424
MART-NİSAN 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK TARİHİ

Askeri Mimari Mirasa Çatalca’dan Bakmak: Çakmak Hattı*

Melik Efeoğlu, Arş. Gör., Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Kemal Kutgün Eyüpgiller, Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Uluslararası rekabetin ve toplumlar arası güç yarışının hızlandığı İkinci Dünya Savaşı sırasında dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi İstanbul Çatalca’da da savunma yapıları görülür. Yazar buradaki “Çakmak Hattı”nı ve özellikle askerî koruganları, mimari koruma potansiyelleri açısından ele alıyor.

 

Savunma yapıları insanlık tarihi kadar zengin bir birikime sahiptir. Tarihsel süreç içerisinde çeşitli tehlikelerden korunmak isteyen insan, içinde yaşadığı dönemin şartlarına uygun savunma yapıları inşa etmiştir. İnşa edilen ilk savunma yapılarından modern olanlara kadar teknik ve teknolojik gelişmeler, savunma yapılarının tasarımlarına yön vermiş ve farklı örneklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

İstanbul’un batısında yer alan ve yüz ölçümü açısından en büyük ilçesi olan Çatalca, farklı dönemlere ait savunma yapılarına sahip olması nedeniyle bu yapılardaki değişimi ve dönüşümü günümüze yansıtan önemli yerlerden biridir. Tarih boyunca İstanbul’un savunulmasında başat bir rol üstlenen Çatalca, 5. yüzyılda inşa edilmiş ve yaklaşık 500 yıl boyunca batıdan gelecek saldırıları engellemek amacıyla kullanılmış Anastasios surlarına, 19. yüzyılda inşa edilmiş Osmanlı tabyalarına ve İkinci Dünya Savaşı sürecinde inşa edilmiş askerî koruganlara sahiptir.

Bu çalışma kapsamında, 20. yüzyılda dünyanın birçok yerinde ve Çatalca’da inşa edilmiş betonarme savunma yapılarının tarihsel süreç içerisindeki yeri özetlenmeye çalışılmıştır. Bunun için, İkinci Dünya Savaşı önlemleri dâhilinde Büyükçekmece ve Terkos gölleri arasında 1940’ta yapımına başlanan savunma hattı ele alınmıştır. Yazılı kaynaklarda “Çakmak Hattı” olarak bilinen bu hattın inşa edilmesine neden olan tarihî olaylara, buradaki yapıların mimari özelliklerine, yapım tekniklerine ve malzemelerine çalışmada yer verilmiştir.

20. yüzyıl askerî mimari mirasının temsilcisi olan Çakmak Hattı, günümüzde farklı koruma sorunları ile karşı karşıyadır. Bu bağlamda, savunma hattındaki yapıların mimari ve tarihî değerlerini ön plana çıkarmak ve bozulmalarına yol açan nedenlere dikkat çekmek amaçlanmıştır. Çalışmanın ayrıca, günümüze kadar bütüncül ve kapsamlı koruma çalışmalarına konu olmayan bu savunma hattının korunmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına yönelik farkındalığın artırılmasına katkı sunması umulmaktadır.

