352
MART-NİSAN 2010
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA
Kentsel Yenileme ve Dönüşüm: DENEYİMLER

Türkiye'de 1980 Sonrası Yapısal Dönüşümün Mekânsal İzlerine Bir Örnek: Yenileme Alanları

İclal Dinçer

İclal Dinçer, Doç. Dr., YTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

Yeni Ekonomik Politika ve Kent Merkezleri

Kentlerin, çeşitli gerekçelerle değişime ve dönüşüme uğraması ya da uğratılması, dönemin sosyo-ekonomik yapılarından ayrı düşünülemez. Nitekim, özellikle 19. yüzyıldan itibaren kentlere yapılan müdahalelerin tarihi bu ilişkinin örneklerini aktarır. (1) Bu bağlamda Türkiye kentlerinin de dönemin politikalarını yansıtan müdahalelerle birlikte irdelendiği çalışmalar giderek çoğalmaktadır. Bu konudaki çalışmaların özellikle 2000’li yıllarla birlikte artması, kentlerin yerleşik alanlarına yapılan müdahalelerin çoğalması ve ekonomi-politiğin kentsel toprak üzerinden kazanılacak artı değere verdiği önceliğin göstergesidir.

Dünya üzerindeki rekabet koşullarının yükselmesi nedeniyle 1990’lı yılların başında ortaya çıkan yeni ekonomik politika, serbest piyasanın kamu-özel sektör ortaklığına temellenmektedir. (2) Bu neoliberal dönem kentlerin birbirleriyle rekabet çabalarını ve girişimciliklerini artırmakta; bu süreç kent çeperlerinde parçacı ve içine kapalı lüks konut projeleriyle, tarihî kent merkezlerinde ise yüksek standartlı konut, ofis ve turizm işlevli yeniden canlandırma (urban regeneration) projeleriyle vücud bulmaktadır. (3)

2000’li Yıllar ve Türkiye'deki Tarihî Kent Dokuları

Türkiye’de de kentsel müdahaleler hakkında özel yasalar çıkarılmasının 2000’li yıllar sonrasına tarihlenmesinin hiç tesadüf olmadığı, yeni ekonomik politikayla doğrudan ilişkili altyapı oluşturma çabalarının bir yansıması olduğu kabul edilmelidir. 5393 sayılı Belediye Kanunu’na 30 Mayıs 2005 tarihli değişiklikle eklenen 73. madde, 5 Mayıs 2004 tarihinde değiştirilen 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, her iki kuruma da kentsel yerleşik alanların yenilenmesi konusunda önemli yetkiler vermektedir. Bu iki kanun dışında 22 Haziran 2006 tarihinde TBMM’ye gönderilmiş fakat yasalaşmamış olan Dönüşüm Alanları Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı ise içeriği açısından benzer özellikler taşımaktadır. Üzerinde en fazla tartışmanın yapıldığı ve çalışmanın gerçekleştirildiği yasa ise 5 Temmuz 2005 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5366 sayılı Yıpranan Tarihî ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun’dur. Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu kapsamında sit alanı ilan edilmiş bölgelerde Bakanlar Kurulu kararıyla yenileme bölgeleri ilan edilmesi, bu miras alanların korunması konusundaki endişeleri artırmaktadır. Bu yasa kapsamında İstanbul’da yenileme alanı ilan edilen Sulukule, Tarlabaşı, Süleymaniye ve Fener-Balat yenileme alanları ilk projelendirilen alanlardır. Bu bağlamda 5366 sayılı Yasa’nın içeriği ve bu alanlarda hazırlanan projeler ve uygulamaya ilişkin işlemler, tarihî kent dokularının korunması, yaratacağı toplumsal sorunlar ve katılım süreci gibi farklı eksenlerde tartışmalara konu olmaktadır. (4) Bu kapsamda önce iki kavram üzerinde durmak gerekirse, bunlardan birincisi, süreçte yer alan “aktörler”, ikincisi ise bu süreçteki sıkıntılı konulardan biri olan “mesleki dil-jargon” konularıdır. 5366 sayılı Yasa’nın taşıdığı riskler ve İstanbul’da ilan edilen yenileme alanlarına ilişkin son durumun değerlendirmesini yapmak ise makalenin ana eksenini oluşturacaktır.

