424
MART-NİSAN 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
CUMHURİYET DÖNEMİ MİMARLIĞI

Korun(a)mayan Kolektif Hafıza ve Kaybedilen Bir Yapıdan Daha Fazlası: Antalya Talya Oteli

İkbal Erbaş, Doç. Dr., Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Bölümü

1960’lı yıllardan sonra bir turizm şehri olan Antalya’nın ilk “beş yıldızlı oteli” Erözü ve Loebermann’ın projelendirmesiyle Antalya Oteli adıyla açılır. Daha sonra Talya Oteli adını alan bu yapı, kapandığı 2013 yılından 2021 Nisan ayına kadar yıkımı bekler. Yazar bu taze kaybı ve modern mimarlık mirası konusunu, kolektif hafıza ve kent belleği açılarından değerlendiriyor.

 

Günümüzde modern mimarlık örneklerinin korunması, üzerinde çokça tartışılan bir konu olsa da yerel otoritelerce ve kimi yapı sahiplerince bu yapıların kent ve kentli için önemi, kentsel hafızadaki yeri çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Kamuoyunun ve sivil toplum kuruluşlarının tüm çabalarına rağmen yıkılmaktan alıkonulamayan bu yapılara her geçen gün bir yenisi eklenmektedir.

Kapandığı 2013 yılından beri hukuki gerekçelerle yıkılamamış (!) olan Talya Oteli, 2021 yılı Nisan ayı itibariyle kendisini bekleyen sonla yüzleşti. Turizm şehri olan Antalya’nın ilk “beş yıldızlı oteli” olma özelliğini taşıyan ve kent için gerek modern mimarlık geçmişi gerekse turizm tarihi açısından önemli bir değere sahip olan yapı, yerine yenisi yapılmak üzere (!) yıkıldı. Tıpkı İstanbul Atatürk Kültür Merkezi gibi Talya Oteli de bir kentin belleğinden sessizce silinen ne ilk yapı olmuştur ne de son yapı olacaktır. Bu yıkımın ardından kaybedenin kim ya da kimler olduğunun, kaybedilenin yalnızca bir yapı mı yoksa daha fazlası mı olduğunun tartışılması önem kazanmaktadır. Talya Oteli kent hafızasındaki yeriyle geçmişin izlerini taşırken yapının yıkımı, taşıdığı izlerin silinmesine ve gelecek nesillere aktarılmasına engel olmuştur.

ANTALYA’NIN KENTSEL GELİŞİMİ VE TALYA OTELİ

Erken Cumhuriyet döneminde kentin mimari ortamının şekillenmesinde tarımsal yaşam tarzından gelen yerel gelenek etkili olurken[1] takip eden yıllara oranla 1950’li yıllarda oldukça az bir nüfusa sahip olan Antalya, Kaleiçi bölgesi etrafında şekillenen bir yapılaşmayla 1960’larda gelişmeye başlamıştır. 1970’lerde ise artan nüfus oranı ile tarım ve ticarete dayalı ekonominin getirisindeki yetersizlik, kent halkının farklı iş alanlarına yönelmesine neden olmuştur. Bu yönelimin ilk rotasını turizm sektörü oluşturmaktadır. Gerek Antalya kenti ölçeğinde alınan kararlar gerekse Türkiye genelinde uygulanan turizm politikaları Antalya’nın bir turizm kenti olarak şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Antalya'da en etkili kimlik dönüşümü, devletin turizm geliştirme planlarının ardından 1960'lı yıllardan sonra yaşanmaya başlamıştır. Bu dönemde uygulanan turizm politikasının temel amacı bölgede modern bir turizm merkezi oluşturmaktır. Bunun sonucunda kentsel çevrenin kullanımında yerel uygulamalar değişmiş ve kentin şekillenmesinde turizm potansiyeli temel belirleyici haline gelmiştir.[2]