BİR SAVUNMA YAPISI TÜRÜ: KORUGANLAR

Gelişen savaş teknolojisi ve değişen taktikler tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan ve uzunca bir süre toplumların etkin savunma gücü olarak kullanılan surların, kalelerin, kulelerin ve hisarların kullanım alanını daraltarak yeni savunma yapılarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. 14. yüzyılda topçuluğun gelişmesi ve ateşli silahların kullanımının yaygınlaşması “müstahkem mevki” olarak bilinen savunma tekniğinin gelişmesine ve “tabyalı tahkimatlar”ın inşa edilmesine yol açmıştır.[1] 1900’lerin başında nitratlı patlayıcı, uçaksavar, tanksavar, roket ve havan topları üretilmeye başlanmış; askerî terminolojiye “konvansiyonel harp” ve “nükleer harp” kavramları girmiştir.[2] Teknolojik ve taktiksel gelişmeler 19. yüzyılın sonuna kadar aktif bir şekilde kullanılan tabyalı sistemlerin işlev dışı kalmasına ve ağır topçu atışlarına dayanabilecek yeni savunma yapılarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Yabancı kaynaklarda “casemate”, “bunker” ya da “pillbox” olarak bilinen ve Türkçedeki karşılığı “korugan” olan bu yapılar, kalın betonarme duvarlara ve döşemelere sahip, cephelerinde çok az açıklığı bulunan, belirli bir süre içinde askerlerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde tasarlanmış, tekil betonarme savunma yapılarıdır. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, tek ya da iki hacimli sığınaklar olarak inşa edilmeye başlanan bu savunma yapıları, 1940’ların sonuna kadar yüzlerce farklı plan tipinde üretilmiştir. Dönemin güçlü silahlarının entegre edilmesiyle koruganlar, savunmanın yanı sıra, devletlerin saldırı gücüne de dönüştürülmüştür. Monolitik betonarme hacimlerden oluşan bu yapılar, arazide açılan çukurlara demir donatılı kalıpların yerleştirilmesi ve beton dökülmesiyle inşa edilmiştir. Düşman birlikler tarafından fark edilmemek ve ateşli silahlara hedef olmamak için büyük bir bölümü toprak altında kalan yapıların atış yapmaya olanak sağlayan mazgalları bulunmakta ve girişleri dışında tüm cepheleri sağır duvarlardan oluşmaktadır. Yaklaşık 2 metre kalınlığında duvarlara ve döşemelere sahip bu savunma yapılarının, 220 milimetrelik toplara ve 500 kilogramlık bombalara dayanabilecek güçte olması amaçlanmıştır.[3]

Birçok devlet, ortaya çıkan bu yeni savunma yapılarından binlercesini inşa ederek gelecek saldırılara karşı savunma hatları oluşturmuştur. Sovyetler Birliği 1927’de batıdan gelecek bir saldırı karşısında etkin savunma yapmak ve ona karşılık vermek için, ağır silah mevzilerinden ve makineli tüfek barınaklarından oluşan bir savunma hattını, Baltık Denizi ile Karadeniz arasında yaklaşık olarak 4500 km boyunca inşa etmiştir. Stalin hattı olarak bilinen bu hattın 320 km batısında da bir tampon bölge oluşturmak adına 1939’da Molotov hattını oluşturmuştur.[4] Almanlar 1944’te Fransa’nın kuzeyinde yaklaşık olarak 630 km uzunluğa ve 18 bin savunma yapısına sahip Siegfried savunma hattını inşa etmiştir. Yine Almanlar tarafından 1944’te inşa edilen Atlantik Duvarı savunma hattında da 4000’i büyük, 9300’ü topçu sığınağı olmak üzere toplam 15 bin savunma yapısı inşa edilmiştir.[5] Bu savunma hatları dışında, Almanların Hindenburg (1916) ve Rhine (1944), Fransızların Maginot (1940) ve İngilizlerin Tunus’ta inşa ettiği Mareth (1943) hatları, yakın tarihlerde inşa edilmiş benzer yapılara sahip farklı savunma hatlarıdır. J. Lake, savunma hatlarını oluşturan ve 250’den fazla farklı tipe sahip bu yapıların doğru bir şekilde sınıflandırılmasının gerçek bir uzmanlık alanı olduğunu belirtmektedir. Ona göre bu yapılar “kıyı savunması”, “deniz ve liman savunması”, “iç savunma ya da derinlemesine savunma”, “havaalanları ve hava sahası savunması”, “uçaksavar savunmaları” ve “altyapı sistemleri” olmak üzere altı kategoride değerlendirilebilir.[6] (Resim 1-3)

ÇAKMAK HATTI, KISA TARİHÇESİ VE KONUMU

1 Eylül 1939’da Polonya’nın Almanya tarafından işgal edilmesi ve iki gün sonra İngiltere ve Fransa’nın Almanya’ya savaş açması, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasına ve neredeyse tüm dünya ülkelerinin bu savaşa dâhil olmasına neden olmuştur.[7] Bu süreçte Türkiye dış politikasının ana hedefi, her ne pahasına olursa olsun ülkeyi savaştan uzak tutmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü korumak olmuştur.[8]