Yeni Aktörler Sahnede

Türkiye’deki “kentsel dönüşüm” kavramını son 10 yıldır dile getiren aktörler kimlerdir? Bu yasaları kimler hangi gerekçelere dayanarak çıkarmaktadır? Ya da uygulamaya aktaranlar kimlerdir? Belki daha da önemlisi: Bu süreci tetikleyen arka plan nedir? Elbette ki bu soruların birçok cevabı vardır: Bundan 60 yıl önce, 1950’li yıllarda 20’li yaşlarında İstanbul’a gelen farklı sosyal statüden olan birinci kuşak göçmenler yaşıyorlarsa 80’li yaşlarına ulaştılar. Onlar bu kentteki ilk gecekonduların ve yap-sat sürecindeki apartmanların mimarları oldular. O yılları ele alan araştırmalar, bu göçmenlerin farklı dinamiklerle boşalmakta olan Eminönü ve Beyoğlu’nun tarihî konut alanlarına yerleşerek bu alanları kendilerine göre yeniden uyarladıklarına ya da Fatih başta olmak üzere merkez alanlara yerleşerek yap-sat kültürünü oluşturduklarına ve son olarak bu alanların çeperlerindeki Zeytinburnu, Fikirtepe gecekondularını ürettiklerine işaret etmektedir. Bu kuşağın çocukları yani ikinci kuşak ise bugün 50’li yaşlara ulaştılar. Bu ilk göçmenlerin çocuklarının bazıları başarısız oldular, tutunamadılar; fakat bir bölümünün bu kentte sermaye biriktirdiği, bir bölümünün siyasetinin ileri gelen aktörleri oldukları ya da her ikisini birlikte başardıkları herkesin malumu. Bu süreç 1960’lı, 70’li ve diğer yılların göçmenleri ve onların çocuklarıyla devam edip gitti.

Görünen o ki 2000’li yılların başından itibaren bu kuşağın bir kesimi babalarının ürettikleri gecekonduları ya da apartmanları dönüştürmek üzere yola çıkıyorlar. Sadece 40–50 yıllık geçmişi olan bu fiziki ve sosyal mekânların topyekûn, birdenbire değiştirilmesi, dönüştürülmesi doğru mudur? En doğru projeleri üretseniz, süreç yönetimlerini başarsanız, tüm uzlaşı ve katılım aşamalarını gerçekleştirseniz bile, doğru mudur? Yeni yeni oluşmaya başlamış, beğenilse de beğenilmese de bu kentin yaşayan kültürünü kesip atıp, yeni bir kültüre birdenbire geçmenin doğuracağı yeni sancıları karşılamaya bu toplum hazır mıdır?

İkinci soru ise üçüncü kuşakla ilgili: Bugün üçüncü kuşak 20’li yaşlarını sürüyor. Bu kuşağın acaba bu kentten beklentisi biliniyor mu? Babalarının bu kenti dönüştürme biçimini onlar ilerleyen yaşlarında nasıl yorumlayacaklar? Kentte yerleşik olma kültürü, ikinci kez yeni yaşam biçimi kurmanın zorlukları üzerine tartışılabilir. Teknolojinin gelişimiyle birlikte, giderek daha hızlı değişen yaşam biçimleri ile kentlerin bugünkü dönüştürülme modelleri karşılaştırılarak çeşitli yorumlar yapılabilir.

Üçüncü soru bu kentin tarihî kentsel dokuları üzerine: Bu tarihî dokuları üretenler artık hayatta değiller. Onların ikinci ve üçüncü kuşakları ise buraları 1950’lerle birlikte terketmişlerdi. Bugün bu kentin sermayesini ve siyasetini yöneten ikinci kuşak göçmenlerin bir kısmı belki bir zamanlar bu mahallelerde yaşadılar, bu mekânları ihtiyaçlarına göre “yeniden ürettiler”. Daha sonra ise, tarihî konut alanlarından kentin başka bölgelerine atladılar. Bu mekânlar artık görece yeni göçmenler tarafından kullanılıyorlar ve soru da burada açığa çıkıyor: “Acaba eski göçmenler bu mekânları kentin yeni göçmenleri için uygun bulmuyorlar mı? Ya da bu tarihî dokulardaki küçük mülkiyetler, günümüzün yeni ekonomisinin ihtiyaç duyduğu büyük yatırım alanlarına cevap veremediği için mi bu bölgeler bugünün koşullarıyla yeniden üretilmek isteniyor?” Bu soruların cevaplarını hep birlikte düşünmek gerekiyor…

