MİMARLIK
360
TEMMUZ-AĞUSTOS 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Siena ve Palio
    Feride Pınar Arabacıoğlu, Arş. Gör. Dr., YTÜ Mimarlık Bölümü
    Burçin Cem Arabacıoğlu, Doç. Dr., MSGSÜ İç Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
KENTLEŞME

ŞARK ŞEHRİNİN UYANIŞI: Nakş-ı Cihan Meydanı’nın İnşası ve Şehircilikte İsfahan Ekolu

Hossein Sadri, Öğr. Gör. Dr., Girne Amerikan Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

İsfahan'ın merkezinde Safaviler'den kalma önemli saray ve camilerle çevrili “İmam Meydanı” olarak da anılan meydan, UNESCO'nun Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Nakş-ı Cihan Meydanı’nın ortaya çıkmasında etkin olan İsfahan ekolünün temel amacının, bilimi, sanatı, yeni ideoloji ve kültürü, politik anlayışı, kentleşmeyi ve ekonomik gücü yaygınlaştırmak olduğu belirtiliyor. Yazar, bu düşüncenin kentsel mekândaki temsili olan meydanın ortaya çıkışını bu arka planı ile aktarıyor.

Nakş-ı Cihan Meydanı’nın Safevi döneminde (1598-1629) inşasıyla, İran’da şehircilik yeni bir teoriyle karşılaşmıştır. Safeviler dönemine kadar kendi hiyerarşik yapısını koruyan ve erk-kent modeli üzerinden gelişen şehircilik modeli, bu meydanın yapımından sonra mekânsal dizge modeline dönüşmüştür. Bu yeni model şehri bir bütün olarak ele alıp, kentsel mekânları toplumsal, kültürel, politik ve ekonomik hayatın gerçekleşmesi için yeniden düzenlemiştir. Şehir bütünlüğü ve binalar arasındaki ağı temel alan bu düşünce şehircilikte “İsfahan ekolü” olarak adlandırılmıştır. İsfahan ekolünün felsefi uzantıları İran’da Şii düşüncenin tasavvufi yorumlarının yaygınlaştırılmasında etkin olmuştur.

İsfahan ekolü, ressamlık ve diğer sanat dallarında, politik ve ideolojik düşünce biçimlerinde ve diğer alanlarda insanın daha önem kazanması ve merkeze konulmasına sebep olmuştur. Bu nedenle de İsfahan ekolünü bir Şark uyanışı 1 olarak ele almak mümkündür. (Resim 1)

İRAN’DA TASAVVUFUN YÜKSELİŞİ VE İSFAHAN EKOLÜ

İran’da tasavvufun yükselişinin nedenlerini, Selçukluların (MS 11. ve 12. yüzyıl) ve çeşitli Moğol hanedanların (MS 13.-16. yüzyıl) iktidar dönemlerinde aramak gerekir. Selçuklular döneminde, şafii sünni Müslümanlığın şii ve diğer tasavvufi düşüncelere yaptığı baskılar, bu düşüncelerin yeraltına yönelmesine ve kendilerini felsefi olarak güçlendirmelerine neden olmuştur. Tasavvufun güçlenerek yeniden ortaya çıkışında ise, Moğollar dönemindeki düzensizlik ve merkezî hükümetin olmayışı etkin olmuştur. Zira bu dönemde çeşitli mezhebi inançlar durumdan faydalanarak kendilerini tanıtmaya zaman bulmuşlardı.

