348
TEMMUZ-AĞUSTOS 2009
 
MİMARLIK'TAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

MİMARLIK MÜZESİNE DOĞRU ADIM ADIM


İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY


TÜRKÇE ÖZET



KÜNYE
DOSYA
MİMARLIKTA ELEŞTİRİ

Mimarlıkta Eleştirinin Eleştirisi

Şengül Öymen Gür

Prof. Dr., KTÜ Mimarlık Bölümü

Daha önceleri Yapı dergisinde mimarlıkta eleştirinin zorunluluğu üzerine yazdım, felsefe ile analoji kurarak hazırladığım bir başka yazıda eleştiri metninin özü ile ilgili temel paradigmaları açıkladım. (1) Bu makalede, mimarlık eleştirisini tarihte aldığı önemli pozisyonlar açısından toplumbilim, dilbilim ve yorumbilime referansla inceleyeceğim. Böylece yakın dönemli toplumsal, siyasal ve disipliner söylemlerin mimarlıkta eleştirinin duruşuna ve gücüne bir katkı yapıp yapamayacağını da bir anlamda sorgulamış olacağım.

Eleştiri ve Erk Dönemi

Aydınlanmanın önemli bir parçası olan eleştiriyi önceleyen dönemlerden “erk dönemi” diye sözedilebilir. Eleştiri öncesi dönemlerde 17. yüzyıl İngiliz siyaset bilimcisi Hobbes’un erkin karşısına ilk kez bilgiyi koyarken kullandığı, “Artık çifte göreceksiniz!” (2) tümcesi erkin sorgulanmaya açılmasında belki de ilk adımdır. (3) Modern öncesi toplumlarda konvansiyonlar yaşamın her alanında etkili olur, bu dönemlerde gücün kararı tartışılamazdı. Mutlak olanın yeryüzündeki temsilcileri sayılan siyasi güçler, donatıldıkları kozmik güçleri de arkalarına alarak imar faaliyetine de şekil verirlerdi. Onların etki alanları dışında kalan tabakaların sivil yapıları ise zaten esaslı gelenek ve alışkanlıklarla ortaya konurdu. Eleştiriyi yasaklamanın bile gereği yoktu, çünkü dinler tarihine geçmiş bazı mitsel olaylar dışında eleştiri henüz akıl bile edilmemişti!

Eleştirinin Evrimi ve Tarzları

Grekçe “krinein” sözcüğünden gelen eleştiri, bir söz üzerine söylenen bir söz anlamına gelir. Ne kadar iyimser biçimlerde tanımlanabiliyor olsa da sonuçta eleştiri, eleştiri nesnesinin varsayılan “ideal” bir pozisyondan saptığını ima eden “bir hata bulma” edimidir. Gerçekte kendisi de bir yorum olan eleştiri Gallagher’e (1991) göre dört hermenötik tarzda, bana göre ise altı tarzda olabilir: (4)

  • Statükocu

  • Marksist

  • Liberal

  • Radikal

  • Pragmatik

  • İçkin

Statükocu Eleştiri

Statükocu (tutucu) eleştirinin “idealist=platonik” veya “nesnel=objektif” varyasyonlarından sözedilebilir. Nesnel olduğunu varsayan eleştiri objektif ölçütler, formüller ve ölçüler belirleyerek onlara dayalı bir metin ortaya koyar. İdealist eleştiri ise, eleştiri nesnesini kabul ettiği bir ideal değere göre bir değerler sisteminin açılımları olarak varsaydığı “yetkinlik, ekonomi, amaca uygunluk, sürdürülebilirlik” gibi kavramlar cinsinden tartar.

Statükoya karşı ilk direniş, tarzlar tartışması şeklinde başlar: Alman Hübsch “Hangi tarzda tasarlamalıyız?” sorusunu belki de mimarlık tarihinde ilk kez soran kişidir. (5) Ama kurumsallaşmış yapıları sorgulamak zordur. Violette-Le-Duc 1863 yılında Ecole des Beaux Arts’a (Paris) estetik profesörü olarak atanıp kendi “gotik rasyonalist” değer sistemi doğrultusunda derslerini vermeye başlayınca, öğrencilerin alkışlı protestoları ile karşılaşmış, görevini bir yıl dahi sürdürememiştir. Ecole des Beaux Arts hoca ve öğrencilerinin klasik Yunan, Roma ve Rönesans mimarlığına dayalı “klasikçilik” dışında hiçbir bilgiye rağbet etmedikleri açıktır.

İngiltere’de Pugin-Ruskin ve Fransa’da Viollette-le-Duc ile başlayan tarzlar tartışmasında John Ruskin Romantik duruşuyla mimarlık eleştirisinin liberalleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Romantik eleştirinin sonraları “ilerleme”, “aydınlanma coşkusu”, “örtünün aralanması” “malum olma” gibi neo-platonik kavramlara sık başvurduğu düşünülürse, Ruskin’in eleştiriye ciddi bir katkı sağladığı kabul edilmelidir. Mimarın, Venedik’in Taşları’nda St. Mark’ın cephelerini açıkladığı bölüm dikkat çekicidir:

