362
KASIM-ARALIK 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Yerin Deneyimlenmesi: KAYAKÖY
    Dilay Güney, Yrd. Doç. Dr., Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü
    Levent Arıdağ, Yrd. Doç. Dr., Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
KIRDAN KENTTEN

Kentleşme ve Küreselleşme Baskısındaki Kızıldağlar’da Bir Köy: KAVACIK

Emel Kayın, Yrd. Doç. Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü

İnsanoğlunun sürdürülebilirlik, ekolojik mimari, organik tarım, kültürel peyzaj vb. argümanlar aracılığıyla doğayla arasındaki dengeyi yeniden kurmaya çalıştığı, aynı zamanda da doğayı tahrip etmekten vazgeçemediği bir dünyada kırsal çevreler, üzerinde tekrar düşünülmesi gereken ortamları teşkil etmektedir. Sahip olduğu dağ sistemleri, nehirler, ovalar, vadiler dolayısıyla tarım potansiyeli yüksek olan ülkemizde, özellikli doğal çevreler, ormanlar, tarım alanları, meralar, yaylalar vb. değerler üzerindeki rant temelli tasarruflar, ciddi tartışmaların konusudur. Köyler, üretim biçimleri ve kültürel birikimleri dolayısıyla bu gündemin önemli öğeleri durumundadır.

Doğal çevresi, tarihi, mimarisi, üretim biçimi ve sosyo-kültürel birikimiyle değer taşıyan kırsal çevrelerden birini, İzmir’e 23 km. mesafede ve denizden 850 metre yükseklikte bulunan Kavacık köyü oluşturmaktadır. Köyün üzerinde yer aldığı ormanlık Kızıldağlar silsilesinin birinci yol bağlantısı, Aydın-Çeşme otoyolundaki Limontepe kavşağında inşa edilen TOKİ blokları güzergâhından, ormanlık bölgedeki Tırazlı, Kavacık, Payamlı ve Küçükkaya köylerine ulaşarak Güzelbahçe’ye inmektedir. Seferihisar’ın Bademler köyü yönüne inen ikinci yol üzerinde ise, Efem Çukuru, Çamtepe, Gödence ve Gölcük köyleri konumlanmaktadır. Bu yolun yan bir kolu, Menderes’e ve Cumaovası’na ulaşır. 19. yüzyıldan beri yabancı yatırımcıların ilgilendiği maden yatakları ile İzmir’in su kaynaklarına yakınlığıyla tartışılan Efem Çukuru altın madeni, Tırazlı-Kavacık arasındaki radarlar ve Payamlı-Kavacık arasındaki füze rampası da bu havzadadır.

Üç-dört yüzyıllık bir geçmişi olduğu, Orta Anadolu’dan göç eden Türkmenler tarafından kurulduğu ve erken yerleşimin “topak” adı verilen çadırlarda gerçekleştiği söylenen Kavacık köyü, ormancılık, palamutçuluk, küçükbaş hayvancılık gibi faaliyetlerle gelişmiş ve giderek taş evlere geçilmiştir. Çoğunda selvi motifi olan tarihî mezar taşları ve yatırlar da, köyün geçmişi hakkında bilgi verir. Zamanla, yöre halkının bir bölümü İzmir’in Narlıdere, Uzundere gibi semtlerine göç ederken köye Anadolu’dan yeni göçmenler gelmiştir. Köy, yakın dönemde geliştirilen razaki üzüm bağcılığıyla ünlüdür.

Derin olmayan bir vadinin iki yamacına yerleşmiş mahalleler ile etrafa dağınık biçimde yayılmış az sayıda binadan oluşan Kavacık’ın ilk odağı, sol yamaçta kalan ve ortasında bir minarenin yükseldiği dokudur. Köy, eski otlakların yerini aldığı için Çayır Mahallesi olarak anılan sağ yamaçtaki dokuyla büyümüştür. Geleneksel doku, organik kurgulu dar sokaklar ve üzerlerinde bulunan tek-iki katlı evlerden oluşur. Avlulu, hayatlı plan şemasına sahip olan birkaç odalı evlerin karakteristik malzemesi taştır. Dışa kapalı zemin katlardaki en belirgin açıklık kapılardır. Üst katlar, söveli pencereleri ve hayatların yan yüzleri aracılığıyla sokakla denetimli bir ilişki kurar. Dağ evi edinmek istemiş kentlilere ya da köylülere ait olan iki-üç katlı betonarme tekil konutlar ile inşası yarıda kalmış olan çelik pazar yeri binası ise, doku ile yabancılaşmaktadır.

İzmir’e yakın olmasına rağmen kültürel-doğal potansiyelleri ihmal edilmiş olan Kavacık köyü, dağ havzasındaki diğer köyler gibi kentsel-küresel temelli baskıları ve dönüşümleri yaşamaktadır. 1996 tarihli doğal sit kararı yöreyi kısmen korumuş olsa da, Maden deresi, Körmen gibi mevkilerdeki eski taş ocaklarının kapanmasına bağlı olarak geleneksel taş inşaatın yerini betonarme almakta, ekonomik sorunlar tarihî dokunun bakımını engellemekte, yerleşim sosyo-ekonomik ve çevresel sorunlarla yüz yüze bulunmaktadır.

* Kavacık köyüne yönelik araştırmalarım sırasında yöreye yönelik bilgi, deneyim, anılarını paylaşan ve evlerini incelememe izin veren Ayhan Kaya’ya, Şinasi Köse’ye, Halil İbrahim Çolak’a, Turan Bıçakçı’ya, Yahya Çöpçü’ye, Hatice Dudu Çatıkkaş’a, Sebahat Özkan’a, Necdet Çatıkkaş’a, Meryem Düzgünkaya’ya, Gülgün Kaya’ya, Mansur Ersus’a, Ahmet Hamdi Yıldırım’a ve İlhan Pınar’a teşekkür ederim.

Bu icerik 3543 defa görüntülenmiştir.