432
TEMMUZ-AĞUSTOS 2023
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILINA DOĞRU

Cumhuriyet Döneminde “Koruma”ya Bakış (1923-2023)

Zeynep Ahunbay, Prof. Dr.

429. Ocak-Şubat 2023 sayısıyla birlikte başlattığımız bölümün ikinci yazısında odağı kentleşme politikalarına çeken yazar, “Cumhuriyetin yeni yüzyılına ‘kurucu bir onarım için hasar tespiti’ yaparak girmenin” yaşamsal boyutuna vurgu yapıyor.

Geç Osmanlı döneminin zor ekonomik koşullarında Anadolu ve Rumeli’deki kentler bakımsız kalmış, süregelen savaşlar dolayısıyla gerekli onarımlar yapılamamıştı. Harap bir ülke devralan Cumhuriyet yönetimi, kültür varlıklarının korunmasına önem verdi; sınırlı kaynaklarıyla büyük projelere girişti. Kurtuluş savaşından sonra, kurumlaşma kapsamında kültür varlıklarının belgelenmesi ve restorasyonuyla ilgili uzman kadroların oluşturulmasına önem verildi.

1931’de Konya’ya yaptığı ziyaret sırasında Selçuklu anıtlarının harap durumunu gören Atatürk’ün, Başbakan İsmet İnönü’ye telgraf çekerek, yıkılmak üzere olan önemli varlıkları kurtarmak için acil çalışma yapılması konusunda uyarı yapması, sorunların gündeme alınmasına vesile oldu.[1] Korumaya yönelik örgütlenme ve eğitim alanlarında önemli adımlar atıldı. Harap eserlerin onarımı hız kazandı.

Başbakan İsmet İnönü de 1936 ve 1938 yıllarında bakanlıklara gönderdiği yazılarla eski eserlerimizin önemli olduğunu belirterek korunmalarına özen gösterilmesi yönünde uyardı.[2] Kurtuluş savaşı ve sonrasında askeri amaçla, depo ve benzeri işlevlerle kullanılan tarihî yapıların boşaltılması ve uygun şekilde kullanımı konusuna dikkat çekti. Birçok tarihî kentte yürütülmek istenen onarımlar, devletin sınırlı bütçe olanakları ve koruma alanında eğitim almış, deneyimli mimar ve mühendis sayısının azlığıyla kısıtlıydı.

Koruma Alanının Yönetimi ve Örgütlenmesi

Kültür varlıkları için Milli Eğitim Bakanlığı içinde bir genel müdürlük oluşturularak çalışmalar yürütüldü. Ankara’da kurulan rölöve bürosunda çalışan Y. Mimar Sedat Çetintaş’ın İstanbul ve Bursa’daki Osmanlı eserlerinin ayrıntılı çizimlerini yaparak kültür mirasımızın belgelenmesine katkıda bulundu. Arkeoloji ve koruma alanında insan yetiştirmek için yurtdışında eğitime kaynak ayrıldı. Anıtların onarımı konusunda gelişen bilimsel yöntemleri öğrenmesi için Fransa’ya gönderilen Y. Mimar Ali Saim Ülgen, geri döndükten sonra kültür varlıklarının korunması alanında önemli görevler üstlendi. Kendisine tanınan olanaklarla yılmadan, azimle büyük işler yapmak için uğraştı.[3]

Zengin kültür mirasımızın korunması için çabalar yoğunlaştırıldı. Harap, ihmal edilmiş anıtlar onarılarak, yeni işlevlerle tekrar kullanılabilir duruma getirildi. Amasya, Konya, Sivas, Erzurum gibi tarihi kentlerimizdeki Ortaçağ anıtlarının müzeye çevrilmesi, Ankara’da Mahmut Paşa Bedesten ve Hanı’nın restore edilerek içinde bir Anadolu Medeniyetleri Müzesi kurulması çabaları bu kapsamda anılabilir. Cumhuriyet ideolojisiyle yetişen genç mimarlar, koruma konusunda bir uzmanlık eğitimi almadan büyük sorumluluklar üstlenip, kültür mirasının onarımı için yurt sathında hizmet verdiler. Eğitimleri sırasında aldıkları sanat ve mimarlık tarihi, rölöve dersleri onların uygulamalarına yardımcı temel bilgileri sağlıyordu. Ancak, uygulama ile ilgili birçok konuyu alandaki çalışmaları sırasında, deneyimli meslek insanlarına danışarak öğrendiler.

