432
TEMMUZ-AĞUSTOS 2023
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA

Şazi Sirel’in Ardından…

Müjgan Şerefhanoğlu Sözen, Prof. Dr., YTÜ Mimarlık Bölümü Emekli Öğretim Üyesi

Kimi zaman özellikle önemine inandığınız, çok şey paylaştığınız, saygı duyduğunuz, sevdiğiniz, çok anı biriktirdiğiniz bir kimseyi yitirdikten sonra onunla ilgili bir şeyler yazmak oldukça zordur. Nereden, nasıl başlayacağınızı, neler yazacağınızı bilemezsiniz. Şazi Hoca’yı 25 Mayıs 2023 tarihinde toprağa verdikten sonra da aynı duygu durumu ile baş başa kaldım. Kuşkusuz, burada geçmişten bugüne olan sürecin çok uzun olması da etkili…

Hoca’yı 1966 yılında Yıldız’da Mimarlık İhtisas sınıfında öğrenci iken akustik dersinde tanıdım. Kuruma bir dönem önce geldiği için biz öğrenciler onu tanımıyorduk. İlk derste kendini tanıtırken, Tekfen’de bir Aydınlatma Enstitüsü’nün kuruluşu ile ilgilendiğini söylemişti. O yıl diploma projesi olarak, Tepebaşı’nda eski tiyatronun olduğu alanda “tiyatro projesi” yaptığımız için, bu dersteki konular ilgimi çok çekmişti. Şazi Hoca yıl sonunda yaptığı toplantıda sınav kağıtlarıyla ilgili eleştirilere yer vermiş, en başarılı sınav kağıdının bana ait olduğunu söyleyerek kutlamıştı. Toplantı bitiminde, mezun olunca nerede çalışmayı düşündüğümü sormuş, değişik seçenekler olduğunu, henüz karar vermediğimi söylemiştim. Biraz sohbet ettikten sonra, bana asistan olmamı, bu arada Tekfen’de birlikte çalışmayı önermişti. Değişik seçenekler içine asistanlık önerileri de eklenince, bir süre düşündükten ve Tekfen’i gördükten sonra Şazi Hoca’nın önerisini kabul ederek kendisine bildirmiş, Tekfen’de çalışmaya başlamıştım.

Şazi Hoca, 1951 yılında DGSA Mimarlık Bölümü’nden mezun olduktan sonra 1952-1962 yılları arasında çeşitli mimari proje / uygulama işleri yapmış, özellikle İsviçre firmasının yaptığı Büyük Ankara Oteli’nin inşaatında sorumlu mimar olarak görev yaptığı süreçte, İsviçrelilerin aydınlatma, akustikle ilgili projelere verdikleri önem ilgisini çok çekmiş, bu konulara yönelerek 1963’te İsviçre’de akustik üzerinde, 1964’te Hollanda’da aydınlatma üzerinde kimi araştırmalara, çalışmalara katılmıştır. (Şazi Hoca, orta öğrenimi sırasında konservatuvar eğitimi aldığı için özellikle hacim akustiğine ilgisi daha çoktu.) Aynı yıl İstanbul’a gelmiş, yeni yapılan Tekfen Ampul Fabrikası’nda Aydınlatma Enstitüsü kuruluşu çalışmalarına, 1965 yılında ise Yıldız’da öğretim görevlisi olarak, Mimarlık İhtisas’ta akustik dersi vermeye başlamıştır. Şazi Hoca, 1967-75 yılları arasında Fransız Dili Akustikçiler Grubu’nun (GALF), 1981-1994 yılları arasında da Uluslararası Aydınlatma Komitesi’nin (CIE) kişisel üyeliğinde bulunmuştur. (Resim 1, 2)

Tekfen’de altyapı çalışmaları bitmiş, aydınlatma tekniğine yönelik deneylerin ve bu bağlamda grafiklerin, fotoğraflı anlatımların hazırlanmasına sıra gelmişti. Bu tür işler doğrudan bizim yapmamız gereken, el alan, özen gösterilmesi gereken çalışmalardı. O nedenle, biraz uzun sürmüş ve yoğun çalışmayı gerektirmişti. Bu arada, Yıldız’da da eğitime yönelik çalışmalar da yapıyorduk. Öncelikle aydınlatma - renk ile ilgili derslerin programlara konulması ve bu konulara yönelik bir de laboratuvar kurulmasının mimarlık eğitiminde yararlı olacağını düşünerek, çalışmalara başlamıştık. Fakat bu ilk girişimler pek başarılı olmamıştı.

