372
TEMMUZ-AĞUSTOS 2013
 
MİMARLIK'tan

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Telif Haklarına Ne Oluyor?

Doğan Tekeli, Dr., Y. Mühendis Mimar

“Taksim’e Topçu Kışlası’nın inşa edilmesi, AKM’nin yıkılması kararları, mimar olarak bugüne kadar tüm öğrendiklerimiz ve inandığımız değerlerle çelişiyor. Şehircilik ve mimarlık alanlarındaki şeffaf olmayan bu kadar uygulama, her alanda nasıl yaşamamız gerektiğini düzenleyen başka uygulamalarla birleşince, haklı bir toplumsal muhalefet ortaya çıktı. Bu yazının yazıldığı günlerde bu yepyeni ve canlı muhalefeti izliyor ve destekliyoruz.” “Bugünlerde bir de, Yeni İmar Kanunu hazırlıkları içinde mimarın telif haklarının düzenlenmekte olduğu haberi gündeme geldi. Çevre ve Şehircilik Bakanı, bu düzenlemenin gerekçesi olarak mimarın tazminat hakkını gösteriyor. Bunun için de ‘ölümlerden ölüm beğen’ diye abartılmış bir örnek veriyor.” “Gerçekte yürürlükteki Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda da mimarlıkla ilgili telif hakları konusunda yeterince açık olmayan hükümler yer almaktadır. Bunların, mimarın devredilemez manevi hakları ile devredilebilir maddi hakları arasındaki sınırın net olmayışı, bu haklar karşısında ödenecek bedellerin günün koşullarına göre adil bir tarifeye bağlanmamış oluşu söylenebilir.” “Telif hakkının yürürlükteki kanunla 70 yıl süreceği kabul edilirken, şimdi ‘müellifin ömrü ile sınırlıdır’ hükmü, tek başına bugün varolan hakların en az yarısını tırpanlayacaktır.” “Gene yeni tasarıda, mimarlık eserinin ‘güzel sanatlar eseri’ sayılıp sayılmayacağı kararının, yönetimler tarafından kurulacak estetik kurullara bırakılması öngörülüyor. [...] Özellikle bugünkü iktidarın böyle bir hakka sahip olması halinde, gözüne kestirdiği her yapımızın Selçuklu (!) mimarisine göre düzenlenmesi isteğine nasıl mani olunabilecek?”

Türkiye’de mimarlık uygulamaları, 1953-54 yıllarında yayımlanan, Bayındırlık Bakanlığı, mimarlık ve mühendislik hizmet tarifeleri ve yarışmalar ve yönetmelikleri ile bir düzene kavuşmuştu. Bu düzenlemelerle Türkiye, aynı zamanda mimarlık pazarını yabancılara kapatmış oluyordu. 1980’li yıllarda, tüm dünyada globalleşmenin başlaması, Türkiye’nin de açık pazar haline gelmesi ile yavaş yavaş mimarlık pazarımızı kaybetmeye başladık. 1995’te Gümrük Birliği’ne girmemizle birlikte büyük yabancı mimarlık büroları ülkemizde serbestçe çalışmaya başladı. Hâlbuki bizim bürolarımız, daha önceki yıllarda kamudan ve özel sektörden gerekli desteği görmedikleri için bu rekabete hazır değillerdi. Dolayısıyla biz pazar, onlar ortak oldular.

AKP iktidarı döneminde ilk birkaç yılda, iyi kötü korunan mimarlık hak ve uygulamaları ile kamu yapıları için proje elde etme yöntemleri yavaş yavaş ama köklü bir biçimde değiştirilmeye başlandı. İktidar kendi projelerini hızla uygulayabilmek için varolan yöntemleri aşarak kestirme yollar aradı. Önce Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ), sonra da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na görülmemiş yetkiler verildi.

Bu yöntemlerle onaylı imar planları aşıldı. Katılımı sağlamak, toplumu bilgilendirerek konuyu tartışmaya açmak, önemli kamu yapıları için açık yarışmalar düzenlemek gibi alıştığımız uygulamalar ortadan kalktı.