O günkü olanaklar çerçevesinde, onarımlar ayrıntılı rölöve ve restorasyon projeleri çizilmeden yürütülüyordu. Mimarlar yapılacak işi tanımlıyor, eğer strüktürel müdahaleler gerekiyorsa mühendislerden alınan raporlarla iş ihale ediliyordu. Yükleniciler tarafından yürütülen çalışmalar izlenip denetleniyordu. Bugünkü koruma ilkeleri ve uygulamaları açısından değerlendirildiğinde, yapılan işlerde geleneksel, uygun malzeme ve teknik kullanımı konusu üzerinde durulmadığı, çimentolu harçlar kullanıldığı ve betonarme ekler yapıldığı belirtilebilir.

Erken Cumhuriyet döneminin koruma alanında çalışan mimarları olarak Macit Kural (1899-1964), Cahide Tamer (1915-2005), Mualla Eyüboğlu (1919-2009) ve Selma Emler (1920-2001) isimleri öne çıkmaktadır. Bu dönemde yapılan restorasyon uygulamaları ile ilgili bilgiler mimarların makale ve kitaplarından izlenmektedir.[4]

Y. Mimar Ali Saim Ülgen (1913-1963) yöneticiliğinin yanı sıra İstanbul ve Anadolu’nun birçok tarihî kentinde, Edirne’de yapılan restorasyonlarla ilgilenmiştir. Öğrencilik yıllarında eski eserlere ilgi duyan ve İstanbul’da envanter çalışmalarında görev alan Ülgen, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yetkili mimarı olarak Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, İstanbul Süleymaniye Cami gibi evrensel değer taşıyan eserlerin onarımlarını yürütmüş; Mimar Sinan’ın Anadolu ve Rumeli’deki eserlerini belgelemek için yıllarca çalışmıştır.

Ankara’nın önemli kültür varlıklarından Mahmut Paşa Bedesten ve Hanı’nın Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne dönüştürülmek üzere restorasyonu, taşıyıcı duvarların ve örtü ögelerinin çok harap, yıkık olması dolayısıyla büyük bir emek gerektirmiştir. E.H. Ayverdi çok harap durumda olan Mahmut Paşa Bedesten ve Hanı’nın yoğun bir çalışmayla onarımını ve yeni bir işlevle kullanımını takdir etmekle birlikte, yapım teknikleri ve ayrıntılardaki bazı hatalara işaret etmektedir.[5] İstanbul’da da işlevini yitirmiş birçok medrese onarılarak, kitaplık, arşiv, araştırma enstitüsü, müze, sağlık merkezi, çocuk bakım yurdu olarak değerlendirilmiştir. Ayverdi’nin onardığı Gazanfer Ağa ve Kuyucu Murat Medreseleri bu kapsamda sayılabilir.

Erken Cumhuriyet döneminde bazı tarihî kentlerdeki seçkin geleneksel yapılar, iç mekan özellikleri korunarak onarıldı ve müze ev olarak ziyarete açıldı. Bursa’da Murat Evi, Kütahya’da Şamaki Evi gibi önemli tarihi konaklar kendi iç düzenleri ve çevreden derlenen etnoğrafik malzemelerle yaşatılmaya çalışıldı.

Yeni Yasa ve Düzenlemeler

Osmanlı döneminden gelen koruma yasası, kentsel koruma alanında kapsamlı çalışmalar yapılmasına olanak vermiyordu. Ali Saim Ülgen’in önemli bir katkısı da tüm Türkiye’de yapılacak koruma uygulamalarının bir bilimsel kurul denetiminde yapılması için örgütlenmeyi başlatmasıdır. Yeni örgütlenme içinde 1951’de kurulan Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu (GEEAYK) öne çıkmaktadır. İstanbul’da çalışmalarına başlayan GEEAYK, yapılmak istenen koruma uygulamalarıyla ilgili olarak kurumlardan gelen önerileri değerlendiriyor ve uygun bulunan çalışmaların uygulanmasına geçiliyordu.