Böylelikle Safeviler, Araplar ve Osmanlıların dini inançlarının alternatifi sayılan şii inancı, resmî din olarak ilan ederek, İslam sonrasında İran’ın büyük ideali olan milli kimliği geri kazanma şansını buldular. Safeviler bu tasavvufi düşünceyi yaygınlaştırarak, insan ve tanrı, insan ve insan, insan ve doğa ilişkilerini yeniden düzenlediler. İsfahan ekolü olarak bilinen bu tasavvufi şii düşüncenin temel kavramı, dünyanın bütünlüğü ve bu bütünlük içerisinde insanın yeridir. Dünyayı bir bütün olarak algılayan bu ekole göre varlığın her parçası, bu bütünün bir göstergesidir ve o bütünün bütünleşmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. İnsanın değer kazanması da bu bütünün bir parçası olmasından, tasavvuf düşüncesine göre tanrıyı yansıtmasından kaynaklanmaktaydı. Bu düşünce biçimi, tasavvufi yorumlara dayanarak, İslam’dan yeni bir anlama biçimi ortaya koydu. Bu yeni anlama biçimine göre, şiirde, resimde, hat ve halı sanatında ve hatta politik düşünce biçiminde büyük değişiklere yol açtı. Örneğin yapılan resimlerde insan figürünün temsil edilmesi bu döneme özgüdür, zira bundan önceki İslami iktidarlar insanın resmedilmesine İslam düşüncesindeki yasaklar nedeniyle izin vermemekteydi.2 İsfahan ekolü İslam düşüncesini İranlılaştırmada ve onu İran’ın geleneksel düşünceleriyle birleştirmede önemli bir yer aldı. Felsefe, sanat, mimarlık, şehircilik ve hükümet anlayışındaki reformlar nedeniyle bir Şark uyanışı olarak algılanan bu düşünce doğrultusunda Safeviler, hükümette de bir bütünlük sağlama çabasında bulundular. İran’ın çeşitli bölgelerini tekrar biraraya getirerek ve aynı sınırlarda toplayarak, bir merkezî hükümet tarafından yönetilmelerini sağladılar. Bunu yapabilmek için de Safeviler mutlak mülkiyet hakkını hükümete verip, onu korumak için daimi bir askerî düzen ve geniş bir divan oluşturdular. Bu yeni düzen içerisinde ülkenin bütün eyaletlerinde tüm mülkiyetler yerli iktidarlar, aşiretler ve hanedanlardan alınıp, hükümet tarafından görevlendirilen kişilere verildi. Askerî güçler Osmanlılara karşı sınırları korumakla birlikte, ticaret güvenliğini oluşturdular. Ayrıca Safeviler ticaretin gelişimi için ülkedeki ana yolların hepsini yeniden inşa edip, bütün ticaret ve zanaatları divan tarafından denetlediler. Ülke ekonomisinin ticaret yoluyla gelişimi için şehirler tekrar önem kazandı ve şehirlerin gelişimini sağlamak için su kanalları, kervansaraylar, su depoları ve yeni yerleşkeler gibi alt yapılar inşa edildi.

ŞEHİRCİLİKTE İSFAHAN EKOLÜ VE ŞARK ŞEHRİNİN UYANIŞI

İran şehirlerinin tarihî evriminde şehirlerin ana strüktürünü oluşturan ve şehirleri iktidar hiyerarşisi doğrultusunda adeta bir kale gibi şekillendiren erk-kent modeli, bu dönemde yerini hükümet meydanına bıraktı. Böylelikle şehir, hiyerarşik bir yapıdan (Resim 1) mekânsal bir dizge şekline dönüştü. (Resim 2, 3)

Safeviler döneminde ticaret, hükümet ve din reformlarının etkisiyle şehirler çok önem kazandılar. Bu nedenle de İsfahan ekolünün bir uzantısı olarak kentsel reformlar gerçekleşti. Bu reformları 6 başlıkta özetlemek mümkündür:

1. Şehirlerde kentsel plana göre tasarım ve gelişimlerin uygulanması;

2. Kentsel yönün önem kazanması;

3. Ulaşım yollarının yeniden yapılması ve onarılması;

4. Tarihî bölgeleri koruyarak ve yeni bölgeler ekleyerek kentlerde gelişimlerin gerçekleştirilmesi;

5. Doğaya önem verilmesi, bulvarlar ve bahçelerin inşa edilmesi;

6. Hepsinden daha da önemlisi, şehirlerin merkezinde geniş ve önemli fonksiyonları barındıran kapsamlı bir meydanın inşa edilmesi.