Dört, beş yılda, yüzlerce bilim insanının katkısıyla hazırlanan ve Belediye Başkanı’nın kentin anayasası dediği 1/100.000’lik imar planı, tamamlanıp onaylandığı sıralarda, planda öngörülmeyen “çılgın projeler” ile geçerliliğini yitirdi. Çöpe atılır gibi oldu.

3. Köprü, 3. Havaalanı, yerleri Sayın Başbakan tarafından tayin edilerek uygulamaya konuldu. 3. Havalimanı, ihalesine esas olan bir master plana uyularak inşa edilecek. Müellifinin, dolayısıyla sorumluluğunun kime ait olduğunu bilmiyoruz. Çamlıca Camisi, Kanal İstanbul projeleri büyük toplumsal muhalefete karşın uygulanmaya başladı veya başlıyor. Bir kamu yapısı olan yeni Başbakanlık binasının inşaatına başlandığını biliyor, mimarının kim olduğunu bilemiyoruz.

Taksim’e Topçu Kışlası’nın inşa edilmesi, AKM’nin yıkılması kararları, mimar olarak bugüne kadar tüm öğrendiklerimiz ve inandığımız değerlerle çelişiyor. Ancak, kim bilir kaç açık oturumda, kaç yazıda, uygarca dile getirilen bu düşüncelerin bilindiğini, ama hiç dikkate alınmadığını görüyoruz.

Şehircilik ve mimarlık alanlarındaki şeffaf olmayan bu kadar uygulama, her alanda nasıl yaşamamız gerektiğini düzenleyen başka uygulamalarla birleşince, haklı bir toplumsal muhalefet ortaya çıktı. Bu yazının yazıldığı günlerde bu yepyeni ve canlı muhalefeti izliyor ve destekliyoruz. Taksim’e Topçu Kışlası’nın yapılması ve AKM’nin yıkılması kararını onaylayamıyoruz.

Bugünlerde bir de, Yeni İmar Kanunu hazırlıkları içinde mimarın telif haklarının düzenlenmekte olduğu haberi gündeme geldi. Çevre ve Şehircilik Bakanı, bu düzenlemenin gerekçesi olarak mimarın tazminat hakkını gösteriyor. Bunun için de “ölümlerden ölüm beğen” diye abartılmış bir örnek veriyor.

Bize göre, mimarın telif hakkının başlıca kaynağı ve amacı, düşünsel ve sanatsal bir bütün olarak tasarlanan ve uygulanan mimari eserin korunmasıdır. Bu amaç doğrultusunda eserin yaratıcısı olan mimara da maddi ve manevi bir takım haklar tanınmış ve bunlara yasal güvence sağlanmıştır.

Mimari eserin korunması, onun bütünlüğünün başka kişilerce gelişigüzel bozulup, tahrip edilmesine engel olacaktır. Nasıl bir edebiyat eserinin ya da resmin bir kısmının başkalarınca değiştirilmesi kabul edilemezse, mimarlık eserinin de başkalarınca değiştirilmesi kabul edilemez.

Şimdi getirilmek istenen bu yeni tasarı, yürürlükteki Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda bir ölçüde korunan bu hakları büyük ölçüde geriletmektedir. Anlaşılıyor ki bu değişikliklerle, iktidarın, toplumca kabul görmeyen ve telif hakları engeline takılan bir takım düşüncelerinin gerçekleştirilmesi isteniyor.

İster istemez akla gelmişti! Başbakanın seçim vaatleri arasında yer alan, Ankara Atatürk Bulvarı’ndaki çok sayıda yapının cephelerinin Selçuklu mimarisine göre değiştirileceği sözü, telif haklarına çarpmış gibi görünmekte idi. Ankara Belediye Başkanı’nın bu konudaki bir konuşmasında, “Telif haklarını yeni bir yasa ile düzenleyerek bu uygulamayı başlatacağız” sözü hatırlardadır. Acaba telif hakları bu nedenle mi tırpanlanmakta idi? Ama Atatürk Bulvarı’nın son aylarda yapılan bir yasal düzenleme ile daha da büyük bir acele ile halledildiği anlaşıldı.

