MİMARLIK
360
TEMMUZ-AĞUSTOS 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Siena ve Palio
    Feride Pınar Arabacıoğlu, Arş. Gör. Dr., YTÜ Mimarlık Bölümü
    Burçin Cem Arabacıoğlu, Doç. Dr., MSGSÜ İç Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
YAYIN DEĞERLENDİRME

Türkiye’de Mimarlığın “Meslekleşme” Tarihi Üzerine Temel Bir Çalışma

Arif Şentek , Mimar

Gülsüm Baydar’ın 1988 yılında, Berkeley, Kalifornia Üniversitesi’nde (University ofCalifornia)verdiği doktora tezi, özgün İngilizce adıyla “The Professionalization of the Ottoman-Turkish Architects”, aradan geçen yıllara karşın, konusunda bir temel çalışma olma özelliğini koruyor. Konuya ilişkin, o yıllarda ulaşılabilen belgeleri, daha önce yapılmış çalışmaları titizlikle gözden geçiren ve daha sonraki yıllarda yapılan çalışmalara kaynaklık edecek bu tezin, Türkçeye çevrilerek Mimarlar Odası tarafından yayımlanmasının, meslek literatürümüze önemli bir katkı olarak değerlendirileceğini umuyorum.

TÜRKİYE’DE MİMARLIK MESLEĞİNİN TARİHSEL KURGUSU

Baydar’ın doktora çalışması, Türkiye’de mimarlığın bugünkü anlamıyla bir meslek olarak doğuşunu ve gelişimini anlatıyor. Çalışmanın özgün adına, kelimesi kelimesine çevirirsek, “Osmanlı-Türk Mimarlarında Meslekleşme” diyebiliriz. Burada, “meslekleşme” (professionalization: profesyonelleşme) kavramı önem kazanıyor. Türkçede “profesyonelleşme” sözü, herşeye para gözü ile bakan, yapacağı işin dışında bir şey düşünmeyen insanları çağrıştırdığından, pek sevimli gelmiyor. Günlük dilde fazlaca kullanılmayan “meslekleşme” sözcüğü ise, daha açık ve kolay anlaşılır biçimde bir süreci tanımlıyor ve özellikle toplumbilimciler tarafından kullanılıyor. Baydar, çalışmasında “meslekleşme” sözcüğünü, “Uzmanların piyasa üzerinde topluca bir egemenlik (tekel) kurmaya yönelik hak kazanımı” anlamında kullandığını belirtiyor.

Kuşkusuz diğer mesleklerde olduğu gibi mimarlıkta da edinilen ayrıcalıklı haklarla birlikte, kamuya, işverene, mesleğe karşı sorumluluklar sözkonusu ve bu meslekleşmenin olmazsa olmaz bir koşulu. Öte yandan meslekleşme, ayrıntılı ve derinlemesine üretilmiş bir bilgi temeline dayanmak zorunda. Çoğu kez bu, uzun geçmişi olan ve güncel ortamda gelişimini sürdüren bir akademik birikimi gerektiriyor. Baydar çalışmasında, mimarlık mesleğinde sözkonusu olan haklar, sorumluluklar ve bilgi birikimine ilişkin bir perspektiften Türkiye’deki tarihsel sürece bakıyor. Bu süreç, Osmanlı döneminden, Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ve sonrasına kadar uzanıyor.

OSMANLI MİMARI VE MİMARİ BİLGİNİN KURUMLAŞMASI

Çalışmanın ilk bölümünde, tarihî perspektif içinde “Osmanlı mimarı” anlatılıyor. Osmanlı döneminde mimari bilginin kaynakları ve kapsamı üzerinde duruluyor. Mimarlık mesleğinin kurumsal temeli olarak görülen Hassa Mimarları Ocağı'nın işlevleri, örneklerle özetleniyor. Osmanlı döneminde mimarların mesleği nasıl, hangi koşullar altında uyguladıkları inceleniyor. Böyle bir pespektiften hareketle Osmanlı mimarının prototipi çizilmeye çalışılıyor.

Çalışmada izlenen yöntemin özgün yanı, genellikle tarih çalışmalarında görülen, belgeleme ağırlıklı ve uzunca alıntılarla geliştirilen bir metin yerine, analitik bir yaklaşımla genel çizgilerin belirlenmeye çalışılması. Çalışmanın bir başka dikkat çeken özelliği, incelenen dönemlere ilişkin yerel gelişmelerin, dünyada, özellikle Avrupa’da yaşananlarla paralellikler veya karşıtlıklar kurularak irdelenmesi.