İran şehircilik tarihinde, Safeviler döneminde, ilk kez ve ciddi biçimde kentsel gelişmeler kentsel planlara göre yapılmıştır. Kazvin’in gelişiminin 11 yıl, İsfahan’ın gelişiminin 25 yıl sürmesi buradan kaynaklanmaktadır. Kentsel planın önem kazanmasına ek olarak, İsfahan ekolünün şehirciliğinde iklim, güneş ışığı, rüzgâr yönü ve diğer doğal koşullar gözönünde bulundurularak ve dönemin tüm bilimsel gelişmelerinden faydalanılarak, kentlerin yönü yeniden düzenlenmiştir. Bu dönemde inşa edilen yapılar, caddeler, meydanlar vd. kentlerin iklimsel yönüne göre yapılmıştır. Örneğin İsfahan’daki Nakş-ı Cihan Meydanı’nın yönü, İsfahan’ın iklimsel koşulları dikkate alınarak inşa edildi. Bu yeni yön, kentin eski yönünden ve daha da önemlisi Kıble yönünden farklıydı. Bu nedenle de Nakş-ı Cihan Meydanı’nın yönü ve meydanın köşesindeki caminin yönü arasındaki farkı hissettirmemek için, mimari tasarım değeri taşıyan ve bir örnek oluşturan giriş bölümü tasarlanmıştır. (Resim 4)

Hükümetin ekonomi politikasının ticaret yönünde değişimiyle birlikte, bu dönemde, yollara önem verildi. Safeviler şehir içinde ve şehirlerarası mevcut yolların hepsini onarmakla birlikte, ticaret kervanları için şehirlerde çevre yolları inşa ettiler. Yolların daha işlek hale gelmesi için yolların onarılması ve inşasına ek olarak, bu dönemde İran’ın çeşitli yerlerinde önemli köprüler inşa edildi.

Safevi döneminde şehirlerin gelişimlerinde dikkat çeken bir diğer nokta ise, kentlerin tarihî bölgelerde değil, tarihî bölgelerin bitiş noktalarında gelişmeleridir. Böylelikle şehirler eski bölgelerine dokunulmadan gelişmişlerdir. Örneğin İsfahan’ın gelişiminde Selçuklular dönemine ait olan kent tamamen korunarak, Bağ-i Şahi denilen yerlerde, yani eski kentin dışarısında yer alan bir bölgede, yeni kent inşa edilmiştir. Böylelikle kentte “eski cami”, “yeni cami”, “eski meydan” ve “yeni meydan” kavramları ortaya çıkmıştır. İsfahan ekolü, bu eski ve yeni bölgeler arasında ilişki kurmak için çarşıyı kullanmıştır. Böylelikle eskiler işlevselliklerini kaybetmeden, çarşı vasıtasıyla ve organik bir doku hissi verecek biçimde yenilerle birleştirilmiştir. (Resim 5)

  1.  

Safeviler yeni yollar ve yeni kent merkezleri inşa ederken, kent ve doğa ilişkisini de dikkate aldılar ve bahçe şehirler inşa etmeye çalıştılar. Kazvin, İsfahan ve Tebriz’e bahçe şehir niteliği kazandırmayı amaçladılar. Bunu gerçekleştirmek için de İran bahçelerinin tasarımında antik dönemden itibaren önemli bir kavram olan ve Perdis 3 olarak isimlendirilen Çahar-Bağ modelini kullandılar. Kamusal sokaklara ağaç diktiler ve dönemin Avrupa’sında da olduğu gibi, sadece yürüyüş ve eğlence amaçlı caddeler ve bulvarlar inşa ettiler.

Safeviler döneminde İran kentlerinde caddeler ve bulvarlar, parklar ve bahçeler gibi kamusal mekânların inşasına ek olarak, onlardan daha da önemli bir role sahip olan kent meydanlarının inşasından bahsetmek mümkündür. Bu dönemde, çok büyük bir yüz ölçümüne sahip olan kent meydanlarının inşasıyla, kentlerin ekonomik, kültürel, politik, dini ve sosyal etkinlikleri aynı mekânda barınabilme şansını kazandı. Bu meydanlarda şehir camileri, saraylar ve divana ait yapılar, çarşılar, kervansaraylar ve şehirde yaşayan insanların biraraya gelmesi, bazen spor yapması ve askerî düzenlemeler için geniş bir boş mekân olarak kent meydanı yapıldı. Bu kent meydanlarına örnek olarak, Kazvin’de yapılmış olan Ali-Kapu Meydanı ve İsfahan’daki Nakş-ı Cihan Meydanı’nı gösterebiliriz.4 (Resim 6)

