424
MART-NİSAN 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK-DEMOKRASİ-KATILIM

Kent, Toplum, Mekân Bağlamında Katılım ve Şehir Hakkı

Devrim Çimen, Dr. Öğretim Üyesi, İstanbul Kent Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü

Bu çağda kent katılımcılığının olanağını sorgulayarak konuya “kentlileşme”, “şehir hakkı”, “forum” kavramlarıyla ilişkilenen tarihsel bir altlık kurgulayan yazar, yakın tarihli kentsel yarışmalara ve “mega proje”lere eleştirel bir bakışın ardından 9. yılında Gezi Parkı eylemlerini selamlıyor.

 

İçinde yaşadığımız çağı “kent çağı” olarak düşünmek için birçok kanıt ortaya serebiliriz. İnsan türlerinin doğada başlayan yaşamı artık manipüle edilmiş doğada ve ağırlıklı olarak insan yapımı, karmaşık makineler olarak düşünebileceğimiz kalabalık yerleşim alanlarında sürüyor. Günümüzde bu kalabalık yerleşme formlarının en belirgin ve baskın olanı ise kent. Birlemiş Milletler verilerine göre 2050 yılında dünya nüfusunun üçte ikisi kentlerde yaşayacak.[1] Türkiye’de ise bu oran şimdiden yüzde 70’lere ulaşmış durumda ve yakın gelecekte bu oranın daha da artacağı öngörülüyor.[2] Ancak bu oranlar tamamen niceliksel verilere dayalı; kentlerin ve kentlerde süregiden yaşamların niteliklerine ilişkin bize herhangi bir şey söylemekten uzak. Bookchin bu niceliksel yaklaşımı şöyle özetliyor: “Kenti neyin oluşturduğu sorusuna yönelik genel olarak verilen cevaplar çoğu kez mekân ve demografi ölçütlerine dayanır; kente, birbirine sıkı biçimde bağlı, büyük nüfuslu bir insan topluluğunun işgal ettiği bir alan gözüyle bakılır.”[3] Bookchin’e göre kent bazı önemli toplumsal potansiyellerin, bunların gelişim evrelerinin, geleneklerin, kültürün ve yerleşik bir insan topluluğuna ait özelliklerin birikimci gelişimini ya da diyalektiğini içerir. Kent insana dairdir; bireysel ve toplumsal olarak tüm boyutlarıyla, yaşamı ve varoluşu ile sıkı sıkıya bağlıdır. Bu kavramsallaştırma bizi niceliksel bir terim olan “kent”ten niteliksel bir derinlik içeren “kentleşme” olgusuna, oradan da “kentlileşme” kavramına getirir.

Özetle kentsel yaşam biçimlerinin gelişimi olarak tarif edebileceğimiz kentleşme, nüfusun kırdan kente yer değiştirmesinin ötesinde ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal olarak büyük çaplı dönüşümleri de gerektirir. Ancak kentlileşme kavramının yardımıyla insan ve toplum bağlamında kent olgusu yerli yerine oturur ve tamamlanır. Kentlileşme bireyin kır kaynaklı pratiklerden kent kaynaklı pratiklere geçişini ifade eder. Bu bireysel ölçekte gerçekleşen bir dönüşümün ifadesidir. Bu bağlamda kentleşme ile kentlileşme arasında ters yönlü bir ilişki olduğunu, kentleşmenin hızı arttıkça kentlileşmenin yavaşladığını söyleyebiliriz.[4] Kentlileşmeyi ise karşı argümanlarının da varlığını kabul ederek ana hatlarıyla, bireysel ve toplumsal ölçeklerde bir özgürleşme süreci olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda bireysel varoluşlar ortaya çıkarken diğer yandan kentlileşme sürecinin çok önemli bir bileşeni olan toplumsal bir aradalık olgusu önem kazanmaktadır. Yani kentli bireysel çıkarları kadar ortak çıkarlarını da önemsemeli, yeri geldiğinde toplumsal faydayı bireysel faydanın önüne koyabilmelidir. Bu kamu bilinci demektir ve kent yaşamının her ölçeğinde önem arz etmektedir. Bu bilinç, kişinin çevresi ve kentle kuracağı ilişkilerin niteliğini doğrudan ilgilendirmektedir. Kişi hem yaşadığı yakın ve uzak çevreye hem de ülke ve dünyaya daha genleşmiş bir bilinçle yaklaşmakta ve buna göre de bir dünya görüşü geliştirebilmektedir. Bu yolla da süreçlere katılmakta, etki etmekte ve gücü oranında belirleyici olabilme potansiyeline sahip olabilmekte; değişen ölçek ve biçimlerde farklı toplumsal mekanizmalar ve eylemliliklerle kamusal hayata katılmaktadır.