Enstitünün kuruluş çalışmalarının bitiminde özel ve kamuya ait çeşitli kuruluşlarda görev yapan mimarlar, iç mimarlar, elektrik mühendisleri, öğrenciler kimi işverenler gibi çok çeşitli kişi ve gruplar, Enstitü’ye davet edilerek tanıtım yapılıyor, soruları yanıtlanıyordu. Bu süreçte aydınlatma projesi yaptırma istekleri de artmaya başlamıştı. Genellikle başvuranlar önemli projelere imza atmış mimarlardı. Örneğin, pek çok projede birlikte çalıştığımız Abdurrahman Hancı ve Yalçın Çıkınoğlu, İlban Öz, Mukbil Gökdoğan, Orhan Şahinler, Maruf Önal, Haluk Baysal, Nezih Eldem, Ahmet Oral, Behruz Çinici gibi… Kimi zaman Akustik konusunda da -özellikle hacim akustiği- proje istekleri geliyordu. Kimi istekler de işverenler, mal sahipleri tarafından oluyordu.  

Tekfen’de ve Yıldız’da yoğun çalışmalar sırasında felsefi görüşlerimiz ve mimarlık anlayışımız açısından Şazi Hoca ile çok iyi anlaşmış, bu arada Şazi Hoca’nın mimar olan eşi Ayten Hanım’la tanışmış, sık sık görüşmeye başlamış, çeşitli konularda düşüncelerimizi paylaşmıştık. Kimi çalışmalarda o da çok yardımcı oluyordu. Örneğin, basılacak ders notlarının mumlu kağıda yazılması ve / ya da basılacak çalışmaların daktiloda -daha sonra IBM’de- yazılması, Almanca olan kimi kaynakların çevirilerinin yapılması vb gibi. (Bir dönem Kürsü’de yardımcı eleman olmadığı için bilim dalı elemanlarının çalışmalarının yazılmasında bile yardımcı olmuştu.) Yoğun çalışmalar arasında kimi akşamlar sanatsal ağırlıklı film izlemeye, sergilere gidiyor, İKSV’nin İstanbul Festivali sırasındaki çeşitli etkinliklerine katılıyorduk. Genellikle Pazar günleri ise Şazi Hoca’ların Büyükdere’deki arazisine (şimdiki Alsit Sitesi) gidiyor, bu doğal alanda, yol yapma, ağaç, çalı çırpı budama, ıhlamur toplama gibi işlerle uğraşıyor, çoluk çocuk kalabalık toplanarak günümüzü orada geçiriyorduk. Bu yıllarda, Altan Gürman, Orhan Şahinler, Mengü Ertel ve Önder Küçükerman aileleriyle oraya sürekli gelenlerdi. Çok daha sonraki yıllarda birkaç kez bilim dalı elemanları ve lisansüstü öğrencileri ile sınavların bitiminde Büyükdere’de toplanıp güzel vakit geçirmiştik. (Resim 3-7)

Ayrıca, kimi zaman Şile, Polonezköy, Gebze, Bolu, İznik, Uludağ gibi yörelere de günlük geziler yapıyorduk. 1988 yılında kalabalık bir grup olarak gittiğimiz, hepimizde unutamadığımız çok güzel anılar bırakan, Mısır’a bir gezi yapmıştık. Yıllar sonra ise 2002 yılında TAKDER olarak Kaş’ta düzenlediğimiz Akustik Kongresi’ne ve “Gürültü” konulu Karikatür Sergisine Şazi Hocaların da ailece katılması çok hoş olmuştu.  

Tekfen’de yoğun bir biçimde çalışırken, 1969 yılında Yıldız’da Akademi (İDMMA) olma süreci başlamış, lisansta ders programları, kürsülerin kurulması, akademik ünvanların verilmesi, yönetimle ilgili kurulların oluşturulması, akademik aşamalar için tezlerin yapılması, lisansüstü programlarının yeniden ele alınması, yerleşkede ve binalarda yerleşim çalışmaları, inşaat/yapım/bakım işleri vb gibi farklı alanlarda yoğun çalışmalar, sürekli ve uzun süren toplantılar yapılır olmuştu. Bu aşamada, geçici maddeler bağlamında kimi hocalar profesör, kimileri ise doçent olmuş, bir kısmı da öğretim görevlisi statüsünde kalmış, asistanlara da tez yapma zorunluluğu getirilmişti.

