337
EYLÜL-EKİM 2007
 

MİMARLIK DÜNYASINDAN

ETKİNLİKLER

DOSYA: Türkiye’de Yeni Konut Eğilimleri

  • YAYINLAR
    İpek Özbek Sönmez

    Yrd. Doç. Dr., DEÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

MİMARLIK’tan 337
İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET



KÜNYE
DOSYA: Türkiye’de Yeni Konut Eğilimleri

Çengelköy’de Alternatif Bir Yaşam Çevresi

Nilay Ünsal Gülmez

Araş. Gör., Bahçeşehir Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi

Her iki yılda bir düzenlenen Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri, Türkiye’de çalışan mimarların yurtiçi ve yurtdışındaki son dönem çalışmalarını biraraya getiren, güncel üretimlerin sergilendiği bir platform olma niteliği taşıyor. Nisan 2006’da düzenlenen X. Ulusal Mimarlık Sergisi’ne katılan yapımı tamamlanmış konut üretimleri dosya kapsamında biraraya getirildi. Müstakil konut üretiminin sayıca daha fazla olduğu gözlenen bu dönemki sergide, Tutulu Konut Yasası ile hareketlenen piyasada, toplu konut üretimlerinin henüz proje aşamasında olduğu görülüyor. Nisan 2008’de gerçekleşecek XI. sergi döneminde, bu üretimlerin müstakil konutlarla sayıca yarışacak kadar fazlalaşacağı görülüyor. Bu sayfalarda, X. sergi döneminden bir konut seçkisi sunuyoruz.

Tüm dünyada değişen yaşam koşulları ve küreselleşmenin de etkisiyle özellikle büyük kentlerde hanehalkı büyüklükleri giderek küçülmekte ve çekirdek aileye alternatif hanehalklarının sayısında artış gözlenmektedir. Kullanıcı profilindeki değişimlerin kuşkusuz barınma biçimlerine de yansıması beklenir. Bu konuda özellikle Batıda yaygınlaşan yenilikçi arayışlar katılımcı tasarım süreçlerinin önemine vurgu yapmaktadır. Maalesef ülkemizin bu tür deney ve deneyimler açısından oldukça fakir bir görüntü çizdiği söylenebilir. Oysa toplumun çeşitli sosyo-ekonomik katmanlarına, hanehalkı türlerine ve bireylerin yaşam döngüsündeki değişimlere hitap edebilecek apartmanlaşmaya ve beraberinde getirdiği yaşam biçimine alternatif oluşturabilecek esnek tasarımlar, aynı zamanda sürdürülebilir bir çevre yaratmanın da önkoşullarından biridir. Ülkemizde deneysel üretimlerin desteklenmesi ve bu eksendeki girişimlerin tanıtılması, deneyimlerin belgelenmesi gerekmektedir. İstanbul’un Anadolu yakasındaki önemli merkezlerden biri olan Çengelköy’deki Kaleseramik Evleri, bu bağlamda önemli bir alternatif yaşam çevresi sunar.

ÇEŞİTLENEN ALTERNATİF YAŞAM ÇEVRELERİ

Bugün, tüm gelişmiş ülkelerde hanehalkı büyüklüğü giderek azalmakta, bağlı olarak hanehalkı sayısında karşı konulmaz bir artış görülmektedir. Bu aynı zamanda, artık çekirdek ailenin de giderek parçalandığı, geleneksel olmayan küçük hanehalklarının çoğaldığı anlamına gelir. İstatistikler Türkiye’nin de bu demografik geçiş sürecini tamamlama yolunda olduğunu, ortalama hanehalkı büyüklüğünün istikrarlı olarak azaldığını, hanehalkı sayısının ve alternatif küçük hanehalklarının nüfus içindeki oranlarının arttığını göstermektedir. (1) Nitekim Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ile TÜİK’in 10 Haziran-29 Ağustos 2006 tarihleri arasında 24.647 aile ile görüşerek gerçekleştirdikleri 1993’ten beri yapılan en kapsamlı araştırmanın sonuçlarına göre 1993’te 4.75 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğü, 2006 yılı itibarı ile 3.8’e düşmüştür. Bu rakam kırsal kesimde 4 iken kentlerde 3.7’dir. Rapor, AB’de 2001 yılı verilerine göre hanehalkı büyüklüğünün 2.45 olduğunu da belirtir. (2) Bu tabloya göre hanehalkı büyüklüğü öngörülenden çok daha hızlı bir biçimde azalmaktadır. Hanehalkı büyüklüğünün özellikle kentlerde hızla azalması, ileride aile dayanışmasının yerini alacak başka dayanışma mekanizmalarına ihtiyaç duyulabileceğinin de göstergesidir. Çekirdek aileye alternatif hanehalkları (yalnız yaşayanlar, birlikte yaşayanlar, tek ebeveynli aileler hatta çift gelirli çocuksuz çiftler) mekân kullanımına ve mahremiyet kavramına farklı dinamikler getirirler. Bu dinamikler, mevcut mekânsal örgütlenmenin sorgulanmasına araç olma potansiyelini de barındırmaktadır.

Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde, hem küçük hanehalklarının farklılaşan mekânsal ihtiyaçlarına, hem de küreselleşme, iletişim teknolojilerindeki gelişmeler gibi çeşitli etkenlerle sürekli değişmekte olan yaşam koşullarına uyum sağlamaya çalışan türlü hanehalklarının arayışlarına yönelik çözüm önerileri üretilmektedir. Bu amaçla kurulan “yenilikçi konut” çalışma grupları, çeşitlenen kullanıcı profiline ve bireylerin yaşam döngüsü deneyimlerine yönelik araştırmalar yürütmekte, bu kapsamda yarışmalar düzenlenmektedir. Ayrıca kullanıcı inisiyatifi ve katılımı da alternatif yaşam çevreleri üretiminde etkin olmuştur. Örneğin 1964 yılında Danimarkalı mimar Jan Gudman-Hoyer’ın bir grup arkadaşı ve eşiyle mevcut konut seçeneklerini tartışmaları ve farklı bir alternatif arayışı içerisinde Thomas More’un Utopia’sında (3) tasvir ettiği ortak aktivite ve yemekleri paylaşan 30 ailelik kooperatiflerden oluşmuş şehir tasvirinden de etkilenerek harekete geçmeleriyle yeni bir ortak yaşam çevresi oluşumuna (co-housing) yönelik çalışmalar başlamıştır. 21. yüzyılın insanları yabancılaştıran ve sosyal etkileşimi zedeleyen yaşam dinamiklerine tepki olarak ortaya çıkan bu arayışlar, önceleri çocuklara daha iyi bir yaşam çevresi sağlayabilmek, ev işleri ve çocuk bakımı gibi konularda bir miktar işbölümüne giderek gündelik yaşamı kolaylaştırmak hayali ile daha çok çekirdek ailelere hitap ederken zamanla hanehalkı çeşitliliğini yakalamak da önemli bir hedef haline dönüşmüş, farklı yaşam biçimlerine sahip ve farklı kuşaklardan insanların birbirlerine destek olmaları, iletişim kurmaları önem kazanmaya başlamıştır.

1960’lı yıllarda Danimarka’da ortaya çıkan ortak-konutlar (co-housing) 1980’lerin sonunda bu yaşam biçimi üzerine uzun soluklu araştırmalar yapan mimarlar Kathryn Mc Camant ve Charles Durrett tarafından Amerika’ya tanıtılmış ve Kuzey Amerika’da da büyük bir hızla yayılmıştır. (4) En önemli özellikleri, barınma kültürüne dair benzer hayal ve idealleri olan insanların çeşitli yöntemlerle, hatta kimi zaman gazete ilanlarıyla biraraya gelerek girişimde bulunmaları ve seçtikleri mimarla katılımcı bir yaratım sürecini paylaşmalarıdır. Bu yaşam çevrelerinde, herkesin kendi evi olmakla birlikte istenirse akşam yemeklerinin ortaklaşa hazırlanıp yenilebildiği bir mutfak ve yemek salonu ile topluluğun ihtiyaçlarına göre belirlenmiş hobi, çalışma odaları ve benzeri mekânları olan bir de ortak ev bulunur. Biçimsel anlamda ortak bir dilleri yoktur. Kent içinde, çeperinde ya da kırsal bölgelerde genellikle alçak katlı, avlular veya sokaklar oluşturacak biçimde konumlanmış müstakil konutlardan meydana gelen örneklerin yanında özellikle kent içerisinde mevcut yapıların yenilenip dönüştürülmesiyle ortaya çıkan farklı alternatifler de mevcuttur. (5) Her ülkede koşullar doğrultusunda çeşitlenen uygulamalarına rastlamak mümkündür. İsveç’te ortak konut projeleri çok katlı ve genellikle bireylerin biraraya gelip başlattığı değil ama bazı kurumların öncülüğünü yaptığı projelerdir. (6)

Bir takım etkilenme ve çağrışımların kaçınılmazlığına rağmen bu çabaları endüstri devriminin ardından ideal toplum ve yaşam düzeni yaratmaya yönelik büyük çaplı aşkın yerleşim ütopyaları ile ya da 60’ların komünleriyle karıştırmamak gerekir. Sınırların giderek bulanıklaştığı ve bireyselliğin vazgeçilmezleştiği, yalnızlığın içkinleştiği 21. yüzyıl yaşamı, insanoğlunu yalnızlıkla paylaşım arasında bir denge arayışına sürüklemiş ve bu arayış kendini her ölçekte barınma kültürünü sorgulamaya yöneltmiştir. Burada kastedilen barınma, sadece evde değil ama dünya gezegeninde hatta evrende varoluşumuzu ima eder ki, 1960’lı yıllardan itibaren ivmelenerek süren çevreci/ekolojik yaklaşımlar da bu sorgulamanın bir parçasıdır.

