348
TEMMUZ-AĞUSTOS 2009
 
MİMARLIK'TAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

MİMARLIK MÜZESİNE DOĞRU ADIM ADIM


İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY


TÜRKÇE ÖZET



KÜNYE
KONUT

KONUTTA LÜKS KAVRAMININ İMGESEL DÖNÜŞÜMÜ: İzmir Kent Merkezinde Çok Katlı Lüks Konutlar (1)

Şeniz Çıkış

Yrd. Doç. Dr., İYTE Mimarlık Bölümü

Fatma İpek Ek

Araş. Gör., İYTE Mimarlık Bölümü

İzmir’in Alsancak semti ve yakın çevresinde 1950’li yıllarda inşa edilen ve üst gelir grubuna seslenen çok katlı lüks konutlara odaklanan makale, kronolojik olarak üç farklı kavramsal çerçevede inceleniyor: Yazarların kavramları ile “Makine Konut,” “Etiket Konut” ve “Sığınak Konut”. Makale, konut kavramında yaşanan kavramsal dönüşümü, toplumsal, yasal ve teknolojik arka planları da gözeterek aktarıyor.

KONUTA YÜKLEDİĞİMİZ ANLAMLAR

Konut bir yarar nesnesi olduğu gibi aynı zamanda bir kültürel anlamlar dizgesidir de. Konutun anlamı bireysel ya da toplumsal belleğimizde yer etmiş olan imgeler, çağrışım ve etkilenmelerle oluşturulur. (2) Bu anlam ve imgelerin değişimi, yalnızca konutun temel işlevlerinin belirlediği anlam ve normların (kültürel belirleyiciler) değil, aynı zamanda yapı kültürü, toplum ve ailenin refah düzeyi ve yaşam standartları (sosyal belirleyiciler) gibi önemli etkenlerin de değiştiği anlamını taşır. Kolektif belleğimizde oluşan dönüşümün incelendiği bu makalede, üst gelir gruplarına ait çok katlı lüks konutlar ele alınmıştır.

İzmir konut deneyimi açısından değerlendirildiğinde, İstanbul ve Ankara gibi merkezî konuma sahip kentlerden farklı bir izlek sergilemektedir. Çok katlı konut olgusu ile ilk kez 1950’li yıllarda karşılaşan bu kentte yapılan lüks konutlar kent içi konumları, kullanıcı profilleri ve mimari nitelikleri açısından büyük bir çeşitlilik sergilememektedir. Bu yüzden konutun ve ona yüklenen anlamların dönüşümünü anlayabilmek için uygun bir örnek alanı oluşturmaktadır. Başta Alsancak semti olmak üzere sahil şeridinde yoğunlaşmış olan çok katlı lüks konutlar kronolojik olarak birbirini takip eden üç farklı kavramsal çerçevede üretilmişlerdir: (3) Modern “makine” konutu simgeleyen ilk dönem çok katlı lüks konut örnekleri 1950–1965 yılları arasında, (4) prestij getiren “etiket” konutu simgeleyen ikinci dönem lüks konutlar 1965–2000 yılları arasında, Alsancak semtinde inşa edilen örneklerden seçilmiştir. Üçüncü dönemin “sığınak” konutunu simgeleyen ve lüks konut imgesini sosyal mesafelenmeyle kurgulayan residence’lar (5) ise 2000 yılı sonrasında aynı semtin hemen çeperlerinde yer alan bölgelerde inşa edilmiştir.

LÜKS KONUT VE GÜNÜMÜZDEKİ LÜKS KONUT KATEGORİLERİ

“Lüks konut”, genel olarak, “üst gelir grubu” olarak tanımlanan kesime hitap ettiği için, bu iki terimi birbiriyle ilişkili olarak ele almak gerekmektedir. “Üst gelir grubu”, toplumun genel gelir ortalamasının üzerinde kazanç elde eden, alış gücü yüksek olan kesimini temsil etmektedir. Ekonomik ve sosyal faaliyetler açısından hareket serbestliği bulunan bu kesim, herkese sunulan ve sıradan olan ile yetinmeyerek fazlasını talep etmekte, (6) bu talepleri ise “lüks” olarak tanımlanmaktadır. Nitekim “lüks” kelimesi, güncel anlamıyla, “hayattaki temel ihtiyaçlara ilaveten, eğlence veya konfor veren, arzu edilen fakat zaruri olmayan şey” olarak tanımlanmıştır. (7) “Lüksün” ve “üst gelir grubunun” niteliği ülkeden ülkeye, hatta kentten kente değişmekle birlikte, lüks metalar veya yaşam tarzları, her zaman, bunları elde edebilecek gelir düzeyine sahip olan kesime, yani üst gelir grubuna hitap etmektedir.

The Idea of Luxury adlı kitabında Christopher J. Berry, yaşamlarında lüks isteyenlerin esasen finansal ve sosyal hareket kabiliyeti talep ettiklerini belirtmektedir. (8) Lüks tüketim konusunda ontolojik bir yaklaşım sergileyen bu görüşün konut alanına uyarlanması herşeyden önce konutun kent içi konumunu ön plana çıkarmaktadır. Bu açıdan (kent içi konumlanış açısından) değerlendirildiğinde günümüz Türkiyesinde üretilen lüks konutlar iki temel gruba ayrılabilir: “Kent dışı kapalı siteler” ve “kent içi residence’lar.” Son yıllarda artan konut talebine ve medya ile oluşturulan tüketim kalıplarına paralel olarak belirginleşen bu yeni konut örüntülerinin her ikisi de kullanıcısına finansal ve sosyal anlamda hareket kabiliyeti sağlamakta, en azından bu yanılsama yaratılmaktadır. Her türlü lüks nesnesinin sağladığı -veya psikolojik olarak sağlamaya çalıştığı- bu ayrıcalıklar, günümüzde üretilen lüks konutlarda sosyal etkinlik alanları, otopark olanakları, hızlı ulaşım akslarına (otoyol ve köprülere) ve kentin prestij alanlarına (alışveriş merkezi, manzara) yakınlık gibi niteliklerin sağlanması ile gerçekleştirilmektedir.