Yeni bir oluşum olan “Kürsü”leşme olayı, uzun tartışmalara yol açmış, önerilen kürsülerin -özellikle profesör ve doçent olan birimler- bir bölümü kurulmuş, ötekiler beklemede kalmıştı. Örneğin, Yapı Fiziği adlı kürsünün kurulması ve kapsamındaki dersler yadırganmış, kimi hocalar tarafından bunların mühendislik konuları olduğu ileri sürülmüştü.

Avrupa’nın pek çok kentindeki üniversitelerde yaptığımız araştırmalarda, ad olarak “Yapı Fiziği”nin tam karşılığının kullanılmakta olduğunu saptamıştık. Kimilerinde ise “Çevre Bilimi” adı altında konulara yer veriliyordu. Örneğin, tüm derslerini, laboratuvarlarını incelediğim, hocaları ile görüştüğüm ve birçok kez gittiğim Londra’daki Westminister Üniversitesi’nde (Polytechnic of Central London) olduğu gibi…

Tüm dönüşüm sürecinde çalışmalar sırasında, bir yandan da kimi hacimlerin aydınlatma ve akustikleriyle ilgili projelerini, örneğin derslikler için özel aygıtlar tasarlayarak yeni bir aydınlatma düzeni getirmiş, amfilerin akustik projelerini, Çukursaray’da Yönetim Kurulu için (sonradan doktora salonu) aydınlatma ve akustik projelerini yapmıştık. Bir süre sonra ders programlarının yenilenme sürecinde Yapı Fiziği kapsamı içinde yer alan kimi derslerin lisans ve lisansüstü programlarına konulması için adeta savaşım verilerek ilk aşamada aydınlatma, gün ışığı, renk derslerinin programa konulması sağlanmış, daha sonraki yıllarda güneş denetimi, ısı ve nem gibi konulara yer verilmişti. Bu arada laboratuvar kurma konusunda Tekfen Aydınlatma Enstitüsü’nü gören hocaların da destekleri ile karar alınmış ve hızla proje ve yapım süreci başlamıştı. (Resim 8-11)

Eski bir demiryolu laboratuvarı olan, uzun yıllar kullanılmayan bu hacmin, alt yapısının hazırlanması uzun sürmüştü. Tüm iç yüzeylerin giydirilmesi yerleşkedeki demir ve ahşap işleri atelyelerindeki olanaklarla yapılıyordu. Özel deneyler ve kimi ince işler için tasarımlarını çizerek yaptırdığımız gereçlerin satın alınmasıyla ve doğrudan kendimiz çalışarak yapıyorduk. Doğrusu çok zahmetli ve yorucu bir süreçti. (Bu aşamada Süha Hoca ve kimi yönetimdeki hocalar sürekli olarak benim bu işlerle ilgilenmemi yadırgıyor, bunlar senin işin mi neden bu kadar uğraşıyorsun başkaları yapsın diyorlardı. Oysa, benim için bazı işler çok zor olsa da ben belli bir amaca yönelik inandığım doğrultuda zevkle çalışıyordum.)

Tekfen yeni bir bina olduğu için enstitünün alt yapısını oluşturmak ve yaptırmak çok daha kolaydı. Orada Hollanda’da olduğu gibi deney stantları tezgahlar üzerindeydi. Yıldız’da ise hacim küçük olduğu için bu olanak yoktu. Deneylerin çoğunu pencere içlerine yerleştirmek durumunda kalmıştık. Bu arada çeşitli nitelikte ölçme aletlerinin satın alınması da oldukça güç oluyordu. Çünkü o yıllarda Türkiye’de döviz sorunu olduğu için satın alınacak ölçme aletleri ile ilgili sürekli sorun çıkıyordu.