Katılım kavramını da insanların yaşamlarında belirleyici olan ekonomik, kültürel ve politik süreçlere etki edecek biçimde dahil olmaları olarak tanımlayabiliriz. Çok detayına girmeden genel olarak ifade etmek gerekirse katılım bir ilişkisellik ağındaki ortaklaşan veya zıtlaşan belli yönlere doğrulmuş vektörler olarak ifade edilebilir. Böyle bir kavramsallaştırma bu ilişkiler ağının güçle olan ilişkisini de görünür kılmamıza yardımcı olabilir. Bu ifadeyle, bireysel ölçekte ele aldığımızda kişinin zaman ve mekândaki varoluşunun diğerleriyle ilişkilenmesine bağlı olarak yarattığı, olaylar ve mekânlar üzerindeki değiştirici etkisini tanımlamak mümkün olmaktadır. Ölçeği toplumsal boyuta taşıdığımızda ise tüm bu varoluşların birbirleriyle olan ilişkilerinin oluşturdukları karmaşık bir vektörel desen ortaya çıkmakta ve bu desen, tüm bu etkilerin değişimlerini ve zaman içindeki seyirlerini ifade eder hale gelmektedir. Bu etkiler, kişi ya da toplumun gücü oranında artmakta ya da azalmakta; bununla ters orantılı olarak diğer etkiler tarafından da manipüle edilip yön değiştirebilmektedir. Bu ölçeklendirmeyi bireyselden küresel ölçeğe kadar yapabilmek ve her ölçekte aynı kalan ve farklılaşan boyutları detaylandırmak mümkündür.

Tarih içinde toplumsal gelişimin seyrine baktığımızda, söz sahibi olma hakkının toplumun çok küçük bir zümresinde toplandığı dönemlerden, bu hakkın çetin mücadelelerle giderek genişleyip yayıldığı dönemlere yönlendiğimizi görürüz. Bu katılımın en majör mecrası ise yurttaşlık hakkıdır. Antik Yunan demokrasisinin kadın ve çocukları yurttaş saymayan anlayışından temsilî demokrasi ve ötesine doğru evrilen toplumsal yapının gelişiminde, endüstri devrimi ve sanayileşmeyle birlikte ortaya çıkan sınıfsal çelişkiler belirleyici olmuş; yurttaşlar bireysel ve kolektif hak arayışları temelinde geleceklerinin belirlenmesinde söz sahibi olma mücadelesi yürütmüşlerdir. Tarihsel olarak ilk bakışta daha dar bir alandan daha geniş bir tabana yayılma eğilimi gösteren katılım kavramı genel anlamıyla pozitif çağrışımlarda bulunmasına karşın, farklı ölçeklerde ortaya çıkan güç ilişkileriyle eğilip bükülebilen ve tam da bu nedenlerden ötürü iyi ya da kötüye yönelebilme olasılıklarını barındıran bir olgudur. Bu nedenle katılım konusunu irdelerken niceliksel bir artıştan öte katılımın niteliksel potansiyellerine ya da bunun ön koşullarına odaklanmak daha doğrudur. Bu noktada ise “şehir hakkı” kavramını ele almak konuyu daha iyi kavrayabilmek açısından faydalı olacaktır.

