426
TEMMUZ-AĞUSTOS 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KORUMA / YAŞATMA

Müzelerin Kentsel Belleğin Korunmasındaki Rolü: Amuri İşçi Mahallesi, Tampere, Finlandiya

Seval Cömertler, Dr., Şehir Plancısı

20. yüzyılda koruma alanında yaşanan gelişmeler, küreselleşmeyle birlikte kentlerin ön plana çıkması ve postmodernizmle birlikte görsel kültürün öneminin artması müzecilik alanını etkiledi. Değerli eşya deposu olmaktan çıkarak yeni anlamlar kazanan ve çeşitlenen müzeler arasında yereli ön plana alanlar ise kentsel belleğin korunmasında kritik bir rol oynuyor. Yazar, Finlandiya’nın ilk sanayi kenti Tampere’nin tarihinde önemli bir yeri olan Amuri İşçi Mahallesi’nin müzeleştirilmesinin, kentin kolektif belleğinin korunmasına sağladığı katkıyı ele alıyor.

 

Sanayi Devrimi ile gelişen eski müzecilik anlayışı çerçevesinde müzeler uzun süre kitlelerin kabul görmediği bir yer, elit kültürün mabedi olarak algılanmıştır. Sonraki dönemlerde ise ulusal bir tarih algısı oluşturmak için kullanılmışlardır.[1] Ancak 20. yüzyılda koruma alanında yaşanan ilerlemeler[2] ve bunun ürünü olarak kentsel koruma olgusunun gelişmesi,[3] ayrıca küreselleşmenin rekabetçi süreçlerinde kentlerin ulus devletlerin popülaritesini aşarak ön plana çıkması ve postmodernizmle birlikte görsel kültürün öneminin artması müzecilik alanını etkilemiştir. Huyysen’e göre bu süreçte gelişen yeni müze anlayışı müzeyi bir tapınak olmaktan çıkarmıştır.[4] İnsan odaklı, katılımcı, kapsayıcı ve anlatı temelli Yeni Müzecilik akımı[5] Avrupa ve İngiltere’de yetmişlerde konuşulmaya başlamış, seksenlerde ise yaygınlaşmıştır. Günümüzde müzeler artık dar kapsamlı, dışlayıcı, nesne odaklı ve içe kapanık kurumlar değildir, yeni anlamlar kazanmıştır. En geniş çerçevede “dünyayı kavramamıza yardımcı olan kurumlar” olarak değerlendirilen müzeler[6] Uluslararası Müzeler Konseyi ICOM’un 2007'de kabul edilen tüzüğüne göre kâr amacı taşımayan, toplumun ve gelişiminin hizmetinde olan, halka açık, eğitim / çalışma / eğlenme amacıyla soyut ve somut insanlık mirasını ve çevresini ele alan, araştıran, ileten ve sergileyen kalıcı kurumlar olarak tanımlanmaktadır.[7]

Yeni müzecilik anlayışı çerçevesinde ortaya çıkan anlam çeşitliliği müze çeşitliliğine de yansımıştır. Ulusal müzelerin, arkeoloji müzelerinin ve sanat müzelerinin yanı sıra bugün hemen hemen her konuda bir müze görmek mümkündür. Göçmen müzesi, kadın müzesi, çocuk müzesi, oyun müzesi, bilim müzesi, işçi müzesi, işçi evleri müzesi, savaş müzesi, barış müzesi, din müzesi, müzik müzesi, mimarlık müzesi, köy müzesi, kent müzesi ve daha birçokları bu şaşırtıcı genişlikteki yelpazenin birer parçasını oluşturmaktadır.[8] Bunlar arasında yereli ön plana alan müzelerin, kentlerin kolektif belleğinin[9] korunmasında önemli bir rolü vardır. Bu nedenle dünyada ve Türkiye’de pek çok kentte, genellikle yerel yönetimler tarafından kurulan, kente özgü müzelerin sayısında büyük bir artış yaşanmaktadır.[10] Zira günümüzde kentsel belleğin korunması ve sürdürülmesi, yerel yönetimlerin kente ve kentlilere karşı önemli sorumluluk alanlarından biri olarak değerlendirilmektedir.[11] Bu çerçevede yerelin korunmasına yönelik müzeler bir “kent hakkı” ve “kentli hakkı” olarak savunulmaktadır.[12]