O dönemlerde turizm faaliyetlerini önemli ölçüde şekillendiren, yerel ve ulusal politikalar olmuştur:[3] 1953 Turizm Endüstrisi Teşvik Yasası, 1960 yılında yapılan 5 Yıllık Kalkınma Planı’nda "turizm" kavramına geniş ölçüde yer verilmesi ve bu konuda özel sektör yatırımcılarının teşvik edilmesi bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca 1969 Bakanlar Kurulu kararıyla Antalya-Çanakkale arasındaki kıyı şeridinde kıyıdan 3 km kadar içeriye doğru olan kısmın "Turizm Gelişme Bölgesi" olarak ilan edilmesi, 1973’te Turizm Bakanlığı tarafından İskandinavya Planlama ve Geliştirme Örgütü’ne (SPDA) Antalya'nın “master” planlarının hazırlatılması ve aynı yıl Antalya Turizm Nazım Planı’nın tamamlanması bu kapsamda değerlendirilebilir. 1975 Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi, Side Turizm Gelişim Projesi ve Kaleiçi - Yat Limanı Düzenlenmesi Projesi olmak üzere Antalya’nın turizm odaklı gelişmesine önemli katkı sağlayan 3 önemli projenin uygulanması da bu politikaların ürünüdür. Başlangıçta küçük ölçekli bir sahil şehri olan Antalya bu gelişmelerle birlikte yüzünü, turizm anlayışının yerli turistle sınırlı olduğu küçük ölçekli pansiyon ve motellerden, yabancı turiste hizmet veren ve döviz girdisi sağlayan daha büyük otel işletmelerine dönmüştür.

Tam da bu gelişmelere paralel olarak Antalya’nın ilk beş yıldızlı oteli 1970 yılında Metin Erözü ve Harald Loebermann tarafından projelendirilmeye başlanmış, 17 Kasım 1975 tarihinde Antalya Otel adı altında işletmeye açılmıştır. (Resim 1) Turizm alanında yabancı sermayenin de kullanıldığı ilk turizm yapılarından biri olan otel, TATAŞ Türk-Alman Turizm A.Ş. tarafından gerçekleştirilen yatırımla 20.000 m2 inşaat alanı üzerine inşa edilmiştir.[4] Açılmasından 2 yıl sonra Talya Oteli adı altında hizmete devam etmiştir.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte ülke genelinde kalkınma ve ilerleme atağının bir gereği olarak inşa edilecek yeni yapılarla kentlerin, çağdaşlığın ve yeniliklerin göstergesi olacak biçimde şekillenmesi hedeflenmiştir. Bu yaklaşım Anadolu’daki diğer kentlerde olduğu gibi Antalya’da da kendini göstermiştir.[5] 70’lerde Antalya’da apartman kültürünün yaygınlaştığı bölge olan Işıklar Caddesi’nin batısında kalan yapı, yanındaki Şehir Kulübü’nün adını aldığı Kulüp Caddesi üzerinde yer almaktadır. Işıklar Caddesi, Kaleiçi ve çeperini Akdeniz’le buluşturan bir aksla Antalya kent merkezinin güneye doğru uzanmasını sağlamıştır. Talya Oteli’nin inşasından sonra bu bölgenin gelişimi de hız kazanmıştır. Bir ana gövde ve iki kanattan oluşan yapı, yönünü Beydağları’na ve Akdeniz’e dönmüştür.[6] Yapı, holding kurucusu Vehbi Koç’un 1996 yılında bu otelde vefat etmesi nedeniyle Koç grubu için de büyük bir öneme sahiptir. Vehbi Koç’un vefat ettiği 609 numaralı oda daha sonra hizmete kapatılmıştır.