Lefebvre’ye göre mekân ve onun üretimi politiktir. Bu anlamıyla mekân, fiziki planlama, ekonomik planlama ve zaman mekân planlamasının kesiştiği noktadadır.[5] Böylelikle mekân ve onun üretimi ayrılmaz bir biçimde toplumsal süreçlere bağlanmaktadır. İlk kez Lefebvre tarafından ortaya atılmış olan şehir hakkı kavramını[6] kişinin ya da kişilerin içinde yaşadıkları mekânı değiştirerek kendilerini de değiştirme hakkı, diğer bir deyişle hayatın akışına katılmak, geleceklerine ilişkin söz söylemek ve onun değişimine katkıda bulunmak olarak özetlemek mümkündür. Cinsiyet gruplarının hakları, toplumsal durum hakları, eğitim ve öğrenim hakkı, çalışma hakkı, konut hakkı vb diğer tüm somut haklar tanınması, adetler arasına girmesi ve yasalaşması için çok çetin sınıfsal mücadeleler verilmiştir. Haklar alanının korunması ve gelişmesi için bu mücadelelerin verilmesi hâlâ da gereklidir. David Harvey şöyle der: “Şehir hakkı şehir kaynaklarına bireysel olarak erişme özgürlüğünden çok fazlasıdır: şehri değiştirerek kendimizi değiştirme hakkıdır. Dahası, bireysel değil ortak bir haktır çünkü bu dönüşüm kaçınılmaz olarak şehirleşme süreçlerini yeniden şekillendirecek kolektif bir gücün uygulanmasına dayanır. Şehirlerimizi ve kendimizi yapma ve yeniden yapma özgürlüğü, iddia ediyorum, insan haklarımız içinde en kıymetli ve en ihmal edilmiş haktır”.[7] Bu tanımlama, kişi ile yaşadığı kent arasında karşılıklı ve güçlü bir ilişki, ayrıca belli türden bir bilinç düzeyi ön görmektedir. Kentli kentin farkındadır; onu değiştirmek, onun tarafından değiştirilmek ve özgürleşmek istemektedir. Bu noktada, yaşadığımız dönemde kenti dönüştüren, değiştiren büyük projelerle kentlinin nasıl ilişkilendiğine, bu değişimde nasıl rol oynadığına bakıp, şehir hakkı bağlamında bazı çıkarımlarda bulunmaya çalışayım.

Türkiye’de özel sektörden farklı olarak kamunun proje elde etme yöntemleri Kamu İhale Kanunu tarafından düzenlenmektedir.[8] Bu kanun kapsamında nicelik yerine niteliği arayan, katılımcı ve şeffaf bir süreç olarak kurgulanmış ve önemli bir gelenek ve kültürel ortam oluşturabilmiş tek proje elde etme yöntemi ise yarışmalardır.[9] Ancak kamunun elde ettiği projelerin ne yazık ki ihmal edilecek bir oranının yarışmalar yoluyla temin edildiğini de not edeyim.

Ülkemizde kent ölçeğindeki yarışmaların hikayesi erken Cumhuriyet dönemine kadar uzanmaktadır ve birçok boyutuyla önemli bir gelenek oluşturmayı zor da olsa başarmıştır.[10] Yarışmalar katılım süreci anlamında ilk bakışta daha profesyonel ve teknokratik bir düzlem kurar gibi görünmelerine karşın, yarışma şartnamesinin[11] çoklukla kentin pratik sorunlarından besleniyor oluşuyla farklı potansiyelleri de barındırmaktadır. İdare[12] ve jürinin ortak ürünü şartnameye kentlinin temsili demokrasinin araçları bağlamında doğrudan ve dolaylı bir katılımı söz konusu olmakta, ayrıca yarışmanın özgür söz söyleme ortamı olan kolokyumlar da herhangi bir erişim kısıtı olmaksızın isteyen herkese açık olarak düzenlenmektedir. Tüm bunlara ek olarak son dönemde gördüğümüz yeni bir yöntem olarak jüri tarafından belirlenen 3 projenin halk oylamasına sunulması, ideal olmasa da kentlinin bir şehir hakkı pratiği olarak ileriye atılmış potansiyeller taşıyan önemli bir adım olarak düşünülebilir. Yakın zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından açılmış Kadıköy, Bakırköy, Salacak ve Taksim Meydanı yarışmalarında (Resim 1, 2) son 3’e kalan projeler halkın oyuna sunulmuş ve uygulanacak projeler bu yolla belirlenmiştir.[13] Tüm bunlar yarışma geleneğinin yeniliğe açık rotasını hem şehir hakkı pratiklerinden beslenecek hem de bu pratikleri besleyecek biçimde çizebildiğinin işareti olarak okunabilir.[14] Ancak bunların yanında toplumsal bir karşı koyuşa konu olan ve merkezî ya da yerel otoritenin müdahalesine maruz kalan örnekler de (Resim 3) yok değildir.[15]