Elbette 21. yüzyıl insanının barınma biçimine dair arayışlar ortak konutlarla sınırlı değildir. Çekirdek ailenin parçalanması sürecinde özellikle metropollerde gençlerin kariyer arayışları sonucu evlilik yaşının yükselmesi ve boşanmaların artışı, bireyin yaşam döngüsü içinde çok farklı yaşam biçimlerini deneyimlemesine olanak sağlar. Hem Türkiye’de hem de dünyada akraba olmayan insanların aynı evi paylaşmaları artık sadece öğrencilik yıllarına ait bir deneyim olmaktan çıkmıştır. Ekonomik şartların etkisi ve kimi zaman da paylaşım ihtiyacı ile giderek daha fazla sayıda genç profesyonel, bir evi paylaşmayı tercih etmekte ve bu insanların ihtiyaçlarını anlamaya yönelik araştırmalar yapılmaktadır. (7) Aynı evi paylaşmayı düşünen insanlara yönelik, banyosu içinde eşit büyüklükte odaları olan, mutfağın ve bir yaşama mekânının paylaşıldığı alternatif konutlar üretilmiştir. (8) Yaşlılar için düşünülen yaşam çevreleri de artık onları biraraya toplayıp yalıtmak yerine, farklı yaş gruplarından insanlarla, çocuklarla ve hanehalkları türleriyle kaynaştırmayı hedefler hale gelmektedir.

Maalesef ülkemizin bu tür deney ve deneyimler açısından oldukça fakir bir görüntü çizdiği söylenebilir. Geleneksel çekirdek aileye alternatif tüm hanehalkları, mevcut konut stoğu içerisinde bulabildikleri, genellikle bir büyük ebeveyn odası ve daha küçük odalardan oluşan apartman dairelerine yerleşmek zorunda kalmaktadırlar. Mevcut sistemin bir çelişkisi de Balamir’in küçük hanehalkların sorunlarına değindiği “Öteki Olarak Küçük Hanehalkları” başlıklı yazısında belirttiği gibi hanehalkı büyüklüğünün giderek küçülmesine rağmen Türkiye’de konut büyüklüklerinin sürekli bir artış içerisinde olmasıdır. (9) Çekirdek aile dışındaki hanehalklarına hâlâ toplum tarafından şüpheyle yaklaşılmakta ve ihtiyaçları da gözardı edilmektedir. Oysa toplumun çeşitli sosyo-ekonomik katmanlarına ve hanehalkı türlerine hitap edecek esnek tasarımlar, aynı zamanda sürdürülebilir bir çevre yaratmanın da ön koşullarından biridir. Ülkemizde de, farklı hanehalkı türlerinin ihtiyaç ve beklentilerinin incelenmesi, deneysel üretimlerin desteklenmesi ve bu eksendeki girişimlerin tanıtılması, deneyimlerin belgelenmesi gerekmektedir. İstanbul’un Anadolu yakasında, Çengelköy’de bulunan Kaleseramik Evleri’nin, bu bağlamda ele alınması ve incelenmesi gereken önemli bir alternatif yaşam çevresi olduğu düşünülmektedir. Yazının bundan sonraki bölümü, yaşam kültürü üzerine çok düşünen ve üreten mimar Cengiz Bektaş’ın katılımcı bir tasarım süreci sonunda ürettiği ve yazarın da 1.5 yıldır yaşadığı bu çevrenin hikayesini, mekânsal niteliklerini, kişisel gözlem ve deneyimleri, kullanıcılar, site yönetimi ve mimarın kendisi ile yaptığı görüşmelere dayanarak anlatmayı hedefler. Ancak bu çerçevede öncelikle Çengelköy’den ve buradaki toplumsal yaşamın dönüşümünden kısaca bahsetmek uygun olacaktır

ÇENGELKÖY VE DÖNÜŞÜMÜ

Çengelköy, Bizans döneminden Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına dek başta Rumlar, Ermeniler ve Türkler olmak üzere pek çok etnik gruba evsahipliği yapmış bir semttir. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu etnik çeşitlilik kaybolmaya yüz tutmuştur. (10) Son dönemde iç göçle Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelenlerin semtin toplumsal nüfus ve bileşiminde ciddi bir değişime neden olduğunu, bazı tarikatlara mensup gelenekçi dinci nüfusun ağırlık kazandığını ifade eden Aysu’ya göre “Çengelköy’deki asıl büyük değişme 1950’lerde başlar. Bu yıllarda Çengelköy hızla tepelere ve içerilere doğru gelişmiş; büyük çiftlik ve bahçe arazileri parsellenerek kooperatiflere satılmış; 1961’de sahilden içerdeki kesimde Bahçelievler muhtarlığı kurulmuş, İstanbul imar hareketleri çerçevesinde gerçekleştirilen Üsküdar-Beykoz sahil yolu yapımı ile Çengelköy-Çamlıca bağlantısı, yerleşmeye kent merkezinden ve çevreden ulaşımı kolaylaştırmıştır”. (11)

