362
KASIM-ARALIK 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Yerin Deneyimlenmesi: KAYAKÖY
    Dilay Güney, Yrd. Doç. Dr., Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü
    Levent Arıdağ, Yrd. Doç. Dr., Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK HİZMETİ

Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları ve Mimari Telif Hakları Bağlamında, MEVCUT MİMARİ PROJE İHALE YASASI, İHALE YÖNETMELİKLERİ VE ŞARTNAMELERİ ÜZERİNE GÖRÜŞLER

Acar Avunduk, Y. Mimar

Ülkemizde 2000’li yıllara kadar anıt-eser restorasyonları çoğu kez projesiz, el yordamı ile alaylı müteahhit ve taşeronlar tarafından yapılmakta veya yetişebildiği oranlarda da idarenin kontrolleri denetiminde yürütülmekteydi. Bu bağlamda çok az iyi örneğin dışında, yapılan restorasyonların çoğu ne yazık ki “restorasyonla tahribatın” ilginç örneklerini oluşturmuşlardır. 2003-2004 yıllarından itibaren ise “projeli restorasyon” çalışmalarına başlanmış; ülke genelinde yüzlerce proje ihalesi yapılmış ve projelere ciddi miktarlarda kaynak aktarılmıştır. Ancak Kurul Kararları alınıp, onaylı projeler ilgili idarelere (Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İl Özel İdareler, Yerel Yönetimler vb. gibi) teslim edilince, müellif mimarların konuyla ilişiği kesilmekte ve hatta idareler çoğu kez daha işin başında sözleşme aşamasında (ve kanaatimizce hukuka aykırı olarak) mimarın tüm telif haklarını özel bir muvafakatname ile elinden almaktadır. Bunun sonucu ise müellif mimarlar uygulama sürecinde tümüyle devredışı kalmaktadırlar.

Bu yöntemle proje müelliflerinin ilgili yasa, yönetmelik ve mevzuattan doğan tüm telif hakları ortadan kaldırıldığı gibi, yine ilgili mevzuatta yer alan ve Mimarlar Odası’nın 40-50 yıldır örgütlü mücadele ile sürdürdüğü ve meslektaşlarına binbir güçlükle kazandırdığı Mimari Mesleki Uygulama Kontrollüğü (Mesleki Uygulama Sorumluluğu-MUS) hizmeti hiçbir biçimde tanınmamakta ve bu hizmet uygulama sürecinde kesinlikle yaptırılmamaktadır. Daha da ilginci, yazımızın ileriki bölümlerinin ayrıntılı biçimde göreceğiniz gibi, son dönem büyük yapı şantiyelerinin hiçbirinin tabelasında (hem restorasyon, hem de yeni yapılarda) müellif mimarın adı hiç geçmemekte, projeyi yapan müellif mimar / mimarların adı şantiye tanıtım panolarına yazılmamakta ve mimarın adı “yok” sayılmaktadır.

TELİF HAKLARI AÇISINDAN

Konuyu ayrıntılı biçimde irdeleyelim. Yürürlükteki Tüm telif hakları, yasa, yönetmelik ve mevzuatı aksini belirtse de, günümüzde proje ihale şartnamelerinde şaşırtıcı biçimde aşağıdaki maddeler yer almaktadır.

Örneğin, 29 Temmuz 2010 tarihli Divriği Ulu Camisi Rölöve, Restitüsyon ve Restorasyon Proje İhalesi (İşi İhale Eden Kurum: TC Kültür ve Turizm Bakanlığı) (Resim 1) Proje ihale şartnamesi madde 38.6. “Bu ihale konusu işe ait bütün belgeler ve bilgiler daha sonraki uygulamalarda kullanılmak üzere idare tarafından satın alınmış ve projelere ait tüm işleme, çoğaltma, yayma, temsil, umuma iletme, fikri ve müelliflik hakları, sözkonusu belge ve bilgilerin yayın hakkı, idare ile birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne aittir. Ancak proje müellifi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yazılı izni ile projeyi yayımlama hakkını alabilir.”