Türkiye Cumhuriyeti İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olmasına rağmen, dönemin hükümeti ülke güvenliği açısından problem oluşturacak gelişmelere karşı önlem almış ve çeşitli uygulamalarda bulunmuştur. 1938 yılına kadar kadroları küçük olan ordu müfettişlikleri, ordu komutanlıklarına dönüştürülmüş ve ordudaki asker sayısı artırılmıştır. Ayrıca Birinci Ordu’ya bağlı İstanbul Boğazı, Çatalca ve Kırklareli; İkinci Ordu’ya bağlı Çanakkale, İzmir ve Bolayır ile Üçüncü Ordu’ya bağlı Erzurum ve Kars müstahkem mevkileri güçlendirilmiştir.[9] Dönemin hükümeti, İstanbul ve Trakya’nın boşaltılmasını, İstanbul’daki birçok kamu kuruluşu ile eğitim kurumlarının da farklı illere taşınmasını gündeme getirmiştir.[10] Alınan önlemlere ek olarak yurdun stratejik açıdan önemli yerlerine yeni savunma yapıları inşa edilmiştir.

Çatalca’daki betonarme savunma yapıları da İkinci Dünya Savaşı öncesinde alınan tedbirler kapsamındadır. Batıdan gelecek olası saldırıları engellemek amacıyla, daha önce 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı ve 1912-13 Balkan Savaşları sırasında Büyükçekmece ve Terkos gölleri arasında oluşturulmuş “Çatalca savunma hattı”nın bulunduğu bölgede, dönemin silah teknolojisine uygun yeni bir savunma hattının inşa edilmesi kararlaştırılmıştır. İnşa edilmeye başlanacak bu savunma hattı 3 Ekim 1939’da “Çakmak Hattı” olarak adlandırılmıştır.[11] Türkiye’nin yeterli sayıda zırhlı aracı ve hava desteği olmadığı için bu savunma hattı inşa edilirken ülkenin demir ve çimento olanaklarının neredeyse tamamına yakını kullanılmış ve çok sayıda işçi ve asker inşaatta çalışmıştır.[12] 9 Mart 1940 tarihli Cumhuriyet Arşivi belgesinde bu savunma hattı için 7.301.742 liranın ayrıldığı, ancak bu paranın tek seferde değil belirli aralıklarla ödeneceği, ilk ödemenin de Nisan ayı içinde 2.301.742 lira olarak gerçekleşeceği belirtilmiştir.[13] Çatalca’da inşa edilecek savunma hattı için 22 Mayıs 1940’ta 70 kilometrelik yolun gizli pazarlıkla yaptırılması kararlaştırılmıştır.[14] Savunma hattının hızlı bir şekilde tamamlanması amacıyla Milli Müdafaa ve Maliye vekaletlerinin önerileri doğrultusunda inşaat işleri özel firmalara ve müteahhitlere ihale edilmiş, acemi askerlerin de bölgede çalıştırılmasına karar verilmiştir.[15] 20 Temmuz 1940 tarihinde Milli Müdafaa Vekaleti’nin Maliye’ye havale ettiği yazıda üç inşaat şirketinin ve altı müteahhidin ismi geçmektedir.[16] (Resim 4, 5)