Bu noktaya gelinceye değin katedilen süreçte küreselleşme dinamiklerinin ivme kazanması, medyada yer alan yeni tüketim mal ve kalıplarının evrenselleşmesi gibi olgulardan da sözetmek gerekir. (9) “Çağdaş yaşam tarzı” türündeki sloganlar aynı zamanda yukarıda sözünü ettiğimiz yeni konut örüntülerinin de ithalatı anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla, dışarıdan ithal edilen bu tür sloganlar, çağdaş Türk mimarlığındaki lüks konut kavramlarının Avrupalı örneklerden ithal edilmiş olduğuna işaret etmektedir. (10) Konut sektöründe yaşanan bu mimarlık ithalatı, başlangıçta hem üslupsal hem tipolojikken (modernizm, kübik mimari, postmodernizm, konut kooperatifi, apartman, toplu konut, villa vb.), (11) günümüzde daha çok tipolojiler bağlamında (kapalı site, residence vb.) görülmektedir.

Yakın tarihimize baktığımızda, tipolojik ithalatın ülkemizdeki en yaygın ve en yeni ifadesini kapalı site ve residence örnekleriyle bulduğunu görmekteyiz. “Çok programlı” konut projesi bağlamında ortaya çıkan residence tipolojisinin ilk örneği 1959-64 yılları arasında, Mimar Bertrand Goldberg tarafından Şikago’da gerçekleştirilen Marina City’dir. (12) Türkiye’deki ilk uygulamalar, 1993 yılında Mimar Valerio Festi tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen Akmerkez projesi ile 1996 yılında Mimar Doruk Pamir tarafından tasarlanan ve toplamda dört residence kulesinden oluşan Ankara Dikmen Vadisi projesidir. İzmir’de yapılan ilk residence projesi ise, Alsancak’ta, eski adıyla Punta olarak bilinen bölgede, Mimar Turgay Bakır tarafından tasarlanan ve 2006 yılında kullanıma açılan Punta Rezidans’tır.

Residence tipolojisi, genellikle kent merkezinde nokta blok (condominium) formunda inşa edilen ve sadece üst gelir grubuna hitap eden -dolayısıyla da homojen bir topluluğa servis veren- bir sunum tarzını ifade eder. Formunun kompaktlığı gereği güvenlik denetiminde ve barındırdığı sosyal mekân ve aktivitelere erişimde kolaylıklar sağlamaktadır. Residence’lar, tanıtım broşürlerinden de özetlenebileceği gibi kullanıcılarına prestijin yanısıra, kent merkezinde “izole yaşam” olanağı ve “güvenlik” arz eden bir tipoloji olarak karşımıza çıkmaktadır. (13) Ancak, alışveriş mekânları, otopark alanları, lüks lokal veya restoranlar ve spor tesisleri gibi birimleri içeren çok programlı residence tipolojisinde, birimler çoğu kez kamuya açık oldukları için, izolasyon temeline dayandırılmış olan konutlara entegre olamamaktadır. Tüm bu özellikleri dikkate alındığında, aynen kapalı sitelerde olduğu gibi, “izole ve güvenli konut” olarak nitelendirilebilecek residence’ların, üst gelir grubuna yönelik olarak, “kent merkezinde” inşa edilen “düşey kapalı siteler” oldukları da ileri sürülebilir.

Kapalı siteler ise, ilk olarak ABD’de belirmiş ve 1980’lerde dünya geneline yayılmıştır. (14) Bu tipolojinin Türkiye’deki ilk örneği, 1980’lerin sonunda İstanbul’da gerçekleştirilen ve Andres Duany ile Elizabeth Plater-Zyberk’in kentsel ölçekteki planlarını hazırladığı Kemer Country sitesidir. (15) İzmir’deki ilk üst gelir grubuna yönelik kapalı site denemesini ise, Kemer Country örneğinden esinlenen Özer Yapan, 1990’ların başında, Sahilevleri’nde gerçekleştirmiştir. (16) Dolayısıyla bu konut tipolojisi Türkiye’de genel olarak 1990’lardan itibaren benimsenmiştir. Kapalı siteler, sunduğu olanaklar, sunum tür ve karakterleri bağlamlarında incelendiğinde, kendi içinde çeşitlendiği gözlemlenebilir. Edward J. Blakely ve Mary Gall Snyder, kapalı siteleri üç gruba ayırmaktadır: Yaşam tarzı vadedenler, prestij sunanlar ve güvenlik sağlayanlar. (17) Ülkemizde görülen kapalı siteler, bu üç sınıflandırmayı da, neredeyse aynı anda bünyesinde barındırabilmekte, “güvenli ve izole” bir “yaşam tarzı” vadederek “prestij” de sunan bir yapılanmayı hedeflemektedirler.

Bu iki yeni konut biçimini, yani residence ve kapalı siteleri, diğer lüks konutlardan ayıran en önemli farklılıkları “izolasyon” ve “güvenlik” gibi iki yeni kavramı gündeme getirmeleridir. Öte yandan kapalı sitelere getirilen eleştiriler, izole yaşamın getirdiği olumsuzluklar üzerinde yoğunlaşmaktadır. (18) Nitekim modern konut bir “birleştirme (homojenleştirme) düzeni” tanımlarken, residence’lar ve kapalı siteler bir “ayırma düzeni” önermektedir. (19) Türkiye’de güvenlik problemi, örneğin kuzey ve güney Amerika ya da ABD’nin merkezi bölgelerindeki kadar büyük olmamakla birlikte, güvenlik, tasarım kriter ve nitelikleri gereği tüm kapalı sitelerin -ve residence’ların da- ön koşulu olarak ortaya çıkmaktadır. (20) Özellikle büyük şehirlerin kentsel mekânlarında beliren çöküntü bölgeler, toplumsal ayrıma dayanan davranışların belirmesi, sosyal mesafeleri artırarak, sınıflar arası çizgilerin belirginleşmesine yol açmakta ve kent merkezlerinde güvenlik duygusunun yitirilmesine neden olmaktadır. (21) Benzer şekilde, kentlerimizin merkezî alanlarında güvenlik duygusunun yitirilişi, güvenli bölgeler yaratıp toplumun diğer kesimlerinden izole olma eğilimini de tetiklemekte, sonuç olarak yapay bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır.

