319
EYLÜL-EKİM 2004
 
MİMARLIK'TAN

UIA 2005 İSTANBUL’A DOĞRU

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: Mesleğe İlişkin Son Dönemdeki Yasal Düzenlemeler Neler Öngörüyor?

  • PORRO
    Gürhan Tümer

    Prof.Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü, Yayın Komitesi Üyesi



KÜNYE
KENT MÜZESİ

Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi*

Fikret Yılmaz

Yrd.Doç.Dr., DEÜ, İzmir Kent Arşivi ve Müzesi’nin Kurucu ve Yöneticisi.

İzmir tarihi bir ölçüde yangınlar ve doğal afetler tarihidir. Daha önceki dönemlerde gerçekleşen büyük ölçekli yangınlar bir yana, sadece 1763-1861 arasındaki yaklaşık yüz yıllık dönemde on iki büyük yangın olduğunu göz önüne alırsak, bir yüzyılda hemen hemen on yıllık süreler içinde İzmir’i tüketen yangınlar yaşandığı kendiliğinden anlaşılacaktır. Belirtilenler dışında daha küçük ölçekteki yangınlara her zaman rastlanabileceği de değerlendirmeye katıldığı taktirde, İzmir’in bir anlamda yangınlar kenti olduğu çıkarımının abartı olmadığı görülebilir.

İzmir’in adeta varlık sebebi olan ticareti durma noktasına getiren, önemli miktarda can ve mal kaybına neden olan yangınlara karşı alınan önlemlerin, XIX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren örgütlü bir yapıya kavuştuğu gözleniyor. Çünkü Belediye Dairesi’nin kurulmasıyla birlikte, bir tulumbacı takımı oluşturulmasından başka, 1897 yılında da Yusuf Dede mevkiinde yaklaşık 10 metre yüksekliğinde yangın gözetleme kulesi yaptırılmıştı. İzmir’de bulunan yabancı yatırımcılar ve sigorta şirketleri de, yangınlardan azami seviyede etkilendikleri için, belediyeyle hemen hemen eş zamanlı olarak bazı girişimlerde bulunmaktaydılar. Sigorta şirketleri kendi özel söndürme ekiplerini kurarak yangın mücadelesi içinde yer almaya başlamışlardı. Dönemin yayın organlarında yangına karşı alınan önlemlerin yetersizliği sıklıkla vurgulansa da, belki de belirttiğimiz iyileştirmelerin sonucu olarak, XIX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren kenti neredeyse baştan başa yok eden ölçekteki yangınlara rastlanılmıyor.

Ancak bu önlemler İzmir’i 1922 Eylül’ünde yaşanan büyük yangının tahribatından korumaya yetmedi. Bilindiği üzere yaşanan savaş ve işgal günlerinin bittiği günlerde, 13 Eylül 1922 de çıkan yangın İzmir’in büyük bir bölümünü yok etmiş ve kullanılamaz hale getirmişti. Yangının nasıl başladığı üzerindeki sır perdesi aralanmış olmasa da, kontrol altına alınması 15 Eylül’ü bulmuş, tamamen söndürülmesi ise ancak 18 Eylül günü mümkün olabilmişti.(1) Yangının çıktığı dönemde İzmir Sigortaları İtfaiyesi kumandanı olan Greskoviç’in belirttiği gibi bu yangın “İtfaiyenin otuz senelik istatistik cetvelinde görülmemiş bir mahiyet arz ediyordu”(2). Gerçekten de yangının tahribatı çok büyüktü. Yapılan incelemelerde, İzmir’in 2.600.000 metrekarelik yerleşim parçasının yok olduğu belirlenecekti. Eski İzmir’den sadece şehrin kenarları kalmış ve ortada tamamı yanmış koca bir delik açılmıştı.(3)