Çalışmanın ikinci bölümünde mimari bilginin gelişimi ve kurumsallaşması, yani eğitim yönü ele alınıyor. İmparatorluğun Hassa Mimarları örgütlenmesi içinde başlayan Osmanlı mimarlık eğitiminde ilk değişikliklerin, 18. yüzyıl sonlarında ordudaki reform girişimlerinin bir parçası olarak gerçekleştiği anlatılıyor. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kuruluş süreci, bu süreç içinde Batıdan gelen etkilenmeler üzerinde duruluyor. (Resim 1) Bu okulun, Osmanlı’da mimarlığın bir güzel sanatlar dalı olarak etkinlik kazanmasındaki yeri vurgulanıyor. Mimarlık eğitiminde bir başka gelişmenin, askerî mühendislik okulu Mühendishane-i Berri-i Hümayun’dan başlayarak Hendese-i Mülkiye’ye geçiş sürecinde nasıl yaşandığı inceleniyor.

Mimari bilginin kurumlaşmasına ilişkin bölümde, Osmanlı döneminde mimarlıkla ilgili ilk yayınlara da değiniliyor ve Cumhuriyet dönemi ile birlikte, mimarlık eğitiminde modernist yaklaşımın etkin duruma gelişi anlatılıyor. Ülke genelinde gerçekleştirilen “Batılılaşma”ya yönelik reformlar ile mimarlıktaki “modernist” eğilimlerin ve aynı dönemlerdeki “ulusalcı” akımın ilişkisi tartışılıyor. Çalışmanın bu bölümünde, Avrupa’dan gelen yabancı mimar / öğretim üyelerinin çağdaş Türkiye mimarlığının oluşumundaki etkileri de inceleniyor.

MESLEKLEŞMENİN KURUCU ÖĞELERİ

Çalışmanın üçüncü bölümü, “Meslekleşmenin Kurucu Öğeleri” başlığını taşıyor ve bu bölümde Meşrutiyet dönemi ile birlikte başlayan, Cumhuriyet döneminde giderek gelişen, mimarlığın kendini ispatlama, tanınma süreci ele alınıyor. Bu süreçte mimarlık meslek örgütlerinin yüklendiği görev, İkinci Meşrutiyet’in ilânından hemen sonra 1908’de kurulan Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti’nden başlanarak anlatılıyor. Osmanlı Sanatçılar Cemiyeti, Güzel Sanatlar Birliği ve Türk Mimarlar Cemiyeti çalışmaları üzerinden meslekleşmeyi geliştiren girişimler, özellikle mimar olmayanların, örneğin inşaat kalfalarının meslek alanına müdahalesi ve yabancı mimarların istihdamına karşı verilen mücadeleler üzerinde duruluyor.

Baydar’ın değindiği belgelerden biri, 1941 yılında Arkitekt dergisinde yayımlanan “Yüksek Mühendislik ve Yüksek Mimarlık Kanunu Projesi”. Bu kanun taslağı, 50 yıl sonra 1990’larda Mimarlar Odası’nda geniş tartışmalara neden olan “Mimarlık Meslek Yasası” taslağı ile önemli benzerlikler taşıyor. Baydar’ın çalışmasında, özellikle geçen yüzyılın ilk yarısında Türkiye’de mimarların, kendi kimliklerini arama, oluşturma, mesleğin sınırlarını belirleme, mesleğin toplumca ve yasal anlamda tanınması için yürüttükleri eylem ve geliştirdikleri söylemin ana çizgilerini rahatça izliyorsunuz. Böyle bir ortamda meslekle ilişkili medyanın, yani mimarlık dergilerinin işlevini, o dönemin Arkitekt, Yapı ve Mimarlık dergilerinden, Baydar’ın seçerek yaptığı alıntılardan okuyabiliyorsunuz.

YAPI UYGULAMASINDA MİMARLAR: TARİHSEL GELİŞİM

Baydar, son bölümde, yapı uygulamasında mimarların konumundaki tarihsel gelişimi, Balyan sülalesi ve saray mimarlarından başlayarak anlatıyor. 19. yüzyıl sonlarına doğru Osmanlı bürokrasisinde yaşanan köklü değişikliklerle birlikte kamu kesiminde mimarlık artık Nafia Vekaleti ve illerdeki belediye yapılanması içinde uygulanmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra mimarlık, artık bir özel girişim konusu olarak da gelişim göstermektedir. Yabancı mimarların özellikle İstanbul’daki belirli yapıların yapımı için Türkiye’ye gelmesi bu dönemlerde yaygınlık kazanmıştır. Baydar, bu gelişmelerin belirgin özelliklerini, devlet arşivindeki belgelerden ve dönemin gazeteleri ile diğer yazılı kaynaklardan yararlanarak ortaya koyuyor. (Resim 2)

Baydar, geçtiğimiz yüzyılın ilk 15-20 yılında, “ulusal mimarlık hareketi” içinde yetişen ve önemli bir bölümü kamu kesimindeki yapı etkinliği içinde çalışan yeni kuşak Osmanlı mimarlarının, artık kendinden öncekiler gibi “isimsiz” olmadığını belirtiyor. Bu kuşaktan, Kemalettin Bey, Vedat Bey, Muzaffer Bey örnekleri üzerinden bir dönem okuması yapıyor. Baydar, Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkedeki yapı etkinlikleri içinde mimarlık meslek uygulamasını incelerken iki mimarın, Arif Hikmet Koyunoğlu ve Nihat Nigisberk’in anılarından yararlanıyor. (Resim 3,4) Özellikle Koyunoğlu’nun anıları, Cumhuriyet Ankara’sının doğuşunda mimarların ve mimarlığın konumunu anlama açısından önemli ipuçları veriyor.