Doğrudan kentsel yaşam alanlarının içinde yer almayan, ulusal ölçekte ve katılım öngörmeyen kapalı süreçlerle planlanmış bazı büyük kamu projelerini ele alalım. 3. havalimanı,[16] 3. köprü,[17] Kanalistanbul[18] vb projelerin hepsi de merkezî hükümet tarafından ulusal ölçekte planlanmış, fiziken kent ölçeğinde, içerik olarak ise ulusal ölçekte projeler. (Resim 4, 5) Bu tür projeler gerek ekonomik gerekse sosyal anlamda yerleştikleri bağlamın sınırlarını aşan bir etkiye sahiptir. Bu anlamıyla kentlinin proje fikrinden başlayarak yer seçimi, programı vb süreçlerine katılım koşulları merkezî otorite tarafından genellikle bastırılmakta, süreci akamete uğratacak katılım ve etkime girişimleri dikkate alınmamaktadır. 3. boğaz köprüsünü ele alalım: Bu köprünün kentin geleceğine nasıl etki edeceğinin izlerini 2. boğaz köprüsünden (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) sürmek mümkün. Köprünün yapımından önce çevre arazilerin kentsel arsaya dönüştürülmesi ve el değiştirmesi, bu yolla doğal alanların tahrip olup kentin geleceğinde yıkıcı etkiler oluşturması, yakın zamanda yaşadığımız bir olgu. Bu somut veriler çok çeşitli mecralarda kamusal bilgiye dönüştürüldü ancak çeşitli çıkar ilişkileri bu gerçeğin üstünü örttü. Yerel yönetim, meslek odaları, ilk çemberde etkilenen yurttaşlar ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin ısrarlı karşı çıkışları, kenti başka türlü değiştirme iradeleri, geniş toplum tabanına yayılamadı; yayılsa bile sürece etki edemedi ve proje tüm bu karşı koyuşlara rağmen hayata geçirildi. Buna benzer sonuçları, doğal alanları tahrip ederek doğa ile insan arasında belirli türden bir dengeyi uzun yıllardır koruyan yaylalara “medeniyet” götüren Yeşil Yol,[19] Karadeniz kıyısına yapılan duble yollar,[20] Kaz Dağları’na yapılmak istenen altın madenleri[21] vb projelerde de izlemek mümkün. (Resim 6) Kadrajı biraz daha küçültüp kentsel yaşam alanlarının içinde yer alan Haliçport,[22] Galataport,[23] Avrasya Tüneli[24] ve Yenikapı Dolgusu[25] gibi kentin önemli parçalarını dönüştüren projelere bakalım: Kentin bu kadar içinde ve kamusal yaşamı derinden etkileyen bu girişimlere şehir hakkı içinden pozisyonlanan yurttaşların karşı duruşlarının olduğunu, hemen hepsinin hayata geçmiş olmasına rağmen bu karşı durma pratiklerinin kent toplumunun geleceği açısından hayati öneme sahip olduklarının altını özellikle çizmek gerekir.

Ölçeği oldukça küçültüp gündelik yaşam düzeyine indirmeyi deneyelim. Bu ölçeklerde temsiliyetin daha da güçlenip doğrudan bir özellik kazandığını, şehir hakkının kullanımına ilişkin potansiyellerin arttığını söyleyebiliriz. Artık söz konusu mekânsal durumlar doğrudan kentliye değmekte ve mekâna ilişkin değişim talebi daha güçlü dillendirilebilmektedir.[26] Buna mahallelerde örgütlenen “forum” pratiklerini örnek verebiliriz. İnsan yaşamına değen küçük ölçeklerde verimli bir şehir hakkı pratiği olan forumlar bu türden taleplerin en güçlü ifade mecraları olmuşlardır. Örneğin Abbasağa Forumu[27] kendine mekân olarak Abbasağa Parkı’nı seçmiş, bulunduğu mekânsal ve toplumsal bağlamla güçlü ilişkiler kurabilmiştir. Gezi Parkı protestoları sonrası etkinlik kazanan forum pratikleri zaman içerisinde etkinliklerini büyük oranda yitirmiş olsalar da önemli birer şehir hakkı pratiği olarak kentlilerin yaşamlarına etki etmişlerdir.

