340
MART-NİSAN 2008
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
KENTSEL DÖNÜŞÜM

Başlarken Bitirmek: Konya Eski Otogar Alanı Dönüşüm Projesi

Mehmet Çağlar Meşhur

Yrd. Doç. Dr., Selçuk Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

“Kentsel Dönüşüm” adı altında kentin belleğini silen uygulamalardan biri olan Konya’nın Eski Otogar Alanı’ndaki dönüşümü, yazar, kent toprağından elde edilecek kazancı (gayri)meşrulaştırma süreci olarak tanımlıyor. Mülkiyeti kamuya ait alanların, tüm kent halkının yararlanabileceği işlev ve kullanımlarla planlanması yerine, kişi ya da gruplara çıkar sağlayacak biçimde nasıl dönüştürüldüğünü aktarıyor.

Kentsel dönüşüm, ülkemizin planlama gündemi içerisinde, yoğun biçimde tartışılan ve üzerinde birçok akademik tartışma yapılan bir kavram olmasına karşın, toplumsal güven açısından ciddi açmazlar yaratan bir sürece dönüşmek üzeredir. Sözkonusu kavram çerçevesinde üretilen uygulamaların, verilen imar haklarıyla, kişi ya da grupların kazanımlarının arttırılmasından başka bir şey ifade etmemesi, ortaya çıkan güven sorununun temel nedenidir. Bu süreç açısından üzerinde özellikle durulması gereken ise, önceki dönemlerde üzerinde kamuya ait bina ve tesislerin yer aldığı arsaların, “kentsel dönüşüm” adı altında, verilen büyük imar hakları ile birlikte pazarlanmasıdır. Bu anlamda, imar planlarının yasal dayanak oluşturduğu kentsel dönüşüm uygulamaları, 1980’li yıllarda ıslah imar planları açısından gündeme gelen, “meşrulaştırdıklarından dolayı meşruiyetini yitiren planlama” tanımlamasına (ne yazık ki) yeni malzemeler sunmaktadır.

 

Konya Eski Otogar Alanı Dönüşüm Projesi’nin, ortaya konan bu sorunlara somut bir örnek oluşturması ve ülkemizin birçok kentinde ortaya çıkması olası uygulamalara yönelik, bir dönüşüm projesinin nasıl yapılmaması gerektiğini tanımlama adına içerdiği ipuçları açısından bu yazının temel konusunu oluşturmaktadır.

 

İLKLER…

 

Kent gündemi içerisinde sıkça tartışılan kimi kavramların somutlaştırılmasına yönelik ilk uygulamalar, aynı kentte (ya da kentlerde) yapılacak diğer uygulamalar açısından önemli bir çıkış noktası oluşturmaktadır. Bu anlamda, tartışılma aşamasında olan bazı kavramların, kent(ler)e ilişkin üretilen ilk örneklerinin, planlama, mimarlık ve şehircilik ilkeleri açısından doğru yaklaşımlar içermesi, sonradan üretilecek örneklerin niteliği açısından önemli ölçüde belirleyici olmakta, bu da, kentlerin geleceğine yönelik, etkisi uzun döneme yayılan kazanımlar yaratmaktadır.

 

Ne var ki, söz konusu durum, kavramlara somut açılımlar getiren ilk örneklerdeki mimarlık ve şehircilik hataları açısından değerlendirildiğinde, kentler açısından telafisi olanaksız kayıplar gündeme gelmektedir. Buradaki temel sorun, güncel kavramlar / tartışmalar çerçevesinde üretilen yanlış uygulamaların, zaman içerisinde, sonraki uygulamalar için meşru bir zemin yaratma malzemesi haline dönüşüyor olmasıdır. 1980’li yılların başında ilk örnekleri ortaya çıkan, ancak, yasadışı biçimde gelişmiş fiziksel çevrelere yasal nitelik kazandırmak dışında herhangi bir işlev göremeyen ıslah imar planları, yine, 1990’lı yılların başında kentlerin artan trafik yoğunluğuna çözüm getirmeyi amaçlarken, kent trafiğini otomobil sahiplerine teslim eden ve çok ciddi yaya güvenliği sorunları ortaya çıkartan köprülü kavşak uygulamaları, sözü edilen kent planlama ve şehircilik yanlışlıklarına örnek olarak gösterilebilecek hatalı çözümlerden yalnızca birkaçıdır. Bu uygulamaların ortaya çıkardığı asıl büyük tehlike ise, aynı ya da farklı kentlerde sonradan yapılan başka hatalı uygulamalara meşruiyet kazandırmaları (örnek teşkil etmeleri) olmuştur.