NAKŞ-I CİHAN MEYDANI’NIN İNŞASI

İran geleneksel mimarisinde yedi tür meydandan bahsetmek mümkündür. İşlevlerine göre sınıflandırılan bu meydanlar: Kamusal meydanlar, ticari meydanlar, askerî meydanlar, hükümet meydanları, mahalle meydanları, ulaşım meydanları ve spor meydanlarıdır.5 Bu meydanlar, genellikle çevresi kapalı bir alan gibi değil, farklı fonksiyonlar için ayrılmış boş alanlar olarak tanımlanmışlar. Bu nedenle de meydanların oluşumu için herhangi bir tasarım, planlama, yapım ve inşaat söz konusu olmamıştır.

İran’da ilk planlanan meydanın tarihi ise, Akkoyunlular dönemine uzanır. 15. yüzyılda Uzun Hasan’ın Tebriz’de inşa ettiği Meydan-i Hasan Padişah, İran’da modern anlamda yapılmış ilk meydandır. 1470’lerde yapılmış olan bu meydanın etrafında cami, ali-kapu (saray ve divan) hastane, çarşının giriş kapısı ve bazı zanaat yapıları inşa edilmiştir. Safevi devletini kuran öncü sultanların Uzun Hasan Sarayı’nda bulunmalarından dolayı, ilk ideal kent düşüncelerini Akkoyunlu Sarayı’nda üretmiş oldukları düşünülmektedir.6

Safevilerin ilk padişahlarından sayılan, Şah Tahmasp döneminde başkentin Kazvin’e taşınmasıyla, inşaatı 11 yıl süren Ali-Kapu Meydanı, Safevi döneminde yapılan ilk meydandır. Bu meydanın inşasıyla birlikte, çevresinde ağaçlandırma yapılmış olan cadde kavramı ilk kez İran’da ortaya çıkmıştır. Kazvin’in Ali-Kapu Meydanı ve Tebriz’in Hasan Padişah Meydanı, Nakş-ı Cihan Meydanı’nın inşası için birer altyapı oluşturmuş ve bir model olarak kullanılmışlardır. Bu model Nakş-ı Cihan Meydanı’nda kendi evrimini gerçekleştirdikten sonra, İran’ın birçok kentinde ve hatta mahallesinde kullanılmıştır. (Resim 7)

Safevilerin iktidarlı padişahı olarak bilinen Şah Abbas’ın iktidara gelmesiyle birlikte, çeşitli askerî ve güvenlik, ticari ve ekonomik, politik ve hatta ideolojik nedenlerle başkent, Kazvin’den İsfahan’a taşınmıştır. İsfahan’ın Osmanlı sınırlarından uzak olması, İran’ın merkezinde yer alması, zengin tarım topraklarına sahip olması, Kum ve Kaşan gibi mezhebi şehirlere yakın olması, Baharat ve İpek yolları üzerinde yer alması ve çeşitli etnik ve dini grupları barındırması, bu şehrin başkent olarak seçilmesine neden olmuştur.7

Şah Abbas’ın 42 yıl süren hükümeti döneminde, 25 yıllık bir planlama süresi içerisinde İsfahan kenti yeniden inşa edilip gelişmiştir.8 Bu planlamada İsfahan’a yeni bir yön belirlenip, bu yönü vurgulamak için geniş ve uzun bir cadde inşa edilmiştir. Bulvar niteliğinde olan ve her iki tarafı ve ortası ağaçlandırılan bu cadde, Çahar-Bağ olarak adlandırılmıştır ve İsfahan’ın tarihî dokusunu ve eski kentini yeni kente bağlamıştır.