İZMİR’DE ÇOK KATLI LÜKS KONUTLAR: KISA BİR TARİHÇE

Her ne kadar bu araştırmanın kapsamı 1950’li yıllardan günümüze dek İzmir kent merkezinde gerçekleştirilen çok katlı lüks konutların kavramsal dönüşümüyle sınırlı tutulmuş olsa da, çizilen çerçeveyi bütünlemek amacıyla, Cumhuriyet’in ilanından 1950’lere değin katedilen aşamalara da kısaca değinmek gerekmektedir. Cumhuriyet öncesinde İzmir’in kent içinde lüks sayılabilecek ilk konutları, bölgeye yerleşen Avrupa kökenli tüccarların ikamet ettiği Levanten konutlarıdır. (22) Bu konutlardan Punta (Alsancak) ve Güzelyalı’da bulunanları taş kaplamalı, küçük pencereli ve demir kepenkli yapılmışlardır. Bornova ve Buca’daki banliyölerde yapılan büyük köşklerde ise yüksek taş duvar ve parmaklıklarla çevrili lüks konutlar yer almaktadır. Yapıldıkları dönemde Batıda uygulanan mimari tarzlara uygun olarak ve ithal lüks malzeme kullanımı ile gerçekleştirilen bu konutlar, bugün kabul ettiğimiz lüks konut açılımlarının İzmir’deki ilk örneklerini oluşturmaktadır. İzmir’de üretilen ilk çok katlı konut (apartman) ise 1905 yılında Mithatpaşa Caddesi’nde yapılan Anadolu Apartmanı’dır. (23) (Resim 1) Cumhuriyet sonrasında yapıldığı bilinen ilk çok katlı konut ise Mimar Kemal Tetik tarafından yine aynı cadde üzerinde tasarlanan bir kira evidir. (24) (Resim 2) Farklı mimari tarzlara ait olmakla birlikte, her iki apartmanın plan organizasyonu incelendiğinde, bir giriş holünün ya da sofanın etrafında örgütlendikleri görülmektedir. Koridorlu plan şeması henüz benimsenmemiştir. Yine her iki yapıda konutlara, uzun cepheye paralel orta akslardan girilmekte, plan ve cephe simetrisi yapıların en baskın karakterini oluşturmaktadır. Bu bağlamlarda, biçimsel olarak da planlar birbirini hatırlatmaktadır.

Öte yandan, savaş sonrası, tüm dünyaya yansıyan ekonomik bunalım, 1929 kriziyle zirveye ulaşmış, etkiler devam ederek, 1940’larda inşai faaliyetleri durma noktasına getirmiştir. Bu tarihten sonra İzmir’de yeni konut talebi ancak 1950’lerden sonra gündeme gelebilmiştir. İzmir’in, NATO’nun merkezlerinden biri olarak seçilmesi de bu tarihlerde ortaya çıkan lüks konut talebini artırmıştır. (25) Ancak 1950’li yıllara kadar genelleme yapılabilecek ciddi bir üretim söz konusu olamamıştır.

1950’DEN GÜNÜMÜZE İZMİR ÇOK KATLI LÜKS KONUTUNDA KAVRAMSAL DÖNÜŞÜMLER

Birinci Dönem: “Makine” Konut Kavramı

İzmir’de çok katlı konutun ilk evresi 1950 ile 1965 yılları arasını kapsamaktadır. Bu dönemde yapılmış olan ilk apartmanlar modern bir yaşamı temsil etmektedir. (26) Bu konutlar, Le Corbusier’nin, konut “içinde yaşamak için makine[dir]” (27) önermesini simgeleyen bir analojiyle ele alınabilirler. Geç modernizme ait “makine konut” kavramı, seri ve ekonomik bir üretim sürecinin sonucunda elde edilen, herkese hitap edebilen daha konforlu ve sağlıklı yaşam standartlarını amaçlayan ve mimari biçimleniş bağlamında da bu amacın kodlarını bünyesinde barındıran bir çizgidedir. (28) Bu doğrultuda tasarlanan İzmir apartmanları, çekirdek ailenin yaşam biçimine uygun gerekli hizmet alanlarının ayrıldığı plan çözümleri ve cephe süslemelerinden çoğunlukla arındırılmış yalın kütleleri ile “makine konut” kavramının izlerini bünyelerinde barındırırlar. Bu özellikleri ve bazı mimari detayları ile de lüks sıfatını taşırlar.

“Makine” konutlara ait plan şemalarında, işlevsel bölüntüleme mantığının egemen olduğu gözlenmektedir. Örneğin ailenin yaşam alanları, özel (yatak odası ile banyo gibi) ve kolektif (salon ile oturma odası gibi) mekânlar şeklinde ikiye ayrılmıştır. Kiler ve mutfak gibi servis / hizmet mekânları, kolektif mekânlara yakın, ailenin özel mekânlarına ise mesafeli olarak tasarlanmıştır. Hizmetlilere ait çalışma ve yatak odalarının genel olarak, ailenin özel mekânlarından ayrıştırıldığını ve böylelikle her iki taraf için de (aile ve hizmetliler) mahremiyet sağlandığını vurgulamamız gerekmektedir.

