369
OCAK-ŞUBAT 2013
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • MİMARLIK Dergisinin Elli Yıllık Birikimi
    Ali Artun, 1975-1980 arasında Mimarlar Odası'nda Araştırma Sekreteri, Yayın Komitesi Üyesi, Genel Sekreter. Galeri Nev Kurucusu. İletişim Yayınları Sanathayat Dizisi Editörü

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

Tipik Bir Apartmanın Matematiği: Ada Apartmanı

Berin F. Gür, Doç. Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

Bostancı’da tipik bir apartman dokusu içinde köşe parselde konumlanan Ada Apartmanı, 2012 Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’nde “Yapı Dalı” ödül adayı idi. Kentlerin sıradan konut alanlarının fiziksel dokusunu oluşturan tek parsel ölçeğinde yerleşen yapıyı, Colin Rowe’un “ideal” tanımının karşıtı olarak “tipik” kavramı çerçevesinde değerlendiren yazar, yapının kodlarını çözümlüyor.

Can Çinici’nin Ada Apartmanı’nın (1)  “matematiğini” anlamak üzerine olan bu yazı, onu biçimlendiren ilkeleri, bileşenleri ve aralarındaki ilişkileri tartışarak somutlaştırmayı amaçlar. Burada, “matematik” kelimesi, Colin Rowe’un “Mathematics of the Ideal Villa”(2) (İdeal Villa’nın Matematiği) başlıklı makalesine gönderme yapılarak bilinçli kullanılmıştır.

Rowe makalesinde, Palladio ve Le Corbusier’nin iki evini, Villa Foscari (Malcontenta, 1550) ve Villa Stein’ı (Garches, 1927) karşılaştırır. Rowe, 16. yüzyılın “ideal yaşamı” için model kabul edilen Palladio’nun “ideal villa”sındaki mimari kompozisyonunun “matematiğini”; üçlü mekânsal bölünmenin (tripartite division) mantığını, “oranlarını” ve “ritmini” Le Corbusier’nin “yaşamak için makina” olarak tanımladığı erken 20. yüzyıl evinin, Villa Stein’ın matematiği ile ilişkilendirir. Burada, benim için öncelikli konu bu ilişkilendirmeden ziyade, inşa edildikleri dönemin değerleri çerçevesinde, mimari tutum ve söylemleriyle ayrıcalıklı bir konuma sahip olan bu yapıların “matematiği” ile ne kastedildiğidir.

Bu yazıda, Rowe’daki “ideal” olana karşın “tipik” gelir. “Tipik” ile kastedilen, şehirlerde özellikle sıradan konut alanlarının fiziksel dokusunu oluşturan ve kalitesini belirleyen “tek parsel üzerinde bina” yapma meselesidir. Bu anlamda “tipik bir apartmanın matematiği” tek parsel üzerinde yükselen bir apartmanın matematiğidir.

Bu yazının konusunu oluşturan Ada Apartmanı, İstanbul’da yüksek yoğunluklu apartmanların yer aldığı bir bölgede, Bostancı’da tek köşe parsel üzerine inşa edilmiştir. (Resim 1) Buradaki matematik, mimari kompozisyonun mantığına, oranlara, ölçeklendirmeye, deneyime, kamusallığa ve şehre dair algısal ve kavramsal bir matematiktir. Klasik gelenekten gelen “oran”, “ölçek”, “hizalama”, “disiplin” meselelerini, salt bir geometrik düzen kaygısı gütmeden sahiplenen Çinici, algısal ve kavramsal anlamda yeni bir bağlama oturtur. Ada Apartmanı’nın matematiğini kuran da öncelikle bu meselelerdir. Bu sahiplenmenin gerekçesi, mimarın yakın çevrede tespit ettiği, mevcut imar durumunun yarattığı mimari problemlerdir: “Oransızlık” ve “tanımsızlık”. Oransızlık “parsel boyutları, çekme mesafeleri ve yoğunluk arasındaki uyumsuzluktan” kaynaklanırken, tanımsızlık “zemin katlarda dükkân ve konut işlevleri arasındaki kararsızlığın” ortaya çıkardığı bir durumdur.  (3)

Çinici, çevrede gözlemlediği “oransızlıklardan uzak kalmayı” metrekare kaybetmeden; “arsaya özgü imar durumunun elverdiği en geniş alanı elde ederek, günümüzde geçerli olan gayrimenkul kodlarına uyarak üç oda ve bir yaşama mekânlı en çok sayıda konut elde ederek” hedefler. (4)  Çünkü burada bahsedilen “oran” salt büyüklük meselesi değildir. “Mevcut imar şartlarının tanıdığı olanakları iyi kullanmak” (5)  ise bina kütlesinin “netliğine” ve üzerinde yer aldığı parselle ilişkilenerek sokağa, yani şehre katılmasına dair bir matematiğin kararıdır.