ÖZEL MİMARLIK BÜROLARI VE BİRİNCİ YAPI KONGRESİ

Bugünkü anlamıyla özel mimarlık büroları, özellikle kamu kesimine proje üreten bürolar, Cumhuriyetin daha sonraki yıllarında 1930’larda oluşmaya başlıyor. Özel bürolar tarafından kamu kesimine verilen hizmet, başlangıcından itibaren çatışmalı, tartışmalı bir ortamda yürütülmüş. Baydar çalışmasında, günümüzde de izlerini görebileceğimiz bu çatışmaların ana çizgilerini, mimarların özellikle dergilerde dile getirdikleri kendi söylemlerinden yaptığı alıntılarla veriyor. Baydar’ın bu gelişimi incelerken yararlandığı önemli kaynaklardan biri de 1946 yılında yapılan Birinci Yapı Kongresi.

Bayındırlık Bakanlığı tarafından düzenlenen Birinci Yapı Kongresi, mimarların ürünüdür diyebiliriz. Böyle bir kongrenin yapılması, mimarlar tarafından önerilmiş, kongre hazırlıkları mimarların geniş katılımıyla birkaç yıl süren, hatta savaş koşullarında yürütülen ayrıntılı çalışmalarla oluşturulmuştur. Meslek ortamında etkin konumda bulunan mimarların neredeyse tamamının büyük beklentilerle katıldığı bu kongreden mimarlar pek de umutlu ayrılmamışlardır. Türkiye’de siyasal ve ekonomik rejimin tam kırılma noktasına denk gelen bu kongrenin, dönemin söylemlerini belgeleyen birikimleri, daha sonraki yıllarda meslek ortamında pek değerlendirilmemiştir. Baydar’ın kongre belgeleri üzerinden yaptığı yorumlamalar bu açıdan da önem taşıyor.

YARIŞMALAR VE ÖZETLE SON BİRKAÇ SÖZ

Baydar, çalışmasının son bölümünde, mimari proje yarışmaları ile meslekleşme ilişkisini, tarihsel gelişimi içinde inceliyor. İstanbul’da yapılacak “Kırım’ı Anma Kilisesi” için 1869’da ‘dışarıda’ açılan yarışma ve benzeri şekilde 1916’da düzenlenen “Türk-Alman Dostluk Evi” yarışmasından itibaren bu konuda yaşanan gelişmelere ilişkin yorumları bulabiliyoruz. (Resim 5-7) Anlatılanlar, yarışma kültürünün de Batıdan aktarıldığını, hatta ilk yarışmaların bütünüyle yabancı mimarlar arasında yapılmış olduğunu belgeliyor. Yarışmalar da çatışmasız bir süreç değil, mimarların yarışmalara ilişkin eleştiri ve önerileri 1930’larda başlamış.

Burada, Gülsüm Baydar’ın 1988’de yaptığı ve yakın zamanda Mimarlar Odası tarafından yayımlanacak çalışmasını, bazı kişisel görüşlerimle birlikte kısaca sizlere tanıtmaya çalıştım. Öncelikle Baydar’ın bu çalışmayı yaptığı yıllardaki koşulları dikkate almanızı öneririm. İnternetin kullanılmadığı, bilgisayarın yaygın olmadığı o yıllarda tarihsel belgelere dayanan bir araştırma yapmanın sıkıntılarını, örneğin TC Başbakanlık Arşivleri’nde çalışmanın ne kadar sabır gerektirdiğini herhalde takdir edersiniz. Bu nedenle de Baydar’ın çalışması ayrıca övgüyü hakediyor.

“Meslekleşme” açısından Türkiye mimarlığını ilk kez bu çalışmasıyla Baydar’ın ele almış olduğunu sanıyorum. Baydar konuyu, saygın bir üniversitenin onayından geçen, çok ölçülü bir doktora çalışması formatında başarıyla inceliyor. Daha sonraki yıllarda bu alanda yapılan diğer özgün çalışmalarla birlikte bu yayının da meslektaşlar arasında ilgiyle karşılanacağını umarım.

Bu icerik 3354 defa görüntülenmiştir.