Bu araştırmada müzelerin kentsel belleğin korunmasındaki rolünün, Tampere’nin ilk işçi banliyösü olan Amuri Mahallesi örneğinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, konuya ilişkin Fince, İngilizce ve Türkçe kaynaklar gözden geçirilmiş, Tampere Üniversitesi’ndeki çalışmalar incelenmiş, Amuri İşçi Evleri Müzesi ve Tampere Belediyesi’nin sunduğu bilgi ve belgelerden yararlanılmış, Amuri semti ve İşçi Evleri Müzesi ziyaret edilmiş, yerinde yapılan gözlemler fotoğraflarla belgelenmiş, müze çalışanlarından mahalle ve müze hakkında bilgi alınmıştır. Makalede öncelikle Finlandiya’nın ilk sanayi kenti olan Tampere kısaca tanıtılmış; ardından kent tarihinde önemli bir yere sahip olan Amuri semtinin kuruluşu, gelişimi, nitelikleri ve müzeleştirilmesi süreci açıklanmıştır. Sonuçta da türünün öncü örneklerinden biri olan Amuri İşçi Evleri Müzesi’nin, kentsel belleğin korunmasına sağladığı katkı değerlendirilmiştir. Bu araştırmanın, kentlerin kolektif belleklerinin gelecek kuşaklara aktarılmasında müzelerin rolüne ilişkin bilgi birikimine katkıda bulunması, ayrıca şehir planlama, mimarlık ve müzecilik çalışmaları kapsamında tarihe tanıklık yapan eski işçi evlerinin korunmasına yönelik farkındalığı artırması beklenmektedir.

TAMPERE: FİNLANDİYA’NIN İLK SANAYİ KENTİ

Finlandiya’nın güneyinde Näsijärvi ve Pyhäjärvi gölleri arasında yer alan Tampere, İsveç Kralı III. Gustavus tarafından 1779 yılında ilan edilen bir tüzükle kurulmuştur.[13] Kent önce tarım toplumundan sanayi toplumuna, uzun bir zaman sonra da sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişi yaşamıştır.[14] Ancak kuruluşundan günümüze değin “özgür şehir”, “Finlandiya'nın Manchester'ı”, “Finlandiya’nın Amerika’sı”, “fabrikaların güzel şehri” ve “İskandinavya'nın beyaz Pittsburgh'u” gibi sıfatlarla tanımlanan Tampere, sanayi kenti özelliğini hiç kaybetmemiştir. Bu bağlamda, sanayi toplumu olmak iki asırdır Tampere halkının ana kimliğini oluşturmaktadır.[15]

Näsijärvi ve Pyhäjärvi göllerini birbirine bağlayan Tammerkoski kıyıları boyunca gelişen endüstri 19. yüzyılda kurulan ilk kağıt ve tekstil fabrikaları ile başlamıştır. Şehir 20. yüzyılın başlarında Finlandiya’nın en büyük sanayi kentine dönüşmüş, 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ise kentteki endüstriyel iş gücü 40 bine yaklaşmıştır. (Resim 1) Bu işçilerinin büyük bir bölümü günümüzde endüstri mirası olarak korunan Finlayson Tekstil Fabrikası, Frenckell Kağıt Fabrikası, Verkatehdas Çuha Fabrikası, Tampella Metal ve Tekstil Fabrikaları, Kehräsaari İplik Fabrikası ve TAKO Kağıt Fabrikası’nda çalışmıştır.[16]

Finlandiya’nın ilk sanayi kenti olan Tampere, bugün hâlâ Fin endüstrisinin merkezidir. Çünkü altmışlı yıllarda kurulan üniversiteler ve şirketler arasındaki çok yönlü araştırma, eğitim ve iş birliği, bölge endüstrisinin rekabet gücünü korumuş ve daha da geliştirmiştir. Günümüzde son teknoloji, araştırma, eğitim, kültür, spor ve iş merkezi olan Tampere çeyrek milyona yaklaşan nüfusu ile Finlandiya'nın en hızlı gelişen üç bölgesinden biridir. Ancak kent gelişirken tarihi ve doğal çevresini korumayı göz ardı etmemiştir. İki yüzden fazla gölün olduğu Tampere’de büyük bir bölümünü eski sanayi yapılarının oluşturduğu tarihî mirasın, yeşil alanların, göllerin ve doğa rezervlerinin korunup geliştirilmesine büyük önem verilmiştir.[17] Bunu yaparken müzeleştirme etkili bir araç olarak kullanılmıştır. Günümüzde yarıdan fazlası kent merkezinde olmak üzere Tampere bölgesinde, birçoğu restore edilmiş tarihî yapılarda yer alan, yirmiden fazla müze bulunmaktadır.