Yangınlardan Çıkarılan Ders: İtfaiye Teşkilatı ve Binasının Yapımı

1922 yangınını geçiren İzmir’de, Belediye’nin Cumhuriyet döneminde üzerinde önemle durduğu konulardan biri itfaiye oldu. Uşaki-zade Muammer Bey döneminde gerekli donanım satın alındı (4) ve itfaiye kadrosu 40 kişiye yükseltildi(5). 20 Mart 1924 tarihinde çıkartılan bir kanunla, itfaiye hizmetlerinin belediyelerce yürütüleceği kararlaştırılınca, sigorta kumpanyaları itfaiyelerinin yönetimi de İzmir Belediyesi’ne geçti.(6) İtfaiye işlerinin belediyeye devredilmesinden sonra, dağınık olarak bulunan itfaiye şubelerinin tek merkezde toplanmasına ihtiyaç duyulunca, İzmir Belediyesi 24 Ağustos 1926 tarihinde, İtfaiye Merkez İstasyon binasının yapılması kararını aldı. İlgili karara göre İtfaiye Merkez İstasyon binası, kentin imarı da düşünülerek, yangın mahallindeki 14. adanın 19. parseli üzerinde yapılacaktı.(7)

Bu dönemde, merkezi hükümet de İzmir’in imarı meselesiyle yakından ilgileniyordu. İzmir Belediyesi, İş Bankası’ndan kentin imarı için 2.000.000 lira borç almıştı. Dahiliye Vekaleti, İzmir Belediyesi’nin almış olduğu borçla gerçekleştireceği imar faaliyetlerini biçimlendirmeye çalışıyor, acil ihtiyaçlara öncelik verilmesini istiyordu.(8) Bu öncelikli projeler arasında İtfaiye Binası’nın yapımı da vardı ve inşaat için 60.000 liralık bir pay ayrılmıştı.(9) Araya giren 1929 Dünya Ekonomik Krizi bir süreliğine çalışmaları durdursa da, en sonunda İzmir Belediyesi 21 Eylül 1930 tarihli gazetelere İtfaiye Binası için ihale ilanı verebilmişti: “(...) inşasına lüzum görülen İtfaiye Merkez İdaresiyle, Garajı kapalı zarf usulüyle münakasaya konmuştur. Taliplerin şeraiti, keşif planlarını görmek ve münakasaya iştirak etmek üzere 6/10/1930 tarihinde saat 16’ya kadar Belediye Müzayede ve Münakasa komisyonuna ehliyetname ve % 7.5 nispetinde pey akçeleriyle müracaatları ilan olunur.”(10) İhaleden sonra 13 Ekim 1930 tarihli gazete haberinden, binanın temelinin atıldığı anlaşılıyor. 1926 yılında kararı alınan bina, gecikmeli olarak başlamış; ancak inşaat büyük bir hızla ilerlemiş ve 9 aylık bir çalışma sonunda kabası tamamlanmıştır. Anadolu gazetesi, 24 Temmuz 1931 tarihli nüshasında inşaatın son halini gösterir fotoğrafla birlikte bir haber yayınlamıştır: “İtfaiye Santralı: 57 Bin Liralık Bina İki Ay Sonra İkmal Edilecektir.” Ancak bu haberde belirtildiği zamanda bina tamamlanamamış; Dr. Behçet Salih (Uz) İzmir Belediye Reisi seçildikten sonra, ek ödenekle bitirilebilmiş ve 1932 Haziran ayında hizmete alınmıştır.

1930-32 yılları arasında inşa edilen bina Erken Cumhuriyet Dönemi mimarisinin etkilerini taşımaktadır. Binanın mimarı, o yıllarda İzmir Belediyesi’nde çalışan Mesut Özok’tur.(11) Binayla ilgili olarak vurgulamadan geçemeyeceğimiz bir diğer özellik ise, İtfaiye Hizmet Merkezi olarak tasarlanmış bir yapı olmasıdır. Yapım hikayesinden anlaşılacağı üzere, neredeyse tamamen yanmış bir kentin gelecekte aynı yıkımı yaşamaması için, dönemin kıt kaynaklarından ayrılan tahsisatla inşa edilmiş ilk itfaiye binasıdır. Bu bakımdan İzmir kentinin yangınlar ve sonuçlarından etkilenen tarihini toptan hatırlatan bir sembol olarak görülebilir. Bu nedenle yapım amacı bakımından işlevini tamamlamış olsa bile, yeniden işlevlendirilerek kentle bütünleşen varlığını devam ettirmesini sağlamak önemli bir girişim olmuştur. 1932’den 2001 yılı sonuna kadar aralıksız 70 yıl itfaiye merkezi olarak hizmet veren bina, şimdi kentin hafızası anlamına gelen arşiv ve görsel tarihi demek olan müzeye ev sahipliği yapıyor.

