350
KASIM-ARALIK 2009
 
MİMARLIK'TAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Giriş
    Editör: Ayşen Ciravoğlu

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA

Demirtaş Ceyhun'un Ardından

Arif Şentek

1965 sonrası Mimarlar Odası’nda etkinleşen siyasal sürecin önemli isimlerinden Demirtaş Ceyhun, 29 Temmuz 2009 günü aramızdan ayrıldı.

Demirtaş, 1959 yılında DGSA Mimarlık Bölümünden mezuniyetinden sonra kısa bir süre mesleğini uyguladı, bu arada İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nde çalıştı. Meslek topluluğu ve ilgili çevrelerde, Oda ve diğer örgütlerdeki yöneticiliği, gazetecilik, edebiyat ve sol siyaset alanlarındaki etkinlikleri ile tanındı.

1966 yılında Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 1967-69 yıllarında üç dönem Şubede sekreter üyelik görevini üstlendi. Bu dönemde Odanın kentleşme, imar yolsuzlukları, arsa spekülasyonu, Boğaz Köprüsü, özel yüksek okullar, sendikalaşma gibi başlıca mücadele konularında ses getiren etkinlikler gerçekleştirdi. Gündemi belirleyen, somut verilere dayalı çıkışlarıyla bir anlamda Odanın sesi oldu.

Bugün internet yazışmalarında siyah (bold) ve büyük harflerle yazmak nasıl öfke, coşku, heyecan diye yorumlanıyorsa, hep öyle konuştu, o üslupta yazdı. Bildiklerini, inandıklarını, güçlü ve canlı sözlerle dile getirirdi. Eh, bu arada kendini böyle güzel bir retoriğin 'dayanılmaz' akışına kaptırdığı da olmuyor değildi.

YALOVA TERMAL OTEL GENEL KURULU

Demirtaş Ceyhun'un Mimarlar Odası içinde, Şaban Ormanlar, Vedat Dalokay, Yılmaz İnkaya ve diğer arkadaşlarıyla birlikte, ilk 'eylemli kalkışması' 1966 Şubat'ında Yalova Termal Otel’de yapılan 12. Genel Kurul toplantısında olmuştur. Kürsüye gece geç vakit, o tarihte yeni yayımlanmaya başlayan "sol" eserlerden bir öbek kitapla çıkmış, kitaplardan alıntılarla yaptığı uzun ve ayrıntılı konuşması bir grup delege tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

Salondaki gerginlik nedeniyle yarım kalan konuşmasına ertesi sabah devam eden Demirtaş, ülkenin toplumsal ve ekonomik yapısı konusunda tahliller yapmış, toprak mülkiyeti, tarım politikası, kırsal göç, kentleşme ilişkilerini anlatmıştır. MİMARLIK'ta yayımlanan ve genel kurul tartışmalarını 'karşı cenah'tan ironik biçimde aktaran bir yazı (1), toplantının genel havasını, Demirtaş ve arkadaşlarının Odaya getirdiği ve uzunca yıllar etkisini duyuracak yeni 'politik' süreci çok iyi yansıtıyor.

GECEKONDULARDAKİ POTANSİYEL VE "AGÜ"LERDE MİMARLIK

Demirtaş'ın mimarlığa ilişkin konularda, toplum yapısı bütünlüğünü gözden kaçırmadan politik içeriği ağır basan bir söylem geliştirme çabalarına, 1969 Aralık'ında Ankara'da yapılan "Mimarlık Semineri"nde de tanık oluyoruz. (2) Seminerde, sosyolojinin en yetkin isimlerinden Mübeccel Kıray'la, gecekondu halkının politik potansiyeli konusunda girdiği tartışma, aradan 40 yıl geçmesine karşın bugün de önemini koruyor. Kırsal bölgelerden kente gelenlerin siyasal açıdan mevcut düzenden yana tutucu eğilimler taşıdığını anlatan Kıray'a karşı Demirtaş, gecekondu halkının ilerici bir potansiyel taşıdığını savunuyordu.