Örneğin, 2 Mart 2011 tarihli Bursa Cumalıkızık Mahallesi, Rölöve, Restitüsyon ve Restorasyon Proje İhalesi (İşi İhale Eden Kurum: Yıldırım Belediyesi) (Resim 2) Proje ihale şartnamesi madde 34.1. “Bu hizmet ihalesi kapsamında elde edilecek projelerin tüm fikri ve müelliflik hakları idarenin sayılacaktır. İdare bu projeler üzerinde her türlü kullanım, düzeltme, değiştirme hakkına sahip olacaktır. Yüklenici hizmetin sonuçlandırılmasından sonra bu projelere ilişkin herhangi bir hak talebinde bulunmayacaktır. Uygulama esnasında oluşabilecek her türlü proje ve detay değişikliği, idarenin istemesi halinde yüklenici tarafından bilabedel yapılacaktır.”

Hele ilk verilen örnekte işi ihale eden kurumun, Fikir ve Sanat Eserleri Yasası’nı hazırlayan ve çıkaran TC Kültür ve Turizm Bakanlığına ait olması çok daha çarpıcı ve ilginç bir paradoksu ortaya koymaktadır.

PROJE MÜELLİFLERİNE MESLEKİ UYGULAMA KONTROLLÜĞÜ (MUS) YAPTIRILMIYOR

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun halen yürürlükte olan 680 sayılı ilke kararına rağmen, restorasyon uygulamalarında hiçbir müellif mimara Mesleki Uygulama Kontrollüğü (MUS) yaptırılmamakta ve müellif mimar tamamen devredışı bırakılmaktadır. Oysa Yüksek Kurul İlke Kararı’na göre “Uygulamanın müellif mimar tarafından denetiminin yasal ve mesleki bir sorumluluk olduğu” açıkça belirtilmektedir. (Bkz. 680 Sayılı İlke Kararı)

İlgili idarelere bu tasarrufun nedeni sorulduğunda ise, genellikle proje hazırlayan mimarların yetersiz veya deneyimsiz olduğu ifade edilerek bu görevin yaptırılmadığı veya yaptırılamadığı biçiminde cevaplar alınmaktadır. Böylesine bir yaklaşım tümüyle kabul edilemez olmalıdır. Önce projeyi güvenip yaptırıp, ona göre restorasyon çalışmalarının onaylı projeye göre yürütülmesini şart koşuyoruz ve sonra da müellif mimara MUS hizmetini güvenip veremediğimizi belirtiyoruz. Bence büyük bir çelişki bu…

İdareler ya proje hazırlama işini ta başından (ki bence yapım sürecinin en önemli bölümü de bu olsa gerek) deneyimli, birikimli işin ehli kimselere verecek ya da o şekilde altyapısını hazırlayacak. Bundan sonra ilgili idarelerden onay alan projenin müellifini de mutlaka uygulama aşamasında devreye sokup, yapım çalışmalarının denetlemesini sağlayacak… Ayrıca proje müellifi yapım ya da onarım aşamasında ortaya çıkacak gerekli tüm revizyonları yaparak, yapım çalışmalarının daha sağlıklı ve doğru sürdürülmesini temin ederek nihayetinde (restorasyon veya yeni yapım, hangisi olursa olsun) sonunda kesin yapıldı projesi (as–built projesi) ve raporları ile son noktayı koyacak… Sanırım 680 sayılı İlke Kararı’nın da asıl amacı bu olsa gerektir. Aksi takdirde geçmişte olduğu gibi, günümüzde uzman ve deneyimli olmayan ellerde yapılan restorasyonlar “restorasyonla yapılan tahribatlar” grubuna girmeye devam edecektir.