Gerçekte yürürlükteki Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda da mimarlıkla ilgili telif hakları konusunda yeterince açık olmayan hükümler yer almaktadır. Bunların, mimarın devredilemez manevi hakları ile devredilebilir maddi hakları arasındaki sınırın net olmayışı, bu haklar karşısında ödenecek bedellerin günün koşullarına göre adil bir tarifeye bağlanmamış oluşu söylenebilir.

Belki de temel sorun, mimarlık eserinin, diğer soyut sanatlarda olduğu gibi, sadece sanatçısına (mimara) ait olmayışından kaynaklanıyor. Yaratılan eser, proje olsun, yapı olsun kullanılmak üzere bir işveren tarafından satın alındığı için, işveren açısından bir mülkiyet hakkı doğuyor. Bu nedenle de mimarın telif hakkı ile işverenin mülkiyet hakkı arasında bir çatışma görüntüsü ortaya çıkıyor.

Bu belirsizliklerin demokratik yollarla açıklığa kavuşturulmaya çalışılacağı yerde, tepeden inme bir yolla tırpanlanması elbette kabul edilemez. Bu hak ihlallerinin neler olduğunu hukukçular ayrıntılı olarak inceliyorlar.

Ben de burada son derece sakıncalı bulduğum iki konuya değinmek istiyorum. Telif hakkının yürürlükteki kanunla 70 yıl süreceği kabul edilirken, şimdi “müellifin ömrü ile sınırlıdır” hükmü, tek başına bugün varolan hakların en az yarısını tırpanlayacaktır. Gene yeni tasarıda, mimarlık eserinin “güzel sanatlar eseri” sayılıp sayılmayacağı kararının, yönetimler tarafından kurulacak estetik kurullara bırakılması öngörülüyor. İlke olarak yönetimlerin iktidarın elinde olduğu kabul edildiğine göre, telif hakkının tanınması da iktidara verilmiş olacak. Özellikle bugünkü iktidarın böyle bir hakka sahip olması halinde, gözüne kestirdiği her yapımızın Selçuklu (!) mimarisine göre düzenlenmesi isteğine nasıl mani olunabilecek?

Mimarlık eserlerinin güzel sanat değeri taşıyıp taşımayacağına karar verecek kurulun, mutlaka tarafsız bir kurul olması gerektiğine inanıyoruz. Bu kurulun, adı geçmişte çok denenen ve kararları eleştirilen “Estetik Kurullar” yerine “Mimari Telif Hakları Kurulu” adını taşımasını ve bu kurulun yönetimden, Mimarlar Odası temsilcilerinden ve tarafsızlığı, bilgisi ile tanınan bir veya üç mimardan oluşan 3 ya da 5 kişilik bir kurum olmasını öneriyoruz.

Yeni imar kanununda, telif hakları ile ilgili düzenlemeler yapılırken, bu hakların sahibi olan mimarların görüşlerinin dikkate alınmasını talep ediyor, bekliyoruz.

* Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 29 Nisan 2013 tarihinde görüş ve önerileri almak üzere TMMOB’ye gönderilen “3194 Sayılı İmar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı” ile ilgili değerlendirmeler yapılırken, 1 Haziran 2013 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan “Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile ilgili idareler bünyesinde kurulacak estetik komisyonlar marifetiyle mimarlık eser ve projelerinin özgün fikir ifade edip etmediğine karar verilmesi kuralı getirilmiştir. Yazı, kanun taslağındaki maddeler üzerinden yapılan değerlendirmeleri içermektedir; yasadaki bazı maddelerin yönetmelik haline gelmesinden önce hazırlanmıştır. Telif haklarında değişiklik öngören yasal düzenlemeler konusundaki gelişmelere gelecek sayılarda yer vermeyi sürdüreceğiz. [Editörün Notu]

Bu icerik 3730 defa görüntülenmiştir.
Ankara’da Atatürk Bulvarı üzerinde yer alan kamu yapıların cepheleri, sözde Selçuklu neo-klasik prekast cepheler ile yer değiştirmeye başlıyor. Fotoğrafta TESK binası için dönüşüm önerisi görülüyor. Fotoğraf: wowturkey.com