 

Tartışma açısından vurgulanması gereken nokta, geçmişte, farklı kavramlar açısından yaşanan ve kentlerde, geri dönüşü olanaksız sonuçlar doğuran süreçlerin yarattığı kavramsal kargaşadır. Bu anlamda, kente ve kentliye çok önemli açılım sağlayacak kavramlar biçiminde afişe edilmesine karşın, üzerinde birkaç kişinin fikir birliği ettiği ve kısıtlı grupların çıkarlarına hizmet eden projelerle sonuçlanan uygulamaların ortaya çıkardığı toplumsal güven sorunu, sözkonusu kavram kargaşasının temel nedenini oluşturmaktadır. Dolayısıyla, yaşanan deneyimler ışığında, topluma dayatılan süreçlerin zihin arkasının okunması, bugün için kentler açısından belki de en önemli gerekliliktir.

 

KENTSEL DÖNÜŞÜM


 


Son yıllarda, kentlerin geleceğini kurtaracak (!) süreçlerden biri olarak afişe edilmesine karşın, zihin arkası (gerçek amacı) iyi okunması gereken en önemli kavramın “kentsel dönüşüm” olduğu kolaylıkla söylenebilir. Buradaki temel sorun, “kentsel dönüşüm” kavramının, “tanımı” ile “bu tanım altında ortaya çıkan örnekler” arasındaki tutarsızlıktır. Kuramsal açıdan, “Eskiyen ve bozulan kent dokularının, ekonomik, sosyal, fiziksel ve çevresel boyutları ile birlikte değerlendirilip, bu dokuların, kapsamlı ve bütünleşik yaklaşımlarla iyileştirilmesine yönelik strateji ve eylemlerin üretilmesi” (1) şeklinde tanımlanan bir sürecin, kent toprağından elde edilecek kazancı (gayri)meşrulaştırma aracı haline gelmiş olması sözkonusu tutarsızlığın temel nedenidir. Bu anlamda, kentsel dönüşüm, kuramsal içeriğinin tamamen dışında, 1990’lara kadar hızlı kentsel nüfus artışına bağlı olarak yeni gelişme alanlarından beslenen (!) gruplara, bu artış hızının göreceli olarak yavaşlamasına bağlı olarak, mevcut kent dokularından yeni çıkar sağlama alanları yaratmıştır.


 


Tariflenen süreçten çok daha tehlikeli olan ise, ifade edilen çarpıklığın sorgulanması yerine, bu çarpıklığa “yasal kılıf” hazırlama çabası içerisine girilmiş olmasıdır. Çünkü, bugün pek çok açıdan çarpık işleyen bir süreci, mimarlık ve şehircilik ilkeleri açısından sorgulamak yerine, yasal düzenlemelerle, yerel yönetimlere hareket alanlarını genişletecek özgürlükler sunulmaya çalışılmaktadır. Bu anlamda, her ne kadar, tanımı açısından eskiyen kent parçalarına yönelik olumlu bazı yaklaşımları içerse de, aslında sorgulanması gereken, bugün için “kentsel dönüşüm” kavramının:




Yakın çevresi ve kentle bütünleştirilmemiş uygulamaların ve kente parçacıl, hatta noktasal müdahaleler getirilen projelerin üretildiği;




Bir bölgeye, sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan kimlik kazandırmak yerine, inşaat firmalarının ilgisini o bölgeye çekecek ve firmaları doyuracak yapı yoğunluğu kararlarının üretildiği;




Hepsinden kötüsü, bir dönem kamusal hizmet alanları olarak kullanılan ve zamanla kentin içerisinde kalmış, ekonomik açıdan çok büyük değer taşıyan kamuya ait alanların pazarlanmasına meşruiyet kazandırıldığı;




süreçler haline getirilmiş olmasıdır.