Beylerbeyi’nden gelen Yalıboyu Caddesi’nin devamı olan Çengelköy Caddesi, doğuya uzanan Güzeltepe Caddesi ile kesişir. Bu cadde, kesiştiği vadi boyunca uzanan NATO Yolu etrafında Çengelköy sırtlarını betonlaştıran düzensiz ve büyük ölçüde kaçak yapılaşmayla dikkat çeker. (Resim 2) Bu kaçak yapılaşmanın arasında kıyıya yakın manzaraya hakim tepelerde çok lüks korumalı yerleşimler de bulunmaktadır. Bu anlamda Çengelköy artık İstanbul’un pek çok semtinde rastlanan karmaşık ve çeşitli bir sosyo-ekonomik yapıya sahiptir. Üst gelir grubu ile alt gelir grubu birbirlerine çok yakın mesafelerde ancak hiç karşılaşmaksızın yaşamlarına devam ederler. Kaleseramik Evleri, böyle bir çevrede Boğaz kıyısından yaklaşık 700 metre içeride, Güzeltepe’ye uzanan yolun sol yamacında konumlanmıştır. Yoldan etrafını çevreleyen bir duvarla ayrılmasına karşın eğimli arazinin de yardımıyla tümüyle algılanabilir, kendini gizlemez. (Resim 3, 4)

KALESERAMİK EVLERİ VE TASARIM SÜRECİ

Varolanla yetinmek yerine yeni çözüm önerileri geliştirme konusunda mimarlar kadar kullanıcılara da görev düşmektedir. Ev, her şeyden önce insan hayatının merkezi, dünya üzerindeki varlığını anlamlandırdığı yer hatta Marcus’un (12) deyimiyle “kendinin aynası”dır. Özellikle kent içinde yeni ve alternatif yaşam çevreleri oluşturmaya yönelik çabalar ancak bu bilinç düzeyine sahip istekli insanların biraraya gelmesi ve mimarlarla iletişim kurmasıyla başlayabilir. Çanakkale’deki Çanakkale Seramik fabrikalarının çalışanları, İstanbul’da konut sahibi olmak isteğiyle bir kooperatif kurduktan ve Çengelköy’deki arazide karar kıldıktan sonra böylesi bir bilinçle 1990’lı yılların başında Cengiz Bektaş’la irtibat kurarlar. Ellerinde üç katlı yapılaşma için izinleri de vardır. Küçük olduğunu düşündükleri arazilerine, 88 hanenin ancak birkaç apartman bloğu ile sığdırılabileceğini düşünmektedirler. Mimar Cengiz Bektaş onlara bir apartman dairesinin yatay hacmini aynen alıp dikey olarak kullanmayı önerir. Evlerin sayıları, alanları ve fiyatları korunacaktır. İstanbul Teknik Üniversitesi'nin yaptığı jeolojik araştırma, kayaç olduğu anlaşılan yaklaşık % 40 eğime sahip arazide, toprak akışkanlığı açısından eğim çizgilerine uygun yerleşim biçiminin belirlenmesinde Bektaş’a yardımcı olur ve tasarım süreci başlar. Katılımcılığı bir kültür meselesi olarak gören ve kullanıcıların yaşam biçimlerini özümseyerek çalışmayı, süreci paylaşmayı tercih eden Bektaş son derece detaylı çalışır, kurullara 1/20 maketlerle gider ve proje üzerinde devamlı tartışılır. Kullanıcılar da beklenti ve ihtiyaçlarını dillendirerek tasarım sürecine katkıda bulunurlar.(12)

Evler üç katlıdır. Alt katta mutfak, banyo ve bir oda; orta katta yaşama mekânı (salon) ve üst katta da iki oda ve bir banyo daha yer alacaktır. (Resim 5) Bektaş evlere iki kottan düzayak girmeyi önerir. Alt katta yaya girişleri olacaktır. Yaya girişleri yola yakın çamlık alanın çevresinde hafif çelik inşaatla yapılması öngörülen çarşıya ve ortak kullanım mekânlarına ulaşacaktır. Çarşıda bakkal, eczane gibi acil ihtiyaçların karşılanacağı birtakım dükkanlar ve insanların biraraya gelip konuşup tartışabilecekleri, toplantı, dinleti gibi amaçlar için kullanılabilecek ortak mekânlar yer alacaktır. Alt katın ve vaziyet planının tasarımı hanehalkının yaşlı üyelerine ve ileride bir gün yaşlanacak olan kullanıcılara düzayak bir yaşamı ve ortak kullanım mekânlarına kolay ulaşımı mümkün kılmayı hedefler. Geniş aile düzeninde hanenin yaşlıları alt katta ailenin geri kalanının yaşamına çok da karışmadan yaşamlarını sürdürebileceklerdir. Bektaş, içeriye araba girmesini istemez. Arabaların yeşili öldüren egzoz gazından ve gürültüsünden kurtulmak; muhtemelen çocuklara daha güvenilir bir oyun ortamı sağlamak amacıyla, şu anda meyve bahçesi olarak kullanılan yerin altına bir otopark yapmayı önerir. (Resim 7) Otoparktan evlerin yaşama mekânlarının yer aldığı orta kota ulaşan yollar olacaktır.