Demirtaş'ın seminere sunduğu "Az Gelişmiş Ülkelerde (AGÜ'lerde) Mimarlık" başlıklı bildiri, o yıllarda Mimarlar Odası çevrelerinde etkin olacak genel yaklaşımların bir başlangıcı niteliğindedir. Bildiri mimarlıktan çok, ülkenin yapısına ilişkin genel çerçeveyi oluşturmaya çalışan ekonomi-politik bir derlemeydi. ODTÜ Şehircilik'in efsane hocalarından Tuğrul Akçura çağrılı eleştirici olarak bildiriyi zarif üslubuyla değerlendirmiş, mütevazı sözlerle kendisinin bu konuda "amatör" olduğunu söylemiş, ama diyeceğini de demişti.

MİMARLIK DERGİSİNİN DEMİRTAŞ'LI YILLARI

Demirtaş 1969-71 yıllarında Mimarlar Odası Yayın Komitesi’nin sekreterliğini yapmış ve 72. sayıdan 89. sayıya kadar MİMARLIK dergisinin sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yürütmüştür. Derginin bu dönemde yayımlanan bazı sayıları Demirtaş'ın ilgi alanlarını, farklı yaklaşımlarını yansıtması açısından ilginçtir.

Örneğin 75. sayı (1970/1), "İmarname" başlığı altında tümüyle Türkiye'den ve diğer ülkelerden ünlü çizerlerin mimarlık ve kentleşme konularındaki karikatürlerine ayrılmıştır. Bir sonraki sayı (1970/2) ise, "1970'de Türk Sanatı"başlığını taşımakta ve dönemin ünlü isimlerinden alınmış, edebiyattan baleye kadar sanatın bütün alanlarını kapsayan kısa değerlendirme yazılarından oluşmaktadır.

Demirtaş'ın yönetiminde dergide, Oda politikalarının daha yoğun yansıtıldığını, güncel haberlere, basından alıntılara daha geniş yer verildiğini, hatta dergide öğrenci yazılarının da yayımlanmaya başladığını görüyoruz. O dönem DGSA öğrencisi olan ve daha sonra yıllarca Odaya emek verecek Yücel Gürsel'in ilk yazısı, İTÜ'deki öğrenci hareketinin renkli isimlerinden Nihat Fındıklı'nın bir yazısı ile birlikte bu yıllarda dergide yayımlanmıştır.

KISA SÜREN MYK ÜYELİĞİ

Demirtaş 1971 Şubat'ında, İzmir Efes Oteli’nde yapılan 17. Genel Kurul’da Mimarlar Odası (Merkez)Yönetim Kuruluna seçildi. Yönetim Kurulu, Yılmaz İnkaya'yı başkan ve Yavuz Önen'i genel sekreter olarak görevlendirdi. 'Sol' bir Oda politikası oluşturma tartışmalarının yoğun olarak yaşandığı bir ortamda Demirtaş yerini bulamamıştı. MYK'da İstanbul ekibinden gelen ve 'askerlere yönelik' bir eylem önerisi onun için anlaşılan bir kopma noktası olmuş.

Benim de Ankara Şubesi Sekreteri olarak katıldığım sözkonusu MYK toplantısında, ülkedeki "güncel çelişki"nin orduda subaylarla erler arasında olduğu, bunun erlerin dövülmesine kadar vardığı, buma karşı bir kampanya açılması, kışlaların önünde bildiri dağıtılması şeklinde özetlenebilecek bir öneri saatlerce tartışılmış, sonunda 3'e karşı 4 oyla reddedilmişti. Dört oydan birini Demirtaş vermişti. Demirtaş, hasta olarak katıldığı bu toplantıyı oylama sonuçlanıncaya kadar terketmemek için nasıl zorlandığını yıllarca sonra kendine özgü mizahi üslubuyla anlatıyor. (3)

MYK toplantılarından hatırladığım bir başka tartışma çok daha basit bir konudaydı. Tasarruf tedbirleri gereği İstanbul-Ankara yolculuklarının trenle yapılması kararına Demirtaş karşı çıkmıştı. "Odanın üyeleri uçakla seyahat ederken, biz niye trenle gidip gelmek zorunda olalım." diyordu.