Çatalca müstahkem mevkisinin projesine ait 47 bin m3 demirli betonu içinde bulunduran 83 adet betonarme yapının on farklı tipte olması istenmiştir. Ayrıca bu yapılara ait 30 bin m3 “tank mani” (özel bariyer) ile hendekler için de 500 bin m3 toprak kazı işinin, Nafıa Vekaletince tanınmış ve tavsiye edilmiş mühendis gruplarına verilmesi istenmiştir. Bu iş için 2,5 milyon liranın ayrılması, işleri yapacak teknik büronun giderlerinin Nafia Vekaletince, çalıştırılacak memur ve mühendislerin ücretlerinin ise Milli Müdafaa Vekaletince karşılanması için İcra Vekilleri Heyetinden karar alınmak istenmiştir.[17] 23 Temmuz 1940 tarihli kararnamede ise belirtilen işlerin yapımı için isimleri verilen müteahhit ve inşaat şirketlerinden eksiltmeye gidilmek şartıyla İcra Vekilleri Heyetince karar çıkmış ve bu karar, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından kabul edilmiştir.[18] (Resim 6) Ayrıca Çatalca’da müteahhitlere yaptırılan savunma hattı inşaatı kapsamında arazi haritalarının hazırlanması, detay çizimlerinin yapılması, uygulama ve kontrol işlerinde çalıştırılmak üzere beş aylık yeni kadro, 10 Eylül 1940’ta Milli Müdafaa ve Maliye vekaletlerinin teklifi üzerine İcra Vekilleri Heyetince kabul edilmiştir.[19]

20 Temmuz 1940 tarihli resmî yazıda, savunma hattı için 83 betonarme yapının inşa edilmesinin kararlaştırıldığı ve bu kararın uygulamaya başlandığı anlaşılmaktadır. Ancak bölgede yapılan saha çalışmalarına ek olarak tarihî hava fotoğraflarından ve güncel uydu görüntülerinden elde edilen veriler ışığında, Büyükçekmece ve Terkos gölleri arasında 95 adet betonarme korugan tespit edilmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nün 21 Eylül 2018 tarihli raporunda da bölgede inşası devam eden yeni otoyol güzergahları üzerinde 63 koruganın kaldığı ve bu koruganlardan 59’unun kaldırıldığı yazmaktadır.[20] Bu bilgiler sonucunda Çatalca bölgesinde, 1940 tarihli belgede belirtilen 83 yapıya ek olarak, süreç içinde daha fazla yapının inşa edildiği ve inşa edilen savunma yapısının 150’ye yakın olduğu anlaşılmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı önlemleri kapsamında oluşturulan Çakmak Hattı, tarih boyunca İstanbul’un savunulmasında stratejik öneme sahip bir bölgede inşa edilmiştir. Bölgenin Karadeniz ve Marmara Denizi’ne kıyısının bulunması ve İstanbul’a yakın bir mesafede olması, savaş dönemlerinde bölgedeki askerî birliklere lojistik desteğin sürekli ve hızlı bir şekilde sağlanmasını olanaklı kılmıştır. Olası saldırılarda kent savunmasının 65-70 km batıda başlaması kent merkezinin güvenliği açısından da önemlidir. Çakmak Hattı’nı oluşturan savunma yapıları günümüzde yerleşim alanlarının, tarım arazilerinin ve ormanlık alanların içinde kalmıştır. Yaklaşık 40 km uzunluğa sahip bu savunma hattı, Büyükçekmece Gölü’nün doğu kıyısından başlayarak kuzeyde Terkos Gölü’nün güney kıyısında sonlanır. Takip ettiği rotada kuzeye doğru sırasıyla Karaağaç, Bahşayiş, Nakkaş, Örcünlü, Kestanelik, Çanakça, Dağyenice ve Yazlık mahallelerinden geçmektedir. (Resim 7)

MİMARİ ÖZELLİKLER, YAPIM TEKNİĞİ VE MALZEME

Çatalca’da 1940’da yapımına başlanan Çakmak Hattı, aynı dönemde dünyanın birçok şehrinde de inşa edilmiş savunma hatlarıyla benzer yapı gruplarından oluşmaktadır. Betonarme koruganlar, avcı çukurları, tüneller, gözetleme kuleleri, siperler ve zırhlı araçların geçişini engellemek amacıyla düzenlenmiş bariyerler; tüm bunlar, dönemin karakteristik askerî yapı gruplarıdır. Bu askerî yapılar, yapım tekniğinden malzemesine, iç mekân özelliklerinden cephe biçimlenişine kadar birçok açıdan benzer özellikler taşımaktadır. (Resim 8)

İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli savaş / savunma araçlarına dönüşen bu yapıların oluşturduğu savunma hatları, çok fazla yapı malzemesinin ve finans kaynağının kullanılmasına neden olmuştur. En bilinen örneklerden olan ve 1930-35 yıllarında Fransa’nın kuzeydoğusunda Almanya, Lüksemburg ve Belçika sınırında inşa edilen Maginot hattı için 12 milyon m3 kazı işi, 100 km tünel, 450 km karayolu ve demiryolu yapılmış, 1,5 milyon m3 çimento ve 150 bin ton çelik kullanılmıştır. Tüm bu işler için 1929 yılı ülke bütçesinin neredeyse iki katı olan 5 milyar Frank harcanmıştır.[21] Benzer şekilde, 1940’larda bu kez Nazi Almanyası tarafından inşa edilen Atlantik Duvarı savunma hattı için 17 milyon m3 çimento, 1,2 milyon ton çelik ve 3,7 milyar Alman Markı harcanmıştır.[22]

Çatalca’daki savunma hattının yapımı için toplam 47 bin m3 betonarme yapının, 30 bin m3 bariyerin (tank mani) ve 500 bin m3 kazı işinin yapıldığını ve bu işler için 2,5 milyon liranın ayrıldığını tarihî resmî belgelerden öğrenmekteyiz. Ancak yapılan alan / saha çalışmalarına göre bölgede inşa edilmiş yapı sayısının, 1940 tarihli resmî belgelerde yazılan yapı sayısından yaklaşık olarak iki katı kadar fazla olması, yapılan işler için kullanılan yapı malzemesinin ve maliyetin de en az aynı oranda artmış olduğunu göstermektedir.

Savunma hattında bulunan yapılar üç temel yapı malzemesiyle, taş, çimento ve demirin kullanımıyla inşa edilmiştir. Bölgedeki koruganlarda, avcı çukurlarında ve bariyerlerde çimento ve demir; tünellerde ise bu malzemelere ek olarak düzgün kesme taşlar kullanılmıştır.

KORUGANLAR

Çatalca’daki koruganlar, çağdaşları gibi, cephelerinde çok az açıklığı bulunan, oldukça kalın duvar ve döşemelere sahip, kompakt betonarme yapılardır. Demir donatının ahşap kalıplara yerleştirilmesi ve betonun dökülmesiyle inşa edilen bu yapılar, temelden üst örtüsüne kadar bir bütün olarak tasarlanmışlardır. Arazi toprağında taban alanlarına göre açılmış çukurlara tek kütle olarak gömülü olduklarından, ek bir temel sistemine gerek kalmadan, doğrudan zemine otururlar. Düşman güçler tarafından görülmemek ve hedef olmamak amaçlandığından, yapıların zemin üstünde kalan kısımları da arazi toprağı ile örtülmüştür. Bu yapılar 1-1,5 metre kalınlığında perde duvarlara ve 1,5-2 metre kalınlığında döşemelere sahiptir. Girişlerin sağlandığı kapı boşlukları dışında, ateşli silahlar için kademelendirilmiş dikdörtgen açıklıklar ve mekândaki hava sirkülasyonunu sağlamak amacıyla 20-30 cm çapındaki dairesel delikler dışında, cephelerin tamamı sağırdır. 25-30 m2’lik iç mekânlara sahip koruganlar, iki katlı olarak inşa edilmiştir.

Giriş katında güçlü ateşli silahların yerleştirildiği betonarme ayaklar, askerî teçhizat boşlukları ve bir hela bulunmaktadır. Çalışma alanında yapılan tespitlerde koruganların alt katları su ya da çöp atıklarıyla dolu olduğundan içlerine girilememiştir. Aslan, alt katların depolama ve pis su tahliyesi için kullanıldığını, ayrıca bu katlarda bir hava temizleme ünitesinin olabileceğini aktarmaktadır.[23] Virilio, tamamen işlevsel nedenlerle tasarlanan betonarme koruganları, hayatta kalma makinesi olarak betimlemiştir.[24] (Resim 9-11)

AVCI ÇUKURLARI VE BARİYERLER

Betonarme koruganların yakın çevresinde ve genellikle batısında olacak şekilde konumlandırılmış avcı çukurları, sadece bir askerin içine girebileceği ve ateş edebileceği şekilde tasarlanmıştır. 1m2’lik bu çukurların tamamı betonarmedir ve neredeyse tamamı yere gömülüdür.