 


KONYA ESKİ OTOGAR ALANI DÖNÜŞÜM PROJESİ


 


Türkiye’nin en planlı kentlerinden biri olarak nitelendirilen Konya’nın, özellikle son sekiz, on yıl içerisinde yaşadığı kentsel dönüşüm deneyimleri, hem yukarıda tariflenen sorunları somutlaştırma, hem de planlamanın kullanılma biçimini ortaya koyma adına ilgi çekici bulunmaktadır. Süreci ilgi çekici hale getiren ise, 1966 yılında ulusal yarışma ile elde edilen Yavuz Taşçı - Haluk Berksan Planı’ndan, 1990’lı yılların sonuna kadar olan zaman diliminde, planlama adına birçok doğrunun üretildiği bir kentte, tümüyle çarpık işleyen bir yapılanmanın ortaya çıkmış olmasıdır. Bu anlamda, kent açısından büyük bir talihsizlik olan ve sözkonusu çarpık yapılanmaya da başlangıç oluşturduğu düşünülen Eski Otogar Alanı Dönüşüm Projesi’nin farklı yönleri ile tartışılması, çalışma açısından büyük önem taşımaktadır.


 


Konut alanlarının ağırlıklı olarak kentin kuzeybatısına ve batısına yönlendirilmesinin amaçlandığı 1966 Planı’nda, bu kurguyu destekleyecek kamusal yatırım araçlarından biri olarak değerlendirilen ve o gün için kentin fiziksel yayılma alanının kuzey sınırında bulunan otogar alanı, kent makroformunun yaşadığı evrim sürecine bağlı olarak zaman içerisinde, kentin en merkezî noktalarından biri haline dönüşmüştür. Sözkonusu alan, (1983 Çevre Düzeni Planı kararlarına bağlı olarak), otogarın, kentin kuzey gelişme koridoru içerisinde bir alana taşınması ile 1970 yılından 2000 yılına kadar sürdürdüğü işlevini tamamlamıştır.


 


Ne var ki, kentin en yaşamsal noktasına yönelik bir müdahale niteliği taşıyan ve Konya kentinde üretilen kapsamlı ilk dönüşüm projesi olan uygulamanın başlattığı süreç, her açıdan umut kırıcı olmuştur. Çünkü, projeye yön veren yaklaşımlar, mimarlık ve şehirciliğe yön veren temel doğruların çok ötesinde, “parçacıl düşünme”, “kentin hatıralarını yok etme”, “tümüyle kamuya ait bir alanın kontrolünü sınırlı sayıda kullanıcıya bırakma” ve “bunları yaparken de planlamayı bir (gayri)meşrulaştırma aracı olarak kullanma” şeklinde ortaya çıkmıştır.


 


TÜM KENTİ İLGİLENDİREN ALANDA NOKTASAL BİR UYGULAMA


 


Eski otogar alanının dönüşümüne ilişkin projede vurgulanması gereken noktalardan ilki, projenin ortaya çıkardığı parçacıl anlayıştır.


 


Eski otogar alanını çevreleyen Toptancılar Sitesi, Hâl Alanı, Oto Tamirciler ve Kunduracılar Sitelerinin, 2025 KONPLAN çerçevesinde dönüşümünün öngörülmesi, bu bölgeye ilişkin bütüncül bir tasarım anlayışını zorunlu kılmaktadır. Ayrıca, Konya-Ankara arasında yapımı süren hızlı tren hattının Konya İstasyonu’nun bu bölge içerisinde yer alması, kapsamlı bir tasarım yaklaşımının önemini daha da arttırmaktadır.