1965 yılında yürürlüğe giren Kat Mülkiyeti Kanunu öncesinde gerçekleştirilen bu konutlar, “aile apartmanı” adını almaktadır. Hem tasarım hem inşaat nitelikleri bağlamında dönemlerinin prestij simgesi olarak algılanan aile apartmanlarının plan kurgusu, ailenin kendine özgü ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulmuştur. (29) Alsancak’taki örneklerin bazılarında karşımıza çıkan en kayda değer farklılıklar, salle à manger, ütü ve çamaşır odası, hizmetli odası ile asansör gibi daha çok metropol hayatını yansıtan mekânsal kavramların ve teknolojik yeniliklerin konut literatür ve piyasasına tanıştırılmasıdır. Cephe büyük bir hassasiyetle kurgulanmış, plan ise geleneksel konut alışkanlıklarına dayanan merkezî bir holün etrafında geliştirilmiştir. (30) (Resim 3-5) Bu konutlarda lüks duygusu hem malzeme kullanımında hem de mekânsal arayışlarla sağlanmaya çalışılmıştır. Örneğin mutfakla ilişkilendirilen hizmetli odasının ailenin özel mekânlarından ayrılması, yüklük ve depo mekânlarının oluşturulması, salon ya da kabul hollerine ayrı bir misafir girişinin sağlanması bu tür arayışları temsil etmektedir.

İkinci Dönem: “Etiket” Konut Kavramı

İkinci evreyi oluşturan lüks konutlar, Kat Mülkiyeti Kanunu sonrasında (1965) ve ağırlıklı olarak da 1970’li ve 1980’li yıllar boyunca gerçekleştirilen, plan kurgusu ve cephe organizasyonu açısından standart apartman tipolojisine uygun örneklerdir. Ancak kent içi konumları ve nitelikli inşaat malzemeleri sebebiyle “prestij konut” olmaya adaydırlar. Tüketim faaliyetlerinde yaşanan patlamayla birlikte, tüketim alışkanlıklarına doğrudan hitap etmesi sebebiyle dekorasyonun mimari biçimlenişten daha fazla önem taşıdığı ve bu yolla kullanıcısına itibar getirmeyi amaçlayan “etiket veya prestij konut” kavramı, bu dönemde ortaya çıkmıştır.

Bu tipoloji, gündelik yaşam alanları ile mahrem mekânların birbirinden ayrıldığı, sınır ve çeşitleri son derece belirgin konut tiplerinden oluşmaktadır. Ülkenin her yerinde yaygın olarak inşa edilmişlerdir. Lüks konutlar da, “konvansiyonel” olarak adlandırabileceğimiz bu kurguya uygun olarak tasarlanırlar. Lüks olan konut ile olmayanlar arasındaki farklılık, malzeme kullanımı ve işçilik ile sınırlıdır. Bu konutlar, çoğunlukla yine kent merkezinin hemen yanında, Alsancak, Karşıyaka, Güzelyalı gibi semt ve ilçelerde, nadiren de çeperlerde, Mavişehir ve Atakent gibi semtlerde üretilmişlerdir. Alsancak’taki bir kısım örnekte karşımıza çıkan ortak özellikler, tıpkı standart çözümlerde görüldüğü gibi genişçe bir giriş mekânının ve ona bağlanan bir koridorun etrafında organize olan plan şeması ve cephede gösterilen tasarım hassasiyetidir. (Resim 6) Bunun yanısıra dubleks ve galerili konut denemeleridir. Bu konutlar, katlar arasında değişen plan kurgusunun cepheye yansıtılmasıyla üçüncü boyutta yeni arayışlara sahne olmuşlardır. (31) (Resim 7 ve 8)

Yine de çoğunlukla 1950–1965, daha nadir olarak da 1965–2000 yılları arasında yapılan kent içi konutların plan şemaları incelendiğinde, kullanıcıların lüks talebinin ve arzın yalnızca malzeme kalitesi ve biçimsel özelliklerle sınırlı olmadığını görmekteyiz. Dolayısıyla bu yapılarda “prestij”, sadece malzeme kullanımı ve estetik özelliklerle sağlanmamış, aynı zamanda plan, kesit, cephe bazındaki incelikli tasarım çözümleriyle de oluşturulmaya çalışılmıştır. Öte yandan, 1965 sonrasının yeni mülkiyet sistemi, lüks kavramı üzerinde de etkili olmuş, hatta ilk zamanlarda, bağımsız mülkiyetin kendisi başlı başına bir lüks ve prestij haline gelmiştir. Mekân organizasyonunun nitelikli çözümü, kullanıcılara daha yüksek bir yaşam standardı sunmuştur. Dolayısıyla, bu iki dönemde üretilen başarılı örneklerdeki “lüks” kavramı, mimari tasarım çözümlerine de dayandırılmıştır. (32) Nitekim lüks kavramı henüz “izolasyon” veya “güvenlik” bağlamlarını kapsamamaktadır.

Üçüncü Dönem: “Sığınak” Konut Kavramı

Hem İzmir hem de Türkiye’de lüks konutun üçüncü evresini, ağırlıklı olarak 2000 yılı sonrasında gerçekleştirilen kapalı site ve residence’lar oluşturmaktadır. (33) Mevcut örneklerin birim plan organizasyonlarının incelenmesi sonucu bu konutların “konvansiyonel” çok katlı konutlardan pek de farklı olmadığı gözlemlenebilir. Bir kompleks olarak değerlendirildiklerinde otopark düzenlemesi ve zayıfça ilişkilendirildikleri alışveriş veya kısıtlı sosyal mekânları ile diğer kentsel konutlardan ayrıştırılabilirler. Öte yandan, günümüzde giderek yükselen güvenlik ve bireysellik değerlerinin, “güvenli ve izole sığınak konut” kavramını ortaya çıkarmış olması, yine konutun, bulunduğu çağın yüklerini bünyesinde somutlaştıran özelliğine işaret etmektedir. Oysa kapalı sitelerde ve residence’larda güvenlik, çoğu kez hiç de gerekli olmadığı halde, lüks imgesinin önemli bir sembolü haline getirilmiştir ve dönemin konut deneyiminde önemli bir girdi olarak karşımıza çıkmaktadır. (34)