AMURİ: TAMPERE’NİN İLK İŞÇİ BANLİYÖSÜ

Tampere’nin ilk şehir planı 1779 Tüzüğü çerçevesinde hazırlanmıştır. (Resim 2) Sınırlı bir alanda yapılaşmaya izin veren bu plan kapsamında ilk yerleşimcilere şehrin batı ucunda (daha sonraları Amuri olarak anılacak bölgede) ziraat yapabilmeleri için arazi verilmiştir. Gelişen sanayileşmeyle birlikte 19. yüzyılın ortalarından itibaren Tampere’ye yeni sakinler yerleşmiştir. Böylece bu yeni yerleşimcileri barındırmak için arsa ihtiyacı doğmuştur. O dönemde şehri büyütmenin tek yolunun batı yönünde gelişmek olduğu düşünülmüş, bu doğrultuda, kasabalılara ekim alanı olarak ayrılan araziler 1868'de kabul edilen yeni şehir planında imara açılmıştır. Amuri[18] adı verilen bu mahalle 1870 ve 1880'lerde kademeli olarak, her biri ortalama 660 m2’lik 4 parselden oluşan 29 yapı adasını içerecek şekilde genişletilmiştir. Amuri işçi evleri banliyösü 19. yüzyıl boyunca Tammerkoski kıyılarının sanayileşmesiyle birlikte büyümüş ve kalabalıklaşmıştır. Çoğunlukla Tammerkoski boyunca uzanan fabrikalarda çalışan işçilerin yaşadığı mahallede ikamet edenlerin sayısı 20. yüzyılın başlarında 5.300'e ulaşmıştır.[19]

Çok kalabalık olarak değerlendirilen Amuri[20] mekânsal açıdan bakıldığında insan ölçeğinde bir yerleşmeydi. Fotoğrafta görüldüğü üzere (Resim 3) ızgara yol ağına sahip mahallede, merkezinde müştemilatların olduğu ortak bir avlu etrafında yer alan ahşap, tek katlı, kırma çatılı evler, sokağı güçlü bir şekilde tanımlardı. Avlularda yer alan müştemilatlarda temel ihtiyaçlara yönelik dükkanlar bulunurdu. Mahallede kooperatif dükkanlarının bulunması sayesinde sakinler sadece özel işleri için şehir merkezine giderdi. Amuri evlerinin en karakteristik özelliği ise ortak mutfak sistemiydi. (Resim 4) Dört odalı tipik bir evde ortak mutfak, evin içinden dikey olarak geçer ve her iki tarafta iki oda ile çevrelenirdi.[21] Amuri’de ortak kullanım alanları mutfaklar ve avlularla sınırlı değildi. Bu alanlara saunalar da dahildi. Mahallenin sakinleri tercihen cumartesi olmak üzere haftada bir kullandıkları saunaya giderken yanlarında gazete kağıdına sarılmış temiz iç çamaşırları, temizlik ürünleri ve eğer sauna sahibinden almayı tercih etmezlerse huş ağacından çırpma telleri getirirdi.[22] Amuri evlerindeki ortak kullanım alanları ile oluşturulan bu komün sistemi dinamik toplumsal ilişkileri de beraberinde getirirdi. (Resim 5)

Tampere bir refah kentine dönüşünceye kadar, uzun bir süre, Amuri sakinlerinin mütevazı evlerinin başlıca eşyaları; açılır kapanır bir yatak, bir çocuk beşiği, bir masa, birkaç sandalye, bir şifonyer ve büyük bir soba olmuştur. (Resim 6, 7) İlerleyen dönemde ise kentteki sanayileşmeyle birlikte oluşan refah artışı, işçi ailelerinin yaşamlarında da yansımasını göstermiştir. Mobilyalar çeşitlenirken piyano, akordeon, klarnet gibi müzik aletlerinin yanı sıra televizyon gibi teknoloji ürünleri de evlerin baş köşelerine yerleşmiştir.