Mesleki Dil-Jargon

Bu süreçte sıkıntılı konulardan biri de mesleki ve akademik ortamlarda kullanılan ve uygulamacılar tarafından da yakından izlenen mesleki dil-jargondur. Kentsel dönüşüm nedir, tanım doğru mudur yanlış mıdır, Batı dillerinde hangi kavram hangisine karşılık gelmektedir? Bunlar yaklaşık 10 yıldır tartışıldı, bu konuda bir değerlendirme yapmak yerine kentsel dönüşüm süreçlerinde rol alan meslek alanlarının kompartımanlaşmasıyla ilgili sıkıntılara değinmekte fayda vardır. Mimar ve plancıların aynı jargonu kullanıyor gibi görünseler de kullanmamaları, kavramların yanlış yer ve bağlamda ifade edilmesi, bunun da ötesinde içlerinin boşalması ve giderek sosyal bilimcilerin bu sürece daha etkin olarak girmeleriyle kimsenin kimseyi anlayamadığı bir ortamın yaratılması ve uygulamacı birimlerin bu ortamlardan faydalanmalarının giderek imkânsız hale gelmesi…

Bu konuda Batı literatüründen alınan kavramların içselleştirilmeden, Türkiye koşullarıyla yeniden tartılıp düşünülmeden, saha çalışmalarıyla pekiştirilip yorumlanmadan kullanılması ve daha da tehlikelisi akademik ortamlardan uygulama ortamlarına doğru yayılması ve yapısallaşması çok temel bir problem olarak karşımızdadır. Kentsel dönüşüm problemini temel alan çalışmalar ve konuşmalar hiç istisnasız küreselleşme ve neo-liberal kent politikaları tanımlarıyla başlayıp, Türkiye bağlamıyla örtüşüp örtüşmediğine bakılmadan dünyada geliştirilen kentsel dönüşüm projeleri ile devam eden bir içerik taşımaktadır. Batıdaki örnekler, dinamikleri ve altyapılarıyla birlikte incelenip, başarılı ve başarısız yönleriyle aktarılmadığında, sunulan çalışmalardan uygulamacıların dersler çıkarması beklenemez, hatta daha da tehlikelisi yanlış dersler çıkarılabilir. Buna çarpıcı bir örnek, kentsel dönüşüm projelerinde kültür endüstrilerinin öneminin son zamanlarda çok dile getirilmesidir. Fakat bu anlatımlarda sektörün üretim ucunun ihmal edilmesi ve sadece tüketim ucuyla ele alınıp, boş zamanları değerlendirme kavramıyla açıklanması sektörün dönüştürücü gücünü ihmal etmek anlamına gelmektedir. Yine bu anlatımlarda kültür endüstrisinin sadece tüketim öznesi olarak kavramsallaştırılması ve aynı zamanda bunun kent yoksulluğuyla mücadelede bir araç olduğunun iddia edilmesi konunun özümsenmeden kamuoyuyla paylaşılma telaşından kaynaklanmaktadır ve sonuçları açısından fayda değil zarar vermektedir.

Daha da çarpıcı örnek, kentsel dönüşüm sürecinin sadece yeni inşaat işi olarak daraltılması ve yapılacak inşaatlarda bu bölgelerin insanlarının çalıştırılmasına indirgenmesidir. Sürecin yaşayan insanlarla birlikte üretilmesi konusunun bu şekliyle algılanması kabul edilebilir bir durum değildir. Hindistan ve Güney Amerika ülkelerindeki kentsel dönüşüm modellerinin yaklaşımı ile İstanbul’un dinamiklerinin çok farklı olduğunun algılanması gerekir. Unutulmamalıdır ki, 1950’li yıllardan 1980’lerin ortalarına kadar bu kent, göçmenlerin kendi inşaatlarını kendi modeliyle ürettikleri bir süreç içinde gelişmiştir. Bu nedenle mesleki jargonun yarattığı bu risklerden mümkün olduğunca kaçınılması ve problem odaklı, yerelin maddi, kurumsal ve personel altyapılarına uygun olan yaratıcı çözümler üretilmesi gerekmektedir.

