365
MAYIS-HAZİRAN 2012
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA

2012 / XIII. Ulusal Mimarlık Ödülleri

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Kentsel Toplu Yenileme (Dönüşüm)

Murat Balamir, Prof. Dr., ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

“Toplu yenileme, yerel kültürleri sürdürmek ve yeni estetik yorumlar geliştirmek için de fırsatlar sunar. Türkiye’de yalnızca afet risklerini azaltmak için değil, birden fazla hedefe hizmet etmek üzere uygulanmak zorundadır.” “Türkiye’de deprem ve diğer tehlikelere karşı alınması gereken ilk ve tek önlem “dönüşüm” değildir. Kentsel yenileme, yerel toplulukların sürece doğrudan katılımını öngörmektedir. Getirilen düzenlemenin en çarpıcı özelliği, bu temel koşula aykırı ve sert bir merkezî yaptırım gücü ile donanmış olmasıdır. Bu durum, düzenlemenin afet kayıplarını azaltma endişesi ile yapılmadığı gerçeğini açığa vurmaktadır.” “Düzenlemeye göre ilk adım, yerleşim alanlarında riskli yapıların ve alanların belirlenmesidir. Bu işlem, Türkiye genelinde ve yerleşmeler özelinde risk önceliklendirme yöntemleri geliştirilmesini gerektirir. Bu işlem yerine getirilmeden yapılacak girişimler risklerden bağımsız, gelişigüzel, belki gizil hedeflere hizmet eder nitelikte olacaktır.” “Düzenlemenin kuşku yaratan bir başka yönü de, çok büyük kaynakların denetimsiz olarak merkezden tasarrufudur. Ulusal kaynaklar Bakanlık kullanımına adanmakta, dahası yerel yönetimlerin bütçelerine doğrudan el konulmaktadır. Baron Haussman’ın elinde bile bu çapta yetkiler olmamıştır.”

Türkiye kentlerinin kendine özgü koşulları, toplu yenileme yöntemlerinin geliştirilmesini uzun süredir gerektirmektedir. Ancak getirilen yeni düzenlemeler ile ne afet risklerinin azaltılması, ne de başarılı toplu yenileme uygulamaları için doğru yöntem ve yolların açıldığı söylenebilir.

Türkiye kentleri, kat mülkiyeti ilişkileri ve bunun getirdiği yapılaşma biçimi ile kendiliğinden yenilenmeye kilitlidir. Bu duruma serbest piyasa ilişkileri yol açmış olmakla birlikte, aynı sistem içinde yenilenme fırsatı yoktur. (1) Yalnızca bu nedenle dahi toplu yenileme için kamu müdahalesi kaçınılmaz görülebilir. Ancak gerekçeler bununla sınırlı değildir. Türkiye’nin hemen her bölgesinde, 1950’ler sonrasında hızla büyüyen yapı stoku kimliksiz ve çirkin kentsel çevrelere yol açmıştır. Toplu yenileme, yerel kültürleri sürdürmek ve yeni estetik yorumlar geliştirmek için de fırsatlar sunar. Mimarlık topluluğunun ilgisi, bu düzenlemelerde özellikle tasarım hizmetlerinin nasıl örgütleneceği konusunda olacaktır. Üçüncü olarak, Türkiye’de kentleşme süreçlerinin toplumu harmanlayarak, adaletsiz varlık dağılımlarına yol açtığı görülür. Kimi dünya örneklerinde izlendiği gibi, toplu yenileme uygulamaları ile bu durumun kısmen giderilmesi olanaklıdır.

Sismik tehlikeler karşısında Türkiye’de yapı stokunun güvenilmez durumu nedeniyle farklı öneriler yapılmıştır. İstanbul Deprem Master Planı’ndan (2003) bu yana, ön plandaki iki yaklaşımdan biri tekil yapı güçlendirme, öbürü toplu yenileme olmuştur. Toplu yenilemenin rantabl çözümler sunabileceği örneklenmiştir. Ne var ki, 1999 sonrasında birinci yaklaşıma ağırlık verilmesi yeterli bir gelişmeye yol açamamış, ikinci yaklaşım ise ancak gündeme gelebilmiştir. Toplu yenileme doğru uygulanırsa kentsel risklerin azaltılmasında da etkili bir araç olabilir. Bu gerekçeler kadar önemli bir başka özellik de, Türkiye kentlerindeki yönetsel boşluklardır. Kat mülkiyeti ilişkileri, yapılaşmayı hızlandırmakla birlikte, nasıl apartman yönetim biriminin doğmasına yol açtıysa, toplu yenilemeler de yerel toplulukların örgütlenmesinde ve sürdürülebilir alan yönetimleri oluşturmada güçlü bir etken olabilir.