II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın pek çok kentinde yaygın bir şekilde uygulanan kentsel yenilemeler ve yine bu dönemde gelişen kentsel koruma olgusu, Tampere’nin de gündemine girmiştir. 1952 yılında Tampere Şehir Meclisi, Amuri'yi yeniden inşa etmek için bir karar almıştır. Bu karar doğrultusunda, Amuri'yi çok katlı konut alanına dönüştürecek yeni bir şehir planı 1965’de kabul edilmiştir.[23] Kentsel gelişme ve koruma arasında denge kurmaya çalışan şehir yönetimi, bu plan kapsamında, bir yandan Amuri’yi yenilerken[24] bir yandan da eski Amuri'yi ve orada yaşayan işçi sınıfını gelecek kuşaklara hatırlatmak için bir yapı adasının bütünüyle korunmasını ve müzeye dönüştürülmesini kararlaştırmıştır. (Resim 8, 9)

AMURİ’NİN MÜZELEŞTİRİLMESİ

Amuri İşçi Evleri Müzesi’nin fikrî temelleri 1950’li yıllara uzanmaktadır. O yıllarda Häme Müze Derneği, Tampere'de bir açık hava müzesi olması gerektiğini ve böyle bir müzenin Tampere’nin farklı yerlerindeki binaların Ratina semtine taşınmasıyla oluşturulabileceğini ileri sürmüştür. Bu düşünce altmışlı yıllarda işçi evleri müzesine dönmüştür. 1965 yılında Tampere şehir yönetimi hazırladığı yeni imar planı ile eski Amuri’nin bir yapı adasının müze olarak korunmasını kararlaştırmış, bu karar doğrultusunda 1967 yılında Häme Müze Derneği, müze planını geliştirmek üzere bir komite kurmuştur. 1969'da Tampere Müzeleri kurulduğunda ise görev onlara devredilmiştir. 1965 planında belirlenen, yapı adasını müzeye dönüştürme projesinin ilk aşaması olarak 1975’de, Tüketici Kooperatifleri Konfederasyonu’nun sağladığı bağışlarla Kooperatif Mağazası müze olarak açılmıştır. Diğer bölümlerin hizmete açılması ise seksenli yılların başlarında gerçekleşmiştir.

Müze, Amuri semtinin kuruluşundan 1970'lere kadar olan süreçte sakinlerinin yaşam ve geçimlerini anlatma misyonuyla kurulmuştur. Evler “sakinleri sadece bir an için çıkmış” gibi görünecek şekilde korunmuştur. Öyle ki birçok evde masanın üzerinde açık şekilde duran bir kitabı ya da ev hanımının yarım kalan el işini, odalarda toplanmamış yatakları, dağınık bir şekilde bırakılmış kıyafetleri ve oyuncakları, kuruması için eşyaların üzerine serpiştirilmiş çamaşırları, bir köşeye iliştirilmiş çalı süpürgesini ve hatta gece kullanılmak üzere karyolanın altında hazır duran lazımlıkları görmek mümkündür. (Resim 11) Estetik kaygılardan uzak bu yaklaşım sayesinde ziyaretçilerin geçmişe yaptıkları yolculukta zamanın ve mekânın ruhunu hissedebilmeleri kolaylaştırılmış, adeta Amuri sakinlerinin gündelik hayatlarının sıradan bir ziyaretçisi haline gelmeleri sağlanmıştır.

Sergilenen her evin bir öyküsünün olduğu müzenin hazırlık çalışmaları kapsamında, öncelikle her bir birim için tipik Amuri sakinlerini temsil eden hane halkı profilleri tanımlanmıştır. Örneğin birinci avluya bakan ve 1884 yılından bir kesit sunan evin (Resim 12) sakinleri 29 yaşında marangoz ustası Emil, kendisiyle yaşıt eşi Sanna, yakındaki ormanlardan topladığı çam kozalaklarını satarak birkaç kuruş kazanan küçük Emil (9), abisinin kozalak toplamasına yardım eden Aina (7) ile Finlayson fabrikasında çalışan, evlenmek üzere olan ve kendileri de kiracı olan Emil ile Sanna'nın kiracısı olarak kalan, Sanna’nın kız kardeşi Eeva'dır (19). Bir başka dairede ise (Resim 13) çuha fabrikasında katip olarak çalışan Kaarlo (38) ve ailesi yaşamaktadır. Kaarlo da bir süre pamuk fabrikasında dokumacı olarak çalıştıktan sonra kendisine kalan mirasla bu evi inşa eden babası Vihtori (75), annesi Amanda (68), eşi Kaarina (28), çocuğu Hannes (6), pamuk fabrikası işçisi Eelis (18) ve demiryolu işçisi Mauno (17) ile birlikte kalmaktadır.[25]