Bu dönemde, İsfahan’ın gelişmesine neden olan bir diğer konu, Ermenilerin İsfahan’a yerleştirilmesidir. Ticaret alanında önde giden Ermeniler yerlerinden edilerek, özellikle Culfa’dan İsfahan’a kaydırılmışlardır. Böylelikle bir taraftan kentin ticari ve ekonomik yapısının gelişimine destek sağlanmış, diğer taraftan şehirde bulunan etnik ve dini gruplar daha da çeşitlenmiştir. Yeni nüfus için şehrin güneybatısında Culfa Mahallesi inşa edilmiş ve Çahar-Bağ Caddesi, Si-o-Se Pol Köprüsü ile bu mahalleye bağlanmıştır.

Bu yeni cadde ayrıca şehirde yaşayan diğer etnik grupların yerleşkelerini de birbirinden ayırıp, onların yaşadıkları bölgeleri yeniden tanımlamıştır. Gelişmiş İsfahan kentinin ortasından geçen Zayendeh-Rud nehrinin, Çahar-Bağ Caddesi’yle çapraz olarak kesiştiği nokta olan Si-o-Se Pol Köprüsü’ne göre, Yahudiler ve Müslümanlar kuzeydoğuda, divanda çalışanlar ve hükümet görevlileri kuzeybatıda, Ermeniler güneybatıda ve Zerdüştiler güneydoğuda kalmıştır.9 (Resim 8)

Bu caddenin inşasıyla rasyonel ve organik plan anlayışı biraraya getirilmiş, kentin eski ve tarihî bölümleri ile yeni bölümleri arasında bir bağ kurulmuştur. Böylelikle kentin gelişim yönü güneye doğru kaydırılarak, tarihî bölgelerin değişimlerden korunması amaçlanmıştır. (Resim 9)

İsfahan kentsel değişim projesinin ikinci önemli aşaması olarak Nakş-ı Cihan Meydanı, eski çarşının bitiş noktasında ve Çahar-Bağ Caddesi’nin doğusunda inşa edilmiştir. Bu meydan ana ulaşım yollarının kavşak noktasında inşa edilmiş ve meydanın çevresinde Hükümet Sarayı, şehrin yeni camisi ve şehrin yeni ekonomik kalbi olan yeni çarşı oluşturulmuştur. Bu çarşı, eski çarşının bir uzantısı olarak meydanın çevresinde ve arkasında devam ettirilmiştir. Şah ve halkın buluşma merkezi olarak kullanılan bu meydan, askerî düzenlemeler, spor ve çogan oyunları, ticari etkinlikler, dini törenler, hükümet kararlarının ilan edilmesi, suçluların cezalandırılması gibi çok çeşitli etkinlikleri barındırmasıyla kentin merkezi haline gelmiş ve şehrin kültürel, politik ve toplumsal hayatına büyük katkıda bulunmuştur.

Nakş-ı Cihan Meydanı ve Çahar-Bağ Caddesi’nin inşasıyla kent bir küme şeklinde ele alınmış, sadece yapılar değil onların arasındaki ağ ve ilişki de önem kazanmıştır. Ayrıca bütüncül bir anlayışla tasarlanan bu meydan, kentin bütünlüğü ve birliğini koruyarak, düzensizlikler içinde yeni bir düzen oluşturmuştur. Farklılık ve birlik, bütünlük, denge, basitlik ve karmaşıklık, devamlılık, oran ve orantı kavramlarını yeniden tanımlamıştır.

Mimarlık teorisyeni Prof. M. Mansour Falamaki’nin yazdığı gibi, Nakş-ı Cihan Meydanı’nın inşa edilmesi, şehir ve şehir yönetimi hakkında yeni bir teori olarak ortaya çıkmıştır.10 Bunun en önemli nedeni, meydanın, eski kent biçimlenme modeli olarak bilinen erk-kent modelinde büyük bir değişim yaratmasıdır. Eski modele göre hükümete ait olan bölgeler Dej içerisinde yer almaktadır ve şehir hiyerarşik biçimde, hâkime ait olan mekânlardan, sıradan kentlilere ait olan mekânlara doğru inmektedir. Halbuki, Nakş-ı Cihan Meydanı’yla ortaya çıkan yeni kalıpta, meydan şehrin ağırlık merkezi olarak çalışmaktadır. Bu kalıpta meydan, saray ve hükümete ait yapıları içine almakla birlikte, kentin ekonomik damarı olan çarşıyı ve kültürel ve dini merkezi olan camiyi kapsamaktadır. Ayrıca meydan, kentlilerin toplumsal ve kamusal mekânı olarak ortaya çıkmaktadır.