1976 yılında otelin deniz cephesine bakan bölümünde mevcut yemek salonunu genişletmek, toplantı ve kongrelerin yapılabilmesine imkan tanımak amacıyla Abdurrahman Hancı, Yalçın Çıkınoğlu ve Yüksel Karapınar tarafından tasarlanan restoran ve toplantı salonu yapıya ilave edilmiştir. 1987 yılında Metin Erözü tarafından yapı tekrar projelendirilmiş ve iki yatak katı ilavesi yapılmak suretiyle otel kapasitesi artırılarak diğer mekânlarda da esaslı bir tadilat gerçekleştirilmiştir. (Resim 2, 3)

Yapı, modern mimarlık döneminin yalın çizgilerini üzerinde taşımaktadır. İki farklı yöne konumlandırılan yatak katları Akdeniz’i farklı perspektiflerde görür nitelikte tasarlanmıştır. Diğer taraftan, yatak katları Kulüp Caddesi’ne tamamen sırtını dönmüştür. (Resim 4, 5) Yakın dönemlerde inşa edilen diğer şehir içi otellerin aksine (The Marmara Taksim, Ceylan Intercontinental gibi) sahip olduğu konum itibariyle yatayda büyüyen bir plan şemasına sahiptir. Bir bant halinde cephede yatay sürekliliği sağlayan balkon parapetleri yapının yataydaki hatlarını daha da belirginleştirmektedir. Rasyonel bir tasarımla sadeliği ön planda tutan yapı, bu anlayışın izlerini sade rengiyle de belli etmektedir. Balamir’e göre bu dönemde turizm sektöründeki planlı gelişmelerle birlikte artan otel ve tatil köyleri, mimarlar için yeni bir deneyim alanı olmuştur.[7] Bu bağlamda Talya Oteli hem şehir içindeki denize doğrudan ulaşılabilen konumu, hem de yatayda gelişen kurgusuyla dönemi içinde beş yıldızlı otel olarak ara bir tipolojinin özgün örneğini oluşturmaktadır.

İnşa edildiği dönem açısından Talya Oteli’nin projelendirilmesini, turizm alanında Antalya ölçeğindeki hızlı gelişmelere verilen ilk cevap olarak değerlendirmek mümkündür. Özellikle Antalya’nın “turizm gelişme alanı” olarak ilan edilmiş olması, bölgedeki içe dönük naif turizm anlayışının geliştirilmesini zorunlu kılmıştır. Dışa açık yeni turizm anlayışına uygun olarak ve beş yıldızlı otel gerekliliği nedeniyle sahip olduğu mekânlarla yapı kısa sürede ilgi odağı haline gelmiş ve kendisinden sonra inşa edilecek bu tür turizm tesislerine de olumlu bir örnek teşkil etmiştir. Kapan ve Timor bu dönemi Antalya turizmi için “temel atma dönemi” olarak tanımlamaktadır.[8] Talya Oteli, Antalya turizminin gelişimine ve dışa açılmasına katkı sağlayan ilk temsilcilerden olması nedeniyle oldukça önemli bir konuma sahiptir.

KOLEKTİF KENT HAFIZASI VE YIK - YENİSİNİ YAP İLİŞKİSİ

21. yüzyılla birlikte gelişen teknoloji ve ihtiyaçlar, toplumları üreten olmaktan uzaklaştırmış, daha çok tüketen ama tükettiğini yerine koy(a)mayan nesiller yaratmıştır. Bu gelişme kendini kentin yeni düzeninde de göstermiştir. Kentsel dönüşüm kavramının gelişimiyle birlikte eski konut dokuları, mahalle-sokak, sokak-konut ilişkileri yerini rant kaygısıyla şekillenen yüksek katlı yapılara bırakmıştır. Kimileri tarafından “kentin yenilenen yüzü” olarak adlandırılan bu değişim ve dönüşüm, aslında çoğu zaman mevcut dokunun silinerek yerine yeni bir yüzün yapıştırılmasından ibaret olmuştur.

Bu süreçte temelinde yıkılan sadece bir yapı ya da yapı grubu olarak görülse de aslında kaybedilenler, bir kent ve o kentin sahibi olan kentli için çok daha fazlasını içermektedir. Yapının geçmişten günümüze taşıdığı sosyo-kültürel izler ile kentsel hafızayı ayakta tutan yaşanmışlıklar, o yapıyla birlikte yıkılan ama bu yıkım sonrasında yeniden inşa edilemeyen, yerine konulamayan değerlerdir.