Müzedeki bütün evler için Emil ve Kaarlo örneklerinde olduğu gibi “anlatılar” oluşturulmuştur. Hane öykülerinin hazırlanmasında resmî kayıtlardan isimler, meslekler, hane halkı büyüklüğü gibi veriler araştırılmış; iç dekorasyon için gerekli bilgiler, emlak kayıtları ve literatürden elde edilmiş; ayrıca eski Amuri sakinleriyle sözlü tarih görüşmeleri yapılmıştır. Konut birimlerindeki eserler ağırlıklı olarak Tampere ve Pirkanmaa’dan, kısmen de Amuri'den temin edilmiştir. Bütünüyle otantik olan tek konut 1973'ten kalma olandır. (Resim 14-16) Binalar müzeye dönüştürülürken temel ilke olabildiğince az yenileme yapmak, binaları ve dekorasyonu özgün haliyle sunabilmek olmuştur. Bunun için eski yapı işlerini iyi bilen marangoz, boyacı ve duvar ustalarından yararlanılmıştır.

Amuri İşçi Evleri Müzesi beş konut binası, dört müştemilat ve bir büyük avlunun müştemilat ve çitlerle bölünmesiyle oluşan üç avludan müteşekkildir. Saunanın yer aldığı bölüm dışında her bina ve müştemilat orijinaldir. Dört adet eski ahşap evde toplam 32 daire bulunmaktadır. Mutfaklar çoğunlukla eski Amuri'ye özgü, ortak mutfaklardır. Evlerin her biri farklı bir tarihî dönemi göstermektedir. (Resim 14) Kronolojik tarih anlatısı çerçevesinde, müze kullanıcıları girişten itibaren Amuri’nin ve aynı zamanda Tampere’nin geçmişine doğru zamanda bir yolculuk yapmakta; son konut bloğuna eriştikten sonra dönüş güzergâhında ise geçmişten bugüne gelişimi gözlemleyebilmektedir. Birinci avluya bakan binalarda 1882-99 arası dönemi (Resim 12) ve 1901-09 arası dönemi (Resim 16) gösteren daireler yer almaktadır. İkinci avluya bakan binada 1911-26 dönemini gösteren daireler ile 1928 tarihli bir ev sahibi dairesi (Resim 13) ve 1930-39 dönemini gösteren daireler bulunmaktadır. Üçüncü avluya bakan mavi renkli binada ise günümüze en yakın döneme ışık tutan daireler yer almaktadır. (Resim 15)

Tıpkı eski Amuri'de olduğu gibi müzeye dönüştürülen bu yapı adasında da üçüncü avluya bakan binada bir kunduracı dükkanı, (Resim 17) bir fırın ve kooperatif marketi, bunların yanı sıra bir kırtasiye ve tuhafiye dükkanı vardır. Ayrıca süreli sergilemeler için sergi salonuna dönüştürülen beşinci konut binasında, sergi alanının yanı sıra bir müze dükkanı ve geleneksel Tampere hamur işlerinin satıldığı bir kafe yer almaktadır. İki adet oda çocuklara ayrılmış olup çocuklar bu mekânlarda ve avluda otantik ahşap oyuncaklarla oynayabilmektedir. Bütün bu orijinal bölümlere ek olarak Amuri İşçi Evleri Müzesi’nde 1980’lerde inşa edilmiş bir de sauna bulunmaktadır. Birinci avluya açılan bu sauna, müzenin orijinal olmayan tek bölümüdür. Ancak ahşap oturma yerleri, hijyen ürünleri ve cildi güzelleştirdiği düşünülen huş ağacının ince dallarından oluşturulan bir demet çırpma teli de dahil olmak üzere tarihî Amuri saunalarının bütün karakteristik unsurlarını içermektedir.

Yeni Müzecilik akımının dünya genelinde yayılmasından önceki bir dönemde, zamanının ilerisinde bir yaklaşımla kurulan Amuri İşçi Evleri Müzesi türünün ilk örneklerinden biri olmuştur.[26] Günümüzde Amuri İşçi Evleri Müzesi daimi sergilemelerinin yanı sıra süreli sergilemelerle, farklı yaş gruplarına yönelik düzenlenen gezilerle ve çeşitli etkinliklerle dinamik bir müze olarak kent yaşamına katılmaktadır.