Tarihî resmî belgelerde “tank mani” olarak adlandırılan ve zırhlı araçların geçişini engellemek amacıyla tasarlanmış bariyerler, piramidal betonarme bloklardır. Yere gömülü olan ve zemin seviyesinden 1-1,2 metre yüksekliğe sahip bu betonarme blokların orta noktasında, dışarı taşmış demir “I” profiller yer almaktadır. Avrupa’daki örneklerde “ejderha dişi” olarak bilinen bu bariyerler, birbirine paralel olacak şekilde, önemli geçiş güzergahları üzerinde bulunurlar. Çatalca’da da 0,64 m2‘lik taban alanından yukarı doğru daralarak yükselen ve 40x40 cm boyutlarına ulaşan betonarme bloklar, birbirine paralel iki aks şeklinde düzenlenmişlerdir.[25] (Resim 12, 13)

TÜNELLER

Savunma hattının en önemli bileşenlerinden olan tüneller ise yer altında, koruganlar arasında geçişin sağlanması ve en önemlisi koruganlara mühimmat taşınması amacıyla tasarlanmıştır. Çatalca’nın Dağyenice Mahallesi’nde 426 numaralı parselde önce tek kol olarak başlayan, ardından üç kola ayrılan bir yeraltı tüneli bulunmaktadır.[26] 6 metre genişliğinde ve 10 metre yüksekliğindeki giriş mekânından sonra tünelinin esas girişine ulaşılmaktadır. 1,5 metre genişliğe ve 3 metre yüksekliğe sahip tünellerin duvarları betonarme, tavanı ise kesme taş beşik tonozdur. (Resim 14)

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Yapımı için çok fazla demir ve çimentonun kullanılan, yüklü bütçeler ayrılan Çakmak Hattı, günümüzde farklı koruma sorunlarına sahip olsa da varlığını sürdüren ve savunma tarihimizde yeri olan önemli bir savunma hattıdır. İnşa edildiği dönemin askerî mimarisini ve savunma stratejisini temsil eden Çakmak Hattı aynı zamanda, endüstri devrimiyle başlayan sürecin, küresel ölçekte savunma yapıları üzerindeki etkisini de günümüze yansıtmaktadır. İkinci Dünya Savaşı önlemleri kapsamında inşa edilen bu savunma hattı, ülkemizin savaşa katılmamış olmasından dolayı aktif bir şekilde kullanılmamıştır. Ancak tehditlere karşı caydırıcı bir rol üstlenmesi ve potansiyel bir güç olması, bu hattın değerini artıran faktörlerdir. Büyük bir bölümünün günümüzde de varlığını sürdürmesinin en temel sebebi, yakın tarihe kadar bölgenin askerî yasak bölge olmasıdır. Ancak savunma hattındaki yapılar, çeşitli koruma sorunlarına bağlı olarak hızlı bir şekilde bozulmaya başlamıştır.

Yapıların bozulmalarına neden olan faktörleri iç ve dış nedenler olmak üzere iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Bölgede yapılan tespit çalışmalarında, yapıların birçoğunda betonun farklı zamanlarda dökülmüş olmasından dolayı soğuk derzlerin oluştuğu ve betonun içindeki agrega büyüklüklerinin çok farklı, yüzeylerinin ise pürüzsüz olduğu anlaşılmıştır. Bozulmaya yol açan bu iç nedenler süreç içerisinde, yapı yüzeylerinde derin çatlakların ve boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Yağmur suyunun çatlaklar yoluyla yapının bünyesine girmesi demir donatıların korozyona uğramasını ve betonun parçalanmasını kolaylaştırmıştır. (Resim 15, 16)