Buraya kadar her şey yolunda gitmiş, tasarım kararları kullanıcıların da katılımı ile ve yoğun tartışmalar sonucunda alınmıştır. Ancak uygulama aşamasında tasarımcı ile kullanıcılar arasında bir problem ortaya çıkar. Prensip olarak tüm projelerinin kontrolörlüğünü de yapan Bektaş’ın sözleşmesi bu doğrultuda düzenlenmiştir; ancak kontrolörlük Bektaş’a değil bir yapı denetim firmasına verilir. Evler projeye sadık kalınarak uygulanmışsa da maalesef tek tek birtakım bireylerin istekleri doğrultusunda vaziyet planı ile ilgili bazı değişiklikler yapılır. Meyve bahçesinin altında tasarlanan otoparkın yapımından, maliyetinin çok yüksek olacağı gerekçesiyle vazgeçilir, yaya yolları kaldırılarak arabalar içeri alınır. İşin en kötü tarafı, çarşı ve ortak kullanım mekânlarından vazgeçilir. (13) Bektaş kırgındır çünkü onun için kentlilik birtakım sosyal donanımlara sahip olmayı ve bunlardan yararlanmayı gerektirir. Bu yaşam çevresinin de bir toplanma yeri, yönetim yeri, küçük bir çarşısı ve açık havada oturma mekânları olmalıdır. Kaleseramik Evleri, ortak kullanım mekânlarının önemli bir kısmından vazgeçilerek 1996 yılında tamamlanır ve ilk kullanıcıların taşınmasıyla yaşamaya başlar.

KALESERAMİK EVLERİ’NDE YAŞAM

Kuşkusuz mimarla kullanıcılar arasındaki katılımcı tasarımcı sürecini, düşünce paylaşımını yansıtan ilk haliyle gerçekleştirilebilseydi çok daha tatminkar olabilirdi, ancak şu anda bile bu yaşam çevresi aşağıda daha detaylı biçimde aktarılan yönleriyle sakinlerinin kendilerini burada yaşadıkları için şanslı hissetmelerini sağlıyor. 37.5 m2 tabana oturan üç katlı bu dikey evlerin en özel yanı, alt kattan çıkılan kimi küçük, kimi biraz büyük, ama konumlanışı ile belli bir mahremiyete sahip olan bahçeleri. Arazideki yaklaşık % 40’lık eğim nedeniyle kimi bahçeler taş duvarlar üzerinden açıklığa bakıyor kimileri kuytuda kalıyor ve hiçbiri birbirine benzemiyor. (Resim 8, 9) Bahçeye hem mutfaktan hem odadan açılan geniş kapılar ile planın biçimlenişi, kapıların önündeki sert zemin alanın ve bahçenin içerinin adeta uzantısı gibi algılanmasına neden oluyor. (Resim 11, 12) Bunun en büyük göstergesi de insanların bahçelerini yılın çok büyük bölümünde hatta kışın dahi kullanmalarıdır. Özellikle bahar ve yaz aylarında küçük bahçelerinde akşamüstleri günlük rutinin bir parçası haline gelen çiçek sulama seanslarında karşılaşıp sohbet etme imkanı bulabiliyorlar ve yine bahçeler bu evleri kedi ve köpek besleyenler için de ideal hale getiriyor. (Resim 13)

Herkes kapısının önünü kişiselleştirmiştir. Eğilimli arazi de girişlerin farklılaşmasında önemli bir rol oynuyor; öyle ki kimi eve yoldan düzayak girilebilirken, kimine ulaşmak için çok basamaklı merdivenler kullanılıyor. (Resim 15) Kapıdan girer girmez neredeyse evin tüm hacmi olanca dikeyliğiyle algılanabiliyor. (Resim 16) Salon esas alındığında her evde aşağı yukarı onüç köşe bulunuyor. (Resim 17) Köşelerin varlığı aksi takdirde son derece masif ve yoğun algılanabilecek kütlelerin masifliği kırıyor ve biraraya gelişlerini kolaylaştırıyor. (Resim 18-20) Alt kattaki ve üst kattaki odaların hepsi mutfak dahil yaklaşık 10m2; dolayısıyla kendiliğinden bir işlevsel ayrışmayı dayatmıyor. Alt kattaki oda kimi ev sahiplerince yemek odası, kimilerince oturma odası, kimilerince de çalışma veya hobi odası olarak değerlendiriliyor. Üst kattaki odalardan biri yatak odası olarak kullanılsa da diğeri yine hanehalkı türünün ihtiyacına göre çalışma, hobi ya da ikinci bir yatak odası olarak işlevlendiriliyor. Üst kattaki odaların bir diğer özelliği tavan yüksekliğinin fazlalığı. Eğimli tavan en alçak yerde 290 cm. olup yüksekliği 400cm.’e kadar çıkıyor. Bu da hem mekânsal ferahlık, hem de depolama imkânı sağlıyor.