SONUÇ YERİNE

Günümüze kadar gözlemlediğimiz kentleşme pratikleri, özellikle de sanayi devrimi ve sonrasındaki aşırı hızlı zamansal ve mekânsal yığılmalar yer küreyi sonu olmayan bir kaynak olarak görmüş ve bu bakış gerek doğal alanlar gerekse geçmişe ait kırsal ve kentsel bağlamlarda çok ciddi tahribatlara yol açmıştır.[28] Ancak günümüzde geçmişten gelen sınıfsal mücadeleler yanında yeni bir politik eksen olarak doğa-insan ilişkisini yeniden tarif eden, insan merkezli bakışı sarsan, yerküre ve doğa ile farklı türden ilişkilenme tahayyülleri öneren iklim krizi söylemi yeni nesiller arasında güç kazanmakta. Bu hareket hem yasal mevzuatlarda hem de küresel ekonomik sistemin yeni yol haritasında kendisini hissettiriyor. Bir yandan Paris İklim Anlaşması,[29] Avrupa Yeşil Mutabakatı[30] gibi yasal çerçeveler, diğer yandan yenilenebilir enerji, yeşil binalar, büyük teknolojik gelişmeler, sürdürülebilirlik vb alanlara yapılan yatırımlar, yeni geleceğin somutlaşmasında belirleyici. Tüm bu güncel gelişmelerin uluslar ve dolayısıyla kentler düzeyinde de dönüştürücü etkilerini gözleyebiliyoruz. Bu yeni açılımlar şehir hakkının kullanımında da yeni perspektifleri mümkün kılmakta. Bunlardan en önemlisi ulusal ölçekte dönüştürücü bir etki yaratan Gezi Parkı protestolarıdır. 2013 yılında gerçekleşen ve “3-5 ağaç” gibi mikro ölçekten ülkenin geleceğine ilişkin alternatif tahayyüller ölçeğine kadar çok geniş bir spektrumu tarayan bu protesto hareketi çok önemli bir şehir hakkı pratiği. Bu anlamda, yerelden ve küçük ölçekten beslenen bu pratik, mekânı sahiplenme, kendini yere ait hissetme, onunla dertlenme, ona bağlanma gibi kentlileşme süreçlerinin önemli bir merhalesi olması yanında ülkenin geleceğine dair söylem de üretebilecek bir güce ve esnekliğe sahip. Bu, Harvey’in de dediği gibi, bireysel olarak erişme özgürlüğünden çok fazlasıdır: Şehri değiştirerek kendimizi değiştirme hakkıdır. Şehirlerimizi ve kendimizi yapma ve yeniden yapma özgürlüğüdür.

NOTLAR

[1] UN News, 2018, https://www.un.org/en/desa/around-25-billion-more-people-will-be-living-cities-2050-projects-new-un-report [Erişim: 28 Şubat 2022].

[2] Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, https://cevreselgostergeler.csb.gov.tr/kentsel---kirsal-nufus-orani-i-85670 [Erişim: 28 Şubat 2022].

[3] Bookchin, Murray, 1999, Kentsiz Kentleşme, (çev.) Burak Özyalçın, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, s.16.

[4] Tekeli, İlhan; Erder, Leila, 1978, Yerleşme Yapısının Uyum Süreci Olarak İç Göçler, Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara, s.26.

[5] Lefebvre, Henri, 2019, Mekânın Üretimi, (çev.) Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, İstanbul, s.15.

[6] Lefebvre, Henri, 2018, Şehir Hakkı, (çev.) Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, İstanbul, s.119.

[7] Harvey, David, 2008, “The Right to the City”, New Left Review, sayı:53, ss.23-40, https://newleftreview.org/issues/ii53/articles/david-harvey-the-right-to-the-city [Erişim: 07.03.2022].

[8] “Kamu İhale Kanunu”, https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4734.pdf [Erişim: 07.03.2022].

[9]“Mimarlık, Peyzaj Mimarlığı, Mühendislik, Kentsel Tasarım Projeleri, Şehir ve Bölge Planlama ve Güzel Sanat Eserleri Yarışmaları Yönetmeliği”, https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/yonetmelik/7.5.4716.doc [Erişim: 07.03.2022].

