350
KASIM-ARALIK 2009
 
MİMARLIK'TAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Giriş
    Editör: Ayşen Ciravoğlu

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: SIFIRDAN BAŞLAMAK

Tekvin’den Sisyphos’a Sıfırdan Başlamak

Gürhan Tümer
Prof. Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü

SIFIR ÜZERİNE

Evrendeki sayıların sayısı sonsuzdur.

“Sıfır” da bir sayıdır.

Bu sayının, bu yönüyle öteki sayılardan, 2’den, 3’ten, 5’ten, 10500’den, 285392’den bir farkı yoktur. Ama sıfır sıradan bir sayı da değildir. Öteki sayıların, az veya çok bir karşılığı vardır. Sıfır ise yok olanı gösterir. Onun içindir ki “sıfıra sıfır elde var sıfır” denilmiştir.

Sıfır kimi zaman bir sondur; bu gibi durumlarda “sıfırı tüketmek”ten sözedilir. Kimi zaman ise bir başlangıç olabilir. Buna da “sıfırdan başlamak” denir.

TEKVİN

Eski Ahit’te Musa’nın I. Kitabı Tekvin’in (Yaradılış) 1. Bab’ında şöyle yazılıdır:

Ve yer ıssız ve boştu; ve enginin yüzü üzerinde karanlık vardı; ve Tanrı’nın ruhu suların yüzü üzerinde hareket ediyordu. Ve Tanrı dedi: Işık olsun ve ışık oldu.

Yukarıdaki metinde “ıssız”, “boş”, “karanlık” gibi sözcükler birtakım şeylerin yokluğunu göstermektedir. Bu, yaratılışın sıfır noktası demektir.

ALTAY YARATILIŞ DESTANI

Verbitskiy’in derlediği Yaratılış Destanı da şöyle başlar:

Dünya bir deniz idi, ne gök vardı, ne bir yer,

Uçsuz, bucaksız, sonsuz sular içreydi her yer!

Tanrı Ülgen uçuyor, yoktu bir yer konacak,

Uçuyor, arıyordu, katı bir yer, bir bucak.

Burada da yaratılış sürecinin sıfır noktasında bulunduğumuz; yadsınamaz bir gerçektir.

BIG-BANG KURAMI

Evrenin yaratılışını araştıran bilimadamlarının birçoğu “Big-Bang” (Büyük Patlama) kuramını savunurlar. Bu kurama göre, milyarlarca yıl önce çok yüksek bir sıcaklık ve çok yüksek bir yoğunluk sonucunda büyük bir patlama olmuş ve üzerinde yaşadığımız bu dünya, onun çevresinde milyonlarca yıldır dönüp duran Ay, bir ateş topu olan Güneş, kocaman Jüpiter, beli kuşaklı gizemli Satürn ve binlerce, milyonlarca galaksi bu patlamanın sonucunda oluşmuştur. Bu patlama anı, evrenin varedilişinin sıfır noktasıdır. (Resim 1)

TUFAN

Birtakım kaynaklara göre, insanoğlu yaratıldıktan bir süre sonra, tanrıların koydukları kurallara uymamaya başlamıştır. Örneğin, Sodom kentinde eşcinsellik çok yaygınlaşmış, gönderilen peygamberlerin sözleri dinlenmemiş, uyarıları dikkate alınmamıştır.

Bunun üzerine Tanrı insanoğlunu ve onun oluşturduğu toplumları, dolayısıyla da o insanların, o toplumların yarattığı kültürel değerleri tufan ile yoketmiş, bir başka deyişle sıfıra indirgemiştir. Ama yaşam devam etmiş ve yeniden bir yaratma süreci başlamıştır. Az önce de belirttiğim gibi hemen her şeyin tufanda yok olması nedeniyle, tufan sonrasının da sıfırdan başlayan bir süreç olduğu ileri sürülebilir. (Resim 2)

KENTLER VE YANGINLAR

Eski kentlerin birçoğu, büyük yangınların yaşandığı kentlerdir.

Süleymaniye gibi taşla yapılmış nice görkemli anıtsal yapıyı içeren, ancak ahşap yapılarla da dolu olan İstanbul, bu tür kentlerden biridir. Münif Paşa’nın Mecmua-ı Fünun dergisinde yayımlanan “Harik-i İstanbul” başlıklı makalesinden öğrendiğimize göre, 1858-64 yılları arasında İstanbul’da 160 yangın çıkmıştı ve bu yangınlarda 114 konak, 1.246 işyeri ve dükkân, 23 han ve hamam, 1 saray ve 2.730 ev yanmıştır.