Kültür varlıklarını koruma ilkelerini saptamak, projeleri denetlemek, uygulamaya yönelik kararlar almak üzere kurulan Yüksek Kurulda, ilgili kurumların temsilcilerinin yanı sıra, üniversitelerin tarih, arkeoloji, mimarlık, şehircilik bölümlerinden öğretim üyeleri bulunuyordu. Üyeler arasında arkeolog Prof. Dr. Ekrem Akurgal ve Prof. Dr. Cevat Erder, sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice ve Prof.Dr. Semra Ögel, mimar Prof. Kemali Söylemezoğlu, Prof. Sedad Hakkı Eldem, mimarlık tarihçisi Prof. Doğan Kuban, Prof. Dr. Aptullah Kuran gibi seçkin bilim insanları yer alıyordu.

Başlangıçta uygulamalar için Kurula ayrıntılı proje çizimiyle başvurulması koşulu yoktu. Yapılacak işler tanımlanıyor ve uygulamanın belirlenen sınırlar içinde kalması için yetkililerce denetleniyordu. Ancak daha sonra usul değiştirilerek, onarım başvurularının rölöve, restitüsyon ve restorasyon çizimleriyle desteklenmesi istendi. Böylece mevcut durum ve önerilen müdahaleleri plan, kesit ve görünüş çizimleri yardımıyla karşılaştırma olanağı sağlanıyordu. 1990’larda Kurul’a sunulan çizimlerin daha ileri bir belgeleme ve analiz sistemiyle hazırlanması istendi. Rölöve çizimleri üzerinde malzemelerin belirtilmesine, hasar ve müdahale önerilerinin lejantla gösterilmesine, yapı üzerindeki değişik dönemlerin kronolojik analizinin yapılmasına başlandı.

GEEAYK’ın 1967’de aldığı bir kararla Venedik Tüzüğü’nü kabul etmesi, uluslararası koruma ilkelerinin ülkemizde de tanınıp uygulanması için önemli bir adım oldu. Koruma alanında uluslararası düzeyde yapılan çalışmalar, kabul edilen ilkeler, ülkemizin bu alanda çalışan uzmanları, bilim insanları aracılığıyla meslek odalarına, yetkili kurumlara iletilerek, uygulamalara yansıması sağlanmıştır. Restorasyon uzmanlarının 25-31 Mayıs 1964’te Venedik’te yaptıkları uluslararası toplantıya Türkiye’den katılan iki uzmandan biri olan Doç. Doğan Kuban “Tarihi Anıtların Korunması için Uluslararası İşbirliğinin Geliştirilmesi - Türkiye örneği” konulu bildirisiyle ülkemizdeki koruma sorunlarını özetlemiş; evrensel değer taşıyan kültür varlıklarını koruma sorunlarını çözmek için uluslararası işbirliğine ve desteğe gerek olduğunu belirtmişti. 1965 yılında çeşitli ülkelerden gelen restorasyon uzmanları ICOMOS’u kurdular. Türkiye’nin de bu toplulukta yer alması için Prof. Doğan Kuban’a çağrı yaptılar. O da bu konuda çaba gösterdi. Bakanlık ile bağlantı kurdu. Venedik Tüzüğü’nün koruma alanına getirdiği yeni düşünce ve yaklaşımları aktarmak için yayınlar yaptı. Koruma alanında benimsenen çağdaş ilkelerin ülkemizde de tanınması ve uygulanması için çalıştı.

1974’de kurulan ICOMOS Türkiye, koruma alanında çalışan değişik disiplin uzmanlarının bir araya getiren bir kuruluş olarak etkili olmaktadır. ICOMOS tarafından kabul edilen koruma ilkeleri Türkçe’ye çevrilmekte, konferans ve yayınlarla yeni fikirlerin, gelişmelerin koruma alanında çalışanlara duyurulmasına çalışmaktadır.

