432
TEMMUZ-AĞUSTOS 2023
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
TEHDİT ALTINDAKİ KÜLTÜR MİRASI

Balaban, Yeniden…

Zeynep Eres, Doç. Dr., İTÜ Mimarlık Bölümü

Mimarlık’ın 2019 yılında çıkan 406. sayısında günümüzde Malatya Darende’ye bağlı mahalle durumundaki Balaban kasabasının kerpiç yapılarının şiirsel güzelliğine dikkat çekmiş ve yerleşimin yaşadığı büyük koruma sorunlarını tanımlamıştık. İlgisizlik, bakımsızlık, yanlış imar uygulamaları, kerpiç ustalığının kalmamış olması, yerleşimin sit tescilinin olması… Hayatın olağan akışı içinde bilimsel bakış açısıyla sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde burada kısaca değindiğimiz sorunlar, 6 Şubat Depremleriyle bambaşka bir boyuta geçti. 2011 ve 2016’da belgeleme çalışmaları gerçekleştirdiğimiz Balaban’ı 2 Nisan 2023’de ziyaret ettiğimizde, karşılaştığımız manzara tüm sözlerimizi, yazılarımızı anlamsız bıraktı. 2011’de Balaban’ı ilk ziyaretimizde; geçmişte birbirine eklemlenerek kurulan kerpiç evlerin dar eğrisel sokakları adeta bir iç mekâna dönüştürecek şekilde sınırlandırırken, iç kısımlarda yer alan avluların insanların nefes alma mekânını oluşturduğu bir dokuyu duyumsamıştık. Henüz terk edilmemiş yaşamın sürdüğü yapılar sıva onarımlarıyla zamana dayanıyor, üstlerine eklemlenen oluklu levhalardan oluşan çatı örtüleri pek estetik görünmeseler de yapıların toprak damını yağmurdan koruyor, ömürlerini uzatıyordu. 2016’da İTÜ Restorasyon Programı ekibi olarak belgeleme çalışmaları yaptığımız Balaban, 5 yıl içinde biraz daha hasarlı hale gelmiş olsa da, bir tepenin üzerinde yüksek kerpiç duvarlı görkemli konaklarıyla “kaleli kent” imgesini sürdürüyordu. Özellikle yerleşimin kuzeybatı sınırındaki kerpiç konaklar, Balaban’ın ileri gelenlerine ait, büyük ve çok işlevli karmaşık mimari kurgunun yanı sıra nitelikli malzeme ve işçiliğiyle de dikkati çekiyordu. Çoktan terk edilmiş, uzun yıllardır bakım onarım yapılmayan bu yapılar, ustalardan çıraklara kuşaktan kuşağa aktarılan yüzyıllarca yıllık bilgi ve deneyimin yıkılmaz anıtları gibi yine de sağlam ve ayaktaydılar. 6 Şubat depremleri nedeniyle Balaban’ın çok sayıda kerpiç evi yerle yeksan oldu. Evlerin 6-7 metre yüksekliğe varan yığma kerpiç duvarları içe ya da dışa patlarcasına yıkılıp dar sokakları kapatmış, komşu evler birbirine karışarak tanınmaz moloz yığınlarına dönüşmüştü. Yerleşmenin doğusundan geçen yeni otoyoldan iç kesimlere doğru girildiğinde bu hazin görüntüler bizlere eşlik etti. İlginç olan arada kısmen sağlamlığını koruyan kerpiç evlerle karşılaşmış olmamızdı. Yerleşmenin kuzeybatı sınırına vardığımızda ise 2016 yılında belgelediğimiz bey konaklarının beden duvarlarının olanca görkemiyle ayakta durduğunu görmek küçük bir mutluluk oldu bizler için. Ancak bu yapıların komşuluğundaki bazı kerpiç yapıların bütünüyle yıkılmış olması da geleneksel mimarinin depremle ilişkisini düşünürken pek çok parametrenin göz önüne alınması gerektiğini ortaya koyuyordu. Geleneksel malzeme ve yapım sistemlerine ilişkin genel geçer söylemlerin Balaban’ın kerpiç evlerinde gözlemlenen hasar ve yıkımları açıklamak için hiç de yeterli olmadığı açıktı. Balaban’da bizi sarsan bir diğer konu ise 2020’de sit olarak tescil edilmiş olan yerleşimde yerel halkın büyük tepkisiydi… Bir yandan tescil sonrası yapılara rutin bakım onarım yapabilmek için uzun izin süreçlerinin gerekmesi, toprak damı korumak için oluklu levha ile çatı örtüsü yapımına izin verilmemesi ve esas olarak da deprem sonrası ağır hasarlı yapıların yarattığı can güvenliği sorunlarının ortada asılı kalması, kendi inisiyatifleri ile bir şey yapamamak ama bu zor koşullarda Kütür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin de “dokunmayın” demekten öte destek olamaması, Balabanlılarda doğup büyüdükleri, yaşamlarını geçirdikleri, ata toprağı yapılı çevreye karşı büyük bir tepki yumağı oluşturmuştu. Bu da bize tescil süreçlerinde ve sonrasında yalnız kültür varlığı değeri olan yapıları değil yerel toplumun bizatihi kendisini de kapsayan ve önemseyen bir yaklaşımın, diğer bir deyişle varlıkla onu yaratan kültürün temsilcisi insanların birlikte gözetilmesi gerektiğini tekrar hatırlattı. Özetle Balaban’ın şiirsel kerpiç mimarlığı ve kullanıcıları acil ilgi ve destek bekliyorlar. Mimar olarak bizlerin harap ya da yıkık durumdaki yapıları çok ayrıntılı belgeleyerek ve inceleyerek hem yıkım nedenlerini hem de yeniden yapımlarda nelere dikkat edilmesi gerektiğini tanımlamamız gerekiyor, bir yandan da gönlü yaralı Balabanlıları tekrar kazanmamız gerekiyor…

Bu icerik 711 defa görüntülenmiştir.