12 Mart'ın baskısını giderek daha fazla hissettirdiği, Oda içinde ve ülkede siyasal dengelerin pek oturmadığı bir ortam yaşanıyordu. Demirtaş bir süre sonra, dönemin sonunu beklemeden 29.09.1971 tarihinde MYK'dan istifa etti. Odanın haber bülteninde kısaca "Mimarlar Odası Yönetim Kurulu üyelerinden Demirtaş Ceyhun herhangi bir neden göstermeden istifa etmiştir" deniliyor. (4) Bu sözleri günlük dile, "pek anlaşamadık, ama anlaşmadığımızı açıkça tartışmadık, kendisine niye istifa ettiğini sorma gereğini de duymadık" diye çevirmek mümkün.

YENİ BİR "ÖRGÜT", YENİ BİR DERGİ

MYK'dan ayrılmasından hemen sonra Demirtaş'ı yine bizim ilgi alanımızda ama farklı bir örgütlenmenin ve buna bağlı bir yayın çalışmasının içinde görüyoruz. "Marmara Bölgesi Yapı Kooperatifleri Birliği"nin genel sekreteridir ve birliğin organı Konutbirlik dergisini yayımlamaktadır.

İlk sayısı Kasım 1971'de çıkan Konutbirlik dergisi, MİMARLIK'ın konut ve kooperatifçilik konusunda bir ayrı baskısı gibidir. Derginin her sayısında Ruşen Keleş, Kemal Sülker, Arslan Başer Kafaoğlu'nun makaleleri yayımlanmakta, bazı sayılarda Önder Şenyapılı, Aliye Pekin Çelik, Turgut Cansever gibi mimarların yazılarına da yer verilmektedir.

O günlerin önemli bir belgesi "İstanbul Nazım Plan Raporu"nun tamamı derginin bir sayısında yayımlanır. Demirtaş, "Doğrusu biraz da övünerek belirtelim ki, rapor ilk kez dergimizde yayınlanmaktadır. Yani Babıali deyimiyle atlatma bir haber veriyoruz" demektedir. (5) Muhtemelen 'atlatılanlar' arasında bizim MİMARLIK da vardır.

Genellikle örgütlerde kaçınılmaz olan iç çatışmalar bu kooperatifler birliğinde de yaşanır, başkan sonunda istifa eder. Hüseyin Yıldız istifa gerekçesi olarak "özellikle" genel sekreterle olan görüş ayrılıklarını gösterir ve "Nazım Plan Raporu"nun dergide geniş bir biçimde verilmesini eleştirerek, "Bu iş ancak Mimarlar Odasını ilgilendirir"der. (6) İstifa eden başkanın yerine Demirtaş'ın yakın arkadaşlarından Ali Topuz getirilir. Demirtaş'ın genel sekreterliği devam etmektedir, ama sanırım Konutbirlik dergisi ile birlikte bu serüven bir yıl içinde son bulur. (7)

Konutbirlik'te yayımlanan bir haberden, Demirtaş Ceyhun'un Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Profesörler Kurulu’nın 20.01.1972 günlü kararıyla fakültenin "İskân ve Şehircilik Enstitüsü" üyeliğine seçilmiş olduğunu öğreniyoruz. (8) Yine dergiden, Demirtaş'ın Odalar ve diğer ilgili kuruluşların katılacağı bir "Konut Kurultayı" hazırlığı içinde olduğunu görüyoruz.

DEMİRTAŞ'IN ÖRGÜTÇÜLÜĞÜ

Demirtaş'ın 1960-70'lerdeki dinamik ortam içinde belirgin olan bir özelliği, örgütlenme konusundaki etkinlikleridir. Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Sekreterliği sırasında, işçi sendikaları, diğer meslek kuruluşları ve öğrenci örgütleri ile yakın ilişkiler içinde olmuştur. Mimarlar Odası’nda sürdürdüğü görevlerin dışında, "Toplumcu Mimarlar Kulübü", "Plan Yapı İş Sendikası", "Teknik Eleman Sendikası (TEKSEN)" gibi oluşumların içindedir. Bu örgütlenmelerde eşi, meslektaşımız Günöz Ceyhun ve başta Niyazi Duranay, Erdal Aktulga olmak üzere yakın arkadaşlarıyla birliktedir.