Kentsel Koruma Çalışmaları

Venedik Tüzüğü’nün kabulünün ardından, kentsel koruma yönünde çalışmalar hızlandı, ancak o sırada yürürlükte olan Asar-ı Atika Kanunu, alınacak kararları destekleyecek yapıda olmadığından, 1973’te yeni bir düzenleme yapılması yoluna gidildi. Kentsel ve kırsal sitlerin belirlenmesine ve koruma planlarının yapılmasına olanak sağlayan 1710 sayılı Eski Eserler Yasası’yla tarihî kentlerde mevcut sivil yapıların tespit ve tescil işlemlerine başlandı.

Arkeolojik, kırsal, kentsel ve endüstriyel sitlerin yasal koruma altına alınması sürecinde, korunacak varlıkların yerinde inceleme ile saptanması, envanterlerinin yapılması ve tescil edilmeleri için eğitilmiş ekiplere ve zamana gerek duyuluyordu. O dönemdeki kadro sıkıntıları nedeniyle yavaş ilerleyen süreç, GEEAYK’ın Kurulun genel sekreteri Y. Mimar Besim Çeçener’in titiz çalışmasıyla hızlandı.[6] Bursa, Edirne, İstanbul, İzmit gibi kentlerimizdeki tarihi dokular yerinde incelendi, envanterleri çıkarıldı. Korunacak tarihi bölgelerin sınırları harita üzerinde belirtildi. Önediler GEEAYK tarafından incelenip onaylanarak kentsel sit alanları tescil edildi. Hızlı yapılan alan çalışmalarında, tescil için yalnız ada parsel numaraları ve dışardan çekilen bir fotoğrafla yetinildiği durumlar oluyordu. 1975 Avrupa Mimari Miras Yılından sonra, Kültür Bakanlığı tescil işlemlerinde Avrupa Konseyi’nce geliştirilen anıt ve sit fişlerini kullanmaya başladı.

Safranbolu kentin tümünün sit olarak yasal koruma altına alınması ile öncü bir uygulama oldu. Daha sonra başka kentlerde de kapsamlı tescil ve sit tanımlama çalışmaları yapıldı. Bazı yerlerde tescil kararlarının özel mülke müdahale olduğu ileri sürülerek, alınan sit kararları tepkiyle karşılandı. İtirazların etkisiyle bazı kentlerde belirlenen sit alanları daraltıldı. Halkın bakım onarım için gerekli maddi kaynaklara sahip olmaması, geleneksel malzemeleri temin zorluğu, teknik kadroların yetersizliği onarımların istenilen düzeyde gerçekleşmesini engelleyen etkenler. Bu amaçla eğitim verilmesi, geleneksel ahşap ustalarının yetiştirilmesi için çaba gösterildi. Cumalıkızık’ta olduğu gibi, bazı önemli alanlarda koruma projelerinin kamu kaynaklarıyla gerçekleştirilmesi, kayıpların azaltılması, çevrenin genel etkisinin iyileştirilmesi açısından olumlu sonuçlar verdi.

Tescil çalışmalarından sonra yapılması gereken Koruma Amaçlı İmar Planları (KAİP), titiz çalışmalar gerektirmektedir. Bazı kentlerde bu planların hazırlanması geciktiği için, tarihî dokular hasar gördü. Yıkılan konutların, diğer tarihî yapıların yerini yeni yapılar aldı. Koruma yasasında yapılan değişiklikler, yenileme alanı ilanı gibi düzenlemeler de sağlıklı bir kentsel korumaya darbe vuran müdahaleler olarak devreye girdi.