İzmir’de residence tipolojisi adı altında sınıflandırılabilecek iki tamamlanmış konut kompleksi bulunmaktadır: Alsancak’ta Punta Rezidans (1996–2006) (Resim 9) ve Çankaya-Pasaport’ta Gürel Rezidans (2002–2007). (Resim 10) (35) Bu iki konut bloğunun yanı sıra, aynı bölgede yapım aşamasında olan diğer üç residence ise, Aksoy Rezidans, Port Rezidans ve Kule Rezidans’tır. Bu yapıların kent içi konumları incelendiğinde, iş merkezlerine yakın ve çöküntü bölgelere komşu lokasyonları dikkat çekmektedir. (36) Konut bölümlerindeki daire planlarını incelediğimizde, tüm plan şemalarının, önceki dönemlere ait sıradan / konvansiyonel konutlarda da karşılaştığımız şekilde, giriş holünün ve ona bağlanan bir koridorun etrafında düzenlendiğini görürüz. (37) Bu tipik çözüme göre, plan şeması işlevsel olarak iki bölüme ayrılmış; birinci bölüme yaşama, mutfak ve yemek mekânları gibi günlük yaşam mekânları yerleştirilirken, ikinci bölüme, yatak odaları, banyo ve WC gibi özel mekânlar bırakılmıştır. Yapı programı içinde yer alan alışveriş birimleri, sinema ve restoran gibi sosyal etkinlik mekânları, ofisler ve otoparkların bir bölümü, kamuya açık işlevleri barındıran mekânlar olarak tasarlanmıştır. Bu yapıların karakterinin değişmez özelliği olarak beliren “güvenlik,” 24 saat devredeki güvenlik kameraları ve ekibiyle sağlanmakta, konut bölümüne geçişler elektronik kartlarla mümkün olmaktadır. Böylesi bir denetim doğal olarak toplumdan izole olmuş bir hayatı desteklemektedir. Diğer taraftan, kullanıcılarına sundukları ayrıcalıklar teknoloji ile sınırlı kalmakta, mimari tasarım alanına tam anlamıyla yansıyamamaktadır. (38)

GENEL DEĞERLENDİRME

Makalede ele alınan izlek, İzmir kent merkezi lüks konut örneklerini üç kavramsal başlık ve dönem altında toplamamıza izin vermektedir:

1. Konutu, içinde yaşanılan “bir makine” gibi okuyan 1950-65 yılları arasına ait mimari perspektif,

2. Konutu, kullanıcısına prestij getiren “bir etiket” olarak kabul eden 1965-2000 yılları arasına ait algı,

3. Konutu, güvenli/yalıtılmış “bir sığınak” gibi okuyan 2000 yılı sonrası yaklaşım.

Örnek ve incelemelerden de anlaşılacağı üzere, özellikle 2000’li yıllardan itibaren, İzmir’de üretilen çok katlı lüks konutlar, mekânsal organizasyon ve nitelikleri açısından sıradan konutlardan, kapladığı alan ölçüsü haricinde kayda değer farklılık sergilememektedir. Bu durum öncelikle ülkemizde kabul görmüş, bir başka deyişle konvansiyonelleşmiş konut tiplerinin toplumun tüm kesimlerince paylaşılmakta olduğuna işaret etmektedir. (39) Bu durumda bireye ya da farklı ailelere özgü herhangi bir konut ya da mekânsal alternatife talep olmadığı da söylenebilir. Lüks konut olgusunun mekânsal anlamda çeşitlenememesinin belki de en önemli nedeni, konutun bir meta olarak kabul edilip (alternatif kullanıcı çeşitlerine göre tasarlanmayıp), ortalama (bir o kadar da kurmaca) bir kullanıcıya göre tasarlanmasıdır.

Bir başka neden, medya tarafından biçimlenen tüketim kalıplarının, konut tasarımını mekâna değil kavramlara indirgemiş olmasıdır. Lüks ve konfor kavramları, malzeme, teknoloji ve boyutlandırma ile sınırlı tutulmuş ya da lanse edilmiştir. Buna “güven” ve “izolasyon” vurguları eklenmiş ve iyi kurgulanmış mekânlar yerine, bizzat bu kavramlar pazarlanmaya başlamıştır. Güvenlik, İzmir için önemli bir girdi olmamakla birlikte, residence gibi, kent merkezinde inşa edilmiş kapalı site türü yapıların, kullanıcı tarafından tercih edilmesini pekiştirmiştir.

Bir üçüncü neden ise artan bireysellik eğilimleri neticesinde, artık kullanıcının, herhangi bir sosyal dayanışmaya gereksinim duymadan kendi kendine yetebilen yaşam tarzlarına yönelmeye başlaması olabilir. Tüm hizmetlerin önüne getirildiği bu birey, artık 1950’lerin “ikametgâh sakini” değil, 2000’lerin “konut kullanıcısıdır”: “İkametgâh” kavramı metalaşırken, “sakinler” de tüketicilere dönüşmüştür. İkametgâhlar başarılı plan çözümleriyle, metalaşan konutlar ise tüketim kalıplarıyla özdeşleşmiştir.

Sonuç olarak, bulunduğu çağın yüklerini ve izlerini bünyesinde barındıran ve zaman zaman da bizzat bu izleri üreten bir tasarım nesnesi olarak konut, toplumun geçirdiği ekonomik, politik ve sosyo-kültürel evreleri günümüze dek aktarabilmiştir. Bu bağlamda konut, tarihsel bilgileri doğrudan günümüze taşıyan bir çeşit toplu iletişim aracı olarak da kabul edilebilir. Nitekim yaşanan süreç içerisinde, toplum ve aile yapısı değişirken konut mekânı da değişmiş; geniş aileye hitap eden aile apartmanları yerlerini, günümüz bireysel yaşamlarına hizmet eden izole dairelere bırakmıştır. İzmir özelinde ise tüm bu değişimler, kendini, kavramsal farklılaşmayla kısmen daha net ifade edebilmiş ve incelemeye değer bir lüks konut örneklemi oluşturmuştur.