Demirtaş'ın yine bizim ilgi alanlarımızla kesişen 'kapitalist' bir örgütlenme girişimine de tanık oluyoruz. Konutbirlik yıllarında, "modern ve ucuz kentler kurmak, mevcut kentlere yeni semtler eklemek amacıyla" bir anonim şirket kurmaya girişir. "Organizasyon, planlama, düzenleme işlerini yürütecek ve ileride holding haline gelecek" denilen şirketin kurucuları arasında Demirtaş'la birlikte Turgut Cansever, Tarhan Erdem, Şaban Ormanlar ve Ali Topuz da vardır. (9) Sanırım bu iddialı ve farklı örgütlenme, girişim aşamasında kaldı ve gerçekleşme olanağı bulamadı.

Demirtaş “örgütçülüğünü” daha sonraki yıllarda yoğunlaştığı yazarlık yaşamında da sürdürecek, üyesi olduğu Yazarlar Sendikası’nda yönetim kurullarında yer alacak, bir dönem ikinci başkanlık görevini üstlenecek, yazarların kurduğu yayın kooperatifi YAZKO'nun çalışmalarına katılacaktır.

HALKTAN YANA BİR SİYASİ DURUŞ

Demirtaş, ölümünden sonra DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi'nin dediği gibi, "Emekten yana bir insandı. Hiçbir alanda ödün vermedi, kalemini satmadı." Bir başka dostu Necati Doğru onun için şöyle diyor:

"Çalışkan bir insandı. Köklü bir Adana ailesinden geliyordu. Mimarlık eğitimi almıştı. Yollar, köprüler, barajların yükselmeye başladığı, Doğu Anadolu’daki yoksul, eğitimsiz, çaresiz köylülerin Batı Anadolu’daki fabrikalara işçi olmak için iç göçü patlattığı ve yeni şehir zenginlerinin Hazine’den beslenip, gümrük duvarları arkasında korunarak sermaye yapmaya başladığı 1950’li yıllarda tercihini 'iktidar partisi yandaşı müteahhit' olmaktan yana yapsaydı, bugün Türkiye’nin en büyük holdinginin adı ‘Demirtaş Holding’ olurdu. Halktan yana olmayı seçti." (10)

1965'lerden itibaren Türkiye İşçi Partisi saflarında siyasi mücadeleye katıldı. Genel ve yerel seçimlerde TİP listelerinde Adana'dan aday gösterildi. 12 Eylül sonrası siyasal baskılara karşı direnişlerde, toplumsal muhalefetin ön sıralarında yer aldı. Yazarlar Sendikası davasında sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. "Aydınlar Dilekçesi" eylemini düzenleyen yürekli insanlardan biriydi. Eserlerinde böyle bir siyasal özü korudu. Bazı dönemlerde ön plana çıkan, deyim yerindeyse 'sivrileşen' tavırlarıyla Demirtaş'ın hayatı, ülkemiz aydınlarının son 50 yılda yaşadıklarının canlı bir örneğidir. Son yıllardaki siyasal konumu da bu bağlamda değerlendirilmelidir.

TERCİHİNİ YAZARLIKTAN, EDEBİYATTAN YANA YAPTI

Demirtaş'ın 1970 sonrasında bir süre YEM'in Harbiye'deki binasında kitap satışı ile uğraştığını hatırlıyorum. Vedat Dalokay'ın Ankara Belediye Başkanlığı döneminde ona danışmanlık yaptı. Politika gazetesinde bir süre yöneticilik görevi yürüttü. Bunlar kısaca hatırlayabildiklerim. Mutlaka daha ayrıntılı anlatılması gereken çok hareketli bir yaşam öyküsü var Demirtaş'ın.

MYK'dan ayrıldıktan sonra Mimarlar Odası etkinliklerinden uzaklaştı. Kısa bir süre sonra artık mesleği uygulamayacağını bildiren, Odadan kaydının silinmesini isteyen bir dilekçesi geldi ve olağan işleme konuldu. Ama o hepimizin candan bir dostu olarak kaldı. Karşılaştığınızda sıcak, sevinçli bir yakınlık duymamanız mümkün değildi.