Sonra, Büyük Londra Yangını. Tarihe bu adla geçen yangın 1666 yılının 2 Eylül günü Londra Köprüsü’nün yakınında, kralın fırıncısının evinde başlamış; ikinci günü esen rüzgârın etkisiyle yanmayı sürdürmüş ve ancak 5 Eylül günü söndürülebilmiştir. Bu korkunç yangında aralarında St. Paul Katedrali’nin de bulunduğu 87 kilise ve yaklaşık 13 bin ev yanmıştır. Bu yangın için John Evelny güncesine şunları yazmıştır:

Bugün öğleden sonra onu yanar halde bıraktım; Sodom’a benziyordu […] Bir zamanlar bir Londra vardı, şimdi artık yok.


Büyük yangınlar, ezeli ve ebedi kent Roma’nın da yazgısı olmuştur. J.S. Rainbird Roma’da imparatorluk dönemi içinde 20 tanesi hayli büyük 100 kadar yangın çıktığını söyler. Bu yangınların en büyüklerinden biri, 18 Temmuz 64’te başlayan ve altı gün süren yangındır. O zamanlar Roma on dört bölgeye ayrılmıştır ve bu bölgelerden yalnızca dört tanesi yangından etkilenmemiştir. Geri kalan on bölgenin yanısıra kentin merkezi de bütünüyle yanmıştır.

Kentlerde çıkan, uzun süren ve geniş bir alanı içine alan büyük yangınlar o kentlerin kentsel dokusunu ve mimarisini yok ederler, sıfıra indirgerler. Dolayısıyla bu mekânlarla ilgili yeni tasarımların sıfırdan başlaması sözkonusudur.

DESCARTES

17. yüzyıl Batı felsefesine damgasını basmış olan Descartes, küçük ama önemli yapıtı Metot Üzerine Konuşma’da (Discours de la Methode) şöyle der:


[Aldığım kararlardan]birincisi, doğruluğunu apaçık olarak bilmediğim hiçbir şeyi doğru olarak kabul etmemek; yani aceleyle yargıya varmaktan ve önyargılara saplanmaktan dikkatle kaçınmak ve vardığım yargılarda, ancak kendilerinden şüphe edilemeyecek derecede açık ve seçik olarak kavradığım şeylere yer vermekti.

İkincisi, inceleyeceğim güçlükleri daha iyi çözümlemek için her birini, mümkün olduğu ve gerektiği kadar bölümlere ayırmaktı.

Üçüncüsü, en basit ve anlaşılması en kolay şeylerden başlayarak, tıpkı bir merdivenden basamak basamak çıkar gibi, en bileşik şeylerin bilgisine yavaş yavaş yükselmek için […] düşüncelerimi bir sıraya göre yürütmekti.


Sonuncusu ise, hiçbir şeyi atlamadığımdan emin olmak için, her yanda eksiksiz sayımlar ve genel kontroller yapmaktı.

Bu sözler Descartes’ın evrensel gerçekleri ortaya çıkarmak için kullandığı yöntemde işe merdivenin en alt basamağından yani en baştan yani sıfırdan başlaması gerektiğini göstermektedir. (Resim 3)

SISYPHOS EFSANESİ

Sisyphos, Yunan mitolojisinin en ünlü kahramanlarından biridir. Kurnazdır ve pervasızdır. Tanrılara karşı insanı savunmuştur. Böylece büyük bir suç işlemiştir. Asopos’un kızı Aigina’yı kaçıranın Zeus olduğunu söylemiş; ölüm tanrısı Thanatos’u pusuya düşürüp zincire vurmuş, böylece bir süre hiç kimsenin ölmediği bir dünya kurmuştur.

Bütün bu davranışlarından dolayı Zeus tarafından cezalandırmıştır; her gün kocaman bir kayayı yuvarlaya yuvarlaya, bir yokuşun başına çıkarmaya mahkûm edilmiştir. Ne var ki, yine her gün o kaya aşağıya, ilk bulunduğu yere geri dönmüş ve Sisyphos onu yine tepeye çıkarmak zorunda kalmıştır. (Resim 4)

Homeros, Hades’te gördüğü Sisyphos’un cezasını çekişini şöyle anlatır:

Sisyphos’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken;

Yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı,

ve kollarıyla, bacaklarıyla dayanmıştı kayaya,

habire itiyordu onu bir tepeye doğru,

işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam,

ama tepeye varmasına tam bir parmak kala,

bir güç itiyordu onu tepeden gerisingeri,

aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belâsı kaya,

o da yeniden itiyordu kayayı tekmil kaslarını gere gere,

kopan toz toprak habire aşarken başının üstünden,

o da habire itiyordu kayayı, kan ter içinde.

Sisyphos işe her gün sıfırdan başlamaktadır. (Resim 5)

Bu icerik 3408 defa görüntülenmiştir.