Kaleseramik Evleri’nin şu anki yöneticisi Mustafa Bey, evleri görenlerin ilk tepkilerinin ya çok beğenmek ya da ciddi bir tedirginlik olduğunu söylüyor. İnsanlar ilk etapta bu evlere eşyalarını sığdıramayacaklarını düşünüyorlar ama Mustafa Bey’e göre ev kullanıcısını yönlendiriyor. Öte yandan, tüm mekânların minimum boyutlarda olması çok büyük ya da çok fazla eşyası olanlar için evleri cazip olmaktan çıkarıyor. Bu da kira ve satın alma bedellerinin İstanbul içinde ana arterlere yakın, bahçeli ve müstakil evlerden oluşan kaliteli bir yaşam çevresi için makul düzeylerde kalmasına, orta sınıfa hitap etmesine yardımcı oluyor. Şu anda evlerde ağırlıklı olarak çocuksuz, çift gelirli aileler, çocuklu çiftler (genellikle tek çocuklu) ve yalnız yaşayanlar oturuyorlar. Her ne kadar Bektaş alt katı özellikle geniş aile düzeninde hanenin yaşlılarının yaşamını kolaylaştırmayı hedefleyerek tasarladıysa da, artık bu tür geniş ailelere pek rastlanmıyor; ancak bu kat yaşam döngüsü içerisinde giderek yaşlanan evsahiplerine büyük kolaylık sağlıyor. Aslında hacmin dikeyliği yoluyla elde edilen özel-kamusal alan dengesi/katmanlaşması (üst katta tamamen alt katta kısmen deneyimlenebilecek mahremiyet hissi ve giriş katında yer alan ortak yaşama mekânının paylaşıma dair çağrışımı), odaların eşit boyutlarda olması özelliği ile birleşince bu evleri genç profesyonellerin (14) paylaşımı için de ideal kılıyor fakat şu aşamada belki hâlâ bu yaşam biçimine dair toplumda hissedilen önyargılardan ötürü bu hanehalkı türü de Kaleseramik Evleri’nde temsil edilmiyor. 1996 yılında ilk girişler başladığında evsahiplerinin oranı yaklaşık % 25 civarındaymış. Giderek kendi evinde oturanların oranı artmış. Şu anda 88 hanenin 41’inde ev sahipleri oturuyor. Üstelik zaman içinde kiracı dönüşümü de yavaşlamış, kiracılar daha uzun süreler oturmaya başlamışlar. Öyle ki 2002 yılında girip çıkan kiracı sayısı 38 iken, 2005’te bu sayı 10’a, 2006’da 8’e düşmüş. Mustafa Bey hem evsahiplerinin hem de kiracıların burayı giderek daha fazla sahiplendiklerini ifade ediyor. Herkes kontrollü ve birbirine saygılı davrandığı için yönetimsiz bir yönetim uygulanabiliyor, bir başka deyişle yönetime pek iş düşmüyor.

Ortak bahçeleri, labirentvari yapısı ve sayıları 750’yi bulan basamakları bir bütün olarak bu yaşam çevresini çocuklar için bir oyun alanına dönüştürmüş. (Resim 21, 22) Ayrıca bir basketbol sahası ile küçük çocuklar için oyun parkı bulunuyor. (Resim 23, 24) Arnavut kaldırımlı yılankavi yollarında yürürken ya da merdivenlerden çıkarken bu ‘yer’in ne denli insancıl bir ölçeğe sahip olduğunu duyumsuyorsunuz. Dar ve virajlı yollar araçların hızlanmalarını engelleyerek oyun ortamının güvenliğine de katkıda bulunuyor. Hepimiz çocukken etrafımızı farklı algılarız. Çocukların içinde merdivenleri, kot farkları olan evlerde ya da çevrelerde yaşamaları onların hayalgüçlerini besleyen ve çocuk imgelemlerini zenginleştiren bir araç olarak da düşünülebilir. Bu evlerde yaşayan çocuklara yaz ve bahar aylarında, merdiven başlarında yaptıkları takıları satarken rastlamak mümkün. (Resim 25)