Yenileme Alanı Kavramının Taşıdığı Riskler ve Tartışmalar

5366 sayılı Yasa, yürürlüğe girdiği 2005 yılından itibaren, fakat daha da fazla İstanbul ve Ankara’da ilan edilen yenileme alanları, kurulan Yenileme Alanı KTVKK’ları ve onaylanan projelerle, 2007 yılından itibaren çok yoğun tartışmalara sahne olmuştur. Bu tartışmalar içinde:

  • İlk gündeme gelen konu 5366 sayılı Yasa kapsamında yenileme alanı ilan edilen bölgelerin bu yasa ile sit alanı statülerinin sona ermesi endişesidir. TBMM’ye sunulduğu şekline bakıldığında, ilk yasa teklifinin bu kapsamda hazırlanmış olduğu, fakat komisyonlardaki çalışmalarda muhalefet partisinin ve meslek odalarının katkılarıyla teklifin bu şekilde yasalaşmadığı, yenileme alanı ilan edilen alanların koruma statülerinin devam ettirildiği izlenmektedir. (5)

  • İkinci tartışma konusu, yenileme alanı kurullarının işleyişiyle ilgili olmuştur. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kuruldukları, üyeleri diğer KTVKK’nın atama usulüyle atandığı halde, belediyeler bünyesinde kurulan kurullar şeklinde algılanmışlardır. 5366 sayılı Yasa’nın yönetmeliğinde yenileme alanları kurullarının da 2863 sayılı Mevzuat kapsamında kurulacağı belirtilmişse de, bu ifade yeterli olmamıştır. Bu konuda yapılan uyarı ve öneriler sonunda Yenileme Alanı KTVKK’nın da diğer bölge kurullarının bağlı olduğu yönetmelik ve ilke kararlarına tabi olduğu 2009 yılında çıkarılan yasa ile kesinleştirilmiştir. (6)

  • Tartışma konularının üçüncüsü, “yenileme projesi” kavramının planlama disiplini içindeki yeridir. 5366 sayılı Yasa’da koruma amaçlı imar planına hiç atıf yapılmaması, yenileme alanlarının sit alanları dışına çıkarılması niyetini göstermektedir. Fakat üstteki maddede değinilen 2009 yılındaki yasa değişikliğiyle Yenileme Alanları KTVKK’ya da koruma amaçlı imar planlarına bağlı olarak çalışma zorunluluğu getirilmiştir. Esasen burada şu ayrımı yapmak gerekmektedir. 5366 sayılı Yasa, yerel yönetimlere yenileme alanı ilan ettikleri bölgelerde izleyecekleri süreci ve işlemleri tarif etmektedir. Yenileme Alanları KTVKK’nın proje değerlendirmesine ilişkin hiçbir kriter bu yasada yer almadığı için, Yenileme Kurulları ilgili idareler tarafından hazırlanan avan ve uygulama projelerini 2863 sayılı KTVKK Mevzuatı kapsamında değerlendirmek durumundadırlar. Ancak, Tarlabaşı Yenileme Alanı (30 Kasım 2007 tarih 26 sayılı karar) ve Sulukule Yenileme Alanı (2 Kasım 2007 tarih ve 20 sayılı karar) avan projeleri 2009 yılındaki yasa değişikliğinden önce İstanbul Yenileme Alanları KTVKK tarafından onaylanmıştır.

  • Dördüncü tartışma konusu, yenileme alanında yaşayan insanların karşı karşıya kalacakları barınma sorunudur. Mal sahipleri ve kiracılar olmak üzere iki temel grup olarak bakıldığında sorunlar çok çeşitlenmektedir. (7) Mal sahipleri açısından en önemli soru, bölgede uygulama sonrasında doğacak artı değer tespitinin şeffaf ve adil yapılıp yapılmadığıdır. Bu grup açısından ikinci sorun, mülklerinin yenilenmesi karşılığında ortaya çıkan değer artışının kendine düşen kısmını karşılayıp karşılayamayacağı ve üçüncü şahıslara satış olasılığının yüksekliğidir. Mülk sahiplerinin karşı karşıya kaldığı daha da kritik durum anlaşma sağlanamayan hallerde yerel yönetimler tarafından bu mülklere kamulaştırma yapılabilmesidir. Bu işlemlerde Kamulaştırma Kanunu’nun iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı maddesinin kullanılması ise kamu yararı açısından çok tartışmalı bir durum ortaya çıkarmaktadır. (8) Bu alanların % 60’lara varan oranda kiracılar tarafından kullanılıyor olması ise konunun hassasiyetini daha da artırmakta, çok düşük kira bedelleriyle kent merkezinde yaşamaya çalışan toplumun bu en kırılgan kesimi için durum daha da kritik hale gelmektedir.