 

NOTLAR

1. Bu yazının fikirsel başlangıcına katkıda bulunarak, “konut mimarlığında yaşanan imgesel dönüşümler” konusuna dikkatimizi çektiği için sayın Prof. Dr. Gürhan Tümer hocamıza ve İzmir kent merkezinde yer alan örnek apartmanlara ait mimari çizim ve fotoğraflardan oluşan arşivini bizlerle paylaştığı için Y. Mimar Sayın Belgin Terim’e teşekkürlerimizi sunmak isteriz.

2. Benzer bir görüş için bakınız: Gür, Ş.Ö. 2000, Doğu Karadeniz Örneğinde Konut Kültürü, Yapı Endüstri Merkezi, İstanbul, s.62.

3. Sözkonusu dönemler arası çizgilerin birbirinden çok keskin biçimde ayrışmadığını ve birbirine geçişler taşıdığını da ayrıca vurgulamak gerekmektedir.

4. İlerleyen bölümlerde de değinileceği üzere, Kat Mülkiyeti Kanunu’nun kabul yılı olan 1965, konut mülkiyet türleri ve dolayısıyla da tasarım özellikleri bağlamında bir dönüm noktasıdır.

5. “Residence” olarak isimlendirilen mimari tipoloji, İzmir’de 1996’dan günümüze dek inşa edilmeye başlanan, bir çeşit “düşeyde çözümlenmiş, kent içi kapalı site” karakterindeki konut türüne işaret etmektedir. Türkçe’ye “ikametgâh” olarak çevirebileceğimiz, İngilizce “residence” kelimesi, gerek toplum, gerek mimarlar gerekse de yüklenici firmalar tarafından tercih edilerek, bu tipolojiyi ifade etmek için kullanılmaktadır. Ayrıca güncel Türk konut literatüründe “rezidans” kelimesi de yine bu tipolojiyi belirtmektedir. Ancak bu ifadenin yaygın kullanım şekline sadık kalınarak, sözkonusu tipoloji makale boyunca, proje özel isimleri dışında, “residence” kelimesiyle anılacaktır.

6. Örneğin, Şengül Öymen Gür de bireylerin ilgi ve hobilerindeki artışın maddi güçleriyle doğru orantılı olduğunu savunmaktadır. Sonuç olarak, sözkonusu uğraşılar aile bireyleri için bu işlevleri karşılayacak mekân gereksinimini doğurmaktadır. Bakınız: Gür, Ş.Ö. 2000, Doğu Karadeniz Örneğinde Konut Kültürü, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul, s.92.

7. Oxford English Dictionary’de “lüks” (luxury) maddesi altında yer alan diğer karşılıkların Türkçe çevirileri şu şekildedir: “Herhangi bir yiyecek, giyecek, mobilya veya edevat türünde seçkin veya pahalı olanı kullanma alışkanlığı veya düşkünlüğü”; “İnce ve yoğun zevk”. Bakınız: “luxury” , Oxford English Dictionary, ikinci basım-elektronik versiyon, 1989.

8. Berry, C.J. 1994, The Idea of Luxury: A Conceptual and Historical Investigation, Cambridge University Press, Cambridge, s.140.

9. Keyder, Ç. 2006, “Enformel Konut Piyasasından Küresel Konut Piyasasına”, İstanbul Küresel ile Yerel Arasında, Metis Yayınları, İstanbul, s.186.

10. Bu tür bir iddia için bakınız: Tanyeli, U. 2002, “Grameri Bozuk Toplumda Mimarlık”, Arredamento Mimarlık, sayı:7-8/2002, ss.6-7.

11. Türk konut piyasasında özellikle 20. yüzyılın başından itibaren yaşanan mimarlık ithalatı ve etkileşimleri için bakınız: Bilgin, İ. 1992, Konut Üretiminin Karşılaştırmalı Analizi, YTÜ Yayınları, İstanbul; ve Kaçel, E. 1998, İngiltere’de Konut Standartlarının Değişen Bağlamı: “Tudor Walters Raporu”ndan “2000 Homes” Projesine, YTÜ Yayınları, İstanbul.

12. Bu proje, günümüz residence tipolojisinin prototipi olarak da kabul görmektedir. Bakınız: Pridmore, J. ve G.A. Larson, 2005, Chicago Architecture and Design: Revised and Expanded, Ed.Harry N. Abrams, New York, s.186, ss.188-89; ve Sayın, N. ve İ. Bilgin, 2008, “Viyana-Chicago Metropol ve Mimarlık,” sergi metni, Resim Heykel Müzesi, 13-19 Ekim 2008, Konak, İzmir.

13. Örnek olarak, İstanbul ve İzmir’de yer alan residence’lardan bazılarının tanıtımları için bakınız: www.polattower.com/tr/polattower/

tanitim.asp;www.suzerplaza.com.tr/; www.kanyon.com.tr/; www.polaris-mimtur.com/istanbul/istanbul-projesi.html; www.anthillresidence.com/anthill_brosur.html; www.elitresidence.com/gelisme.htm; www.palladium.com.tr/main.html (Nisan 2009);ve2004, Gürel Residence: İzmir’i Değiştiriyoruz!, tanıtım kitapçığı; 2007, Gürel Residence Tanıtım Broşürü, yayımlanmamış tanıtım broşürü, http://gurelresidence.net/tr/ (Nisan 2009).

14. 2003, Dosya: Kapalı Yerleşmeler: Kapalı Banliyöler, Kapalı Siteler, Arredamento Mimarlık, sayı:7/2003, s.56.

15. Kemer Country yerleşmesi üzerine bir tartışma için bakınız: Candan, A.B. 2003, “Dışlayıcı Bir Kavram Olarak ‘Mahalle’”, Arredamento Mimarlık, sayı:7/2003, ss.70-72. Ayrıca bakınız: 1997, Gerçeğe Dönüşen Bir Rüya: Kemer Country, Kemer Yapı ve Turizm Anonim Şirketi.