ESKİ BİNAYA YENİ İŞLEV: KENT ARŞİVİ VE MÜZESİ

Kentlerin canlı, devingen ve sürekli değişen yerleşim birimleri olduğu, bilindiği gibi uzun zamandır üzerinde kuşkuya dayalı tartışma olmayan bir mutabakatı ifade etmektedir. Bu yaklaşım, kentlerin bir dönemdeki fiziksel görüntüleri ve sosyal yapılarının, süreç içinde başka bir zamana geçerken aynı kalamadığı olgusunu da anlatmaktadır. Üstelik bu değişim kaçınılmaz olduğu kadar doğaldır da! Çünkü fiziksel olarak kenti üretenler yani kentliler değişmektedir. Her kuşağın ihtiyaçları, iktisadi imkânları, kentten beklentileri ve kenti algılayış tarzları sürekli olarak farklılaşmaktadır. Oluşan bu farklılıkların her dönemin kendine özgü mimari akım ve modalarına yansıması sonucunda kentler, içinde yaşayan sakinleriyle birlikte dönüşmektedir. Belirlemeye çalıştığımız çerçeve, kent yerleşikleri ve yöneticilerinin kaygılarına bağlı olan değişim akışını tanımlamaktadır. Fakat bu akışın dışındaki bazı nedenler de, kentlerin değişiminde rol oynayabilmektedir. Yangınlar, depremler ve savaşlar gibi yıkıcı sebeplerin hazırladığı hızlı değişimler, bu türün örneklerindendir. Ayrıca göçlerin yarattığı nüfus baskısının da, kentlerin fiziksel yapısını değiştiren faktörlerden olduğu biliniyor. Özellikle kırsal kesimden kentlere yönelen nüfus akışının, kısa sürede her kentin kendine özgü kimlik ve yapısını köktenci bir biçimde etkilediği, ülke çapında ve yaşadığımız şehirde kolaylıkla gözlenebilmektedir. Bütün bu faktörlerin hazırladığı gelişmeler, hem ağır kentleşme sorunları yarattı, hem de buna bağlı olarak kentsel hizmet üretimindeki verim ve kaliteyi olumsuz açıdan etkiledi.

Belirtilen sorunlar bağlamını çeşitli açılardan tartışmak mümkündür. Tartışmaların öne çıkanlarının başında çarpık kentleşme, tarihsel dokunun korunamaması ve göçlerle gelen nüfusun kente entegre olmasında görülen yetersizlikler sayılabilir. Zaman zaman duyarlı çevreler ve sivil toplum örgütlerinin bu sorunlardan birisi veya acil olarak öne çıkanlar üzerine yoğunlaştığı da görülmekte. Fakat bu girişim ve çabalar istenilen sonucu elde etme bakımından her zaman verimli olamayabiliyor. Çünkü tüm bu sorunların altında yatan sebepler bağlamını ortadan kaldıracak kurumsal ve planlı bir müdahalede bulunmadan çözüm aramanın, iyi niyetli çabalar sergilemekten öteye bir anlamı olmayacağını bilmeye yetecek kadar girişim örneğine sahip bulunuyoruz.

Aslında meselenin esasını İzmir’in geçmişiyle İzmirlilerin veya başka bir deyimle kent sakinlerinin kentle ilişkisinin kopukluğu oluşturmaktadır. Bir bakıma insanların yaşadığı mekâna yabancılaşması ve kendisini içinde bulunduğu ortama ait hissetmemesi anlamına gelen bu durum, her kent için olduğu gibi İzmir açısından da talihsizliktir. Çünkü hemen hemen her kuşağın ürettiği kültürel birikimin bir sonraki kuşağa aktarılamaması önlenemez bir sonuç olarak yaşanmaktadır. Bütün bu tespitlerin ilettiği sorunlar bağlamının çözümü veya değişimin sorunlar yaratmadan kentin doğasına ve kimliğine uygun akışının sağlanabilmesi için, İzmir’de yaşayanların yaşadıkları kente aidiyet bağının güçlendirilmesi gereklidir.