İHALELERDE “YETERLİK KONUSU”, EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRI MADDELER

Artık tüm proje ihalelerine (restorasyon ve yeni yapım) inşaat müteahhitleri de girebiliyor. Ancak hiçbir uygulama işine, proje yapmış ve proje iş bitirme belgesi olan mimarlar giremiyor. Üstelik müteahhit iş bitirme belgesi 15 yıl geçerli olduğu halde, mimarların proje iş bitirme belgesi sadece 5 yıl için geçerli.

Ayrıca doğaldır ki uygulama işleri çok büyük tutarlar gerektirdiği (En ufak uygulama işi örneğin 1,5 / 2 Trilyon Lira etmektedir.) ve bunun da iş bitirme miktarı belgesi olarak kabul edildiğinden, müteahhitler lehine büyük bir ayrıcalık tanınmış oluyor. Üstelik şartnamelerde açıkça proje işleri hiçbir şekilde “taşerona” yaptırılamaz dendiği halde, müteahhitler aldığı tüm projeleri (hem restorasyon hem de tasarım projeleri) kendileri bu işi yapamadıkları ve yeterli donanım ve bilgiye sahip olmadıkları için, ikinci ve hatta üçüncü el taşeronlara, mimarlara ve hatta mimarlık talebelerine yaptırmaktadırlar. Bunun doğal sonucu olarak da niteliksiz ve yetersiz proje üretimi elde edilmektedir.

PROJE İHALE ŞARTNAMELERİNDE “BENZER İŞ” KAVRAMI

Son dönem ihale şartnamelerinde sıkça “benzer iş” diye bir kavram yer almaktadır. Örneğin cami projesi yapana kilise projesi verilmemekte, külliye, medrese veya saray yapana, antik tiyatro, antik hamam vs. gibi projeler verilmemektedir. Kanımca bu çok garip bir çelişkidir. Acaba üniversitelerimizin eğitim programlarında bu konular (cami, kilise, antik, tiyatro vs. gibi) acaba ayrı ayrı bölümler halinde mi okutulmaktadır? “Benzer iş” kavramının ucu açık ve çok rahatlıkla da manipüle edilebilecek bir konudur. En kısa zamanda bu konunun şartnamelerden çıkartılması gerekir diye düşünmekteyim.

PROJE İHALELERİNDE UYGUN BEDEL KRİTERİ VE YAKLAŞIK MALİYET HESABI

Birçok idare artık uygun bedel kriteri bulabilmek için yaklaşık maliyet hesabı yapıyor ve ihale sürecinde bunu uyguluyor. Ancak yaklaşık maliyeti tutturabilene aşk olsun. Matematiksel bir formül olduğu halde, katsayılarda çok net biçimde belirtildiği halde, bugüne dek katıldığımız hiçbir ihalede yaklaşık maliyeti tutturabilmemiz mümkün olmamıştır. Olayı ciddi biçimde araştırdığımızda görülüyor ki, ilgili idare ya yapı metrajlarını oturup ciddi ciddi hesaplamamışlar ya da katsayıları olması gerektiği gibi (yönetmeliklerdeki oranlarda) almamışlar. Bunun sonucu yaklaşık maliyet hatalı olunca, sınır değer ortalamaları da hatalı olmakta ve ihale sonucu sağlıklı, objektif ve hakkaniyete uygun koşullarda gerçekleşememektedir.

Ayrıca idarelerin bir kısmı, örneğin:

a) TC Vakıflar Genel Müdürlüğü: İhaleyi en düşük fiyat verene vermektedir. (Örneğin 100 TL’lik yaklaşık maliyeti olan bir işi 10 TL’ye yaptırılabilmektedir.)

b) TC Kültür ve Turizm Bakanlığı: İhalelerinde yaklaşık maliyetin % 40 altına ve yaklaşık maliyetini üstüne çıkanı elemekte, % 40 en yakın olan teklife işi vermektedir.

c) İl Özel İdareleri: Yaklaşık maliyetini üstünü ve % 40’ın altını elemekte, geriye kalanların ortalamasını almaktadır. Yaklaşık maliyet sağlıklı hesaplandığında en makul ve adil olan hesaplama yönteminin de bu yöntem olduğu kanaatindeyim.