Prof. Falamaki’ye göre, Nakş-ı Cihan Meydanı’nın ortaya çıkmasındaki düşünce sistemi ve İsfahan ekolü, toplumsal ilişkileri yeniden tanımlamakta, padişahı piramidin en üst noktasına koymakta ve halkı onun güveninde yerleştirmektedir. Bu yeni düşünce biçiminin temel amacı ise, bilimi, sanatı, yeni ideoloji ve kültürü, politik anlayışı, kentleşmeyi ve ekonomik gücü yaygınlaştırmaktır. Çünkü bu düşünceye göre düşünce ve sanatın değeri onun derinliğinde değil, genişliği ve yaygınlığındadır.11

Bu düşünce biçimi sadece şehirciliği değil, felsefe ve ideolojiyi, sanatın çeşitli dallarını, politika ve ekonomiyi de etkileyerek İsfahan ekolünün kuruluşuna neden olmuş; düşüncenin felsefi boyutunda da olduğu gibi kentsel tasarım boyutunda da insana verdiği önem nedeniyle Şarkın Rönesansı olarak nitelendirilmiştir.

 

KAYNAKLAR

Falamaki, M. M. 1992, La Formation de L’Architecture dens les Experiences de L’Iran et des pays de L’Occident, Faza, Tahran.

Falamaki, M. M. 2005, Farabi and Citizenship Process in Iran, Faza, Tahran.

Habibi, M. 2003, De La Cite a La Ville Analyse hıstorique de la conception urbanie et son aspect physique, University of Tehran, Tahran.

Kiani, M.Y. 2000, Iranian Architecture of the Islamic Period, Tahran.

Mahjour, F. 1999 (1378), “Vijegihaye Shahrsazi Dar Shahrhaye Doreye Safaviyeh”, Nashriyeye Pajouheshhaye Joghrafiyayi, sayı:36.

Navai, A. H., Gh. A. 2002, History of Political, Social, Economic and Cultural Transformation of Iran in Safavids Period, Tahran.

Sultanzade, H. 2006, Urban Spaces in the Historical Texture of Iran. Cultural Research Bureau, Tahran.

URL1: http://archnet.org/library/pubdownloader/pdf/6195/doc/DPT0167.pdf (Erişim Tarihi: 19.04.2011)

URL2: http://www.cais-soas.com/CAIS/Images2/Post_Sasanian/Naqsh-e_Jahan_Square.jpg (Erişim Tarihi: 19.04.2011)

URL3: http://www.iranica.com/articles/isfahan-school-of-philosophy (Erişim Tarihi: 19.04.2011)

URL4: http://www.lemaze-studio.com/canvas/351002-1593633.htm (Erişim Tarihi: 19.04.2011)


1 Encylopedia Iranica’da İsfahan Okulu, “Safevi dönemi Şii Rönesansı’nın doruk noktası” olarak tanımlanmaktadır. Bkz. Isfahan School of Philosophy, Encylopedia Iranica. http://www.iranica.com/articles/isfahan-school-of-philosophy

2 Navai, 2002, s.345.

3 “Dört bahçe” anlamına gelen “Perdis” sözcüğü, birçok dilde “cennet” anlamına gelen “Firdevs” ve “Paradise” gibi sözcüklerin de kökünü oluşturmaktadır.

4 Mahjour, 1999.

5 Sultanzade, 2006.

6 Habibi, 2003, s.93.

7 Mahjour, 1999.

8 Kiani, 2000, s.137.

9 Habibi, 2003, s.95.

10 Falamaki, 1992.

11 Falamakı, Prof. M. Mansour. Farabi and Citizenship Process in Iran, Faza, 2005

Bu icerik 4531 defa görüntülenmiştir.