348
TEMMUZ-AĞUSTOS 2009
 
MİMARLIK'TAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

MİMARLIK MÜZESİNE DOĞRU ADIM ADIM


İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY


TÜRKÇE ÖZET



KÜNYE
ÖDÜL

Güçlü ve Zamanın Ötesinde Bir Mimarlık: 2009 Pritzker Mimarlık Ödülü Peter Zumthor’a Verildi

Derleyen: Yasemin Gültekin

Mimarlığın bugün, kendi doğasında varolan görevleri ve olanakları yansıtmaya ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Mimarlık, özüne ait olmayan şeyler için bir araç ya da simge değildir. Gereksizliği benimseyen bir toplumda, mimarlık kendi dilini konuşarak, formların ve anlamların boşa harcanmasına karşı koyabilir. Mimarlığın dilinin belli bir tarza ait bir soru olduğuna inanmıyorum. Her yapı belli bir kullanım, belli bir mekân ve belli bir toplum için inşa edilir. Benim yapılarım, bu basit gerçeklerden ortaya çıkan soruları olabildiği kadar kusursuz ve eleştirel biçimde yanıtlamaya çalışıyor. Peter Zumthor 1998, Mimarlığı Düşünmek, Lars Müller Yayıncılık

1979 yılından beri her yıl verilen ve mimarlık dünyasının Nobeli olarak anılan Pritzker Ödülleri, yaptığı işlerde kendi yeteneğini, geniş vizyonunu ve mesleğe bağlılığını açıkça ortaya koymayı başaran, insanlığa ve yapılı çevreye mimarlık sanatı yoluyla tutarlı ve anlamlı katkılar sağlayan ve hayatta olan bir mimarı onurlandırmayı amaçlıyor. 2009 yılında bu ödülün sahibi, 65 yaşındaki İsviçreli mimar Peter Zumthor oldu. Dünyanın en önemli mimarlık ödülü için bu yıl tören, 29 Mayıs 2009’da Buenos Aires’te kentin en önemli tarihî saraylarından Palacio San Martin’de düzenlendi.

1943 yılında İsviçre’de dünyaya gelen Zumthor, 1963-67 yılları arasında New York Pratt Institute’de öğrenim gördü. 1979 yılında kendi mimarlık ofisini açan Zumthor, 1996’dan bu yana da Universitá della Svizzera Italiana, Mimarlık Akademisi’nde profesörlük yapıyor. 1999 yılında Avusturya’daki Kunsthaus Bregenz (Sanat Müzesi) ile Mies van der Rohe Ödülü’nü alan mimar, 2001 yılında Herzog & de Meuron’dan sonra İsviçre’ye Pritzker Ödülü’nü getirdi.

İsviçre’nin gözlerden uzak Haldenstein kasabasındaki mimarlık ofisinde çalışmalarını sürdüren Zumthor, uluslararası mimarlık arenasının telaşlı hayatından otuz yıl boyunca uzak kaldı. Küçük bir grupla birlikte, büyük bir tutarlılık içinde, gelip geçici heveslerden ve modadan uzak biçimde yapılarını geliştirdi. Kendisine gelen işlerden büyük çoğunluğunu reddeden mimar, özellikle yapının programı ile güçlü bir bağ kurabildiği takdirde proje üzerinde çalışmaya başlıyor. Proje teslim alındığı andan itibaren kendini yapısına adayarak en son ve ince detayına kadar bizzat gerçekleştiriyor.


Jüri, Zumthor ve işlerini şöyle değerlendiriyor: “Peter Zumthor, işine odaklı, ödünsüz ve olağanüstü bir kararlılık sergileyen işleriyle dünyanın dört bir yanından meslektaşlarının takdirini kazanmış usta bir mimar. Zumthor’un tüm yapıları güçlü ve zamanın ötesinde bir varlık sergiliyor. Net ve kesin düşüncelerini şairene ölçülerle birleştirme gibi ender görülen bir yeteneğe sahip olması, yapılarının durmaksızın ilham vermesini sağlıyor.” Pritzker Ödülü Jürisi Başkanı Lord Palumbo şunları vurguluyor: “Zumthor’un sadece bir yapı olmaktan öte mekânlar yaratma konusunda güçlü bir yeteneği var. Onun mimarlığı arazinin önceliğine, yerel kültürün mirasına ve mimarlık tarihinin paha biçilmez derslerine olan saygısını ifade ediyor. Mükemmel zanaatkârların olduğu gibi, Zumthor’un yetenekli ellerinde, sedir çatı kaplamasından kumlanmış cama kadar bütün malzemeler, mimarlığın kalıcılığına hizmet etmek üzere, kendi benzersiz özelliklerini gösterecek biçimde kullanılıyor. Aynı etkileyici vizyon ve zarif şiirsellik, yazılarında ve birkaç nesil boyunca öğrencilere ilham veren portfolyosunda da belirgin biçimde görülüyor. Mimarlığı sade fakat en görkemli esaslarına indirgerken, mimarlığın kırılgan bir dünyadaki vazgeçilmez yerini yeniden doğruluyor.”