İzmir’in tarihsel ve kültürel yapısıyla uyum sağlanamadığı taktirde İzmirli olabilmek de mümkün olamayacağına göre, kentli kimliği ve kentli bilinci yaratmak için kurumlar oluşturmak ivedi bir ihtiyaç haline geliyor. Kentli bilinci oluşturmayla hatırlama ve geçmiş bilgisi arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. İzmir’in yaşadığı tarihsel serüveni canlı tutacak, tarihsel yapıları ve mekânları tanıdık hale getirecek, tarih içinde İzmir’deki yaşamın değişim dinamiklerini ortaya koyacak çalışmalar, geçmişle bugünün bağdaşmasını hazırlayacaktır. Dolayısıyla, değişimin doğal ve sindirilebilir bir seyir izlemesi mümkün olacağından, İzmir’i bağlamından koparan ve geçmişine yabancılaştıran bir dönüşümün tahripkar etkisinden koruyabilmenin ön koşulu sağlanabilecektir. Tahmin edileceği üzere söz konusu ön koşul, yaşadığı kenti tanıyan, bilinçli ve aidiyet bağı güçlü İzmirliler olması anlamına gelmektedir. İşte Kent Arşivleri ve Müzeleri bu bağlamda anlam kazanmaktadır. Çünkü kentin geçmişi ve kültürüyle uyumlu değişime katkıda bulunan ve kentli bilincine sahip hemşehrileri yaratabilmek için işlevli olan kurumlardan birisi de kent müzeleri ve arşivleridir.

Kentsel Hizmet Kurumu Olarak Arşiv ve Müze

Katılımcı demokrasinin dünyada yaygınlaşması, sivil toplum kurumları ve yerel inisiyatif gruplarının siyasal temsil içinde etkili olmaya başlamasıyla birlikte, bilindiği üzere beledi hizmet anlayışında da kökten bir dönüşüm yaşandı. Bu değişim sonunda kent arşivleri ve müzeleri, kentsel hizmet kurumu olarak algılanmaya ve değer görmeye başladılar. Yani kent arşivleri ve müzeleri, yol yapım ve bakımı, temizlik hizmetleri, su-kanalizasyon işleri gibi beledi hizmet birimleriyle aynı bağlamda yer alan bir işlevi yürüten kurumlar haline geldiler. Arşiv ve müze etkileri uzun vadede gözlenebilen ama kente ilişkin toplam yatırımın isabetli, verimli ve geçmişle uyumlu değişmeyi mümkün kılan bilgi üretir ki, bu önemi tartışılmaz bir katkıdır. Bugün gelinen noktada kent arşivleri ve müzelerinin, kent için hizmet üreten bir kurum olmaları, önemleri ve işlevleri hakkında dünyada genel bir görüş birliği bulunmaktadır. Dünyadaki durum böyleyken, ne yazık ki ülkemizde hiçbir kentin arşivi ve müzesi bulunmamaktadır. Tarih öncesi dönemlerden başlayarak günümüze değin insanlık tarihinin tüm dönemlerinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış bir ülkede böyle bir durumun gözlenmesi vahim nitelemesini hak etmektedir. Bütün geçmişleri 100, 150 yılı geçmeyen kentlerin bile müze ve arşivleri varken, tarihleri binlerce yıl geriye giden kentlerimizin bu kurumlara sahip olmaması hem büyük bir eksiklik hem de düşündürücü bir durumdur. Bu açıdan bakıldığında İzmir girişiminin önemi bir kat daha artmaktadır.