Bu arada belli dönemlerde TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde Şazi Hoca ile birlikte “Danışma Kurulu” toplantılarına ve ayrı komisyon çalışmalarına katılıyorduk. (Danışma kuruluna, genellikle Maruf Önal, Orhan Şahinler, Demirtaş Ceyhun, Şaban Ormanlar, Niyazi Duranay, Afife-Selçuk Batur, Yıldız Sey, Mete Tapan, Ersen Gürsel, Meral-Engin Omacan, Turgut Cansever, Atilla Yücel, Müşfik Erem, Yücel Gürsel, Somer Ural, Hasan Çakır katılır, kimi zaman daha kalabalık olurdu. Toplantının biri de Büyükdere’de yapılmıştı. Anılarda önemli izler bırakan bu toplantıları kimi zaman Şazi Hoca ile paylaşırdık.)

Şazi Hoca, bir dönem Mimarlar Odası’nda yönetim kurulunda da görev yapmıştı. UIA II. Bölge mimarın eğitim komisyonunda Afife Batur, Yücel Gürsel’in olduğu organizasyon komitesinde de yürütücü sekreter idi. Çok önem verilen bu toplantıya İÜ, BÜ, İTÜ, KTÜ, İDMMA, İDGSA, Turizm Bakanlığı gibi birçok kurum ve kuruluş destek vermişti. İDMMA’daki komisyonda ben de görev yapmıştım.

Laboratuvarın yapımı sırasında, bir yandan da kendi çalışmalarımız sürüyordu. 1973-1974 öğretim yılında Şazi Hoca akustik, renk, aydınlatma terimleri, güneş denetimi gibi konularda temel bilgileri içeren kitaplar üzerinde yoğun bir biçimde çalışıyor, laboratuvar, dersler, projelerle ben ilgileniyor, bir yandan da doçentlik tezimi hazırlıyordum. Şazi Hoca tüm bilimsel çalışmalarda çok titiz davranır, kullandığı dilde yabancı sözcüklere yer vermez, onların doğru Türkçe karşılıklarını yerleştirmeye özen gösterirdi. Bu bağlamda özellikle Aydınlatma Terimleri Sözlüğü’nün hazırlanmasına çok emek vermişti. Yapılan her türlü işin iyi nitelikli olması Hoca’nın daima önceliği olurdu.

1975 yılında ben doçentlik tezimi verdikten sonra kadroya atanmıştım. Şazi Hoca daha sonra koşulları sağlayarak doçent, 1976 yılında profesör olmuştu. Bu durumda yeniden olan girişimlerle Yapı Fiziği Kürsüsü kuruldu ve bizim kadromuz oraya aktarıldı. Bu arada uzman Ayşe Elagöz de bizimle çalışıyordu. Yine bu dönemde yapılan lisansüstü programları ile ilgili çalışmalar sırasında kapsamlı bir biçimde hazırlanmış olan Yapı Fiziği lisansüstü programının açılması onaylandı. Bu yıllarda aydınlatma - renk ağırlıklı laboratuvar da kullanımdaydı. Tekfen de olduğu gibi bu laboratuvarın da akademi içinde ve dışında ilgililere tanıtımı yapılmış ve çok beğeni kazanmış, takdir toplamıştı. O sırada Akademi Başkanı olan Süha Toner Hoca da bir teşekkür ve tebrik yazısı göndermişti. (Süha Hoca laboratuvarı gördükten sonra, Müjgan bu laboratuvar kuruluşunda çalışmana hep karşı çıkmıştım, ama çok iyi bir iş çıkarttınız; üniversiteye, fakülteye çok önemli bir değer kazandırdınız demişti.)

Şazi Hoca hiç boş durmazdı. Ünlü ressamlarımızdan Avni Lifij, ressam olan halası Harika Lifij’in eşi idi. Erken yaşta ölmüş olmasına karşın Avni Lifij’in pek çok yağlı boya, kara kalem eserleri, eskizleri vardı. Bunlarla ilgili sistemli bir arşiv oluşturulması ve bir kitap basımı için Şazi Hoca yine kolları sıvamış, Adnan Çoker, Altan Gürman gibi değerli sanatçı hocaların da yardımı ve Ayten Hanım’ın desteği ile çok kapsamlı bir çalışma yapılmıştı. Kimi zaman ben de yardımcı oluyordum. Uzun süren çalışmaların, araştırmaların ardından metin yazarlığını Sayın Prof. Adnan Çoker’in yaptığı “Avni Lifij - Poşadlar” adı altında çok değerli güzel bir kitap bastırılmıştı.