Talya Oteli de Antalya’da kentsel hafızada önemli bir yere sahip ancak bu yerini koruyamamış bir yapı olarak 2021 yılı Nisan ayında, taşıdığı izlerle birlikte kaybedilmiştir. 2013 yılından bugüne kapalı olan otel, hakkında yürütülen davaların sonuçlandırılmasının ardından karar alınarak yıkılmıştır. (Resim 6) Beş yıldızlı bir otel olmanın ötesinde bu yapının ayakta tutulmasını gerekli kılan en önemli değer aslında Antalyalılarda bıraktığı izdir. Bunun gibi izler, kolektif kent hafızasını oluşturmaktadır. (Resim 7)

Kolektif hafıza, sahip olunan inanışların, bilgilerin, sosyal yaşanmışlıkların sürekli olarak güncellenmesidir. Bu hafıza dışardan (kolektiften) bireye doğru yapılan çeşitli hatırlatmaların anılara form kazandırması yoluyla ayakta kalır. Sosyal çerçeve, dil, zaman ve mekân da bu sürecin bir parçasıdır. Diğer taraftan, toplumları tanımlayan ortak kolektif bir kimliğin oluşturulması için kolektif hafızanın ayakta tutulması zorunludur. Kolektif hafızayı bireysel hafızaların toplamı olarak tanımlamak mümkün değildir. Kolektif hafıza birbirlerini besleyen ve belirleyen hafıza biçimleridir.[9] Dolayısıyla kolektif hafıza ait olduğu toplum için ortak bir değere sahiptir ve bireysel deneyimlere dayanan bir hafıza olmadığı için bu değerin kuşaktan kuşağa aktarılması da mümkündür.

Maurice Halbwachs 1925 yılında yazdığı Les Cadres Sociaux de la Mémoire (Hafızanın Sosyal Çerçeveleri) isimli kitabında “kolektif hafıza” terimine farklı bir bakış açısı getirmiştir. Onun bakış açısına göre geçmiş, bireysel bellekte korunamaz; ancak “parçalar” orada varlığını sürdürür ki onlar da tam olarak tek başlarına hatıraları tanımlayamaz. Geçmişte yaşanılanları gerçek anı yapan şey, kolektif temsillerdir. Kolektif hafıza, bilinçli birey tarafından geçmişin tutarlı bir görüntüsünü yeniden oluşturmak için kullanılan “araçlardan” oluşur.[10] Halbwachs ayrıca hafızanın hiçbir şekilde tüm geçmiş deneyimlerin deposu olmadığını savunmuştur. Ona göre zamanla anılar, genelleştirilmiş “imgeler” haline gelir ve bu tür imgelerin korunmaları için sosyal bir bağlam gerekir. Bu anlamda anılar, bireylerin mülkiyeti olduğu kadar, kamuya açık olan sembollerin, anlatıların ve bunları depolamak ve iletmek için kullanılan sosyal araçların da ürünleridir.[11]

Halbwachs’a göre bir grubun özel doğası ve kolektif hafızasını şekillendiren, kolektif deneyimidir.[12] Grubun yaşadığı deneyimin kendine has yapısı, paylaşılan bir hafıza ve kimlik yaratır. Böylece her grubun kendi kolektif hafızası oluşur ve bu kolektif hafıza, diğer grupların kolektif hafızasından farklıdır.[13] Kent ölçeğinde değerlendirildiğinde her kentin sahip olduğu kolektif hafızanın biricikliğini ve kendine özgü yapısını bu anlayışla açıklamak mümkündür. Bu bakış açısındandır ki kentin sahipleri ile kentin yabancısının zihninde o kente ait imgeler farklı farklı tezahür eder. Eski kent merkezinin daracık sokaklarından ulaşılan kentin ilk sineması ya da sokak fırını o kentli için “eski” bir sinemadan ya da fırından çok daha fazlasıdır. Onları kıymetli yapan, kolektif hafızadaki yerleridir.