“Bir sürü sütun ve bembeyaz kubbeler uzun, alçak bir ışık piramidi şeklinde öbeklenmiş… Ve avluların duvarları önünde rengârenk taşlarla örülmüş sütunlar… Ve bunların üstünde tepeleri kızıl çiçeklerle taçlanmış bembeyaz kemerleri taşıyan bir dizi göz kamaştıran taç sütun… Sanki kemerlerin uçları mermer köpüklerden dalgalarla masmavi gökyüzüne inanılmaz bir heyecanla heykel gibi fışkırıyor”. (6)

19. yüzyılın statükoya direnme biçimleri modern dönemde yerini pozitivizmin etkisiyle objektivizme (nesnelliğe) bırakır. Modern mimarlık öncelikle aristokratik biçimleri çeşitli kanonlarla reddeder; bilime dayalı üretim biçimlerinin ortaya çıkardığı formları fonksiyonellik adına savunur ve nihayet 1960’ların “saydam tasarım yöntemleri” ve “değerlendirme yöntemleri” ile zirveye ulaşır. (7)

20. yüzyılın ikinci yarısında objektivizme ciddi bir karşı duruşu yine kökleri 19. yüzyıla dayanan bu romantik=sübjektif eleştiri sergiler. “Yaratıcı deha”, “hayal gücü”, “birliğin tesisi” amacı taşıyan bir “estetik arayış” gibi kavramlara bürünür ve temelinde konösörün yetkesine dayanır: “Güzellik bakanın gözündedir.” ya da en azından “Eğitilmiş göz güzeli seçmeyi bilir.” der.

Bu gün sübjektivizmi (görecelik) ısrarla kullanan dünyaca tanınmış mimarlık eleştirmenlerinden bir tanesi Ada Louise Huxtable’dır. “The Unreal America: Architecture and Illusion, 1997” başlıklı kitabının “The New Architecture” bölümünde James Stirling, Frank Gehry, Tadao Ando, Alvaro Siza ve Christian de Portzamparc’ı incelerken mimarlığın yoğun duygusal deneyim olması gerektiğini beyan etmektedir. Onun mimarlığa yaklaşımı açıkça kişisel bir perspektiften bakıştır. Kullandığı terminoloji içinde “sınırsız yaratıcı çeşitlilik”, “pek o kadar nazik olmayan bir devrim”, “şiirsel özgünlük”, “dinamik entrika”, “salt büyü”, “drama ve gizem”, “nefes kesici”, “dramatik” gibi tanımlayıcılara sıkça rastlanmaktadır. Huxtable tartışmasız bir tanrısallıkla Stirling’i “muhteşem güçleri olan mimar” seviyesine yükseltmekte; mimari gerçekliği “insanın iç uzuvlarını yerinden oynatan, heyecandan kasıp kavuran bir olay” olarak betimlemektedir.

Diğer yandan, objektif dediğimiz disipliner bakış açısı da belli ölçüde “bilginin” nesnelliğine dayanma yoluyla, mimarlığın kuramsal ve uygulamalı bilgi birikiminin, tarihinin, diğer disiplinlerle kurulan ilişkisinden ortaya çıkan kaygılarının, araştırmalarda, tasarım sürecinde ve ürün düzeyinde tartışılmasını gündeme getirmiştir. (8) Objektif-akademik eleştiriye iyi bir örnek olarak Alan Colquhoun’un (Eleştiri Yazıları, 1990) eleştirilerinde mimarlık ürünlerine çeşitli tasarım kavramları (işlev, esneklik, saydamlık, vb) aracılığıyla ve görsel araçlarla bakılır. Disipliner perspektiften bakarak, en kapsamlı tasarım kavramlarını (bütünlük, birlik, düzen, süreklilik, doğa, kültür, yalınlık/basitlik) tek bir binaya bağlı kalmadan, modern ve modern sonrası dönemler arasındaki farkları belirtmek üzere yeniden tanımladım. (9)

Akademik eleştirilerin de statükocu olduğunu savunanlar çıkabilir ama mimarlıkta en önemli yenilikler, ironiktir, hep akademilerin içinden gelmiştir. Doğrular, iyiler ve güzeller korunması gereken değil ama ulaşılması gereken hedeflerdir.

Liberal Eleştiri

Peygamberler yaratan modern statükoculuk ironik biçimde mimarlıkta katı kuralcılığın, geleneğin ve konvansiyonların altını oydu. Diğer yandan sübjektivizm de aynı kuralları bireycilik adına esnek ve tartışılabilir hale getirmekte önemli bir rol oynadı. Dolayısıyla sonuç olarak her iki tavır da liberal bir aydınlanma retoriği yaratmada etkili oldu. Aydınlanma tartışmalarında liberalizmin en çok Rousseau ve romantik ekolün diğer üyeleriyle bağı kurulur. (10) “Doğa ruhu” gerek romantik ve gerekse özgürleşimci yan anlamlar taşır.