2005 yılında, eğimli arazinin en tepesine, kooperatifin ruhsat alımı sırasında yeşil alan olarak belediyeye bıraktığı bölgede bir park ve sosyal bina yapılmış. Kaleseramik Evleri sakinleri önce güvenlik nedeniyle itiraz etmişler, ancak sonuç beklentilerinin tam tersi olmuş. Sakinler yukarıdaki atıl bölgenin değerlendirilmesi konusunda belki de Bektaş’ın çarşı ve toplanma yeri önerisini hatırlayarak ve bunun ne denli önemli bir ihtiyaç olduğunun farkına vararak başlangıçta çok heveslilermiş, fakat park ve sosyal tesis kamuya açıldığından beri pek kullanılmıyor. Maalesef bu parka ve biçimsel olarak evlerle aynı dili konuşmayan sosyal binaya ulaşabilmek için çok sayıda merdiven çıkmak gerekiyor. Oysa Bektaş’ın önerdiği ortak kullanım mekânları herkesin yolu üzerinde ve eğimin başladığı noktadaydı. Yine de bir ara sosyal binanın kiralanması üzerinde durulmuş, ancak kira ve işletme maliyeti dolayısıyla çekinceler olmuş. Yönetim, hafta sonları birkaç ailenin öncülük etmesi ya da birkaç hafta orada üst üste piknik ya da çay saati toplantıları düzenlenmesi durumunda yakın zamanda bu ortak alanın daha yoğun ve verimli kullanılabileceğini, böylelikle Kaleseramik Evleri sakinlerinin birbirleriyle daha yakın diyaloglar kurabileceklerini düşünüyor. (Resim 26-28)

Bulundukları doku içerisinde son derece şaşırtıcı bir etki yaratan rengarenk evler, varlıklarıyla yakın çevresinin iyileşmesine de katkıda bulunuyorlar. Öyle ki yolun karşısındaki kimi kaçak yapılar aynı düzen içerisinde Kaleseramik Evleri’nin renklerine boyanmışlar ve en azından ölçek bakımından bu evlere saygı gösterme çabasındalar. (Resim 29-30) Evlere sonradan yerleşenler arasında, burada yaşamaktan duydukları mutluluğu ifade edebilmek için daha önce adını hiç duymadıkları Bektaş’ı bulup teşekkür edenler var. Eski sakinler de paylaştıkları katılımcı süreci gülümseyerek yadediyorlar, sadece aralarında mimarla yaşadıkları kırgınlıktan dolayı üzgün olanlar var.

SONSÖZ

“Düş evinin mimarı olsaydık, üç katlı evle dört katlı ev arasında duraksardık. Düş evinde mekân çözümlemesi üç ya da dört kata kadar sayabilir” diyen Bachelard’a göre ev, dikey bir varlıktır. (15) Eğer yataysa kökü yoktur, basit bir yataylıktan ibarettir, dikeylikle ilgili içtenlik değeri taşımaz. Büyük kentlerde yaşadığımız yatay kutularda bu eksikliklere kozmik yoksunluk da eklenir. Evler doğanın içinde değildir artık. Kaleseramik Evleri’nin yeryüzü ve gökyüzü ile doğrudan kurdukları ilişki bir başka deyişle dikey varlıkları ile ‘barınma’yı daha anlamlı bir düzleme taşıdıkları söylenebilir.

Bu mikro yaşam çevresi, müstakil bir evde yaşayabilmenin, küçük de olsa bir bahçeye sahip olabilmenin ve yeşille iç içeliğin kent içinde sadece üst gelir grubundan insanlara ya da gecekonduda yaşayan alt gelir grubuna yönelik bir imkân olması gerekmediğinin de bir kanıtı aynı zamanda. Pek çok özelliği ile bizi barınma ve yapılaşma biçimimiz üzerinde düşünmeye, birbiri üzerine istiflenmiş apartman dairelerinde yaşama kaderciliğini sorgulamaya davet ediyor. Kuşkusuz kent, ancak kentlilerin bilinçlenmesi, bir araya gelerek bireysel ve sosyal ihtiyaçları için uygun yaşam çevrelerinin oluşumu adına, katılımcı politikaların geliştirilmesi yönünde otoriteyi zorlamaları ile gerçek anlamda demokratik bir yapıya kavuşabilir. Bu bağlamda tüm kent sakinlerine düşen görev varolan ya da sunulanla yetinmek değil ama günlük hayatta karşılaştıkları bütün sorunları tartışmak ve çözmek amacıyla biraraya gelmek olmalıdır. Sivil toplum kuruluşları ülkemizde de günden güne güçlenerek merkezi otoritenin tepeden inme kararlarını engelleme erkine sahip hale gelmiştir. 3. köprü yapımına karşı kendiliğinden örgütlenen Arnavutköy Semt Girişimi ve Kuzguncuklulur Deneği, bu oluşumların en başarılı örneklerindedir. Kentlilerin yaşam çevrelerine yönelik ortak sorunlarını çözmek amacıyla biraraya gelmesi, her ne şekilde olursa olsun, daha fazla insanın daha yaşanabilir çevrelerin gelişimine katkıda bulunmak üzere sorumluluk duymasını ve harekete geçmesini sağlayabilecek, kaliteyi fark etmek ve talep etmek adına toplumsal bilincin yükselmesine araç olacaktır.