Bozulmalara yol açan çeşitli dış nedenler de mevcuttur. Yapıların terk edilmesi ve sonrasında bakım ve onarımlarının yapılmaması yapılardaki bozulma hızını artırmıştır. Kaderine terk edilen savunma yapılarının uzun süre doğal etkenlere (yağmur, kar, şiddetli rüzgar vb) doğrudan maruz kalması, bu yapıların ana yapı elemanlarında ve bağlayıcı malzemelerinde aşınmalara, kopmalara ve parçalanmalara yol açmıştır. Çakmak Hattı yapılarının sayıca az bir kısmı günümüzde yasal olarak koruma altına alınmıştır.[27] İlgili koruma kurulu tarafından tescillenerek koruma altına alınmış olmalarına rağmen, bölgede devam eden “Kuzey Marmara Otoyolu Projesi” ve Üçüncü Havalimanı bağlantı yolları inşaatı ile yapılması planlanan “Kanal İstanbul Projesi” gibi büyük ölçekli bayındırlık faaliyetleri, savunma yapılarını tehdit eden bir koruma sorunudur. Ayrıca bölgedeki yapıların bozulmalarına yol açan bir başka koruma sorunu da kötü kullanım ve uygun olmayan müdahalelerdir. Alan çalışmaları sırasında koruganlara ait metal kapıların uygun olmayan yöntemlerle söküldüğü, birçoğunun ahır olarak kullanıldığı ya da içlerinde ateş yakıldığı tespit edilmiştir. Bozulmaya etki eden nedenlere kalıcı çözümler bulunamazsa bu askerî mimari mirası temsil eden yapıların sayısında yakın gelecekte ciddi bir azalma olması kaçınılmazdır.

Savaş sonrası dönemde özgün işlevlerini kaybeden bu yapılar, günümüzde farklı amaçlar için uygun işlevler kazandırılarak yeniden kullanılabilmektedirler. Dönemin politik yapısını sembolize eden bir anıta, müzeye, kısa süreli konaklamalar için düzenlenmiş bir mekâna dönüştürülerek veya bulunduğu yerin ihtiyaçları doğrultusunda işlevlendirilerek kent ya da peyzaj alanlarında varlıklarını devam ettirebilirler. Fransa’daki Maginot hattına ait Fermont, Hackenberg, Schoenenbourg, Sait-Roch ve Saite-Agnes koruganları günümüzde hem eğitim amacıyla hem de yılın belirli dönemlerinde ziyaret edilebilen bir müze olarak kullanılmaktadır.[28] Hollanda’nın Gelderland kentinde “Bunker 599” ismiyle tanınan korugan bölgenin önemli anıtlarından birine, Vuren kasabasındaki korugan ise günümüzde küçük bir konaklama birimine dönüştürülmüştür. (Resim 17-19) İkinci Dünya Savaşı dönemine ait betonarme savunma yapılarının yeniden kullanımlarına yönelik uluslararası koruma otoritelerince de kabul görmüş benzer koruma uygulama örneklerinin sayısı çoğaltılabilir.

Çakmak Hattı, ülkemizdeki İkinci Dünya Savaşı savunma yapılarının yeniden işlevlendirilmesi amacıyla ele alınabilecek ender örneklerden biridir. Bu bağlamda, seçmeci bir yaklaşımdan uzak, bütüncül koruma yaklaşımıyla, bölgenin ihtiyaçları da göz önünde bulundurularak, betonarme savunma yapılarının korunmalarına yönelik uygulamaların hayata geçirilmesi gerekmektedir.

(Grafiğe not: ilk yıldızlı açıklama ilk sayfada notlar bölümüne yerleşsin)

* Bu makale İstanbul Teknik Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Mimarlık Anabilim Dalı, Restorasyon Programı’nda hazırlanmış olan “Çatalca Bölgesi Savunma Yapıları ve Koruma Sorunları” başlıklı doktora tezinden üretilmiştir.

** Görseller aksi belirtilmedikçe yazara aittir.

NOTLAR

[1] Parker, Geoffrey, 2014, Cambridge Savaş Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, s.7; Lendy, Auguste Frédéric, 1862, Treatise on Fortification or Lectures Delibered to Officers Reading for The Staff, W. Mitchell, Military Bookseller 39, Charing Cross, Londra, s.490.