16. Güner, D. 2006, “İzmir’de Modern Konut Mimarlığı 1950–2006,” Planlama, sayı:3, ss. 134/123-41.

17. Bu ayrıştırmaya göre, birinci tip genellikle kent çeperi ya da dışında (suburbs) inşa edilir ve kullanıcısına “yaşam tarzı” vadeder. “Prestij” vadeden ikinci tip de yine kent çeperi veya dışında karşımıza çıkmaktadır. Üçüncüsü ise, yüksek suç oranına sahip bölgelere yakın konumu sebebiyle “güvenli” bölge oluşturmak amacıyla kurulmuş kapalı sitelerdir ve suç oranı kent merkezlerinde daha fazla olduğu için, bu bölgelerde izole bir yaşam oluşturmak amacıyla inşa edilirler. Birinci tip, kullanıcısına, örneğin golf sahaları ve doğal elemanlarıyla başarılı biçimde düzenlenmiş peyzaj; ikinci tip, özel hayatlarını rahatça yaşabilecekleri ve içinde rahatça gezebilecekleri bir ortam ile homojen bir topluluk; üçüncü tip ise güvenlik sunmaktadır. Ancak Blakely ve Snyder’in yaptığı bu sınıflandırma, daha çok ABD için geçerli gibi görünmektedir. Bakınız: Blakely, E.J. ve M.G. Snyder, 2003, “Bölündükçe Yıkılıyoruz: Birleşik Devletlerde Kapalı ve Duvarlı Yerleşmeler,” çev. B. Özlüdil, Arredamento Mimarlık,  sayı:7/2003, ss.63/62–67. İlgili metnin özgünü için bakınız: Ellin, N., ed. 1997, Architecture of Fear, Princeton Architectural Press, New York, ss.85–99.

18. Şenyapılı, T. 2003, “Kaçış Adaları,” Arredamento Mimarlık, sayı:7/2003, ss.58/57-61. Ayrıca bakınız: Blandy, S. ve D. Lister, Mart 2005, “Gated Communities: (Ne)Gating Community Development?”, Housing Studies,sayı:20:2, ss.287-301; ve Vesselinov, E., Cazessus, M. ve W. Falk, 2007, “Gated Communities and Spatial Inequality”, Journal of Urban Affairs, sayı:29:2, ss.109-27.

19. Konutu, “insanları ve etkinlikleri birbirinden ayrıma ve/veya birleştirme düzeni” olarak okuyan bir görüş için bakınız: Gür, 2000, s.12.

20. Bu yöndeki bir iddia için bakınız: Köksal, A. 2003, “Yitirilen Güvenlik Duygusu ve Kapalı Yerleşmeler,” Arredamento Mimarlık, sayı:7/2003, ss.76–77.

21. Anthony Giddens “radikalleşmiş modernlik” tarifinde, “korku” kavramının karşısına yerleştirdiği güven duygusunun, özellikle modern kentsel ortamlarda ön plana çıktığını belirtir. Giddens’a göre modern dönemdeki güven duygusu, modern öncesi döneme kıyasla çok daha yoğun ve ciddidir. Ancak yine de tehlikeli bölgeler, kentin tümüne kıyasla, çok küçük ölçekte belirmektedir. Buna rağmen, bu ortamlarda şiddet düzeyi az, alınan güvenlik tedbirleri fazladır. Bakınız: Giddens, A. 2004, Modernliğin Sonuçları, çev. E.Kuşdil, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, ss.107-108.

22. Levantenlerin kışlık konutları çoğunlukla, kent merkezinin kıyı kesimlerinde, Alsancak-Punta ve Güzelyalı bölgelerinde yoğunlaşmıştı. Yazın ise Bornova, Buca gibi banliyölerde yer alan, nitelikli ve maliyetli köşklerine taşınmaktaydılar. Bakınız: Ballice, G. 2004, “İzmir Kent Kimliği Oluşum Sürecinin Konut Yapıları Üzerinden İncelenmesi”, Ege Mimarlık, sayı:4: 52, ss.42-43, ss.42-46; Atay, Ç. 1978, Tarih İçinde İzmir, Yaşar Eğitim ve Kültür, İzmir, s.134.

23. Kabaoğlu, C. ve A. Öney Kabaoğlu, 1992, “Anadolu Apartmanı”, Ege Mimarlık, ss.77-80. Yapının plan şeması, Kabaoğlu’nun sözkonusu makalesinde yer alan planlar dikkate alınarak, makalenin yazarları tarafından oluşturulmuştur. Anadolu Apartmanı hakkında bilgi için ayrıca bakınız: Ballice, 2004, s.43; Terim, B. 2006, “İzmir’de Çok Katlı Konutlara Dünden Bugüne Bir Bakış”, Ege Mimarlık, sayı:2:57, ss.36/36-41.

24. Tetik, K. 1937, “Kira Evi (İzmir)”, Arkitekt, sayı:4, ss.105-106.

25. Güner, 2006, s.127.

26. Bozdoğan, S. 1996, “Modern Yaşamak: Erken Cumhuriyet Kültüründe Kübik Ev”, Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme, çev. Z. Rona, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, ss.313-28.

27. Le Corbusier’nin Vers une architecture adlı eserinde geçen, “İçinde Yaşamak için Makine” olarak çevrilebilecek ve modern konutu ifade eden “machines à habiter” terimi, eserin Türkçe çevirisinde “gereç-konut” olarak geçmektedir. Bakınız: Le Corbusier, 2007 (1923), Bir Mimarlığa Doğru, çev. S.Merzi, YKY, İstanbul, ss.20-21 et passim. Ayrıca, Le Corbusier’nin modern mimarlık için beş ilkesinin, İzmir’deki etkisini, esasen 1960’lı yılların sonlarında göstermeye başladığını da belirtmek gerekir. Bakınız: Eyüce, Ö. 1999, “Erken Modernizm’den Çoğulcu Modernizme İzmir’de Konut”, Ege Mimarlık, sayı:4:32, ss.35/33-37.

28. Rowe, P.G. 1993, Modernity and Housing, The MIT Press, Cambridge, ss.75–85; ve Curtis, W.J.R. 1996, Modern Architecture Since 1900, Phaidon, Londra, ss.33–52, ss.157–172.