Säynatsälo Belediyesi ile ilgili konuşma metinlerinde Aalto’nun muhasebesi mimarlık eleştirisinde romantizmin açık belirtileriyle doludur: (11)

“Binanın çeşitli kısımlarının herbiri kendilerine özgü bir karakter taşıyordu ama ben onları uyumlu bir bütün içinde topladım… Gündelik ve basit materyalleri kullanarak rafine ve ender güzellikte bir şeye ulaşma amacı, basitliğin uzmanı olmayı gerektirir.” (12)

Aldo Van Eyck’in Arnheim’daki kendi Heykel Pavyonu’nu tanımlaması bir “evrim ve gelişme” metaforu barındırır:

“Kafamdaki fikir, yeterince yaklaşmadan heykelin görünmemesiydi. Yanlardan bakılınca kapalı ve masif duruyor ve kendisiye ilgili sırları açık etmiyor… Aşama aşama yaklaşma ve aniden fark ediş. Pat! Bu da ne ?! Ooo merhaba!” (13)

Romantik eleştirinin en önemli vurgu noktalarından bir tanesi sanat veya mimarlık yapıtının izleyiciyi kendine katması, birlikte düşünme ve hissetmeyi sağlamasıdır. Gaudi’nin Casa Milà’sını betimlerken Scully şöyle yazmıştır:

“Doğanın ritmini taklit ederken tamamen insan katılımını davet ediyor. Deniz biçimindeki çatı terasında ürkütücü bir yaşamı tasvir eden akropolü çok çeşitli ve garip tanrıların doldurmasının amacı bu; bir boşluktan kılıç-kalkanlarıyla gelip kırık, çarpık merdivenlere tünüyorlar, ikonlar gibi gelip orada oturuyor ve insanı koruyorlar.” (14)

Romantik eleştiri “zevk”, “iyi zevk”, “takdir”, “ayırdına varabilme”, “farkedebilme” gibi kavramlarla konuşmayı sever. (15) Zaman zaman zevkin etik ve ahlakla da ilişkisi kurulmaktadır. (16)

Romantik eleştirinin “ilerleme, geleceğin yeniden inşası ve zevk” üzerine kanonik ve gelecekçi açıklamaları, ütopyaya kaçan romantizmleri mimarların disipliner idealleriyle ilgilidir. Le Corbusier, örneğin, kendinden önce gelen dönemin abartılarına karşı “makine çağı estetiğini” savunur; Venturi, estetiği basite indirgediği için modern mimariyi kınar ve yapılarda “karmaşa” ister; Rossi modern hareketin kenti görmezden geldiğini iddia ederek kentin tarihî formunun bağlayıcı bir unsur olduğunu savunur; Tschumi gelenekle korunmuş hiyerarşiyi yıkmaktan sözeder; Woods bunun yerine “heterarşi” önerir.

 

Eleştirel Kuram (Marksist Eleştiri)

Eleştirel kuramın temelinde şüphe vardır. Marx kadar Freud ve Nietzsche gibi isimler de erkin baskıcı ve dayatmacı karakterinden, bir toplumsal grubun diğerini istismar etmesinin örtük kalmasından rahatsız olmuşlardır. Barthes’ın da dediği gibi “sabun tozunun pazarlanmasından mimari biçimlenişe” kadar her alanda gücün baskısı apaçıktır. (17) Bölünmezlik, yansızlık gibi kavramların, hatta belki bilimin bile altında hegemonik bir yapılanma sözkonusudur. Ricoeur, Oedipus kompleksinin altında hegemonik sosyal baskılar yattığını bile söylemiştir. (18)

Eleştirel kuramın “tutucu” olduğuna dair söylemler Frankfurt Okulu’nun önde gelenleri ve takipçileri tarafından rehabilite edilmek istenmiştir. Eleştirel kurama sahip çıkanlar Marx’ın düşüncelerinin nasıl açık uçlu bir eleştiriye dönüşebileceğini tartışmışlar ve felç olmuş kuramın Hegel’deki köklerine inilmesiyle sağlıklı hale getirilebileceğini savunmuşlardır.

Temel eleştiri ölçütleri “Dezavantajlı, dışlanmış, baskı altında veya kurban haline gelmiş nüfuslar lehine bir tavır alma yoluyla mimarlığın toplumsal bir sorumluluk üstlenmesi ve bunu destekleyici önlemleri almasıdır.” (19) Özellikle 1980’ler ruhunun mimari çevrede yansımaya başlaması, sözde sanatsal tavırların artması, akademizm, estetikçilik, biçimcilik gibi tavırların yükselen değerler olması, eleştirmenleri yeniden bu noktaya getirmiştir. 1990’larda Mike Davies, Diane Ghirardo, Mary Mcleod, Margaret Crawford ve Neil Smith gibi eleştirmenler mimarlık eleştirisine bu perspektiften yaklaşmışlardır. (20)

Mike Davies gücünü kızgınlığının haklılığından alır. “City of Quartz: Excavating the Future in Los Angeles, 1992” başlıklı yazısı, güç istismarı ve ayrımcılıklara karşı bir öfke resmî geçididir. Azınlıkların ve yoksulların ezilmesine lanet eder. Davies ne söylese haklıdır, “Mimarlık siyasetin aynasıdır”; ama tek başına bu ölçütle dünyaya baktığımızda, göreceli olarak incelikli bazı mimarlık örneklerini de kaçırmış olmaz mıyız? “Bu tip eleştiriler çevrede eğlenceli, sadece estetik, kendini ifade etmeye çalışan, yenilikçi yapıların yapılmasına da geçit vermiyor gibi görünmekteler. Oysa mimarlık politikayla iç içe olmasına karşın politikadan tamamen farklı roller de üstlenen bir etkinliktir” der Saunders. (21)