NOTLAR

1. TÜSİAD, 1999.

2. Radikal, 29 Aralık 2006.

3. More, 2004.

4. Sweeney, 2006.

5. Mc Camant ve Durrett, 1989.

6. Woodward, 1991; Vestbro, 1993.

7. Després, 1993; Kenyon, and Heath, 2001.

8. Frank, 1991.

9. Balamir, 1996.

10. Kayra ve Üyepazarcı, 1993.

11. Aysu, 1994, s.486.

12. Bektaş, 2007.

13. Bektaş, 2007.

14. Burada “genç profesyoneller” ile öğrencilikten çıkıp iş hayatına atılmış, dolayısıyla kendi geliri olan ve henüz aile kurmamış veya bunu bilinçli olarak tercih etmeyen kesim ima edilmektedir.

15. Bachelard, 1957, s.53.

KAYNAKLAR

Aysu, Ç. 1994, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi ,Cilt:2, TC Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul.

Bachelard, G. 1957, La Poétique de l’espace [Mekânın Poetikası, çev: Aykut Derman, Kesit Yayıncılık, 1996]

Balamir, M. 1996. “Small Households as an Other”, Housing Question of the Others içinde, ed. E.M. Komut, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara, ss.523-536.

Bektaş, C. Mart 2007, kişisel görüşme

Çilingircioğlu, M. Mart 2007, kişisel görüşme

Després, C. 1993, “A Hybrid Strategy in a Study of Shared Housing”, The Meaning and Use of Housing içinde, ed. Ernesto G. Arias, Avery, Aldershot, ss.381-403.

Frank, A. K. 1991, “Overview of Collective and Shared Housing”, New Households, New Housing içinde, ed. Karen A. Frank ve S. Ahrentzen, Van Nostrand Reinhold, New York, ss.3-19.

Kayra, C. ve E. Üyepazarcı, 1993, Kandilli Vaniköy Çengelköy Mekânlar ve Zamanlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı Yayınları, No:13.

Kenyon, E. ve S. Heath, 2001, “Choosing This Life: Narratives of Choice Amongst House Sharers”, Housing Studies, Cilt:16, No:5 / Eylül, ss.619-635.

Marcus, C. C. 1995, Home as a Mirror of Self, Canori Pres, Berkeley.

Mc Camant K. ve C. Durrett, 1989, Cohousing. A Contemporary Approach to Housing Ourselves, Habitat Press/Ten Speed Press, Berkeley, California.

More, T. (Mina Urgan’ın incelemesiyle) 2004, Utopia, çev. Vedat Günyol, Sebahattin Eyüboğlu, Mina Urgan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.

Radikal Gazetesi, 29 Aralık 2006

Sweeney, C. 2006, “The 21st-Century Commune”, New York Times, 10 Eylül 2006.

TÜSİAD, 1999, Turkey’s Window of Opportunity. Demographic Transition Process and

Its Consequences, TÜSİAD Yayınları, No:T/99-3-254, Yalkın Yayımları ve Basım İşleri AŞ., İstanbul.

Woodward, A. 1989, “Communal Housing in Sweden: A Remedy for the Stress of Everydaylife”, New Households, New Housing içinde, ed. Karen A. Frank ve S. Ahrentzen, Van Nostrand Reinhold, New York, ss.71-94.

Vestbro, U. D. 1993, “The Study of Collective Housing: A Swedish Perspectiv”, The Meaning and Use of Housing içinde, Ed. Ernesto G. Arias, Avery, Aldershot & Brookfield, ABD, ss.405-424.

RESİMLER

2. Kaleseramik Evleri ve tepelerdeki betonlaşma (Burak Barutçu)

3. Kaleseramik Evleri’ne yaklaşım (Burak Barutçu)

4. Kaleseramik Evleri’ne yaklaşım (Nilay Ünsal Gülmez)

5. Planlar (Kaynak: Cengiz Bektaş)

7. Çamlık alan meyve bahçesi. (Burak Barutçu)

8. Bahçeler (Burak Barutçu)

9. Bahçeler (Nilay Ünsal Gülmez)

11, 12. Alt kat bahçe ilişkisi (Nilay Ünsal Gülmez)

13. Kaleseramik sakinleri (Burak Barutçu)

15. Girişler (Burak Barutçu)

16. Girişten algılanan mekân (Nilay Ünsal Gülmez)

17. Giriş kat salon/yaşama mekânı (Nilay Ünsal Gülmez)

18. Birleşme alternatifi (Kaynak: Cengiz Bektaş)

19. Cepheler (Kaynak: Cengiz Bektaş)

20. Köşeler (Nilay Ünsal Gülmez)

21. Merdivenler (Burak Barutçu)

22. Merdivenler (Nilay Ünsal Gülmez)

23. Çocuk bahçesi (Burak Barutçu)

24. Basketbol sahası (Burak Barutçu)

25. Kendi yaptıkları takıları satan çocuklar (Nilay Ünsal Gülmez)

26, 27. Sosyal bina (Nilay Ünsal Gülmez)

28. Parktan Kaleseramik Evleri’ne bakış (Burak Barutçu)

29, 30. Yolun karşısında Kaleseamik Evleri’nden etkilenen kaçak yapılar (Nilay Ünsal Gülmez)

Bu icerik 9365 defa görüntülenmiştir.