[2] Erendil, Muzaffer, 1994, İkinci Dünya Harbi’nden Sonra Oluşan Sistemlerin Taktik ve Stratejiye Etkileri, Genelkurmay Basımevi, Ankara.

[3] Zaloga, J., Steven, 2011, Defense Of The Rhıne 1944-45, Osprey Publishing, Oxford, UK.

[4] Short, Neil, 2008, The Stalin And Molotov Lines, Soviet Western Defences 1928-41, Osprey Publishing, Oxford, UK.

[5] Virilio, Paul, 1994, Bunker Archeology, Princeton Architectural Press, New York, s.62.

[6] Lake, Jeremy, 2003, Twentieth-Century Military Sites, Current Approaches To Their Recording And Conservation, English Heritage Publishing Department, Wiltshire.

[7] Hart, Basil, Liddell, 2009, İkinci Dünya Savaşı Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.

[8] Weisband, Edward, 2000, İkinci Dünya Savaşı’nda İnönü’nün Dış Politikası, Çağdaş Matbaacılık ve Yayıncılık, İstanbul.

[9] Tekeli, İlhan; İlkin, Selim, 2014, İktisadi Politikaları ve Uygulamalarıyla İkinci Dünya Savaşı Türkiye’si, İletişim Yayınları, İstanbul, s.403.

[10] Çetin, Sabit, 2013, “İkinci Dünya Savaşı’nda İstanbul ve Trakya’nın Tahliye Edilmesi”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk Yolu Dergisi, Sayı:52, Ankara, ss.771-802.

[11] BCA, Kutu No:88, Gömlek:97, Sıra:6, Miladi: 03.10.1939

[12] Tekeli, İlkin, 2014, ss.402-406.

[13] BCA, Kutu No:90, Gömlek:23, Sıra:2, Miladi: 09.03.1940

[14] BCA, Kutu No:91, Gömlek:48, Sıra:10, Miladi: 22.05.1940

[15] BCA, Kutu No:91, Gömlek:61, Sıra:4, Miladi: 24.06.1940

[16] BCA, Kutu No:92, Gömlek:73, Sıra:19, Miladi: 23.07.1940

[17] BCA, Kutu No:92, Gömlek:73, Sıra:19, Miladi: 23.07.1940

[18] BCA, Kutu No:92, Gömlek:73, Sıra:19, Miladi: 23.07.1940

[19] BCA, Kutu No:92, Gömlek:86, Sıra:3, Miladi: 10.09.1940

[20] Sayı No: 92207046-160.02.01-E.800464; Konu: Kuzey Marmara Otoyol Projesi.

[21] Allcorn, William, 2003, The Maginot Line 1928-45, Osprey Publishing, Oxford, UK.

[22] Zaloga, Steven J., 2007, The Atlantic Wall (1) France, Osprey Publishing, Oxford, UK.

[23] Aslan, Deniz, 2004, “Özellikle Büyükçekmece Koruganları”, Betonart, Sayı:4, s.55.

[24] Virilio, 1994, s.41.

[25] Günümüzde, İzzettin Mahallesi’nin 130, Kestanelik Mahallesi’nin 445, Çanakça Mahallesi’nin 198, Yazlık Mahallesi’nin 93 ve 559 no.lu parsellerinde betonarme bariyerler (tank mani hattı ve siperler) tespit edilmiştir.

[26] Bu tünelin Dağyenice Mahallesi 432 ve 421 parseldeki üç koruganla bağlantısının olduğu düşünülmektedir.

[27] İstanbul I Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun almış olduğu, 13.08.2015/1479, 23.06.2016/1938, 10.11.2016/2115, 29.12.2016/2193, 09.02.2017/2272, 02.03.2017/2310, 09.03.2017/2332 ve 22.02.2018/3208-1 tarihli ve numaralı kararlarla tescillenmiş yapılar

[28] Allcorn, 2003, ss.60-61

Bu icerik 428 defa görüntülenmiştir.