2007 yılından itibaren 5366 sayılı Yasa üzerinde sürdürülen bu ve benzeri tartışmalar, yapılan araştırmalar ve tezler önemli bir külliyat oluşturmaktadır. Özellikle Sulukule’de sivil toplum örgütlenmesi, bölge sakinlerinin haklarının korunması konularındaki öğretici süreç yadsınamaz boyutlardadır.

İstanbul Yenileme Alanları: Sorunlar ve Tartışmalar

5366 sayılı Yasa’nın “sit alanı ilan edilen bölgeler ile bu bölgelere ait koruma alanları” içinde kalan bölgelerin “yenileme alanı” ilan edilmesini hükme bağlaması nedeniyle öncelikle İstanbul’daki sit alanlarının türlerine göre, alan ve sayı olarak dağılımları ile mekânsal konumlarını Çizelge 1, Harita 1 ve Harita 2 aracılığıyla izlemekte yarar vardır. (9) İstanbul’un yaklaşık % 10’u (55.940 hektar) KTVKK kapsamında sit alanıdır. 5366 sayılı Yasa’nın içeriğinden, yenileme alanı ilanının ancak kentsel sit alanları üzerinde mümkün olduğu, kentsel sit alanlarını içeren karma sit alanlarının da bu kapsamda yer alabileceği anlaşılmaktadır. Bu türdeki kentsel sit alanları (20 adet ve 897 hektar) ile karma sit alanlarının (25 adet ve 15.481 hektar) toplam sit alanları içinde yaklaşık % 25’lik bir büyüklüğe ulaştığı görülmektedir. 5366 sayılı Yasa kapsamında “yenileme alanı” olarak ilan edilen bölgelerin dağılımları ise Çizelge 2 ve Harita 3’te izlenmektedir.

Bu dağılımda Beyoğlu’ndaki yenileme alanlarının büyüklük ve konumlarının çok çeşitlendiği görülmektedir. Fatih ve Eminönü bölgesinde ise bu alanların kıyılar ve kara surları boyunca konumlandıkları, Süleymaniye tarihî miras alanı ve Kapalıçarşı bölgesinin merkezdeki en büyük yenileme alanı olduğu anlaşılmaktadır. Fatih ve Beyoğlu bölgesinde ilan edilen yenileme alanlarının büyüklükleri birbirleriyle karşılaştırıldığında (Harita 2’den yararlanarak Harita 3’ün incelenmesiyle) Beyoğlu’ndaki yenileme alanlarının Fatih’e göre çok daha küçük olduğu izlenmektedir. Çizelge 2’deki bilgiler yenileme alanlarının sadece Fatih ve Beyoğlu ilçesi ile sınırlı olmadığını, Zeytinburnu ilçesindeki kara surları koruma alanının, Tuzla tarihî merkezinin ve doğal sit alanlarının da yenileme alanı olarak ilan edildiğini göstermektedir. Özellikle doğal sit alanlarında ilan edilen yenileme alanlarının 5366 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilmesi tartışma konusudur. İlk kez 20 Şubat 2006 tarihinde Beyoğlu bölgesindeki yenileme alanlarının ilanıyla başlayan süreçte aynı yıl içinde 5 yenileme alanı daha ilan edilmiştir. Bu sayının 2007 yılında 2, 2008 yılında ise 1 olduğu gözlerden kaçmamalıdır.

Sit Alanı Türü

Alan (ha)

(%)

Sayı

(%)

Doğal Sit Alanı

39 497

 70,6

131

 64,2

Arkeolojik Sit Alanı

 1 930

 3,4

 27

 13,2

Kentsel Sit Alanı

 897

 1,6

 20

 9,8

Tarihi Sit Alanı

 36

 0,1

 1

 0,5

Karma Sit Alanları

13 581

 24,3

 25

 12,3

Toplam

55 940

100,0

204

100,0

Çizelge 1. İstanbul’da sit alanlarının alan ve sayısal değerleri, 2005.

(© Sit Alanları Analizi ve Tarihi Anıtsal Eserler Envanter Çalışması Raporu içinde, Ekim 2005)

Harita 1. İstanbul’da sit alanlarının mekânsal dağılımı, 2005.