Russell’in aktardığına göre Halbwachs,[14] tarih ya da “geçmişin soyut bilgisi” olarak adlandırdığı önemli olaylara ait tarihlerin bir listesini bilmek ile bellek adını verdiği geçmiş deneyimin yeniden inşası arasında bir ayrım yapar.[15] Bu tanıma göre kolektif hafıza, grubun kendi geçmiş deneyimlerinin ürünü olduğu için belirli bir gruba yakından bağlıdır. Halbwachs' ın geçmişteki deneyime odaklanması ve grup kimliğinin bir parçası olarak kolektif hafızayı tanımlaması ilişkilidir. Çünkü kişisel kimlik bu tür hafızaya yakından bağlıdır. Bir grup ancak kendi geçmişinin farkında olarak kimliğinin bilincine varır. Diğer bir deyişle bir grubun kimliği ve varlığı, kendi geçmişinin bu özel kolektif hafızasına bağlıdır. O grubun kolektif hafızasının doğası değiştiğinde, grubun kendisi var olmaktan çıkar. Grubun üyeleri yeni bir kimlikle yeni bir grup oluşturur. Halbwachs bu vazgeçişi söyle tanımlar: “Tanım gereği, [toplumsal hafıza] bu grubun sınırlarını aşmaz. Bir çağ, kendisini takip eden çağla ilgilenmeyi bıraktığı zaman, geçmişinin bir kısmını unutan bu iki grup artık aynı değildir: Aslında birbirini izleyen iki grup vardır.”[16]

Tanıma göre aslında geçmiş ve geleceği birbirine bağlayan ve bu bağlantıyı anlamlı kılan, hafızadır. Basa özellikle tarihî bir niteliğe sahip olan kamusal alanların sahip oldukları aktarım gücü ve akışkanlığına da bağlı olarak kolektif kentsel hafızada yoğun bir yere sahip olduğunu işaret ederken, benzer şekilde anlam yüklenemeyen diğer alanların, hafızanın zayıfladığı ya da zayıflamasında sorun görülmeyen “imtiyazsız” bölgeler olarak görüldüğüne dikkat çekmektedir.[17] Bu bağlamda Talya Oteli gibi görünürde kolektif hafızada yer almadığı düşünülen, diğer bir deyişle imtiyazsız olan pek çok yapı kolayca gözden çıkarılabilmektedir.

MODERN YAPILARIN KOLEKTİF KENT HAFIZASINDAKİ YERİ

Modern yapıların korun(a)maması tartışmaları son dönemde oldukça fazla yüz yüze kalınan bir sorundur. Bir taraftan hangi grup yapıların, hangi gerekçelerle korunması gerektiği üzerinde tartışılırken bir taraftan da yapılar her geçen gün teker teker kaybedilmektedir. Bu yapıların korunmasını gerekli kılan en temel hususlardan biri, kentlinin belleğindeki izleri ayakta tutan kolektif hafızaya katkılarıdır. Yıkıp yenisini yapmanın korumaktan daha kolay ve daha kârlı (!) olduğu bir anlayış içinde, hele ki kentsel dönüşüm uygulamalarının hızlandığı ve teşvik edildiği bir dönemde, bu tür yapıların korunması da oldukça güçleşmektedir.

Halbwachs’ın tanımından yola çıkıldığında kolektif hafızanın oluşturulmasında ve korunmasında modern mimarlık ürünleri, geçmişin görüntüsünü yeniden oluşturmak için kullanılan "araçlardır".[18] Bu araçlar teker teker yıkıldığında kolektif hafızanın da ayakta kalması ve takip eden nesillere aktarılması mümkün değildir. Talya Oteli’nin ayakta kalma çabasına benzer bir çaba göstermesine rağmen 2006 yılında yıkılan Balıkesir Kervansaray Otel, benzer bir örnektir. Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi 2004 yılında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na, mülkiyeti Vakıflar Müdürlüğü’ne ait Kervansaray Oteli’nin tescillenmesini önermiştir. Kurulun 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun ilgili maddesine uygun olmadığı kararı üzerine yapı yıkım kararına açık hale getirilmiş, mevzuatta yeri bulunan “özgün bir değere sahip” olmaması (!) nedeniyle 2006 yılında yıkılmıştır.[19]