SONUÇ

Müzelerin kentsel belleğin korunmasındaki rolünün Tampere Amuri İşçi Mahallesi örneğinde incelenmesini amaçlayan bu makalede, kuruluşundan günümüze değin sanayi kenti kimliğini hiç kaybetmeyen Tampere’nin bir yandan zenginleşerek gelişmesine devam etmesi bir yandan da kolektif belleğinin ve kimliğinin aynası olan tarihî mirasının korunabilmesi için önemli bir plan kararı aldığı görülmüştür. Bu doğrultuda öncü bir uygulama olan eski Amuri Mahallesi’nin müzeleştirilmesi, katılımcı bir süreç içinde gerçekleştirilmiştir. İşçi Evleri Müzesi ile Amuri'nin ve genel olarak Tampere'nin tarihinde yaklaşık yüz yılı kapsayan bir dönem, müzede sergilenen sakinlerin yaşamları aracılığıyla aydınlatılmış; böylece bu işçi mahallesinin kentin belleğinden silinmesinin önlenmiştir. Sözlü tarih görüşmelerine ve resmî kayıtlara dayanarak “anlatı” temelli düzenlenen Amuri İşçi Evleri Müzesi’nde sergilenen mekânlar, yapılar ve objeler ile bir dönemin önemli olaylarına, şehircilik anlayışına, mimarisine, toplumsal yaşamına, sosyo-ekonomik koşullarına, gündelik hayatına ve tüm bu alanlarda süreç boyunca yaşanan değişimlere ışık tutulmuştur. Böylece yeni nesil Tampereli’lerin sağlıklı bir tarih bilinci kazanmasının yanı sıra şehri ziyaret edenlerin de kentin geçmişini öğrenmesine imkan tanındığı görülmüştür.

Sonuç olarak, eski Amuri’deki bir yapı adasının mümkün olan en az müdahale ve en çok ayrıntıyla korunmuş olmasının, Tampere’de kentsel belleğin sürdürülmesine önemli bir katkı sağladığını söylemek mümkündür. Ayrıca kent kimliğinin ana unsuru olan sanayi ile ilişkilenen bu mahallenin tarihî bir belge olarak değerlendirilip müzeleştirilmesi bir yandan kentin kolektif belleğinin korunmasını sağlarken diğer yandan kent kimliğinin korunmasına da katkıda bulunmuştur. Tampere’nin önemli bir bellek mekânı olan Amuri İşçi Evleri Müzesi kentin geçmişine, kimliğine ve gerçek kahramanları olan işçi sınıfına yönelik saygı ve sevginin bir ifadesi olurken, müzenin estetik kaygılardan uzak, mütevazı yaklaşımı ise özgüvenli bir duruş teşkil etmiştir.

Araştırmanın Amuri-Tampere örneğinde ortaya koyduğu saptamalar, müzelerin kentsel belleğin korunmasına sağladığı katkılara ilişkin bilgi birikimini destekler niteliktedir. Dolayısıyla Amuri örneğinden hareketle, sanayi kentlerinde kolektif belleği korumanın bir aracı olarak işçi evlerinin müzeleştirilmesi yaklaşımı, kent hakkı ve kentli hakkı çerçevesinde Türkiye’de de düşünülmelidir. Erken Cumhuriyet döneminin tanıkları olan işçi evlerinin (elde kalabilenlerinin) halihazırda pek çok şehirde bulunan kent müzelerinin bir kolu olarak ya da bağımsız bir “işçi evleri müzesi” olarak korunması, kentsel belleğin sürdürülmesine katkı sağlayacaktır. Bu ise önce genel olarak insana ve kültürüne, özel olarak emeğe ve emekçiye değer vermek; sonra da kentsel planlama çalışmalarında gelişme ve koruma amaçlarını uzlaştırıcı rasyonel bir denge kurmak, gerekli mimari düzenlemeleri yapmak ve Yeni Müzecilik anlayışına uygun, insan odaklı sergilemeler oluşturmakla mümkündür. Bu noktada şehir planlama, mimarlık ve müzecilik disiplinlerine önemli sorumluluklar düşmektedir.

* Araştırmanın yürütülmesine katkılarından dolayı Prof. Dr. Necmiye Cömertler’e teşekkürü bir borç bilirim.

** Kaynak belirtilmeyen fotoğraflar yazara aittir.

NOTLAR

[1] Karadeniz, Ceren, 2018, Müze Kültür Toplum, İmge Kitabevi, Ankara, ss.65-66.