Diğer yandan, Diane Ghirardo eleştiri yazılarında (örneğin, “Two Institutions for the Art”, 1991) klasikçilik, ırkçılık, cinsiyetçilik, seçkincilik gibi tutumlara apaçık düşmanlık sergilemektedir. Mimarlığın birlikte hareket ettiği sosyal süreçleri görmezden gelen gerçeklik tanımlarına çok fazla tepkili olmasına karşın, estetik konusunu romantik biçimde algılaması ilginçtir: “Duyarlı bir biçimde ele alınmış olmak... birbiriyle oynaşan yüzeyler (Giuseppe Terragni’nin Casa del Fascio’sundan sözederken)...zamana direnen bir zerafetle boyutlandırılmış arkatlar (Aldo Rossi’den sözederken).” Ghirardo’nun karşılaştırmalarındaki yöntem bitmemiş bir agonizmadır ve bence hoştur. (22)

Yapısalcılık, eleştiri kuramı üzerinde çok etkili olmuştur. (23) Saussure dil sistemini bir farklar sistemi olarak ortaya koymuş, (24) Lévi-Strauss için bu, kültürel analizin temelini teşkil etmiştir. Lévi-Strauss bir dil olarak kültürün kadın / erkek, çiğ / pişmiş, tek babadan olma / çok babadan olma, iç / dış gibi irdelenebileceğini göstermiştir. (25) Eleştirel kuram da Adorno ve Horkheimer’da işaret edildiği gibi karşıt pozisyonlar alarak, erkek / kadın, beyaz / zenci, akıl / akıldışı, kamusal / özel gibi, karşıtlıklar arasında öncelikli birinin olduğunu gösterir. Büyük / küçük, iç / dış, açık / kapalı, çok / az gibi kavramların yapısal kavramlar olduğu düşünüldüğünde Aldo Van Eyck’in de analizlerinde bir yapısalcı gibi davrandığı söylenebilir. (26)


Çağdaş konut da bunun gibi, ön / arka, özel / kamusal, gürültülü / sakin, erkek / dişi gibi ayrımlara dayanan istem fikriyle yapısalcı eleştiriye tabi tutulabilir. (27) Hatta bunlar megaform / yaygın form, katı hiyerarşi / gevşek hiyerarşi, merkez (evin kalbi) / çeper, doğaya yakın / doğadan ırak, tek erişim / çok erişim, kapı önü bilincinde / kapı önü bilincinde olmayan, tek kapılı odalar / çok kapılı odalar, tek-kodlu referanslar / çok-kodlu referanslar, rahatlık / keyiflilik, özgünlük / sıradanlık gibi çok daha da arttırılabilir. (28) Bu irdelemeler bina türleri, tipleri ve bölgeleri dönemlere ayrılarak da yapılabilir.

Radikal Eleştiri

Liberalizmden filizlenen diğer bir eleştiri modeli “radikal” eleştiridir. (29) Eleştirel kuramcıların kurtarmaya çalıştığı diyalektik ve ilerici Hegel-Marx yöntemine karşı radikal eleştiri zamanın sonsuz değişimine ağırlık verir ve tüm kuvvetlerin birbiri arasındaki akışı içinde tarihin önemini yitirdiği bir enerji alanı belirlemek üzere uğraşır. Onlara göre çelişkiler olumludur, belirsizce değişen, hiçbir zaman kusursuz bir durgunluğa ulaşamayan dünyada denge dinamik bir durumdur.

Radikal düşünce okulunun öncüleri arasında mimarlık eleştirisinde çok etkili olan Lacan (30) ve Derrida (31) gibiler sayılabilir. Bu düşünürler eleştirel kuramın içinden bazı fikirlerden hareketle en çok “otorite” kavramını sorgularlar.

Radikal eleştirinin amacı, değerli bulunan bir özü ortaya koymak değil, eleştirinin tutucu kanonlarını alaşağı etmek, otoritesini sarsmaktır ya da bugüne kadar eleştirinin merkezinde hiç olamamış ikincil kanonları gündeme taşımaktır. (32) Örneklersek, Derrida’nın Heidegger’in bir dipnotu üzerinde düşünceleri, Nietzsche’nin bildirilerinde bir satırbaşı belirtkesi edebi veya felsefi bir eleştiri için bir başlangıç noktası oluşturabilmiştir. (33)

Foucault tarihî incelemelerin daima dışında tutulmuş kurumları, örneğin hapishaneleri, okulları, klinikleri incelemiştir. (34) Venturi, Brown ve Izenour, Learning from Las Vegas başlıklı yapıtlarında cömertçe dekore edilmiş caddelerden tutun da ışıklı reklamlara varana kadar o güne değin eleştiri kapsamı dışında kalmış konuları gündeme taşımışlardır. (35) Colomina kentsel doku içinde “arada kalanlar” gibi sıradışı bir konuyu işlemiş ve “kentlerin süreksiz dokusunun aslında cinsiyetle bağlı olduğunu” savunmuştur. (36) Bu sınır tartışmaları aslında mimarlığın kuruluşundaki otorite kavramını sorulara açma amacı taşımaktadır.