Kentin Hafızası: Arşiv

Kent kimliği oluşturma ve kentli bilinci yaratabilme açısından, çevresiyle birlikte kentin hafızası demek olan arşivlerinin kurulması, son derece önemli ve işlevlidir. İzmir’de kurulan bu arşiv, kentin geçmişten getirdiği birikimi yansıtan her türlü materyali derlenmiş olarak barındırmayı amaçlamaktadır. Ancak tahmin edileceği üzere sadece bir belge deposu olmayacaktır. İzmir Kent Arşivi’nde toplanan malzeme bilimsel yöntemlere göre tasnif ediliyor ve bilgisayar teknolojisinin imkânları kullanılarak araştırmaya açık hale getiriliyor. Çünkü böyle bir anlayış sonunda, arşiv kentin yaşayan bir birimi olabilir ve sağlıklı bir araştırma ortamı sunabilir. İzmir’in yaşamış olduğu uygarlıklar silsilesi, Osmanlı Dönemi’nde ulaştığı büyük birikim düzeyi ve imparatorluğun dünya ekonomisi ile entegre olabilen bir kaç kentinden birisi oluşu, bu kenti uluslararası bir kimliğe kavuşturmuştur. Dolayısıyla kurulan arşivin tarih, sanat tarihi, mimari, etnografya, arkeoloji vb. sosyal bilimler bağlamında uluslararası entelektüel ilginin adresi olması hedeflenmektedir.

Arşivin belirttiğimiz bu özelliği sayesinde, İzmir’in tarihsel olarak ilişkide bulunduğu Venedik, Floransa, Cenova, Dubrovnik, İskenderiye, Marsilya, Londra, Amsterdam ve Rotterdam gibi pek çok kentle akademik ilişki kurma şansı olabilecektir. Belge değişimi, ortak projeler, kongre ve sempozyumlar İzmir ile söz konusu kentler arasında sürekli bir bağ oluşmasına zemin hazırlayacaktır. Akademik diye nitelenebilecek bu ilişkinin üzerine, iş adamlarının anlaşmaları ve belediyeler arasında kurulacak işbirliğinin getireceği katkıları da vurgulamak gerekmektedir. Çünkü günümüz dünyasında ticaret bile kültürel ilişki zemininde yükselmektedir.

İzmir Kent Arşivi’nde Bulunacak Malzeme

Olmayan bir arşivi kurmanın zorluklarını sayarsak, ortaya epeyce uzun bir listenin çıkacağına kuşku yoktur. Ancak bu zorlukları saymak yerine neler yapılabileceği düşünülürse, yıllardır ihmal edilmiş olan bir birikimi üretmek için ilk adım atılmış olabilir. Bu nedenle her şeyden önce var olan arşivlerde İzmir ve çevresiyle ilgili belgeleri seçerek derlemek gerektiği açıktır. Bundan dolayı İzmir ve Ege Bölgesi’nin canlı tarihi demek olan ve Osmanlı Devleti’nden intikal eden Kadı Defterleri’nin mikrofilmlerinin alınması yoluna gidilmiştir. Ankara Milli Kütüphane’de bulunan İzmir ve Ege Bölgesi’ne ait 1.834 adet Mahkeme Defteri mikrofilmler halinde alınmış, ve dijital kayıtları tamamlanmıştır. Bu, kabaca 100.000 den fazla belge demektir. İzmir Milli Kütüphane Koleksiyonu’nda bulunan gazete, el yazması ve süreli yayınların mikrofilm ve dijital ortama aktarılması devam etmektedir. Bu seride 1.440 cilt Osmanlıca ve yaklaşık 8.000 cilt Latin alfabesiyle basılmış gazete bulunmaktadır. El yazması eserlerin toplamı ise 5.000 cilde ulaşmaktadır.

Yabancı ülkelerin arşivlerinde bulunan ve gerçekten zengin olan belge birikimi takas yoluyla İzmir Kent Arşivi’ne kazandırılacaktır. Marsilya Ticaret Odası Arşivi, Venedik Devlet Arşivi, İngiltere’de bulunan (Public Record Office, Foreign Affairs) arşivler ve diğer Avrupa belgeliklerindeki, İzmir’e ilişkin belge ve kayıtların mikrofilmleri alınacak ve Kent Arşivi’nde araştırmacıların hizmetine sunulacaktır. Bunların çalışmaları da başlatılmış, Venedik Devlet Arşivi ve İskenderiye Arşiv yönetimleri ile bağlantı kurulmuştur.

Kent Arşivi’nin materyal kaynakları arasında önde gelen birisi de İzmirlilerdir. İzmirlilerin elinde bulunan belge, fotoğraf vb. malzemenin bağış yapanlardan asılları; materyalin aslını vermek istemeyenlerden ise mikrofilmleri alınmakta ve asılları sahiplerine iade edilmektedir. Böylece kaybolmaya mahkum pek çok özel arşiv kurtarılmış olacağı gibi, kentin hafızasının önemli bir bölümü de yeniden oluşturulabilme yoluna girmiştir.