Koruma Eğitimi

Koruma uygulamalarının çağdaş koruma kurallarına uygun ve bilimsel yöntemlerle yapılabilmesi için gereksinilen eğitimli kadroların yetiştirilmesi için lisans düzeyinde verilen bilgiler yeterli olmadığından yüksek lisans programları açıldı. İlk olarak 1964’te Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Prof. Dr. Cevat Erder başkanlığında koruma alanında eğitimli mimarlar yetiştirilmeye başlandı. Daha sonra İstanbul ve İzmir’de de restorasyon yüksek lisans eğitimi programları açıldı. Kuramsal bilgi sunan ve uygulama deneyimi kazandıran dersler, laboratuar çalışmaları, projeler, alan araştırmaları, stajlar yardımıyla mimar ve mühendisler disiplinlerarası çalışma alışkanlığı edindi. Böylece, sorunlarla karşılaştıklarında, onları kavramak ve çözümlemekte zorluk çekmediler. Ayrıca birçok üniversitede konservatör yetiştirmeye yönelik önlisans ve lisans düzeyinde eğitimler verilmeye başlandı. Bu gelişmeler sonucunda, malzeme konservasyonu, yüzey temizliği uygulamalarını yapacak eğitimli kadrolar yetiştirildi.

Dünya Mirası ve Türkiye

Türkiye 1983 yılında Dünya Mirası Sözleşmesi’ni kabul etti ve ondan sonra evrensel değer taşıyan anıt ve sitlerini Dünya Mirası Listesi’ne önermeye başladı. İlk aday gösterilen ve Dünya Mirası Listesi’ne giren kültür varlıklarımız İstanbul, Göreme ve Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası oldu. Tarihî Alanları 1985’te Dünya Mirası Listesi’ne giren İstanbul’un o sırada sit olarak yasal koruma altında bulunan dört sit alanının -Arkeolojik Park, Süleymaniye, Zeyrek ve Kara Surları- evrensel değerlerinin korunması için Kültür Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından çalışmalar yürütüldü. İstanbul, çok katmanlı yapısı ve eşsiz kültür varlıklarıyla özenle korunması gereken bir tarihî kent. Ancak Süleymaniye ve Zeyrek alanlarındaki tarihî mahallelerin 1985’de sahip olduğu değerlerin korunması, yeterli ilgi ve özen gösterilmediği için istenilen düzeyde sağlanamadı. Özel mülkiyette olan kültür varlıklarının bakım onarımına kamu kaynaklarından teknik ve parasal destek sağlanamaması nedeniyle kayıplar arttı. Süleymaniye ve Zeyrek’in Dünya Mirası oldukları zaman sahip oldukları ahşap evlerin kimi yandı, yıkıldı, kimi kötü onarımlarla özgünlüğünü yitirdi. Son yıllarda yerel yönetimlerin korumaya kaynak aktarması, KUDEB’ler kurarak geleneksel yöntemleri bilen ahşap ustaları yetiştirmek için eğitim verilmesi, Süleymaniye ve Zeyrek’te ahşap evlerin korunmasına destek sağladı. Ayrıca emlak vergilerine ek olarak, kültür varlıklarının onarımına harcanmak üzere kentlilerden emlak vergilerine ek olarak alınan % 10 tutarla oluşturulan koruma fonuyla Valilikte kültür varlıklarına tahsis edilen bir kaynak oluştu. Kültür Varlıklarını Koruma Fonu’nun kamu ve özel mülkiyetteki kültür varlıklarının onarımlarına katkısı olumlu bir gelişme.

Dünya Mirası Listesi’ne giren diğer anıt ve sitlerimizde de sorunlar bulunuyor. Göreme, Efes, Nemrut Dağı, Hierapolis gibi arkeolojik sitlerin ziyaretçi yönetimi, sürekli bakım sorunları kaynak ve kadro ile kısıtlanıyor. Bursa, Diyarbakır, Edirne gibi tarihî kentlerde yerel yönetimler, Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi mülk sahibi kuruluşlar, değerli alanların, anıtların sürekli bakımla ayakta tutulması, iyi yönetilmesi için çaba gösteriyor. ÇEKÜL, TAÇ Vakfı gibi sivil kuruluşlar yayınlar yaparak, kurslar, toplantılar düzenleyerek halkın bilinçlendirilmesi, daha iyi uygulamalar yapılması için girişimlerde bulunuyor.

 

Bu icerik 859 defa görüntülenmiştir.