(© Sit Alanları Analizi ve Tarihi Anıtsal Eserler Envanter Çalışması Raporu içinde, Ekim 2005)


Harita 2. Fatih, Eminönü ve Beyoğlu ilçelerinde sit alanları.

(© Sit Alanları Analizi ve Tarihi Anıtsal Eserler Envanter Çalışması Raporu içinde, Ekim 2005)

Harita 3. Fatih ve Beyoğlu ilçeleri yenileme alanları, 1 Ocak 2010 tarihi itibariyle. (www.fatih.bel.tr, www.tarlabasiyenileniyor.com)

Çizelge 2. 5366 sayılı Yasa kapsamında Bakanlar Kurulu kararlarıyla 1 Ocak 2010 tarihine kadar İstanbul’da ilan edilen yenileme alanları ve alınmış olan acele kamulaştırma kararları. (Makale kapsamında ilgili Bakanlar Kurulu kararlarının taranmasıyla oluşturulmuştur.)

YENİLEME ALANI VE ACELE KAMULAŞTIRMA KARARI ALINAN MAHALLE/SEMTİN ADI

İLÇESİ

Bakanlar Kurulu Karar Tarihi

Bakanlar Kurulu Karar Sayısı

Resmî Gazete Tarih ve Sayısı

Tarlabaşı - Cezayir Çıkmazı (Fransız Sokağı) ve Çevresi – Tophane Bölgesi – Galata Kulesi ve Çevresi – Belediye Binası ve Çevresi – Bedrettin Mahallesi

BEYOĞLU

20.02.2006

2006/10172

28.03.2006

26122

Kürkçübaşı Mahallesi: Bulgurpalas - Atikmustafapaşa; Balat: Karabaş - Tahta Minare mahalleleri; Hatice Sultan – Neslişah mahalleleri

FATİH

03.04.2006

2006/10299

22.04.2006

26147

TUZLA 40 PAFTA KÖYİÇİ

TUZLA

15.05.2006

2006/10455

02.06.2006

26186

SÜLEYMANİYE (Hacıkadın-Kalenderhane- Molla Hüsrev – Hoca Gıyaseddin – Sarı Demir – Yavuz Sinan – Demirtaş)

(EMİNÖNÜ) FATİH

24.05.2006

2006/10501

22.06.2006

26206

ZEYTİNBURNU SUR TECRİD BANDI

ZEYTİNBURNU

24.05.2006

2006/10502

23.06.2006

26207

Haraççı Kara Mehmet, Yalı, Küçük Mustafa Paşa, Hüsambey, Kasap İlyas, Hacı Hüseyin Ağa, İmrahor, Arpa Emini, Şeyh Resmi, Hatice Sultan, Ereğli, Kürkçübaşı, Cerrahpaşa, Davutpaşa, Atik Mustafa Paşa, Fatma Sultan, Çakırağa, Kırkçeşme, Neslişah, Hacı Evhaddin, Hacı Hamza, Canbaziye, Balat Karabaş, Tahta Minare, Abdi Subaşı, Veledi Karabaş, Beyazıt Ağa, Molla Aşki, Sancaktar Hayrettin mahalleleri

FATİH

13.09.2006

2006/10961

13 10 2006

26318

NİŞANCA - SULTANAHMET BÖLGELERİ (Kâtip Kasım-Nişanca-Muhsine Hatun-Şehsuvarbey-Küçükayasofya Mahalleleri)

(EMİNÖNÜ) FATİH

03.07.2007

2007/12375

20.07.2007

26588

KAPALIÇARŞI VE ÇEVRESİ (Beyazıt-Molla Fenari-Tayahatun Mahalleleri)

(EMİNÖNÜ) FATİH

26.11.2007

2007/12893

25.12.2007

26737

BÜYÜK İÇMELER – KÜÇÜK İÇMELER – KAMİL ABDUŞ GÖLÜ ÇEVRESİ

TUZLA

27.10.2008

2008/14349

04.12.2008

27074

Tarlabaşı ve Galata Kulesi Çevresi Acele Kamulaştırma Kararı

BEYOĞLU

07.06.2006

2006/10573

06.07.2006

26220

Hatice Sultan, Neslişah, Tahta Minare, Karabaş, Kürkçübaşı, Atik Mustafa Paşa Acele Kamulaştırma K