Arşiv’in Mekân Organizasyonu ve Teknik Altyapısı

İzmir Kent Arşivi, İtfaiye binasının ikinci katında bulunmaktadır. Bu katta arşivin araştırma salonu ve teknik birimler ile hayata geçirilecek projelerin hazırlık çalışmalarını yürüten görevlilere ait ofisler yer almaktadır. Araştırma salonunda açık raf sistemiyle çalışan ve İzmir hakkında yazılmış eserler ile temel başvuru kitaplarını, araştırmacıların kolayca ulaşabilmesini sağlayacak bir biçimde sunan küçük bir kütüphane bulunmaktadır. Fakat salon, araştırmacı masalarının hakim olduğu bir görüntü sergileyecektir. 24 adet özel olarak tasarlanmış çalışma masası yer alan salon, aslında çok amaçlı olarak hazırlanmıştır. Salondaki araştırma masaları üzerine yerleştirilmiş bilgisayar ekranlarından, arşivlenmiş olan belgelere ulaşılabilecektir. Araştırma salonu aynı zamanda, konferans salonu olarak ta kullanılmaktadır.

Kent Arşivi’nin önemli bir özelliğini sahip olduğu teknik alt yapısı oluşturmaktadır. Çünkü derlenen malzemenin tamamı mikrofilm ve dijital kayıtlama yoluyla saklandığından, araştırmacılar malzemenin aslı üzerinde çalışmayacaklardır. Bu amaçla belgeyi aynı anda hem mikrofilme hem de dijital olarak bilgisayara kayıtlayabilen hybrid kameradan yararlanılmaktadır. Kamera soğuk ışıklı ve optik okuyucu özelliği taşıdığı için, çekim sırasında belgelere zarar vermemektedir. Bu kameraya ek olarak, çeşitli arşivlerden getirilen mikrofilmleri tarayarak bilgisayara aktaran bir konvertör cihazı da arşivin teknik donanımı arasında bulunmaktadır. Türkiye’de sadece Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan bu makinelerin ikincisi İzmir Kent Arşivi’nde bulunmaktadır. Dolayısıyla bütün malzeme, bu makineler aracılığıyla bilgisayar ortamına aktarılmaktadır. Bu nedenle arşivin ana bilgisayarının belleğine yüklenen belge görüntülerine, araştırmacı masalarındaki bilgisayarlar aracılığıyla ulaşılacaktır. Araştırmacılar anahtar sözcükler veya değişik arama yollarıyla, ana bellekte bulunan verileri konuları açısından kısa sürede tarayabilecek ve tespit edebileceklerdir. Aradıkları belgeleri ister cd ortamına kayıtlayabilecek veya isterse bilgisayar çıktısı olarak edinebileceklerdir. Tahmin olunacağı üzere araştırmayı sonuçlandırma süresi, büyük bir hız kazanacaktır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, İzmir Kent Arşivi’nde çalışmak için mutlaka arşive gelmek gerekmemektedir. İsteyen herkes dünyanın her yerinden, evinden veya ofisinden bilgisayar aracılığı ile arşivi ziyaret ederek istediği belgeleri alma imkânına sahiptir.