 


Ne var ki, kent açısından yaşamsal önem taşıyan bir alanın ele alınma biçimi, değil yirmi yıl sonrasını kurgulamak, kırk yıl önce üretilen tasarım anlayışını bile algılamaktan uzak kalmıştır. Çünkü, 1966 Planı’nın en önemli öngörülerinden biri olan ve kentin idari merkezi ile otogar alanını ilişkilendiren kentsel açıklık, bu bölgenin dönüşümü sürecinde, bütüncül bir yaya kurgusunun parçası olabilecekken, projenin üretme anlayışındaki parçacıllık (aslında sığlık) bu tasarım olanağını ortadan kaldırmıştır. Benzer biçimde, proje kapsamında üretilen konut blokları da, kentsel siluet ve doku açısından hiçbir kaygı taşınmadığının somut bir göstergesi olmuştur. (Resim 1, 2, 3, 4)


 


 


 


KENTİN HATIRALARINI YOKETME


 


Konya Eski Otogar Alanı’nın dönüşümüne ilişkin projenin, mimarlık ve şehircilik kültürü açısından belki de en iç acıtan yönü, 30 yıl otogar alanı olarak kullanılmış, kavuşma ve ayrılık gibi insanların belleğinde en fazla yer eden olaylara tanıklık etmiş ve bu yönü ile kentin belleğine yerleşmiş bir mekândan geriye hiçbir iz bırakılmaması olmuştur. Otogar olarak kullanıldığı dönem içerinde, gerek ölçeği, gerekse mimari tasarımı açısından ülkemizin örnek otogar komplekslerinden biri olarak gösterilen alanda, bugün, bu kullanımdan geriye hiçbir iz kalmamış olması, “yerel yönetim vandalizmi” gibi bir tanımlamayı çağrıştırmaktadır.


 


Aslında, buradaki temel sorun, “koruma” kavramını, sadece tescilli yapılar ölçeğinde algılayan sığ anlayışın dayatmasıdır. Bu anlamda, tescilli bir yapı olmamasına karşın, çeyrek asırdan fazla, sadece Konya’da yaşayan değil, otogarı kullanan tüm insanların anılarında yer etmiş bir mekânın yok edilmesi, “vandalizmin” sadece kişiler eliyle değil, kurumlar eliyle de olabileceğini açıkça göstermektedir. (Resim 5, 6a, 6b, 7, 8, 9)


 


KAMUNUN ERKİNİ ÖZELLEŞTİRME


 


Konya’daki kentsel dönüşüm tartışmalarına, birçok açıdan olumsuz örnek teşkil eden projenin, sorgulanması gereken diğer bir yönü ise, kamuya ait bir alanın tümüyle özel mülkiyete konu edilmiş olmasıdır.


 


Projenin üç temel parçasını oluşturan, konut blokları, alışveriş merkezi ve 42 (2) katlı iş merkezinin yapım süreci, Konya’daki inşaat firmalarından birinin kontrolünde gerçekleşmiş ve yapım sürecinin sonunda oluşan değer, inşaat alanı üzerinden, Konya Büyükşehir Belediyesi ile yapımcı firma arasında paylaşılmış; takip eden süreçte, alışveriş merkezi ve 42 katlı iş merkezi içerisinde yer alan büyükşehir belediyesine ait birimler satılmıştır. Ülkemizdeki birçok kentte örneklerini gördüğümüz ve neredeyse kanıksadığımız bu süreç, kamuya ait alanların, “işletmeci belediyecilik” (!) anlayışı içerisinde, sadece taşıdığı ekonomik değer gözönüne alınarak değerlendirildiğinin somut bir kanıtıdır.


