376
MART-NİSAN 2014
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KIRDAN KENTTEN

Yamacın Ardındaki Köy: Sazak

Banu Odabaşı, Mimar

Karaburun, İzmir’in en batısında, Çeşme’nin yukarısında bir küçük yarımada… Kıvrım kıvrım dar yollarından mı, Çeşme’ye varanların merak edip yukarı çıkmamasından mı bilinmez, Çeşme’nin koşuşturmacasının, kalabalığının aksine olabildiğine sakin, olabildiğine yavaş yaşayan, haliyle de yavaş yaşlanılan bir yer.

Karaburun yarımadasının dar, kıvrım kıvrım yollarından geçerken köylerle karşılaşırsınız. Yarısı yıkılmış, yarısı ayakta taş duvarlarıyla, avlularında taş ocaklarıyla, küçük, yamaçlara kurulmuş köylere. İşte bu köylerden birine, Sazak’a, limana giderken rastladık. Tepelerin arasından kıvrılan yolu geçtiğinizde birden gerinizde kalmış olan harabeleri görüyorsunuz. Burası neresi diye düşünürken birden tüm yerleşim karşınıza çıkıveriyor yamacın size bakan yüzünden. Karaburun’un belediye kayıtlarında bugün kayıtlı olan 13 köyünden biri değil bu büyük harabe köy. 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başında kayıtlı olan 33 köyden biri olsa gerek.

6 ay öncesine kadar Osmanlı kayıtlarında adı Sazak olarak geçen bu köye ancak anayola aracınızı park edip iki kilometre patikalardan yürüyerek gidebilirdiniz, ancak bugün rüzgar tribünlerinin inşası için açılmış bir yol bulunuyor. Haliyle köyün hemen yanına kadar rahatlıkla ulaşılabiliyor. 19. yüzyıl kayıtlarında yarımadanın nüfusunun hemen hemen yarısının Türk, yarısının da Rum olduğu anlaşılıyor. Ancak mübadele, bölge nüfusunda değişikliğe yol açarken, kaynaklarda Gayrimüslim köyü olarak geçen Sazak’ın da ölü bir yerleşim haline gelmesine yol açıyor. Mübadeleden sonra dik bir yamaca kurulu bu yerleşime nüfus yerleşimi olmuyor ve sert rüzgârlar, yoğun yağış ve define arayıcılarının vicdanıyla baş başa kalıyor bu güzel köy. Sazak köyü iki tepenin birleşerek vadi oluşturduğu, iki dik yamaç üzerine kurulmuş oldukça geniş bir köy. Köyde yaklaşık 250 yapı kalıntısı okunabiliyor. Bunlardan biri de geniş avlusu ile bir kilise kalıntısı. Yeni yıkılmış gibi olan apsisi ve yarısı kalmış tonozuyla karşılıyor sizi. Tabii bir de define avcıları tarafından avlusunda açılmış çukurlarla… Yapı kalıntılardan okunabildiği kadarıyla tek mekândan oluşan yaşam birimlerinden oluşuyormuş köy. Bölge yapım tekniği olan kayraklardan yapılma küçük evlerin üst kısımlarında pencere açıklıkları okunabiliyor. Buna ek olarak pek çok mimari öğe de hala yapılarda kendisini okutuyor: Nişler, raflar, ocaklar… Rüzgârdan ve yağmurdan korunabilmiş yapıların içlerinde hâlâ bir miktar kalmış sıvalardan da yapıların sıvalı olduğunu anlayabiliyoruz. Evlerin köşelerine dairesel bir planla yerleştirilmiş küçük tuvaletleri, kayrakla oluşturulmuş istinat duvarları üzerine kurulmuş, hâlâ okunabilen sokakları, köy çeşmesi, etrafı seramik kırıklarıyla dolu olmasından seramik ocağı olduğu düşünülen ocaklarıyla bir zamanlar içinde süren hayatı bize okutmak için kendini on yıllardır korumuş bu köy, bakirliği ile takdiri hak ediyor.

Bölgede hızla yayılan rüzgar tribünlerinin yaydığı titreşimle kendini zor ayakta tutan bu kültür mirası ayrıca, “yeniden yaparak turizme açma” anlayışının hakim olduğu restorasyon uygulamalarının da tehdidiyle karşı karşıya. Dolayısıyla Sazak Köyü, belki de çok yakın bir zamanda bu yazıda anlatılandan çok farklı bir şekilde çıkacak karşımıza. İşte bu yüzdendir ki bölgede yapılan akademik çalışmalar artmalı ve doğasıyla, kültürüyle, terk edilmiş köyleriyle Karaburun’a sahip çıkılmalıdır.

 

Görseller yazara aittir.

Bu icerik 3862 defa görüntülenmiştir.