Kentin Görsel Tarihi: Müze

Kent müzeleri kentin tarihini görsel olarak sunan birimlerdir. Tahmin olunacağı üzere yukarıda ana hatlarıyla aktarmaya çalıştığımız Kent Arşivi’nde üretilecek olan bilginin kullanıldığı sergilerle, İzmir halkının kent bilincine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bundan da anlaşılacağı gibi arşiv ve müze birbirini tamamlayan birimler olarak düşünülmelidir. Kent tarihi ve kültürünün en geniş ve en parlak paylaşıma sahip vitrininin kent müzesi olduğu, son yıllarda dünya genelinde kabul edilen bir çıkarım olarak dikkat çekiyor. Bu müzeler kentsel belleğin gösteri sahnesidir. Dolayısıyla sadece teşhir mekânı değil; aynı zamanda kültürel etkileşim ve yönelimin hakim olduğu bir kamusal alandır. Üstelik bu kamusal alanın nasıl düzenleneceğine karar vermek ve onu değiştirmek isteğe bağlıdır. İstenildiğinde yeniden tanzim edilebilir; sergilerin amaç ve hedef kitlesine göre tekrar tekrar değiştirilebilir. “Okunur müze” adıyla tanımlanan türün benimsenmesi sonucu, müzeyi sürekli değiştirme imkânı, hayallerimiz kadar genişleyebilmektedir. Üstelik “okunur müze”, bir kitabın okunmasına göre ziyaretçisini daha çok etkileyen, üstelik anlatılanı çok daha fazla hissedebilme fırsatı ve yorum hakkı tanıyan bir iletişim imkânı sunmaktadır. Bu ve benzeri nedenlerle İzmir Kent Müzesi, durağan bir obje müzesi olarak değil, sınırsız sayıda ve formda sergi yapabilme olanağına sahip bir okunur müze olarak tasarlanmıştır.

AÇILIŞ SERGİSİ

İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Müzesi açılış sergisi 3 ana bölümden oluşuyor. Bu bölümler: 1. İzmir Tarihi, MÖ 3000-MS 1933; 2. Kent ve Ticaret, 1838-1933; 3. Yangınlar ve Kent. 1. ve 3. bölümlerin gelecek zaman içinde malzeme ve görsel açıdan zenginleştirilmesi düşünülse de, sabit sergi alanı olarak işlevlendirilmişlerdir. Bunun gerekçesi açıklanırsa, belirtildiği şekilde kurgulanması anlaşılabilir. Her şeyden önce 1. bölümün sabit İzmir tarihi olmasını belirleyen, 2. bölümün tematik sergi alanı olmasıdır. Değişik konularda geçici sergiler yapmaya ayrılmış olan bu alana geçilmeden önce, kalıcı bir İzmir tarihi sergisi bulunması, hem tematik sergi konularını anlama hem de ziyaretçilerin İzmir hakkında genel bilgi edinmesini sağlayacaktır.

İzmir tarihine ayrılmış olan bu alandaki sergi, İzmir’in mitolojik döneminden başlayarak kentin serüvenini; yeniden kuruluşunu, Roma ve Bizans İmparatorluğu çağlarını, Türklerin eline geçmesini işlemektedir. Bu süreçte kentin tarihindeki kırılmalara, kültürel dönüşümlere ve kentin kimliğini oluşturan başat öğelere vurgu yapılmaktadır. 2. bölümdeki geçici sergi alanının konusu ise, İzmir’in en temel özelliklerinden olan ticaret ve liman kent özelliklerini kavrayan “Kent ve Ticaret 1838-1933” temasına ayrılmıştır. İzmir’in XIX. yüzyıla girerken ticaret dengeleri içindeki yeri, 1838 Serbest Ticaret Antlaşması’nın kente etkisi, yabancı sermaye yatırımları, kentteki çok kültürlülüğün simgesi mabetler ile sosyal ve kültürel yaşam başlıklarında anlatılmaya çalışılmıştır. Bu başlıklar altında toparlanan tema, ilgili olduğu alt başlıklarla da desteklenmiştir. XX. yüzyıla girerken Osmanlı Devleti’nin karşılaştığı sorunların kente yansıması sürecinde yaşananlardan sonra ilan edilen Cumhuriyet kutlamaları ile yine kentin ticari birikimine gönderme yapan 1. İktisat Kongresi’ne ait vurgulamalar tematik alanın sonuna işaret etmektedir. 3. bölüm ise, kentin yangınlar bağlamında yaşadığı geçmişe ayrılmıştır. Bu alanın da, sabit sergi olarak düzenlenmesinin sebebi İzmir Kent Arşivi ve Müzesi’nin eski İtfaiye binasında hayata geçiyor olmasıdır. Kendisi de kentsel bir belge olan binanın yeni işleviyle donatıldığı zamana kadar geçirdiği süreç bu bölümde aktarılmaktadır.