 


Bundan daha da tehlikeli olan ise, sözkonusu süreci, meşru ve kent açısından önemli bir kazanç gibi gösteren söylemlerdir. Bu söylemlerin temel savunusu, kentin fiziksel olarak gösterdiği yayılmanın etkisiyle, kentin içerisinde kalan resmî kurum, eğitim, sağlık vb işlevlerdeki kamu arazilerinin, büyük miktarlar karşılığında satılmasının, kent yönetiminin bütçesine önemli katkı bir sağladığı, bunun da tekrardan kente hizmet olarak döndüğü şeklindedir. Yine, bu süreç açısından trajikomik bir diğer savunu ise, kapısında güvenlik görevlilerin beklediği, cihazların içerisinden geçilerek girilen ve sadece marka ürünlerin satıldığı alışveriş merkezinin, kentlinin kullanımına açık, kamu yararı gözetilerek oluşturulmuş bir mekân şeklinde tanımlanmasıdır. Ne var ki, Konya Eski Otogar Alanı Dönüşüm Projesi’nde olduğu gibi, konum özellikleri açısından kentin hiçbir yeri ile karşılaştırılamayacak, kentin erişilebilirliği en yüksek noktasını, tüm kent halkının, herhangi bir kısıtlama olmaksızın yararlanabileceği nitelikte tasarlamak yerine, zaman içerisinde oluşacak tüm değer artışları birlikte kamunun kontrolü dışında bırakılmasının, kamu yararı açısından nasıl bir kayıp doğurduğu sorgulanmamıştır.


 


KAMU YARARI TAŞIMAYAN BİR PROJEYİ İMAR PLANI İLE GERÇEKLEŞTİRME


 


Çalışma kapsamında vurgulanmak istenen son nokta, Eski Otogar Alanı’nın dönüşümüne ilişkin projeye yasal dayanak oluşturan imar planıdır. Burada, yanıtlanması gereken temel soru, sözkonusu imar planının, nitelikli bir imar planında bulunması gereken kriterlerden hangilerine sahip olduğudur.


 


Konya kentindeki ilk dönüşüm projelerinden birine ilişkin imar planı, nitelikli bir imar planını tanımlayan:




Kamu yararına hizmet etme,




Halkın katılımıyla hazırlanmış olma,




Kapsamlı ve uzun erimli olma,




Toplumda yaşayanların seçme olanaklarını arttırma,




Toplumdaki kişiler arasında ayrım gözetmeme,




kriterleri (3) açısından değerlendirildiğinde ciddi bir meşruiyet sorunu ile karşılaşılmaktadır.


 


Buradaki meşruiyet sorunu, çalışma kapsamında da vurgulandığı üzere:




Projenin, çevresi ile bütünleşmediği gibi, 1966 Planı ile üretilen kurguyu da bozan parçacıl niteliğinden;




Kentin hatıralarında en fazla yer etmiş mekânlarından birinin proje ile tüm izlerinin silinmesinden;




Kentin en önemli noktasında, kamuya ait bir alanın mülkiyetinin tümüyle özelleştirmesi ve alan üzerinde kentli açısından tümüyle kısıtlı bir kullanım yaratılmasından;




Projenin üretilmesi sürecinde, hiçbir meslek odası, kurum ya da kuruluşun görüşünün dikkate alınmamasından;




kaynaklanmaktadır. Bu anlamda, genel niteliği açısından kamu yararına olmayan bir projenin, varlık amacı kamu yararı olan imar planı ile gerçekleşmesi, ciddi biçimde sorgulanması gereken bir konudur. Daha da önemlisi, Konya ile birlikte diğer kentlerimizde de örneklerini gördüğümüz, kamuya ait arazi ve arsaların satışı sonrasında (ya da satış sürecinde) üretilen imar planlarının, 1980’li yıllarda ıslah imar planları açısından ortaya çıkan, “meşrulaştırdıklarından dolayı meşruiyetini yitiren planlama” (4) noktasına gelmemesi için zihin yorulması gerekmektedir. (Şekil 1, 2)


 


SONSÖZ(LER)


 


Bugün, özellikle büyük kentlerimizde, üzerinde bir dönem kamuya ait bina ve tesislerin bulunduğu arsaların büyük rakamlar karşılığında şirket ya da kişilere satışını ve kent yöneticilerinin de bu süreci büyük bir (ekonomik) mutluluk içerisinde kamuoyuna sundukları bir yapılanma neredeyse kanıksanmak üzeredir. Ne var ki, kamunun (sözde) elde ettiği ekonomik kazanımların, kişi ya da şirketlere verilen büyük imar hakları ile gerçekleştiği, bunun da (sözde) kamu yararını sağlamaya yönelik bir kavram olan imar planları ile meşrulaştırıldığı unutulmaktadır. Dolayısıyla, sözkonusu süreç açısından cevap bekleyen soru, mülkiyeti kamuya ait alanların, tüm kent halkının yararlanabileceği işlev ve kullanımlarla planlanması yerine, kişi ya da gruplara çıkar sağlayacak biçime hangi hakla getirildiğidir.


