararken (Brezilya seyahatinde gemiyi fotoğraflaması gibi) makine estetiğinin ve doğa çelişkisinin zihninde yer ettiğine ve seyahatin diğer ürününün grafiksel yaratıcılık olduğuna, resimden önce bunun fotoğrafının zihinde yer aldığını düşündüğüne değindi. Biçimin doğada ve mimarlıkta oluşumu üzerinden modernizmin evrensel prensiplerinin ve sebep, sonuç ilişkisinin makro ölçekli detaylarda doğada araştırılmasını ve uyum, estetik bilgilerinin bu yöntemle kazanılmasını vurguladı.

Bu konuya “Kötü fotoğrafçılıkta yer alan iyi unsurlar nelerdir?” konulu konuşmasında değinen Daniel Naegele, sunumunda L. Aragon’un “Fotoğraf bize görmeyi öğretir” sözünden yola çıkarak Le Corbusier’nin Doğu seyahatindeki fotoğrafların bazılarının fotoğraf teknikleri açısından kötü olmakla birlikte görsel zenginlikleri barındırdığını ve bunların sonraki dönem projelerinde etkisine değindi. Kötü fotoğrafın gerçeğin soyutlanması olabileceğini ve mimarın fotoğraftan aldığı izlenimi projelerine aktarmasından bahsetti. Le Corbusier’nin İstanbul fotoğraflarındaki antropomorfik imajlara değinirken Ronchamp Kilisesi’ndeki gölge ve ışığın seyahatlerindeki bu kötü fotoğraflarına benzemesini vurguladı.

İhsan Bilgin’in “Doğu Gezisinden Sonra: Rasyonelle Poetik arasında Le Corbusier” başlıklı konuşmasıyla tamamlanan konferans, Le Corbusier’nin dışardan bir göz olarak Batılılaşma sürecindeki İstanbul’u nasıl incelediğini, mimari fikir ve tasarımlarını geliştirme sürecine nasıl etki ettiğini değerlendirme ve bu sorular üzerinden Türkiye’deki modernizmi geriye dönük olarak günümüzde yeniden düşünme olanağı sundu. Niyazi Berkes’in “200 Yıldır Neden Bocalıyoruz?” sorusunu anımsarken, Corbusier’nin evrensel bir modern mimarlığa yönelik adımlarını yapılı eserler ve unsurları üzerinden tekrarlamak yerine, modernizme bulunduğumuz coğrafyadan süreçleri kültürel, coğrafi ve sosyal katmanlara bakarak yeniden değerlendirmek ve kendi iç dinamiklerini anlayarak moderni diyalektik bir şekilde kurgulamak mümkün olabilir mi, buna yönelik çabalar nelerdi gibi soruları akla getirdi. Le Corbusier’nin bu seyahatine “Doğu” ve İstanbul ara-kesitinden bakmak, kültür, endüstri ve folklor üzerine arayışların modern mimarlığın geçmişten geleceğe radikal fakat iç dinamikleriyle barışık bir yol alma çabasını da detaylarında barındırdığına dair bulguları göz önüne serdi.

 

* Fotoğraflar yazara aittir.

Bu icerik 4810 defa görüntülenmiştir.