Artık yeni bir süreç başlamış, tüm altyapı donanımlı bir biçimde hazırlanmıştı. Kürsüde iki öğretim üyesi idik, yeni elemanların alınması, onların yetişmesi gerekiyordu. 1979 yılında kürsüye Rengin Ünver ve Hülya Kılıç alındı. Biz Yapı Fiziği’nin tüm konuları ile ilgilenmek durumunda idik. Yeni elemanların farklı uzmanlık alanlarına yönelik olarak yetişmesi için tez konuları o doğrultuda verildi. 1979/80 öğretim yılında YFLÜ’ne öğrenci alındıktan sonra bilim dalına ilgi artmaya, programda yetişmiş elemanlar kürsü kadrosunda yer almaya başladı. Örneğin, akustik alanında yetişmiş olan Zerhan Yüksel Can, programın ilk öğrencilerindendi. Daha sonraki yıllarda da bu katılımlar sürdü.

1982 yılında Yıldız’da yeni bir dönüşüm süreci yaşanmış, IDMMA - Yıldız Üniversitesi (YÜ) olmuştu. Kürsülerin yerine bilim dallarının geldiği, onların da anabilim dallarına bağlandığı bu yeni süreçte bu kez YÖK kararları doğrultusunda değişiklikler gündeme geldi. Genellikle 2 yıl olan LÜ eğitiminde dersler bir yıla toplanarak, bir yıl da tez çalışmasına ayrılmıştı. LÜ Anabilim dallarına bağlanmış, ancak, bizim YFLÜ programı aynı ad altında Bilim Dalı olarak eğitimi sürdürdü. Bu dönemde Lisansüstüne öğrenci sayıları artmaya ve Bilim Dalına yeni elemanlar katılmaya başladı. Örneğin, Leyla Öztürk, Neşe Akdağ, Gülay Zorer, Ayşe Aknesil gibi. Bu arada Bilim Dalında belli sürelerde çalışıp çeşitli nedenlerle ayrılan elemanlar da oldu. Bu üniversite döneminde de döner sermaye işletmeleri kapsamında aydınlatma, akustik projeleri bilim dalı elemanlarının da katılımı ile sürdürüldü, sürekli olarak lisansüstü programı geliştirildi, programa yeni dersler katıldı. Ayrıca, bilim dalı elemanlarının çalışmaları ile ilgili belli konulara yönelik araştırmalara dayalı pek çok yayın yapıldı.

Şazi Hoca Bilim Dalı Başkanlığı yanında bir dönem de Yapı Bilgisi Anabilim Dalı Başkanlığı ve Senato Üyeliği de yapmıştı. Şazi Hoca, yaşamında değişen koşullar bağlamında, 1986 yılında Yapı Fiziği Uzmanlık Uygulamaları A.Ş. (YFU) adında bir şirket kurmuş, açtığı büroda birikim ve deneyimlerini orada sürdürmeyi yeğlemiş, 1988 yılında üniversitede yarı zamanlı çalışmayı seçerek büyük oranda emek ve çabalarını bu yeni kuruluşa yöneltmişti. Bu yeni çalışma ortamında amaçları içinde proje/danışmanlık hizmetleri yanında fotometrik ölçmelere yönelik bir laboratuvar kurma isteği de vardı. İlk aşamada proje çalışmalarını burada yürütmeye başlamış bilim dalı elemanlarından bir kısmı da bu proje çalışmalarında kimi zaman yer almış, ancak bir süre sonra bu olanaklı olmamıştı. Ayrıca, burada oluşturulan ölçme hacminde yüksek lisans öğrencilerinden bazıları tezleri ile ilgili ölçmelere yönelik çalışmalar yapmıştı. Şazi Hoca, 1992 yılında emekliliği nedeni ile üniversiteden tamamen ayrılarak, tüm zamanını ve çalışmalarını YFU’da yapmaya başladı. Bürodaki çalışmalara oğlu Dr. Osman Sirel’in katılımıyla gelişmiş aygıtlarla donatılan laboratuvarda birçok fotometrik ölçmenin yapılması sağlanmış, bu bağlamda kimi firmalar için gonyofotometrik ölçmeler yapılmış, ayrıca sanayi için ışıklık ve yansıtıcı tasarımlarına da yer verilmişti. Giderek çalışmalar içinde YFU / Starkstrom - Elektronik işbirliği ile aydınlatmada farklı yöntemlerle elektronik denetim konusu da çalışmalar içinde yer almıştı.