Ancak artık lütfen bir karar verelim: Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu konudaki en büyük işverenleri konumundaki kurumların artık ortak, adaletli ve objektif bir yöntemi belirlemeleri ve bu önemli konudaki ihaleleri sonuçlandırmalarının zamanı gelmiştir.

İHALELERDE İSTENEN ORANTISIZ VE MİMARİ BÜROLARDA BULUNDURULMASI OLANAKSIZ TEKNİK ELEMAN KADROSU

Son dönemlerde proje ihale şartnamelerinde proje üretiminin olağan akışına aykırı, neredeyse her türlü teknik meslek mensubunun büro içinde, büro kadrosunda yer alması isteniyor. Örneğin bir mimari büro kadrosunda, inşaat mühendisi, makine mühendisi, elektrik mühendisi, jeodezi ve fotogrametri mühendisi, sanat tarihçisi, arkeolog, peyzaj mimarı ve hatta zemin etüdü için jeofizik mühendisi bile bulundurulmasını isteyen idareler, bunu şart koşan şartnameler var. 1 Oysa hepimiz biliriz ki, mimari büroda önce mimari projeler çizilir ve projeler bittikten sonra, statik hesap ve çizimleri için statikçiye, mekanik / tesisat projeleri makine mühendisine ve nihayet elektrik projeleri için elektrik mühendislerine götürülür. Mimari bitmeden bu çalışmaların yapılması olanaksızdır. Üstelik isteseniz de böylesine büyük bir kadroyu çok büyük ‘mamut’ büroların dışında istihdam etmeniz zaten olanaksızdır. Bu yüzden tüm bürolar bu kadroları resmiyetle bordroda “çakma olarak” göstermekte, ancak hiçbir biçimde bürolarında çalıştırmamaktadırlar. Bordroda 15-20 kişi gözüken bürolara gittiğimizde, sadece 3-4 kişinin çalışmakta olduğu görülmektedir. “Yurdum insanı” çözümü diğer birçok konuda da olduğu böyle buluyor! Bazı idareler proje ihalelerinde otomobil, dizüstü bilgisayar ve fotoğraf makinesi bile istiyor. Proje ihalesine katılan mimarları, ilgili idareler galiba çok zengin zannediyor!

TARİHÎ ESER PROJELERİNDE İDARELER 2005’DEN BU YANA %18 KDV ÖDEMİYOR

Nedendir bilinmez 18.01.2005 tarih ve 25997 sayılı Resmî Gazete'de ilan edilen, Maliye Bakanlığı Katma Değer Beyannamesi Yönetmeliği’nin Ek 96 maddesi nedeni ile tüm tarihî eser projelerinde (rölöve, restitüsyon ve restorasyon) idareler işi yapan kuruluşlara KDV’sini ödemiyor. Başlangıçta tarihî eserlerin uygulamaları (inşaatlar) içinde düşünülen bu madde pratikte yürümemiş, konu sadece proje üretimi ile sınırlı kalmıştır. Bu durum, mimari büroları fazlasıyla mağdur etmektedir. Şöyle ki, bizler her türlü büro içi ve dışı harcamalarımızda % 18 KDV öderken, yaptığımız hizmetin KDV’sini de ilgili idareden alamayınca, iki yönlü olarak % 36 oranında kayba uğramakta ve ciddi anlamda mağdur olmaktayız. Dolayısıyla, daha proje üretimine % 36 indirim ile başlamış olmaktayız. Maliye Bakanlığı’nın en kısa zamanda bu haksız ve adaletsiz uygulamayı sonlandırması gerekmektedir.