O halde toplu yenileme, Türkiye’de yalnızca afet risklerini azaltmak için değil, birden fazla hedefe hizmet etmek üzere uygulanmak zorundadır. (2) Öte yandan, konuya afetler politikası açısından bakılacak olursa, Türkiye’de deprem ve diğer tehlikelere karşı alınması gereken ilk ve tek önlem de “dönüşüm” değildir. Uluslararası afetler politikası (1990-), öncelikle risk azaltma çalışmalarından sorumlu birimlerin tanımlanmasını, sakınım etkinliklerinin programlanmasını, kentsel sakınım planlarının hazırlanmasını, ulusal ve kentsel platformların oluşturulmasını gerekli görür. Kentsel yenileme, her iki açıdan da yerel toplulukların sürece doğrudan katılımını öngörmektedir. Getirilen düzenlemenin en çarpıcı özelliği, bu temel koşula aykırı ve sert bir merkezî yaptırım gücü ile donanmış olmasıdır. Bu durum, düzenlemenin afet kayıplarını azaltma endişesi ile yapılmadığı gerçeğini açığa vurmaktadır.

Düzenlemeye göre ilk adım, yerleşim alanlarında riskli yapıların ve alanların belirlenmesidir. Bunun hangi bilimsel dayanaklara sahip olabileceği kuşkuludur. Bu işlem, Türkiye genelinde ve yerleşmeler özelinde risk önceliklendirme yöntemleri geliştirilmesini gerektirir. Bu işlem yerine getirilmeden yapılacak girişimler risklerden bağımsız, gelişigüzel, belki gizil hedeflere hizmet eder nitelikte olacaktır. Risk önceliği bulunmayan alanlarda kişilere ait taşınmazlara el koymanın, ne planlamaya uygunluğu, ne de “kamu yararı”na yapıldığı ileri sürülemez. Ayrıca, taşınmazlara el koyduktan, yıkım ve projelendirme işlerinden sonra ilgili kişi ve topluluklarda bir çoğunluk onayı elde etmeye çalışmak, bir katılım yöntemi değildir. Katılım, ancak sürecin en başında bu desteğin aranması ile sağlanır. Çağdaş yaklaşım, yerel topluluğun kendi kendine bu çoğunluğu oluşturabilmesi için kamu eliyle özendirici olanaklar yaratmak ve yerel taleplere göre projelendirme destekleri sunmakla sağlanır. Çoğu kez projelerin yarışmalarla elde edilmesi için çaba gösterilir ve başarılı projelerin uygulanması için, bu projeleri üstlenecek yapımcılara ve hanehalklarına ucuz kredi olanakları sağlanır. (3) Yerel katılımın sağlandığı ortaklıkların, sürdürülebilir alan yönetimleri oluşturması için bu kuruluşlara ayrıcalıklar ve gelir kaynakları tahsis edilir. Bu yaklaşım, bütünüyle merkezî otorite tarafından yürütülen bir işleyiş değil, piyasada kendiliğinden yürüyebilecek bir sürecin kamu tarafından her yönden desteklenmesidir.

Düzenlemenin kuşku yaratan bir başka yönü de, çok büyük kaynakların denetimsiz olarak merkezden tasarrufudur. Taşınmazlara karşılıksız olarak el koyabilen, bunlara imar verip elden çıkarabilen, acele kamulaştırma yetkileri ile donanmış, yapımcılara kat karşılığı iş yaptırabilen, yıkım ve taşınma maliyetlerini vatandaşa yükleyen, sayısız muaflıklara sahip bir sistemin, uygulamada ayrıca geniş kaynak desteklerine ihtiyacı yoktur. Ne var ki, getirilen düzenleme ile ulusal kaynaklar Bakanlık kullanımına adanmakta, dahası yerel yönetimlerin bütçelerine doğrudan el konulmaktadır.

Düzenlemenin endişe yaratan diğer özellikleri, merkezî otoritenin aşırı yetkilerle donatılması, denetim mekanizmalarından uzak tutulması, buna karşılık uygulamalara ilişkin çok sayıda belirsizlik içermesidir. Mevcut köklü yasalar ve kurallar üstün yetkilerle aşılmakta, vatandaşların hak arama yolları tıkanmakta, engelleme girişimlerine karşı katı önlemler alınmaktadır. Düzenleme, çok sayıda hükmünde, özellikle ödüllendirme ve cezalandırma yaptırımlarında, “yapılabilir, edilebilir” tanımları ile ayrıcalıklar yaratarak, “ötekileştirici” uygulamalara kapı açmaktadır. Baron Haussman’ın elinde bile bu çapta yetkiler olmamıştır.

 

NOTLAR

1. Balamir, M. 1975, “Kat Mülkiyeti ve Kentleşmemiz”, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi, cilt:1, sayı:2, ss.295-318.

2. Balamir, M. 2010, “Urban Renewal and Disaster Risk Mitigation” (Kentsel Toplu Yenileme ve Afet Risklerinin Azaltılması), Boğaziçi Üniversitesi Affordable Housing Institute Sempozyumu’nda sunulan bildiri.

3. Balamir, M. 2009, “TOKİ Konutlarında Tasarım Niteliği Nasıl Geliştirilebilir?”, Mimarlık, sayı:345, ss.28-31.

Bu icerik 4441 defa görüntülenmiştir.