2863 sayılı kanunun 6. maddesinde bir yapının korunması için 19. yüzyıl sonuna kadar yapılmış olması, belirtilen tarihten sonra yapılmış olması halindeyse yapının önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmasına gerek görülmesi şart koşulmuş ve yapılan tespitlerin Koruma Bölge Kurulu kararıyla tescil olunacağı (md.7) hüküm altına alınmıştır. Koruma kurullarınca mimari, tarihî, estetik, arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması gerekli bulunmadığı karar altına alınan taşınmazlar, “korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı” olarak sayılmazlar (md.6). Kanunda modern yapıların hangi özellikleri açısından korunması gerektiği ya da korunması gerekli yapıların zaman aralığına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Modern yapıların korunması hususunun açık bir şekilde mevzuat kapsamına alınmaması bu yapıların korunmasını da güçleştirmektedir. Oysa buna ilişkin zaman aralığı pek çok ülkede yasal olarak tanımlanmaktadır. DOCOMOMO 2004 yılında ABD’de gerçekleştirilen “Savaş Sonrası Modernizmi” konulu kongrede başlangıç sınırını 1975 olarak tanımlamıştır.[20] Detaylı bir şekilde tanımlanmış değerlendirme kriterleri ve gerekçeli olarak tanımlanmış zaman sınırı, modern mimarlık yapılarının korunması için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Bu gerekliliği yerine getirmek de hiç şüphesiz kamu otoritelerinin görevidir.

20. yüzyıl yapılarının çoğunun çeşitli gerekçelerle kısmen ya da tamamen yok edilmesinin en temel sebeplerinden biri, bu eserlerin toplumun farklı kesimleri tarafından kültürel miras olarak algılanmamasındandır. Oysa bu yapılar modern mimarlık hareketinin, yapıldığı dönemde toplumun yaşama biçiminin ve estetik algısının kanıtı olma niteliğini taşıyan tarihî belgelerdir.[21] Şekerci ve Örmecioğlu’nun Antalya’daki Cumhuriyet dönemi endüstri mirasını değerlendirdikleri çalışma sonuçları[22] Antalya’da kolektif algının kentte sanayiyle ilgili bir geçmişin olmadığı; kentin, tarım ve turizm kenti olduğu şeklinde bir algının bulunduğunu ortaya koymuştur. Çünkü kent içinde bulunan farklı ölçekteki endüstri mirası terk edilmiş, rant ve kentsel dönüşüm baskısı altında yıllar önce büyük bir oranda tahrip edilmiş, sonrasında da yıkılmıştır. Söz konusu çalışma sonuçları da göstermektedir ki bu tür “imtiyazsız” modern yapıların yıkımı kolektif kent hafızasından da bir dönemin izlerinin silinmesiyle eşdeğerdir.

Modern yapıların bireyler üzerinde yarattığı mekân algısı kolektif hafızanın sürdürülebilirliği açısından da oldukça önemlidir. Mekânın algılanması sırasında bireyin, sahip olduğu tüm zihinsel ve deneysel edinimlere ilişkin bir çağrışıma imkan sağlayan mekânsal uyaranlar, mekânın bellekte bıraktığı izleri oluşturmaktadır.[23] Dolayısıyla mekânı tekrar tekrar deneyimleme imkanı bulan bireyler mekâna ilişkin hafızalarını da koruyabilecek ve bu hafızayı, kolektif hafızayı ayakta tutacak nitelikte, gelecek nesillere de aktarabilecektir.