 


Bu anlamda, Konya kentinde, “kentsel dönüşüm” kavramı çerçevesinde üretilen “ilklerden” biri olan, ancak, kamu yararına yönelik hiçbir kaygı taşımayan bir proje ile somutlaştırılmış olması açısından, kentte bir süreci “başlarken bitiren” Konya Eski Otogar Alanı Dönüşüm Projesi’nin aynı sorgulamaya ihtiyacı vardır.


 


NOTLAR


1. Karadağ, 2007.


2. 42, Konya’nın il trafik kodudur. (Ed. Notu)


3. Tekeli, 1994.


4. Özdemir, 1994.


 


KAYNAKÇA




Karadağ, D, derl. 2007, “Türkiye’de Kentsel Dönüşümün Tanımı Nedir”, www.arkitera.com (İzlenme Tarihi: Ocak 2008)




Konya Belediyesi, 1972, 1972 Başkanlık Çalışma Raporu, Konya.




Konya Belediyesi, 1985, 1985 Başkanlık Çalışma Raporu, Konya.




Özdemir, S. 1994, “Meşrulaştırdıklarından Ötürü Meşruiyetini Yitiren Planlama”, 1. Planlama Kongresi, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayınları, Ankara.




Tekeli, İ. 1994, “Plancının Meşruiyetini Oluşturmada Etik Sorunlar”, 1. Planlama Kongresi, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayınları, Ankara.




Resimler


 


1. Konya’da Otogar Alanı’nın hava fotoğrafı, 2007. (© Konya Büyükşehir Belediyesi)


 


2, 3, 4. Eski Otogar Dönüşüm Projesi İle ortaya çıkan alışveriş merkezi, kule ve konut blokları. Alışveriş merkezinin, 1966 Planı ile oluşturulan kuzey-güney doğrultusundaki kentsel açıklığın, dönüşme potansiyeli taşıyan kuzeydeki alanlarla ilişkisini kopartan niteliği ve konut bloklarının yakın çevresindeki kentsel doku üzerinde ortaya çıkardığı çarpıklık açıkça görülebilmektedir. (© Yazarın arşivi, 2007)


 


5. Konya Otogarı’ndan ilk otobüs seferi, 1970 (© Koyunoğlu Müzesi Arşivi)


 


6a, 6b, 6c. Konya Otogarı’nın iç mekânı (Mimarı: Özhan Sökmen) ve “Vefa 1970” - otogarın temelini atan, ancak vefatı nedeniyle açılışını yapamadığı otogarın duvarında otuz yıl boyunca kabartması asılı duran başkan, “Yapıcı Çalışkan Büyük İnsan, A. Hilmi Nalçacı” (© Koyunoğlu Müzesi Arşivi) Ve, aynı otogardan geriye hiçbir iz bırakmayan anlayış…


 


7. Otogarın havadan görünümü, 1972 (© 1972 Başkanlık Faaliyet Raporu)


 


8. Otogarın havadan görünümü, 1985 (© 1985 Başkanlık Faaliyet Raporu)


 


9. Bozkırdan Vahaya Dönüşen Alanın Yokoluşu, 2007 (© Konya Büyükşehir Belediyesi)


 


Şekil 1. (Eski) Otogar Alanı’na ilişkin imar planı


 


Şekil 2. Eski Otogar Alanı Dönüşüm Projesi’ne dayanak oluşturan imar planı


 


Bu icerik 5689 defa görüntülenmiştir.