Radikal eleştirinin otoriteyle (kanonik söylemlerle) didişme tarzı, yargının geleneksel kategorilerinin alt üst edilme biçiminde yatar. Derrida bunu “différance”, tekrar, kavram hiyerarşilerinin alt üst edilmesi, gösteren / gösterilen, merkez / çeper, iç / dış gibi kavram karşıtlıklarıyla gerçekleştirir. Hareket, geometri, pozisyon, geri çekilme (withdrawal), yapım / yıkım gibi metaforlar kullanır. Birçok yerde, nişler, zincirler, ayna tutmalar, ufuklar, iç / dış, merkez, açılma / kapanma, mesken tutma, iç içe dokunmuş-örgü-olma, ortaya çıkma / gözden kaybolma gibi mimarlığın kalıplarını kullanır. Eisenman ise mimarlıktaki uyarlamasında yapı / dekorasyon, soyutlama / somutlama, şekil / zemin, biçim / işlev, doğa / kültür arasındaki geleneksel karşıtlıklara meydan okur.

Mimarlıkta radikal eleştiri bazen doğrudan bir tasarım şeklinde ortaya konabilir. Sant’Elia’nın fütürist yeni kenti, Archigram’ın birçok projesi, Gehry, Eisenman ve Tschumi’nin erken projeleri ve tabii ki özellikle Best Products Showrooms (1979-84) ve Gordon Matta-Clark’ın The Splitting’i (1976). Matta-Clark modern mimarinin kanonlarını protesto amacıyla kendi binasını doğrudan elektronik hızarla ikiye ayırmıştır. (Resim 1)

Bu tarz eleştiri bazen bir yazarın savunması, bazen bağışlanması amacı taşıyabilmektedir. Örneğin, Gidieon, Le Corbusier’nin ön plana çıkmasını sağlar; Scully, Aldo Rossi’nin çalışmalarının bağışlanması için elinden geleni yapar. Eleştiri metni ile yapıt bazen uyumlu bile olmayabilir. Bazı işler sırf eleştiri almak için yapılabilir. Eleştiri metni hedefiymiş gibi görünen nesneyi aşar ve çok ötelere eleştiri gönderebilir. Örneğin, Foucault’nun Jeremy Bentham’ın Panopticon (1785) yapısı üzerine yaptığı eleştiri, bir yapı türünün basit bir eleştirisi değil, belli bir dönemde uygulanan yönetimsel baskıların eleştirisidir. (37) (Resim 2-5)

Radikal eleştiri gerek yapım süreci içindeki işleri, gerekse proje bazındaki işleri eleştiri konusu edinebilir. Örneğin, Eisenman’ın ev serisi, “ev” kavramına ciddi bir eleştiridir. (38) Burada radikal eleştiri bağlamla ilişki içindedir, bağlamla sertleşir. Eleştiri nesnesi bir bağlama, bir kanona, bir arazi veya konuma, bir tipolojiye uygun düşmeyişiyle, bir söylemsel ortama ters düşmesiyle gündeme taşınır. Radikal eleştiri konusu olabilmesi için tasarımın veya projenin uyumsuz güçler taşıması ve “olan”la “olmayan” arasındaki yaratıcı tansiyonu yükseltmesi, metaforları karıştırması şarttır. (39)

Mimarlıkta radikal eleştiri ilginç sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Örneğin Mies van der Rohe kendi binalarının tamamen saf işlevin anlatımı olduğunu savunmuştur. Ona göre başat işlev “işlevselci” olmaktır. Oysa Broadbent ve diğer bazı eleştirmenler bu binaların aslında işlevlerini yansıtmadığı savunmuş ve kanıtlamışlardır. (40) Şöyle ki Mies’in binaları basit, sade, öklit ve pürist olmaları yönünden işlevselci iddiaları yansıtırlar ama içlerindeki işlevi yansıtmazlar!

Radikal eleştiri dilin sınırlarını zorlayarak bir yapıtın kurgusunu sarsarak sorgulamaya açar, yepyeni içgörüler ve sezgilerin önünü açar ve bu arada çok yaratıcı yeniden yapılanmalar ortaya koyabilir. Örneğin, Tschumi’nin Parc de la Villette’i yepyeni bir kentsel tasarım ortaya koyarken, bir sanat galerisiyle bir hambugerciyi aynı biçim elemanlarıyla çözerek iki şeyi eşdüzey kılar. (41) Ayrıca merkezî olarak örgütlenmiş park geleneğini sorgulayarak altüst eder. Radikal eleştiri ilk hedef olarak bir yapıtın değerlendirilmesini almaz, bu eleştiri yazarın da yapıtın da çok üstündedir. O kendi anlatısına yoğunlaşır ve belli bir erksel yapıya saldırır. Eleştiri, anlatılar (narratives) arasında bir başka anlatı olarak ortaya konur. Bunun sonucu olarak bir radikal eleştiri bir biçimsel sunu, detaylı bir tanım, bir öykü, bir şiir ya da başka bir şey halinde sunulabilir.

Pragmatik Eleştiri

Eleştirmenler radikal söylemin dengesiz, inişli çıkışlı dilinden tedirgindirler. (42) Bağlam, toplum ve uygulamanın belirlediği dil anlayışının savunucusu olan Wittgenstein’ın praxis (pratik, uygulama) öğretileri Gadamer’in hermenötik kuramında yansıma bulur. (43) “Bakış açısı kadar gerçeklik” söylemiyle ünlü Gadamer, Heidegger’in yolunda Descartes’ın tümevarım yöntemini reddeder ve onun yerine “döngüsel tümevarım-tümdengelim” çözümlemesini önerir. (44) Gadamer’e göre bütünle ilişkisi kurulmadan parça, zaten hiçbir anlam ifade etmez; bütünü görmeden de parçayı doğru kavramak olanaklı değildir. Böyle bakılınca “bağlam”, yaşamsal bir öneme taşınır. Eleştiride önyargılar ufku açıklanmalı, yorumun seslendiği topluluğun doğası netleştirilmelidir. Bu formülasyon durumsal olduğu için yararcı ve pratiktir.