[10] Çimen, Devrim, 2013, “Söylemsel Düzlem Olarak Türkiye’de Yarışmalar: Kentsel Tasarım Yarışmalarını İsimlendirmek”, Yarışmalar ve Mimarlık Sempozyumu, İTÜ Mimarlık Fakültesi, İstanbul.

[11] Şartname yarışmayı açan idarenin yönetmelik çerçevesinde belirlediği jüri ile birlikte oluşturduğu, bir ihtiyaca ya da beklentiye temellenmesi beklenen yarışmanın ana çerçevesini belirleyip bunu çözüm beklediği katılımcılara aktaran önemli bir dokümandır. Şartnamenin niteliği yarışmanın başarıya ulaşması olasılığı ile doğru orantılı olarak ilintilidir.

[12] Yarışmayı açan kurum genellikle yerel yönetimler ve bakanlıklar gibi kamu kurumlarıdır.

[13] https://www.arkitera.com/haber/istanbul-meydanlari-icin-oylama-tamamlandi/ [Erişim: 07.03.2022].

[14] “Yarışmaların Örgütlenmesi, Devrim Çimen”, 3:09 ve sonrası, https://www.youtube.com/watch?v=hI8UhzXlKaM&t=189s [Erişim: 07.03.2022].

[15] Çamlıca Camisi ve Çamlıca Kulesi yarışmaları, katılım süreçlerini dışlayan, bunu yaparken de yarışma kurumundan meşruiyet devşiren projelerden bazıları olarak sayılabilir: Cengizkan, N. Müge, 2012, “Mimarlık Üzerine Olmayan Bir Tartışma: Çamlıca Camisi ve Yarışması”, Mimarlık, sayı:367, s.12, http://www.mimarlikdergisi.com/index.cfm?sayfa=mimarlik&DergiSayi=381&RecID=3039 [Erişim: 07.03.2022]; Aydilek, Olcay, 2013, https://www.haberturk.com/gundem/haber/812455-basbakan-bunu-secti [Erişim: 07.03.2022].

[16] https://tr.sputniknews.com/20180914/ucuncu-havalimani-iscileri-eylem-1035195684.html [Erişim: 07.03.2022].

[17] https://www.evrensel.net/haber/61459/3-kopruye-bisikletli-protesto [Erişim: 07.03.2022].

[18] https://kanal.istanbul/kanal-istanbul-calistayi/ [Erişim: 07.03.2022].

[19] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/rizede-yesil-yol-protestosu-29442855

[20] https://www.cayhaber.net/guncel/karadeniz-sahil-yolu-yanlis-projeydi-h9792.html [Erişim: 07.03.2022].

[21]https://www.evrensel.net/haber/384312/kaz-daglarinda-agac-katliamini-on-binlerce-kisi-protesto-etti [Erişim: 07.03.2022].

[22] https://www.diken.com.tr/halicport-toplantisina-protesto-usulsuz-giden-bu-surecte-oynanan-oyun-belli/ [Erişim: 07.03.2022].

[23] https://www.cnnturk.com/haber/turkiye/karakoyde-galataport-protestosu [Erişim: 07.03.2022].

[24] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/avrasya-tuneline-ilk-protesto-650524 [Erişim: 07.03.2022].

[25] Adanalı, Yaşar Adnan, 2014, http://www.baskahaber.org/2014/01/2013-olagands-bir-yln-kentsel-hikayesi.html[Erişim: 07.03.2022].

[26] Atina demokrasisinin ve küçük şehir devletlerinin temsiliyet gücünü bu ölçekten aldıklarını öngörebiliriz.

[27] Ekinci, Elif, 2013, http://www.radikal.com.tr/hayat/abbasaga-forumu-seckinci-tavra-karsi-1138298/ [Erişim: 07.03.2022].

[28]Lefebvre, Henri, 2014, Kentsel Devrim, (çev.) Selim Sezer, Sel Yayıncılık, İstanbul, s.56.

[29] https://www.csb.gov.tr/paris-anlasmasi-imzalandi-bakanlik-faaliyetleri-1510 [Erişim: 07.03.2022].

[30] https://ec.europa.eu/info/strategy/priorities-2019-2024/european-green-deal_en [Erişim: 07.03.2022].

Bu icerik 408 defa görüntülenmiştir.