Zumthor, 2009 yılı ödülünü kazandığını öğrendiğinde şunları söyledi: “Pritzker Ödülü’nü almak son yirmi yılda yaptığımız işlerin mükemmel bir takdiri. Bizimki kadar küçük bir işin profesyonel dünya tarafından farkedilmesi bizi gururlandırdı ve bu durum, işlerinde kaliteyi yakalamak için çabalayan genç profesyonellere, reklam yapmadan da farkedilebilecekleri konusunda daha fazla umut vermeli.”

İsviçre’de Termal Kaplıcalar, Saint Benedict Şapeli, Almanya’da Saint Nikolaus von der Flüe Şapeli, İsviçre Pavyonu, Kolumba Müzesi, Avusturya’daki Kunsthaus Bregenz Sanat Müzesi, Zumthor’un dünya mimarlık literatüründe bilinen yapıları arasında yer alıyor.

Termal Kaplıcalar, Vals

Yapıları çoğunlukla İsviçre’de bulunan mimar, aynı zamanda Almanya, Avusturya, Hollanda, İngiltere, İspanya, Norveç, Finlandiya ve ABD’de projeler tasarladı. Zumthor’un başyapıtı olarak değerlendirilen en ünlü yapısı Termal Kaplıcalar İsviçre’nin Vals kentinde bulunuyor. Zumthor yapısını şöyle anlatıyor: “Bizden yapının özel ve benzersiz olmasını, Vals’e uyum sağlamasını ve daha fazla insanın ilgisini çekmesi gerektiğini söylediler. 1996 yılında kapılarını açan kaplıcaların inşaatına 1994 yılında başlandı. Her yıl 40 binin üzerinde insan tarafından ziyaret ediliyor. 1996’dan bu yana köyde ve Therme Oteli’nde yatılı olarak kalanların sayısı % 45 oranında arttı.”

Saint Nikolaus von der Flüe Şapeli, Köln

Son zamanlarda eleştirmenlerin beğenisini kazanan bir yapısı da Almanya’nın Köln kenti yakınlarındaki Saint Nikolaus von der Flüe Şapeli. 112 ağaç gövdesinden oluşturulan şapelin iç kısmı bir çadır gibi yapılandırıldı. 24 işgünü süresince, her biri 50 cm. kalınlığındaki beton katmanları üstüste döküldü ve çadır benzeri strüktürün etrafında sertleştirildi. 2006 sonbaharında bu “ağaç çadır”ın içinde 3 hafta boyunca yanmaya devam edecek özel bir ateş yakıldı, böylece ağaç gövdeleri kısa sürede kurudu, beton kabuktan çıkarıldı ve şapelin strüktürü oluşturulmuş oldu.

Kolumba Müzesi, Köln

Zumthor’un tasarladığı bu müze yapısı, inşa edildiği bölgede varolan tarihî parçaların tümünü tam ve bütün bir yapıya aktardı. Özgün planı ve harabelerin olduğu yapıyı günümüze uyarlarken, yeni yapının, mimarlığın sürekliliğinin bir parçası haline geldiğini görmek mümkün. Yeni yapı eski kalıntılardan sorunsuz biçimde yükselirken her ayrıntıda ona duyduğu saygıyı ifade ediyor. Köln kent merkezinin bir zamanlar en güzel yerlerinden birinin kaybolmuş merkezini geri kazandırması, kentsel planlama açısından da önemli bir nokta. Jüri, Kolumba Müzesi’ni “gözkamaştırıcı çağdaş bir yapı olmasının yanısıra değişik katmanlardaki tarihiyle de uyum içinde olması” nedeniyle mimarın öne çıkan yapıları arasında değerlendirdi.

Bu icerik 7088 defa görüntülenmiştir.