Gadamer’in en önemli araçsal kavramı yapısalcıların “farklılık” kavramı yerine getirdiği “uzaklık” kavramıdır. Eleştiri nesnesi eleştirmenden “mesafeli” veya Snodgrass’ın dediği gibi eleştirmene “yabancı”, ya da Gallagher’in dediği gibi “tanımadığımız bir insandan gelen bir hediye kutusu kadar bilinmez ve düşündürücü” olmalıdır. (45)

Ama yine Gadamer’e göre mutlak bir özgürleşme mümkün olamaz: “Sosyal olarak yapılanmış bilgi, yorumu baskı altına alarak engeller ve içerden belirler fakat eleştirmen bu durumun asla farkına varamaz.” Eleştirel kuramın savunucularından Habermas ise dilin taşıdığı şartlanmışlıkların elenebileceğini ya da en azından yansıtma yoluyla rahatlatılabileceğini ve yorumun da bozulmalardan uzak tutulabileceğini savunur. Bir eleştirmenin nereden geldiğini en başında açıklaması bile eleştirmenin metnini aydınlatabilir. (46)

Bağlam / anlam söylemlerini toplum bazında geliştiren Bourdieu “Olgular fethedilmiş, yapılanmış ve doğrulanmıştır” der. Ancak, “Farklı yapılanmaları açıklayabilmek başka bir şey, gerçekten anlamak ise daha başka bir şeydir.” der. (47) Bu da eleştirilerde ciddiye alınması gereken bir başka söylemdir. Mimarlıkta bu “anlama” sorununa işaret eden bulgular mevcuttur. Örneğin, eski Batılı eleştirmenler Osmanlı mimarlığını, İran, Bizans ve diğer bazı mimarlıkların bozulmuş bir sürümü olarak algılarlardı. (48) Demek ki yaşamadan eleştirilmez!

Dilin bu denli gölgesinde kalan mimarlık eleştirisinin kendi gerçekliğini bu araçlarla kapsamlı biçimde ortaya koyabileceğinden şüphelerim var. İnsan ve teknoloji arasındaki dikotomiler ve toplumsal, siyasal ve ekonomik hibrid yapılarla netleştirilmeye muhtaç insan / teknoloji kümesi arasındaki dikotomiler, günümüzde karmaşık bir yapılanma göstermekteler. (49) Bir üst kültürel yapı olarak mimarlık ve dil koşutluğunun sonuna değin sürdürülmesi olanaklı görünmüyor. Çünkü dilden farklı olarak mimarlık, bağlamı karıştıran, dürten, ivme veren, karar mekanizmalarını da içinde barındıran, örneğin dilden daha siyasal bir etkinliktir. Bu nedenle mimarlık eleştirisinin, Horkheimer ve Adorno’nun önerdiği içkin eleştiriden vazgeçmemesi yerinde olur.

İçkin Eleştiri

Adorno’nun 1960’lı yıllarda öne sürdüğü estetik kuram, estetik otonomi ile toplum arasındaki iletişimin kopmasını restore etmeye yönelik Marx / Hegel’e dayalı bir çabaydı. II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra yayımlanan Dialectic of the Enlightenment (1944) araçsallaşan aklın sorgulanmasını uyarmaktaydı. Adorno sanatı modern toplumun sosyal, siyasal ve ekonomik tabanının bir yansıması olarak algıladı. Estetik ve uyuma karşı parçalanma ve gerçekliği “anti-estetik” kavramı altında önerdi. Bu öneri bir yandan sanatın metafizikle bağını koparır, diğer yandan araçsal yapısını ortadan kaldırır. Sanatın yaratımında toplumun her aşamada bir referans olma özelliğinin korunmasını talep eder, aksi halde sanatın metafiziğin ve biçimciliğin pençesinden kurtulamayacağını savunur ve bu arada içkin (immanent) eleştiri yöntemini ortaya koyar.

İçkin sadece içsel paradigmları kapsamak anlamına gelmez; “özünde varolan, doğuştan yapısında olan” anlamlarına da gelir. Mimarlık, dışsal olan, yani coğrafyasal, kentsel, sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik ilişkilerin içsel olanla sürekli muhasebe halinde olduğu karmaşık yapısını anlamamızı gerektirir. Yukarıda betimlenen yollarla doğal olarak eleştirilebilir ama bunların hiçbirisi onun entrikalı yapısını kapsamayacaktır. (50) Mimariden beklenen yaratıcılık kapsamlı bir olgudur.

Horkheimer ve Adorno gibi, Habermas da içkin eleştiri yöntemini kullanır, tutarsızlıklara ve gerçekdışılıklara odaklanır. Eleştirilen yapıt, ister bir felsefi çalışma ister bir toplum anlayışı olsun, bu yöntemde eleştirmen nesneyi tamamen kendi gerçeklikleri cinsinden ele alır, onu aşan değer ve standartlara rağbet etmez. Olgu neyse odur; gerçek, rasyonel uygulamadaki haliyle… Gadamer gibi dışsal olanı dışarıda bırakmaz, aşkın olana da başvurmaz. Doğrusu budur! Ama duygularımızı çeşitli anlatılarla dışa vurmanın da bence hiçbir sakıncası yoktur.