[2] 18. ve 19. yüzyıllarda yalnızca anıt eserlerin korunmasını içeren koruma eylemi 20. yüzyılda önce sivil yapıları, ardından da kentsel dokuları kapsayacak şekilde genişlemiştir. Koruma kavramının kentsel ölçeğe evrilmesi, önemli ölçüde, Avrupa kentlerinin II. Dünya Savaşı’nda tahrip olması sonucunda gelişmiştir. 1964 yılında kabul edilen Venedik Tüzüğü’nün birinci ve ikinci maddeleri kentsel koruma anlayışının gelişmesinde kilit rol üstlenmiştir. Zira bu maddelerle tarihî anıt kavramı yalnızca büyük sanat eserlerini değil, kültürel anlam kazanmış daha basit eserleri ve belirli bir uygarlığın, önemli bir gelişmenin ya da tarihî bir olayın tanıklığını yapan kentsel ya da kırsal yerleşmeleri de içerecek şekilde genişletilmiş; ayrıca anıt eserlerin sanat yapıtı olduğu kadar tarihsel belge olarak da korunmasının gerekliliği kayda geçirilmiştir: Dinçer, İclal, 2016, “Kentsel Koruma Kavramı ve Evrimi”, Kentsel Planlama Ansiklopedik Sözlük, (der.) Melih Ersoy, ss.228-231. Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Ahunbay, Zeynep, 1996, “Koruma Düşüncesinin Gelişimi ve Kuramsal Temeli”, Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon, YEM Yayın, İstanbul, ss.7-20.

[3] Kentsel korumayı bir bilgi ya da estetik alanı olmaktan çok bir ahlak sorunu olarak değerlendiren Tekeli, gelişme ile koruma amaçlarının uzlaştırılmasının önemine dikkat çekmekte; bu bağlamda kentsel korumanın yaşam çevrelerinin geçmişte dondurulması değil, geçmişteki öğelerin bir bölümünün korunarak yeni değişmelerin eklemlenmesiyle çevreyi zenginleştirici ve geliştirici bir eylem olması gerektiğini savunmaktadır: Tekeli, İlhan, 2011, Kültür Politikaları ve İnsan Hakları Bağlamında Doğal ve Tarihi Çevreyi Korumak, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, ss.91-100.

[4] Huyssen, Andreas, 2006, “Bellek Yitiminden Kaçış: Kitle İletişim Aracı Olarak Müze”, (çev.) Renan Akman, Müze ve Eleştirel Düşünce: Tarih Sahneleri - Sanat Müzeleri 2, (ed.) Ali Artun, İletişim Yayınları, İstanbul, ss.259-296.

[5] 1984’te ”Basic Principles of a New Museology” başlığıyla ilan edilen Quebec Deklarasyonu sonrasında uluslararası yayılım gösteren Yeni Müzecilik hakkında ayrıntılı bilgi ve değerlendirmeler için bkz. Onur, Bekir, 2014, Yeni Müzebilim: Demokratik Toplumu Yaratmak, İmge Kitabevi, Ankara. Bu konuda ayrıca bkz. McCall, Vikki; Gray, Clive, 2014, “Museums and the ‘New Museology’: Theory, Practice and Organisational Change”, Museum Management and Curatorship, sayı:29, cilt:1, ss.19-35.

[6] Preziosi, Donald; Farago, Claire, 2004, Grasping the World, The Idea of the Museum, Ashgate Publishing, Aldershot.

[7] “Museum Definition”, https://icom.museum/en/resources/standards-guidelines/museum-definition/ [Erişim: 26.05.2021].

[8] Museum International dergisi bu yeni müze türleri ve uygulama örneklerine pek çok sayısında geniş yer ayırmıştır. Ayrıntılı inceleme için bkz. https://www.tandfonline.com/toc/rmil20/current [Erişim: 26.05.2021].

[9] Kolektif bellek” kavramının literatürdeki kullanımı II. Dünya Savaşı sonrasında Halbwachs’ın çalışmasıyla başlamış; kavram, kentlerin hızla değişip dönüşmesiyle birlikte şehir planlama çalışmalarında giderek daha fazla önem kazanmıştır: Halbwachs, Maurice, 1950, The Collective Memory, Harper-Colophon Books, New York.

[10] Bu konuda bazı örnekler için bkz. Şenel Fidangenç, Ayşe Nur, 2016, “Yereli Korumak ve Türkiye’de Kent Müzeleri”, İdealKent Kent Araştırmaları Dergisi, sayı:20, ss.936-965.

[11] Ünlü, Tülin Selvi, 2021, “Nedir Bu Kentsel Bellek ve Ne İşe Yarar?”, Kent Dergisi, sayı:4, ss.28-31.

[12] Rubiales, Elena Perez, 2020, “Right to the City, Right of the Citizens: For a New Generation of City Museums”, Museums of Cities as Cultural Hubs: Past, Present and Future, CAMOC Annual Conference 2-5 September 2019 Book of Proceedings, (ed.) Jelena Savić, Chunni Chiu, Kyoto, ss.106-117.