Döneminde bir ilk olması nedeniyle Talya Oteli’nin kentlilere farklı mekânsal deneyimler yaşattığını ve bu mekânsal deneyimlerin toplumsal hafızada farklı yansımalar oluşturduğunu söylemek mümkündür. Toplumsal hafıza açısından değerlendirildiğinde yapı, birçok otel çalışanı için o dönemde sadece bir işyeri olmaktan çok Antalya’da yeni bir iş kolu olarak turizm sektörünün deneyimlendiği bir okul niteliği taşımıştır. Diğer taraftan alternatifi olmadığı için ve yapı ile onun üzerinde yer aldığı Kulüp Caddesi kentin elit yüzünü oluşturduğundan, kentli açısından da oteli deneyimleyebilmek o dönemde bir ayrıcalık olarak görülmüş, sahip olunan deneyim bir ilki yaşamaları nedeniyle bireyler üzerinde önemli bir iz bırakmıştır. Talya Oteli’nin toplumsal, mekânsal ve kolektif hafızadaki yeri günümüze kadar her daim güçlü olmuştur.

SONUÇ YERİNE

Öyleyse bu yapıları “imtiyazlı” kılacak olan kim ya da kimlerdir? Bu tür yapıların kent ve kentli hafızasındaki imtiyazlı yeri oldukça açıktır. Zira bu yapılar kolektif hafızanın sosyal bağlamını oluşturur. Ancak ne yazık ki sivil toplum girişimleri bu yıkımların engellenmesi için hiçbir zaman tek başına yeterli olamamıştır. Gelinen tarihte bu yapıları imtiyazlı kılacak olan, başta yatırımcılar ve yerel otoritelerdir. Unutulmamalıdır ki taşıdığı değerle Talya Oteli ve benzeri yapılar sadece mülkiyet hakkına sahip kişi ya da kişilere ait olmaktan çıkmıştır. Bu yapılar kentin temsili, geçmiş ve gelecek arasındaki bağıdır. Bu yönüyle kent hafızasında yeri olan yapıların yıkılması, bu hafıza katmanlarının da zarar görmesine neden olur; tarih kitaplarında yer almayan ancak hafızalarda bulunan dönemsel izleri siler.

Elbette bir yatırımcı için mevcut yatırımını büyütmek ve genişletmek bir önceliktir. Ancak bir misyona sahip yapılarla ilgili olarak alınacak kararlarda bu önceliğin yerini başka ve çok daha kıymetli değerler almalıdır. Bu değerlerin başında da yapının kolektif kent hafızasındaki yeri gelir. Kolektif hafızayı temsil eden modern mirasın korun(a)maması Türkiye için önemli bir sorundur ve en kısa sürede çözülmelidir. Bu yapıların korunabilmesi için mümkün olan en kısa sürede değerlendirme, seçim ve koruma kriterleri belirlenerek mevzuat kapsamına alınmalıdır.

Uzaktan bakıldığında Talya Oteli gibi Antalya kentinin hafızasına katkı sağlayan bir yapının yıkımı, bir yapının yaşam döngüsünün alışılagelmiş sonu gibi görünse de Antalyalılar için aynı zamanda hafızalarının da bir yıkımıdır. Çünkü bir Antalyalı için Karaalioğlu Parkı’nda yer alan “mirador”lar park içindeki bir seyir terasından, (Resim 8, 9) Mermerli Plajı eski bir plajdan, şelale akan bir sudan, (Resim 10) Talya Oteli ise yıkılan bir otelden çok ama çok daha fazlasıdır.


“Ey genç Antalyalılar / Ateşi biz yaktık / Yemeği siz pişirin / Geçmişi biz yaşadık / Geleceğe siz götürün / Unutmayın / Ene'siyle, gari'siyle / Örfüyle, adetiyle / Portakal çiçeği kokan / Antalya'yı / O kültürü biz yaşadık / Geleceğe siz / Götürün”[24]

* Aksi belirtilmedikçe çeviriler yazar tarafından yapılmıştır.

NOTLAR

[1] Bölükbaş Dayı, Esin, 2019, “The Formation of a Modern City: Antalya, 1920s-1980s”, doktora tezi, ODTÜ, Ankara.

[2] Bölükbaş Dayı, 2019, s.232.