 

 

NOTLAR

  1. Gür, Ş.Ö. Aralık 2004, “Mimaride Eleştirinin Konstrüksiyonu: Perspektif, Gerçeklik, Yöntem ve İlke”, Teori ve Eleştiri, der. Hüseyin Su, Hece, Ankara, ss.211-262.

  2. Kraliyet Topluluğu’nun krala karşı eleştiri yaparken kullandığı tümcedir: “You will see double!” (Shapin ve Schaffer, 1985).

  3. Latour, Bruno, 1993, We Have Never Been Modern, çev. Catherine Porter, Harvard University Press, Cambridge, Mass., s.20.

  4. Son ikisi benim ekimdir.

  5. Hübsch, Heinrich, 1828, Im Welchem Style Sollen Wir Bauen?, Karsruhe. Wolfgang Herrmann’ın editörü olduğu “In What Style Shall We Build? The German Debate on Architectural Style” başlıklı kitapta (1992, Santa Monica, California, Getty Center) İngilizce çevirisi mevcuttur.

  6. Ruskin, John, 1960, The Stones of Venice, kısaltılmış versiyon, der. J.G. Links, Collins, Londra. (Özgün basım 1853)

  7. Örneğin, bakınız:

    • Jones, J. Christopher, 1970, Design Methods: Seeds of Human Futures, Wiley, Londra.

    •  Alexander, Christopher, 1964, Notes on The Synthesis of Form, Harvard UP, Cambridge.

    • Broadbent, Geoffrey ve Ward, Der. 1969, Design Methods in Architecture, Lund Humphries, Londra.

    • Broadbent, Geoffrey, 1973, Design in Architecture, John Wiley, New York.

    • Kusursuz bir tarih için bakınız: Nigel Cross, 2007, “Forty Years of Design Research”, Design Research Quarterly, cilt:1, sayı:2, ss.3-5.

  8. Gür, Ş.Ö. 2000, “Milenyuma Çeyrek Kala”, Yapı, sayı:218, ss.51-61; Gür, Ş.Ö. 1999, “Dokunma(ma)-Kavrama(ma)”, Yapı, sayı:212, ss.57-5; Gür, Ş.Ö. 1999, “Minimalizm-Fütürizm-Natüralizm-Yoksa?” Yapı, sayı:210, ss.57-69; Gür, Ş.Ö. 1998, “Güzel Olisipo ya da EXPO’98”, Yapı, sayı:203, ss.87-97; Gür, Ş.Ö., Aydın Y. ve F. Erşen, 2003, “Türlülük-Çeşitlilik”, Yapı, sayı:260.

  9. Gür, Ş.Ö. 1998, “Mimariyi Eleştirmek (1)”, Yapı, sayı:194, ss.56-67; Gür, Ş.Ö. 1998, “Mimariyi Eleştirmek (2)”, Yapı, sayı:195, ss.49-56; Gür, Ş.Ö. 1998, “Eleştirel Yorumlarda Mimari Kavramlar (1)”, Yapı, sayı:196, ss.48-56; Gür, Ş.Ö. 1998, “Eleştirel Yorumlarda Mimari Kavramlar (2)”, Yapı, sayı:197, ss.65-80; Gür, Ş.Ö. 1998, “Eleştirel Yorumlarda Mimari Kavramlar (3)”, Yapı, sayı:198, ss.75-83.

  10. Rousseau, J.J. 1957, The Emile of Jean Jacques Rousseau, çev. W. Boyd, Teachers College Press, Columbia University, New York. (Özgünü Fransa’da 1762’de basılmıştır.)

  11. Raman, Pattabi G. ve Richard Coyne, 2000, “The Production of Architectural Criticism, Architectural Theory Review”, Journal of the Department of Architecture, Planning and Allied Arts, The University of Sydney, cilt:5, sayı:1, ss.83-103.

  12. Alvar Aalto, Notes written for an unpublished book (1926), Aalto Arşivleri’ndedir. Schildt, Goran ve Aalto, 1985, The Decisive Years, Rizzoli, New York, ss.158-159.

  13. Van Eyck, Aldo, Pavilion ve Arnheim, 1967, “A Place for Sculpture and People”, World Architecture, der. J.Donat, sayı:4, Studio Vista, Londra, ss.155-156.

  14. Scully, Vincent, 1961, Modern Architecture: The Architecture of Democracy, G. Braziller, New York, s.21.

  15. Aalto, Alvar, 1953, Statement written for a student forum, Aalto Arşivleri’ndedir. Schildt, Goran ve Aalto, 1991, The Mature Years, Rizzoli, New York, s.159.

  16. * Watkin, David, 1977, Morality and Architecture, Clarendon Press, Oxford.

    • Scrutton, Roger, 1979, The Aesthetics of Architecture, Methuen, Londra.

    • Pérez-Gomez, Alberto 2006, Built Upon Love: Architectural Longing After Ethics and Aesthetics, The MIT Press, Cambridge...

      gibi yazarlar sözkonusu yapıtlarında iyi zevke bir siyasal yargı ölçütü gibi de bakarlar.