Sonunda tercihini ustası olduğu bir başka alandan, yazarlık ve edebiyattan yana yapmıştı. Bu alandaki çalışmalarının değerlendirilmesini erbabına bırakıyorum. Yazar dostları, edebiyat eleştirmenleri o işi çok daha iyi yapacaklardır. Yazın dünyamızın duayenlerinden Doğan Hızlan'ın dediklerini aktarmakla yetineyim:

"Demirtaş Ceyhun, hem hikâyeleri hem de incelemeleri ile edebiyatta ve edebiyat dışı çalışmalarda önemli izler bırakmış bir yazar. Toplumsal gerçekçilik başlığı altında yazdıkları, başkalarına benzemeyen bir özellik kazanmasını sağladı. 'Tanrıgillerden Biri', 'Sansaryan Hanı' kitaplarını hiç kuşkusuz unutmayacağız, bütün kuşaklar onu okuyacak. Bunun dışında kültürel kimliğimiz hakkında yazdıkları da başvuru kitapları içinde önemli yere sahiptir. 'Ah Şu Biz Karabıyıklı Türkler', 'Ah Şu Biz Göçebeler' gibi kitapları her okunduğunda yeniden üzerinde düşünülecek kitaplardır. Biz hem iyi bir yazarımızı hem de iyi bir araştırmacımızı kaybettik." (11)

BABALAR VE OĞULLAR

Oğlu Ozan Ceyhun, Demirtaş'ın yaşamının önemli bir parçasıdır. Ozan'ın 'yurttaşlık' sorununu çözmek için dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'le yaptığı ve olumlu geçen bir görüşmeden çıkışındaki sevincini hatırlıyorum. Yıllar sonra Ozan'ın 'parlamenterliği'ni İstanbul'da dostlarıyla birlikte kutlarken rastlaştığımızda ve beni Ozan'la tanıştırdığımda son derece kıvançlı, keyifli olduğunu görmüştüm. Demirtaş için en içten değerlendirmeyi de sanırım oğlu Ozan yapmış. Üç yıl önce şöyle diyordu:

"Her baba oğul gibi biz de sık sık tartışırız, ama benim babamın görüşlerine saygım var. Babamla hiçbir zaman aynı çizgide olmadım ama babam hep olması gerektiği yerde yanımda oldu. Düşünce mücadelesi söz konusu olduğunda ikimiz de bundan kaçmıyoruz, ama bunu yaparken de birbirimize saygı göstermeyi biliyoruz." (12)

Babası hastanede son günlerini yaşarken Ozan Ceyhun'un kaleme aldığı "Babam ve Oğlu"başlıklı yazı (13), iki kuşak arasındaki çatışmalı bir sevgiyi anlattığı kadar, Demirtaş'a ve günümüz siyasal ortamına, aydınlarımıza ilişkin samimi değerlendirmeleri de içeriyor.

Demirtaş hakkında söylenecek her söz, onun coşkulu yaşamını aktarmanın ötesinde, son yarım yüzyılımızın 'toplumsal' tarihine bir katkı olacaktır. Özetle ünlü "de te fabula narratur" (14) sözüne gönderme yaparak, anlatılanlar ve anlatılacaklar bizim de tarihimizdir diyelim.

Arif Şentek

 

NOTLAR

1. Baytop, Firuzan, 1966, "XII. Genel Kurul İzlenimleri", Mimarlık, sayı:1966/4, ss.8-12.

2. 1969, Mimarlık Semineri, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara.

3. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi "Sözlü Tarih Çalışmaları", yayımlanmamış bant kayıtları.

4. Ekim 1971, Mimarlar Odası Haberler, sayı:6, s.6.

5. Ocak 1972, Konutbirlik, sayı:3, s.1.

6. Mart 1972, Konutbirlik, sayı:5, s.4.

7. Benim elimdeki Konutbirlik dergileri Haziran 1972'de yayımlanan 7. sayı ile bitiyor.

8. Mart 1972, Konutbirlik, sayı:5, s.8.

9. Aralık 1971, Konutbirlik, sayı:2, s.7

10. 2009, Vatan, 02.08.2009.

11. 2009, Cumhuriyet, 31.07.2009.

12. 2006, Star, 23.10.2006.

13. http://www.turnusol.biz (8 Ekim 2009)

14. "Bu anlatılan senin hikayendir", Marx'ın Latin şairi Horace'den yaptığı alıntı.

Bu icerik 4111 defa görüntülenmiştir.