[3] Esengil, Recep, 2015, “Antalya’nın Son Yüz Yılı”, https://antalyakentyazilari.blogspot.com/2015/12/antalyann-son-yuz-yl-mimar-recep-esengil.html [Erişim: 26.06.2021]

[4] Erözü, Metin; Loebermann, Herald, 1979, “Antalya Oteli”, Arkitekt, cilt:3, sayı:375, ss.83-87.

[5] Barbaros Akay, Emine; Örmecioğlu, Hilal Tuğba, 2018, “Endüstri Yapılarının Kültürel Miras Olarak Değerlendirilmesi: Antalya Tekirova Maden İşleme Tesisi Örneği”, Journal of International Social Research, cilt:11, sayı:60.

[6] Erözü; Loebermann, 1979.

[7] Balamir, Aydan, 2003, “Mimari Kimlik Temrinleri - II: Türkiye'de Modern Yapı Kültürünün Bir Profili”, Mimarlık, sayı: 314, ss.18-24.

[8] Kapan, Kaan, 2018, “Turizm Faaliyetlerinin Şehirsel Gelişmeye Etkileri: Antalya Örneği”, Coğrafya Dergisi, sayı:37, ss.47-56.

[9] Halbwachs, Maurice, 1994, Les Cadres Sociaux de la Mémoire, Albin Michel, Paris; Tuğrul, Saime, 2014, “AVM'li Hatırlama ve Unutma…”, Moment, cilt:1, sayı:2, ss.16-33.

[10] Marcel, Jean-Christophe; Mucchielli, Laurent, 2008, “Maurice Halbwachs’s ‘Mémoire Collective’”, Cultural Memory Studies: An International and Interdisciplinary Handbook, (ed.) Astrid Erll, Ansgar Nünning; De Gruyter; Berlin, New York, ss.141-150.

[11] Olick, Jeffrey K., 1999, “Collective Memory: The Two Cultures”, Sociological Theory, cilt:17, sayı:3, ss.333-348.

[12] Halbwachs, 1925.

[13] Russell, Nicolas, 2006, “Collective Memory Before and After Halbwachs”, The French Review, ss.792-804.

[14] Russell, 2006, s.797.

[15] Halbwachs,1925.

[16] Russell, 2006, s.797.

[17] Basa, İnci, 2015, “Kentsel Hafızanın Sürdürülebilirliği: Bir Mimarlık Stüdyosu Deneyimi”, Sanat ve Tasarım, cilt:1, sayı:15, ss.27-42.

[18] Marcel; Mucchielli, 2008.

[19] Birol, Gaye, 2007, “Bir Kentin Kimliği ve Kervansaray Oteli Üzerine Bir Değerlendirme”, Arkitekt, cilt:514, sayı:1, ss.46-54.

[20] Polat, Elvan Ebru; Cengiz, Can, 2008, “Modern Mimarlık Mirası Kavramı: Tanım ve Kapsam”, Megaron, cilt:3, sayı:2.

[21] Şanlı, İrem; Örmecioğlu, Hilal Tuğba, 2018, “20. Yüzyıla Ait Nitelikli Kültürel Miras Örneklerinin Korunması Sorunu: Olbia Kültür Merkezi Örneği”, Journal of International Social Research, cilt:11, sayı:60.

[22] Şekerci, Yaren; Örmecioğlu, Hilal Tuğba, 2018, “Bir Erken Cumhuriyet Dönemi Endüstri Mirası: Antalya Elektrik Fabrikası”, Journal of International Social Research, cilt:11, sayı:60.

[23] Avcıoğlu, Seçil Sayar; Akın, Oya, 2017, “Kolektif Bellek ve Kentsel Mekân Algısı Bağlamında İstanbul Tuzla Köyiçi Koruma Bölgesi’nin Mekânsal Değişiminin İrdelenmesi”, İdealkent, cilt:8, sayı:22, ss.423-450.

[24] “Antalya`nın ilk mimarı” Tarık Akıltopu’nun (1918-2004) “Unutmayın” başlıklı şiiri.

Bu icerik 503 defa görüntülenmiştir.