  17. Barthes, Roland, 1973, Mythologies, çev. Annette Lavers, Paladin, Londra.

  18. Ricoeur, Paul, 1970, Freud and Philosophy: An Essay in Interpretation, çev. Denis Savage, Yale University Press, New Haven.

  19. Tafuri, Manfredo, 1976, Architecture and Utopia: Design and Capitalist Development, çev. Barbara Luigia La Penta, MIT Press, Cambridge, Mass.

    • Hillier, Bill, Kasım 1973, “The Defence of Space, a Review of Oscar Newman, Defensible Space”, RIBA Journal, ss.539-544.

  20. Saunders, W.S. 1999, “From Taste to Judgement”, Harvard Design Magazine, sayı:7, ss.1-8.

  21. Saunders, 1999.

  22. Agonizma sözcüğü okur tarafından “münazara” olarak kabul edilebilir.

  23. de Saussure, Ferdinand, 1983, Course in General Linguistics, çev. Roy Harris, Duckworth, Londra. (Özgünü: 1916, Cours de Linguistique Générale, Payot, Paris.)

  24. de Saussure, 1983.

  25. Lévi-Strauss, Claud, 1977, Structural Anthropology, çev. C. Jacobson ve B.G. Schoepf, Penguin, Londra.

  26. Smithson, A. 1968, Team X Primer, MIT Press, Cambridge, Mass., ss.99-104.

  27. Gür, Ş.Ö. 2000, Doğu Karadeniz Örneğinde Konut Kültürü, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul.

  28. Gür, Ş.Ö. 2006, “Konuta Dair…”, Ege Mimarlık, sayı: Bahar 2006, ss.8-13; Gür, Ş.Ö. 2006, “Konuta Dair Minik Şeyler”, Ege Mimarlık, sayı: Yaz 2006, ss.6-9.

  29. Caputo, John D. 1987, Radical Hermeneutics: Repetition, Deconstruction, and the Hermeneutical Project, Indiana UP, Bloomington, Indiana.

  30. Lacan, Jacques, 1979, The Four Fundamental Concepts of Psychoanalysis, çev. Alan Sheridan, Penguin, Londra.

  31. Derrida, Jacques, 1976, Of Grammatology, çev. Gayatri Chakravorty Spivak, Johns Hopkins UP, Baltimore, Maryland.

  32. Derrida, Jacques, 1983, “The Principle of Reason: The University in The Eyes of its Pupils”, Diacritics, sayı:13, ss.3-20.

  33. Derrida, Jacques 1978, Spurs: Nietzsche’s Styles, çev Stefano Agosti, University of Chicago Press, Şikago, Illinois.

  34. Foucault, Michel, 1977, Discipline and Punish: The Birth of the Prison, Penguin, Londra.

  35. Venturi, Robert, Scott Brown, Denise ve Steven Izenour, 1977, Learning from Las Vegas, MIT Press, Cambridge, Mass.

  36. Colomina, Beatrice, 1992, “The Split Wall: Domestic Voyeurism”, Sexuality and Space, Princeton Papers on Architecture, New York, ss.72-128.

  37. Foucault, Michel, 1977, Discipline and Punish: The Birth of the Prison, Penguin, Londra.

  38. Eisenman, Peter, 1987, Houses of Cards, Oxford UP, New York.

  39. Metaforun gücü konusunda bakınız: Ricoeur, Paul, 1977, The Rule of Metaphor, çev. Robert Czerny, Kathleen McLaughlin ve John Costello, Routledge & Kegan Paul, Londra.

  40. Broadbent, Geoffrey, Bunt, Richard ve Charles Jencks, 1980, Signs, Symbols and Architecture, Wiley, Chichester.

  41. Blundell Jones, Peter, 1989, “Review of Parc de la Villette,” AR, sayı: Ağustos 1989, ss.54-59.

  42. Giddens, Anthony, 1984, The Constitution of Society: Outline of the Theory of Structuration, Polity, Cambridge, UK.

  43. Wittgenstein, Ludwig, 1953, Philosophical Investigations, Basil Blackwell, Oxford; Gadamer, Hans-Georg, 1975, Truth and Method, Sheed Ward, Londra.

  44. Heidegger, Martin, 1993, “Building Dwelling and Thinking”, Basic Writings, der. David Farrell Krell, Routledge, Londra, ss.343-363.

  45. Raman ve Coyne, 2000.

  46. Raman ve Coyne, 2000.

  47. Pierre Bourdieu, “Thinking About Limits” 1989 Aralık ayında Amsterdam’daki Maison Descartes’de verdiği 4 sosyoloji dersinin giriş bölümü, Dick Pels ve Rokus Helfstede tarafından yapılan bant kaydı, s.1.

  48. Goodwin, G. 1971, A History of Ottoman Architecture, Thames and Hudson, Londra.

  49. Latour, Bruno, 1993, We Have Never Been Modern, çev. Catherine Porter, Harvard University Press, Cambridge Mass, s.20.

  50. Mimarlığın içkin yapısı için bakınız: Gür, Ş.Ö. 2007, “Modernity vs Postmodernity in Architectural Education”, JAPR, sayı:24/2, ss.91-109.

Bu icerik 11932 defa görüntülenmiştir.