YFU’da aydınlatmada olduğu gibi, akustikle ilgili hacim akustiği-gürültü denetimi projelerinin ve çok ayrıntılı akustik ölçmelerin yapılması da sağlanmıştı. Şazi Hoca, YFU’da proje, danışmanlık, ölçme hizmetleri yanında ilgili kişilere az ve öz temel bilgileri vermek üzere ufak kitapçıklar da hazırlamıştı. Ülkemizde Şazi Hoca’nın akustik ve aydınlatma konularına olan emek ve katkılarından ötürü, benim de kurucu üyelerinden olduğum Türk Akustik Derneği (TAKDER) ve Aydınlatma Türk Milli Komitesi (ATMK) yönetim kurulları tarafından kendisine onur üyelikleri verilmiştir.  Çalışmalarını Osman Sirel ile birlikte yıllarca sürdüren Şazi Hoca artık yorulduğundan söz ederek büroya daha az gitmeye başlamış, 2016 yılında ise YFU tamamen kapatılmıştı. Bundan sonraki yıllarını evinde geçiren Şazi Hoca hiç boş durmamış, her zaman kendine yarattığı işlerle zamanını değerlendirmiştir. Bu süreçte kendisi ve Ayten Hanım’la sık sık telefonda konuşuyorduk. 2019 yılı sonunda Sabancı Müzesi’nde açılan Avni Lifij sergisinde uzun uzun sohbet etmiş, birlikte müzeyi gezmiş, Avni Lifij’in eserleri için yıllarca önce yapılan yoğun çalışmaları anımsamıştık. En son gördüğümde ise rahatsızlandığı için hastanede yatıyordu. Konuşmalarımız sırasında; “Bir işe yaramadan daha fazla yaşamanın anlamsız olduğunu” söylemiş, hastaneden ayrılırken de; “Fotoğrafımı çek hatıra olur” demişti. Bu isteğini yerine getirirken çok duygulandığımı, geçmişten bu güne olan sürecin bir tarih şeridi gibi gözümün önünden geçtiğini söylemeliyim.

Vefatından 3 gün önce telefonda konuşmuş Nuray’la -Nuray, Şazi Hoca’nın kızı gibi sevdiği, 1990 yılından şirket kapanana kadar büroda asistanlık görevi yüklenmiş, daha sonra da Hoca ve eşine ilgi ve sevgisini sürdürmüştür- ziyaretinize geleceğiz demiştim. Şazi Hoca da, bekleriz ama önce telefon edin diye uyarmayı ihmal etmemişti… Ancak bu ziyaret ne yazık ki evde değil, Zincirlikuyu’da gerçekleşti.

Sevgili Hocam, iyi ki yıllarca önce Yıldız’a geldiniz, benimle birlikte çalışmak istediniz. Yıldız’da görev yaptığım sürecin 25 yılını sizinle paylaşmaktan, özellikle ilk 15 yılında yapı fiziği konularının mimarlık ortamında yerleşmesinde, laboratuvarın, lisansüstü yapı fiziği bilim dalının kurulmasında, derslerin hazırlanmasında / geliştirilmesinde, uzmanlık konularında proje ve uygulamaların yapılmasında, akademik ortamda ve uygulama alanlarında etkin ve yetkin elemanların yetişmesinde öncü oldunuz. Tüm bu süreçte sizinle birlikte çalışmaktan onur duyduğumu, sizden yalnız bilimsel alanda değil, gerçek bir dost olarak da her yönden yararlandığımı, destek gördüğümü söylemeliyim. Sizi saygı ve özlemle anıyorum.

Değerli Hocam bu dünyadan ayrıldı, kalbimde sevgisi, belleğimde bilimsel tavrı, sağlam kişiliği, dik duruşu ile ve yıllarca biriktirdiğim çeşitli anılarda her zaman kalacaktır. Işıklar için yat hocam…

Bu icerik 748 defa görüntülenmiştir.