Bütün bunlar dışında Kent Arşivi ve Müzesi’nin yer aldığı binada 70 kişilik bir drama-toplantı salonu bulunmaktadır. Bu salon giriş katında bulunduğu için müze ziyaretçileri önce buraya uğrayabilecek ve sergiyi görüntülü olarak izleyebileceklerdir. Anlaşılacağı üzere bu salon hem drama, hem konferans, hem de video salonu olarak işlevlendirilmiştir. Aynı katta vestiyer ve kitap-hediyelik eşya bölümlerinden başka, arşive kazandırılan malzemenin ilk ayrımının yapıldığı ön tasnif odası da yer almaktadır.

NOTLAR

* İzmir Kent Arşivi ve Müzesi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ahmet Piriştina’nın 1999 yılındaki seçimlere girerken hazırladığı bildirgede, yapmayı taahhüt ettiği projeler arasında bulunuyordu. Bildirgenin sunuş bölümünde bu konuyu, “Tarihsel ve geleneksel değerleri titizlikle korumak ve değerlendirmek; şehir arşivini bir belgelikte çağdaş yöntemlerle derlemek” sözleriyle dile getirmişti. Bu vaadin gereği olarak arşiv ve müzenin bilimsel kriterlere göre yapılandırma projesi 2000 yılında başlatıldı. Mekân olarak 1932 yılında inşa edilen İzmir İtfaiyesi Merkez Binası seçildi. Binanın restorasyon çalışmaları 8 Şubat 2002 tarihinde yapılan bir törenle başlatıldı ve 2004 yılı Nisan ayı başına kadar sürdü. Tefriş, donanım ve sergi çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte 10 Ocak 2004 tarihinde yapılan törenle açıldı. Türkiye’de bir ilk olan ve açıldığı günden beri büyük ilgi gören kurum aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de arşivi. Bir anlamda, hem resmi bir kurum hem de kamusal hizmet veren dışa dönük bir kentsel kültür birimi olma özelliklerini taşıyor. Kentsel hizmet üretme bakımından yeni bir anlayışı da temsil eden Kent Arşivi ve Müzesi’nin ortaya çıkması için büyük emek ve destek veren merhum belediye başkanının, özel ilgi ve katkısı düşünülerek kurumun adı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 06.07.2004 tarih ve 05.59 kararı ile Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi olarak değiştirilmiştir.

1.Yangının çıkış nedeni tartışmalıdır. Bu konuda bir kaynak eleştirisi ve değerlendirme için bkz: Lowry, Heath W., 1989, “Turkish History: On whose sources will it be based? A case study on the burning of İzmir”, Osmanlı Araştırmaları / Journal of Ottoman Studies, IX, İstanbul, ss.1-29.

2. Serçe, Erkan, 1998, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e İzmir’de Belediye (1868-1945), İzmir, s.173 ve 1339, İzmir Sigortaları İtfaiye Kumandanı Mösyö Greskoviç’in İzmir Büyük Yangını Hakkındaki Raporu, İstanbul.

3. Çapan, Cevat, haz., 1995, Profil: Yorgo Seferis, İstanbul, s.219.

4. 1924, “Belediye İşleri, Tenvirat, Ekmek, İtfaiye”, Anadolu, 17 Eylül 1924.

5. 1924, Anadolu, 29 Eylül 1924.

6. Baskın, Fazıl, 1941, Eski ve Yeni Devirlerde İzmir Belediyesi, İzmir, s.35. Bu süreçteki gelişmeler için bak; Serçe, Erkan, 1998, ss.225-227.

7. 1940, İzmir Büyükşehir Belediyesi Arşivi, Belediye Umumi Meclisi Zabıtname Defteri, 4 Nisan 1940.

8. 1929, Hizmet, 4 Teşrinisani 1929.

9. 1929, Anadolu, 12 Teşrinisani 1929.

10. 1930, Anadolu, 21 Eylül 1930.

11. İzmir’de bulunduğu yıllarda başta Kültürpark’taki çalışmaları olmak üzere, kentin imarı açısından önemli bir dizi binanın da mimarı olan Mesut Özok hakkında geniş bilgi için bak: Çeçener, Besim, 1984, “70 Yıldır Durmayan Bir Maratoncu: Mimar Mesut Özok”, Mimarlık, 84/6, ss.10-14. ve Kıvılcım, Serda, 1987, ”Mesut Özok”, Ev-Ofis, Mart 1987, ss.54-59.

Bu icerik 3289 defa görüntülenmiştir.