FATİH

19.10.2006

2006/11296

13.12.2006

26375

ZEYTİNBURNU SUR TECRİD BANDI Acele Kamulaştırma Kararı

ZEYTİNBURNU

03.07.2007

2007/12412

29.07.2007

26597


Bitirirken

Türkiye pratiğinde son 20 yılda belirginleşen, fakat kökeni 1980’lere dayanan kent toprakları üzerinden kurulan ekonomi politiğin tarihî mekânlara bakışını yansıtan en somut unsur, yenileme alanları uygulamaları oldu. Genelde İstanbul’un 1950 sonrası göçmenlerinin ikinci kuşaklarının kurduğu bu rejim, yeni aktörler ve ilişkiler ağı üzerinden kent merkezlerinin büyük ölçekli sermaye ve orta-üst sınıflar tarafından keşfedilmesinin önünü açtı. Kurulan bu yeni yapı üzerinde 2007 yılından itibaren süregelen tartışmalarda iki kritik konu öne çıkıyor: Birincisi, insan, insanın kendi kurmuş olduğu çevresi ve bu çevrenin kendi insiyatifi dışında değiştirilmesi sorunu; ikincisi ise, tarihî ve kültürel mirasın yok olması tehdidi. Üç yıldır kamuoyu önünde yapılan bu tartışmalardan, araştırma ve tezlerden yararlanmanın ve gerekli düzeltmelere, değişikliklere gitmenin zamanıdır artık…

 

KAYNAKLAR

Dinçer, İ. ve Z. Enlil, Y. Evren, 2009, “İstanbul’un Koruma Alanlarının Değerlendirilmesi”, Megaron-YTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi, cilt:3, sayı:3, ss.310-324.

Dinçer, İ. 2008a, “Tarihî Kentlerin Korunması ve Yeniden Düzenlenmesinde Sorumluluk ve Yeterlilik Sorunları”, İstanbul Tarihî Yarımada Sempozyumu, Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesi Yayınları, İstanbul, ss. 239-258.

Dinçer, İ. 2008b, “Kentsel Koruma ve Yenileme Sorunlarını Örnekler Üzerinden Tartışmak: Süleymaniye ve Tarlabaşı”, www.planlama.org/new/planlama.org-yazilari/2.html (28 Ocak 2009)

Enlil, Z. 2000, “Yeniden İşlevlendirme ve Soylulaştırma: Bir Sınıfsal Proje Olarak Eski Kent Merkezlerinin ve Tarihî Konut Dokusunun Yeniden Ele Geçirilmesi,” Domus m, sayı:8, ss.46-49.

İslam, T. 2009, Devlet Eksenli Soylulaşma ve Yerel Halk: Neslişah ve Hatice Sultan Mahalleleri (Sulukule) Örneği, yayımlanmamış doktora tezi, YTÜ.

Newman, P. ve A. Thornly, 2005, “Planning World Cities: Globalization and Urban Politics”, Series in Planning, Environment and Cities, Palgrave Macmillan, New York.

Roberts, P. 2000, “The Evolution, Definition and Purpose of Urban Regeneration”, Urban Regeneration A Hand Book, Ed. Peter Roberts ve Hugh Sykes, Sage Publications, London, Thousand Oaks, New Delhi.

 

NOTLAR

1. Roberts, 2000.

2. Newman, Thornly, 2005.

3. Enlil, 2000.

4. Mimarlık ve Planlama Alanının Son On Yılı Sempozyumu, Yedinci Oturum: “Culture, Space & Revitalization, IAPS-CSBE Network Toplantılar Serisi” – Sempozya-1: Tarihî Çevrede Yenileme ve Kentsel Dönüşüm Tartışmaları, 11–12 Haziran 2009, YTÜ Mimarlık Fakültesi.

5. Dinçer, 2008a.

6. 4 Şubat 2009 tarihinde kabul edilen 5835 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.

7. İslam, 2009.

8. Dinçer, 2008b.

9. İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi Kültür Endüstrileri Kültür ve Turizm Grubu tarafından İstanbul Büyükşehir Nazım İmar Planı Analitik Etütler İşi kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Planlama ve İmar Daire Başkanlığı Şehir Planlama Müdürlüğü için hazırlanan “Sit Alanları Analizi ve Tarihî Anıtsal Eserler Envanter Çalışması Raporu” Ekim – 2005. Bu raporun yorumlandığı bir çalışma için bkz: Dinçer, Enlil, Evren, 2009.

Bu icerik 15654 defa görüntülenmiştir.