29. Mülkiyeti bir aileye ait olan ve dairelerin kiralandığı bu apartmanlar, mimar ve mal sahibi yani kullanıcının ortak kararları doğrultusunda biçimlendirilmişlerdir.

30. Sayar, Y. 2005, “Beyaz Apartmanı” ve “Servet Şatır Apartmanı”, İzmir Mimarlık Rehberi 2005, ed. D. Güner, Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yayınları, İzmir, s.141, s.154; ve Güner, D. “Pekel Apartmanı”, İzmir Mimarlık Rehberi 2005, ed. D. Güner, Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yayınları, İzmir, s.146. Yapıların plan şemaları, İzmir Konak Belediyesi İmar Planlama Şubesi arşivinden elde edilen planlar dikkate alınarak, makalenin yazarları tarafından oluşturulmuştur.

31. Nişli, F. 1961, “Bir Apartman, ‘İzmir’ ”, Arkitekt, sayı:302, ss.6-8; ve Sayar, “Atav Apartmanı”, “Özgörkey Apartmanı”, İzmir Mimarlık Rehberi 2005, ed. D. Güner, Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yayınları, İzmir, s.166, s.186. Atav ve Özgörkey apartmanlarına ait plan şemaları, İzmir Konak Belediyesi İmar Planlama Şubesi Arşivi’nden elde edilen planlar dikkate alınarak, makalenin yazarları tarafından oluşturulmuştur.

32. Tanyeli’ye göre, 1985’ten sonra inşa edilen bazı düşük nitelikli üst gelir grubu konutları, “lüks” kavramının yanlış algılanmasının ve mimari tasarıma verilen ağırlığın azalmasının sonucudur. Bakınız: Tanyeli, 2002, ss.6-7.

33. Daha önce de belirtildiği gibi bu yazının içeriğini oluşturan çok katlı lüks konutlar ve residence’lar, kent merkezinde yer almaktadırlar.

34. Özer Yapan’ın 1990’lı yılların başında, Sahilevleri’nde gerçekleştirdiği kapalı site örneği İzmir için ilklerdendir ve böylelikle konut bağlamında “güvenlik” kavramı da İzmir’de ilk olarak karşımıza çıkmıştır. Ancak güvenlik, o zamanlarda da (yani 1990’larda da) üst gelir grubundaki kullanıcının, kapalı sitede yaşamayı özellikle tercih etmesine sebep olacak kadar hayati bir öneme sahip değildi. Karşıt görüşlü bir değerlendirme için bakınız: Köksal, 2003, ss.76–77. Ayrıca Yapan’ın gerçekleştirdiği kapalı site hakkında bakınız: Güner, 2006, s.134.

35. Punta Rezidans, Mimar Turgay Bakır tarafından tasarlanmış ve 2006’da kullanıma açılmıştır. 2007’de kullanıma açılan Gürel Rezidans ise Mimar Aybars Kendir tarafından tasarlanmıştır. Punta Rezidans’a ait kat planları, projenin çeşitli aşamalarında bizzat yer almış ve görüşmenin yapıldığı tarihte halen projenin yüklenici firması Birlik İnşaat’ta çalışmakta olan Mimar Müge Yorgancıoğlu aracılığıyla elde edilen kat planları dikkate alınarak, makalenin yazarları tarafından oluşturulmuştur. Gürel Rezidans’a ait kat planları ise, yine projenin çeşitli aşamalarında bizzat yer almış ve görüşmenin yapıldığı tarihte halen Megapol İnşaat’ta çalışmakta olan Mimar Elif Sağlamer aracılığıyla elde edilen kat planları dikkate alınarak, makalenin yazarları tarafından oluşturulmuştur.

36. Böyle bölgelerde inşa edilmiş olmaları toplumsal izolasyon etkisini artırırken, güvenlik gereksinimini özellikle (ve yapay olarak) doğurmaktadır.

37. 22 katlı Punta Rezidans’ta 50, 25 katlı Gürel Rezidans’ta 102 daire yer almakta ve bu dairelerin büyüklükleri, yaklaşık olarak 65 m2 ile 400 m2 arasında çeşitlenmektedir. Punta Rezidans hakkındaki bilgiler için bakınız: Yorgancıoğlu, M. 2007, Müge Yorgancıoğlu’nun kişisel söyleşisi, İzmir, 19 Haziran 2007. Gürel Rezidans hakkındaki bilgiler için bakınız: Sağlamer, E. 2007, Elif Sağlamer’in kişisel söyleşisi, İzmir, 13 Haziran 2007. Ayrıca, bu makalenin 13. dipnotuna bakınız.

38. Konutların, diğer lüks sayılabilecek uygulama ve teknik servisleri arasında, hazır mutfak, asma tavan ve noktasal aydınlatma gibi dekoratif uygulamalar ile tüm birimlere hizmet veren yangın algılayıcı ve söndürücü sistemler, merkezi ısıtma ve soğutma sistemi, yerden ısıtmalı sistem, sıcak ve soğuk VRV (variable refrigerant volume) iklimlendirme sistemi ve merkezî havalandırma sistemleri yer almaktadır. İnşaat malzemesindeki lüks ise, öncelikle, bu tür yapıların neredeyse hepsinde mutlaka başvurulan, giydirme cephe uygulamasındaki kalite ile karşımıza çıkmaktadır.

39. Tüm kesimlerce paylaşılan konvansiyonel konut tipi, günümüzde bir çeşit uzlaşı mekânına dönüşerek yaygınlaşmıştır. Bu durum, konutun kolay değiştirilemeyen ve genel kabul görmüş tasarım ilkeleriyle ilişkilidir ve bu ilkelerin konutu giderek sıradanlaştırdığı da iddia edilebilir. Bu tür bir iddia için bakınız: Bilgin, İ. 1994, “ ‘Sıradan’ Olanın Yeniden-Üretimi ve Konut Sorunu”, bildiri, Konut Paneli, 13 Aralık 1994,Mimarlar Odası, Ankara.

Bu icerik 12885 defa görüntülenmiştir.