[13] Şehrin kurulduğu dönemde Finlandiya, İsveç Krallığı’nın egemenliği altındaydı: Wacklin, Matti, 2009, “Tampereen 230 Vuotisella Historialla - Idyllinen Maalaiskylä Kasvoi Teollisuuskaupungiksi”, Tampereen Taupungin Tiedotuslehti, sayı:3, ss.16-17.

[14] Haapala, Pertti, 2005, “History of Tampere: The Very Long Road to Informational City”, E-City: Analysing Efforts to Generate Local Dynamism in the City of Tampere, (ed.) Antti Kasvio, Ari-Veikko Anttiroiko, Tampere University Press, ss.163-181.

[15] Haapala, Pertti, 2011, “Tampere - A History of Industrial Society”, Reusing the Industrial Past by the Tammerkoski Rapids - Discussions on the Value of Industrial Heritage, (ed.) Miaa Hinnerichsen, Pirkanmaa Provincial Museum, City of Tampere Museum Services, Tampere, ss.9-19.

[16] Järvi, Mikko, 2011, “The History and Reuse of the Industrial Buildings on the Banks of Tammerkoski in Centre of Tampere”, Reusing the Industrial Past by the Tammerkoski Rapids - Discussions on the Value of Industrial Heritage, (ed.) Miaa Hinnerichsen, Pirkanmaa Provincial Museum, City of Tampere Museum Services, Tampere, ss.20-25.

[17] “Information on Tampere”, https://www.tampere.fi/en/city-of-tampere/information-on-tampere.html [Erişim: 26.05.2021].

[18] Kentin ilk işçi banliyösüne verilen "Amuri" adı Sibirya'daki Amuri kolonisinden türemiştir. Zira yeni imar faaliyetlerinin gerçekleştiği 1860’lı yıllarda bazı Fin göçmenler Sibirya'daki Amur topraklarına doğru seyahat ediyorlardı. Tampereliler yeni mahallenin şehir merkezinden uzakta olması nedeniyle bu bölgeyi mecazi anlamda Amurinmaa (Amur Ülkesi) olarak anmaya başlamış, isim zamanla “Amuri” şeklini almıştır: Amurin Museokortteli, 2016, http://www.museokortteli.fi/ [Erişim: 26.05.2021].

[19] Tampere Museums Office, 2004, Amuri Museum of Workers’ Housing, Tampere.

[20] Bir İskandinav toplumu olarak kişisel alan tanımlaması geniş Finliler için Amuri’deki nüfus yoğunluğu çok fazla bulunmuştur.

[21] Amuri evlerinde genel olarak bir oda bütün bir aile tarafından kullanılmıştır. Ancak ev sahiplerinin konutları iki ya da üç odalıdır.

[22] Amurin Museokortteli, 2016.

[23] Tampere Museums Office, 2004.

[24] Dönüşüm ile bahçe alanı geniş, daha mesafeli bir yerleşim düzeni geliştirilmiştir. Tarihî ızgara yol ağı korunurken diğer özellikler toplumun kültürel yapısına uygun olarak değiştirilmiştir.

[25] Bu ve diğer hane öyküleri için bkz. Amurin Museokortteli, 2016.

[26] İlerleyen dönemlerde Helsinki’de, Kopenhag’da, Barselona’da ve başka kentlerde eski işçi banliyölerinin müstakil bir şekilde ya da şehir müzelerinin bir parçası olarak müzeleştirilmesi uygulamaları gerçekleştirilmiştir: Rubiales, Elena Perez; The Muhba Team, 2019, “At Home, Worker Housing as a Participative New Branch of Barcelona City Museum”, The Future of Museums of Cities, (ed.) Jelena Savić, CAMOC Annual Conference, June 2018, Frankfurt, Germany, Book of Proceedings, ss.106-115. Bu örneklere tezat, Türkiye’de, Cumhuriyet Modernleşmesinin bir unsuru olarak kurulan fabrika yerleşkeleri içinde yer alan işçi evleri, 90’lı ve 2000’li yıllarda gerçekleştirilen özelleştirmeler ile değersizleştirilmeye çalışılmıştır: Cengizkan, Ali (der.), 2009, Fabrika’da Barınmak, Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Türkiye’de İşçi Konutları: Yaşam, Mekân ve Kent, Çağa Yerleşmek Dizisi – II, Arkadaş Yayınları, Ankara.

Bu icerik 383 defa görüntülenmiştir.