PROJE İHALELERİNDE VERİLEN SÜRELER ÇOK KISA VE YETERSİZDİR

Bir veya iki yıl sürecek büyük ölçekli projelerde idareler bazen akıl almaz biçimde çok kısa ve yetersiz süreler vermektedirler. Örneğin Haydarpaşa ve civarındaki ek binalar için (yaklaşık 35.000 m2) şartnamede verilen proje hazırlama süre 6 aydır (180 gün). Bu sürede istenen kapsam ve nitelikli hizmetin yapılabilmesi olanaksızdır.

MALZEME ANALİZLERİ / LABORATUVAR ÇALIŞMALARI (KUDEB)

Uzun yıllardır bu alanda çalışmış bir meslek adamı olarak malzeme laboratuarlarının büyük eksikliğini ve sıkıntısını duymuş, geniş ve uzman kadrosu ile 2006 yılında Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü (KUDEB) teşkilatları kurulunca sevinmiş ve artık malzeme analizlerinin kolayca çözümleneceğini ve bilimsel bir temele oturacağını düşünmüştüm. Ancak aradan geçen süre içersinde belki neredeyse 30 kez aynı küfeki taşını, 30 kez aynı veya benzer kireç veya horasan harcını, sıva / harçları analiz ettirmekten artık bıktık ve belki KUDEB bünyesinde çalışan arkadaşlar da bıktılar… Şunu sormak isterim, aynı malzemeleri (küfeki taşı, marmara mermeri, horasan harcı, kireç harçlı, sıva vs.) yüzlerce defa analiz etmek ve üç aşağı beş yukarı hep aynı karışım formüllere ve sonuca ulaşmak acaba büyük bir kaynak israfı ve zaman kaybı olmuyor mu?

Bu tür bilindik malzeme ve harçlarda harcayacağımız kaynak, zaman ve bilhassa da bilgi birikimini, asıl çözemediğimiz, karışımını ve özelliğini bilemediğimiz malzeme analiz ve bileşenlerinde kullansak daha da doğru olmaz mı, diye düşünüyorum.

Ayrıca 25-30.00 TL bedelli bir proje hizmetinde, hiç de yararı olmayan klasik tekrarla dolu bir rapora 3-4.000 TL ücret ödemek, mimarlara başlı başına ağır bir yük getiriyor diye düşünüyorum.

MİMARIN ADI YOK!

Son dönem inşaat panolarının (hem de pek çok büyük yeni ve tarihî eser onarımı inşaatlarının) panolarında neredeyse herkesin ismi var (işveren idare, kontroller, belediye, müteahhit, taşeron vs.) ancak nedense proje müellifi mimarın / mimarların adı yok, yazılmıyor. Herkes var, bir tek müellif mimar yok! Acaba neden? (Resim 3-7)

Bu toplum yüzyıllardır mimarları ile övünen, mimarları ile iftihar eden bir toplumdur. Koca Sinan, Davud Ağa, Sedefkâr Mehmet Ağa, Mimar Kemalettin, Vedat Tek, Sedad Hakkı Eldem, Emin Onat gibi) Bu isimler toplumun hep onurla, şükranla andığı isimler… Günümüzde mimarların adını yok saymak acaba neden? Bunu anlamak ve anlatmak mümkün değil bence.

YAZININ ÖZÜ

Demokratik hukuk devletinde önce devlet (kamu idareleri, vakıflar, yerel yönetimler ve özellikle de kültür bakanlığı) hukuka uygun hareket etmelidir. Ayrıca mimarlara verilecek bu haklar bir lütuf değil, aksine onların omuzlarına binen büyük bir mesleki ve toplumsal sorumluluktur.


1 Haydarpaşa Garı ve Çevresi Proje İhalesi. 6 mimar, 3 restoratör, 1 inşaat mühendisi, 1 elektrik mühendisi, 1 makine mühendisi, 1 harita mühendisi, 1 peyzaj mimarı, 1 sanat tarihçisi; toplam 15 teknik eleman istenmiştir.

Bu icerik 8583 defa görüntülenmiştir.