Çinici, imar şartlarıyla ve gayrimenkul kodlarıyla uzlaşıyor görünürken, aslında onlarla ilgili tüm yargıları “krize” sokar, çünkü mevcut mimari araçlar ve uygulamalar problemlere çözüm üretemediği gibi onları gölgelemektedir. Burada olumlu bir kavram olarak ele alınan “kriz” (6), çözüm için daha önceden bulunan araçları ve verilen cevapları yok sayarak, önyargıların üstünü örttüğü gerçek problemi, problemin özünü görmek, onu yeniden tanımlamak ve böylece yeni mimari araçlar ve çözümler üretmek için bir fırsat olarak görülmelidir. Mimar ancak bu yolla, “her biri farklı büyüklük ve geometride olan parsellerden oluşan, aşırı bürokratik ve sayısal kriterlerle çalışan, ancak hiçbir kentsel mimari öngörüye dayanmayan imar planlarıyla” (7) üretilen şehre karşı mimari bir eleştiri yapabilir. Kriz ve eleştirinin bu anlamda birlikteliği, mimari bir değer üretiminin de yolunu açar.

Ada Apartmanı’nın matematiğini, onu kuran bileşenleri ve ilişkileri (bağıntıları) belirleyen ilkeleri üzerinden tartışacağım. Giriş kotunda, kamusal-ve-özel arasındaki geçişleri ara mekânlarla ölçeklendirerek bireyin deneyimini kuran ve binayı şehre entegre eden de bu matematiğin ilkeleri ve bileşenleridir.

İLKELER

Dar ve geniş olmak üzere iki taşıyıcı akstan kurulan planda, asansör kovası merkezde yer alırken, yan komşu binaya bakan cephedeki dar aksta ıslak hacimler ve merdiven kovaları, sokak cephelerine bakan geniş aks içerisinde odalar ve salon çözülür. Taşıyıcıların cephelere alınması planı özgürleştirirken, kat planlarının oda sayılarına göre farklılaşmasına da imkân tanır. (Resim 2) “Bina kütlesi dikdörtgenler prizması ile sınırlı tutuldu ve çıkma yapılmadı” (8)  diyen Çinici, prizma kutunun netliğinden asla taviz vermeyen bir tutumla, bütünden detaya tipik bir apartmanın matematiğini kurarken şu ilkeleri benimser:

Ölçeklendirme ve Oran: Salt mekânsal ve geometrik olmayan, aynı zamanda algısal olarak da binayı ölçeğe ve doğru oranlara getirme çabasıdır. Bu anlamda, ölçek ve oran bireyin yapıyı nasıl deneyimlediği ile doğrudan ilgilidir. Bireyin deneyimi üzerinden Çinici, binada kamusal-ve-özel arasında ölçeklendirmeye giderek bir dizi ara mekân, yani eşikler üretir.

Hizalama ve Disiplin Etme: Mimarın “formu nefessiz bırakmadan ve aşırı estetikleştirmeden” (9) , yapıyı kuran elemanları hizalama ve planı ve kütleyi disipline etme meselesi geometrik bir düzen arayışının çok ötesindedir. Bireyin fasılalarla (intervals) deneyimlediği binada hizalama, farklı derinlikteki mimari elemanları birbirine referansla konumlandırarak bir dizi mekânsal katman üretir ve mekânın derinliğini arttırır.

BİLEŞENLER

Yukarıda bahsettiğim ilkeler üzerinden binanın matematiğini kuran temel bileşenler “prizma kutu” ve girişi oluşturan “giriş saçağı” ve “giriş podyumu / platformu”dur. Bileşenleri tek tek ve birbirleriyle olan ilişkileri üzerinden tartışmak, tek parsel üzerinde yükselen bir apartmanın şehir ile kurduğu denklemi bize okutacaktır.

Prizma Kutu:

Mimar Bostancı’da, daha az katlı, açık ve kapalı çıkmaları olan bir bina yerine, deprem yönetmeliği çerçevesinde her türlü çıkmanın yasaklandığı çok katlı bir bina yapmayı tercih etmiştir. Prizma kutudan taviz vermeyen Çinici’nin, çıkma yapmadan bu kutunun sınırları içinde kalarak netliğini, dinginliğini ve kaba-blok (solid mass-block) etkisini koruyan binası, kapalı ve açık (balkonlar) çıkmalarıyla dallanıp saçaklanan çevre binaların aksine hafızada kolayca yer eder. Çıkmaların olmaması, yapının kütlesel etkisini daha da kuvvetlendirir.

Ada Apartmanı, prizma kutu kütlesi ve oransal olarak dikkati çekecek şekilde sadece tek katta yapılan “boşaltma” ile bize, Mies van der Rohe’nin Seagram Ofis Binası’nı hatırlatır. (Resim 3) Apartman, kat yüksekliği, büyüklük ve işlev anlamında Seagram Binası’ndan çok farklı olmakla beraber kavramsal anlamda ilişkilendirilebilir.

Mies’in kolonlar üzerine oturan çok katlı ofis binası, yerden koparılmış ve fakat kütlesinin oranları nedeniyle yere yakın okunur. Ada Apartmanı ise, masif yüzeylerin sürekliliğinin kazandırdığı kütlesel etkiyi kaybetmeden yere basar. “Modern hareketin” taşıyıcı ve taşıyıcı olmayan öğeleri birbirine “yabancılaştıran” tutumuna karşın bu öğeleri kaynaştıran bir tutum izleyen Çinici, özellikle giriş kotunda, taşıyıcıları taşıyıcı olmayan yüzeylerle uygun oranlara getirir. Bina, giriş kottaki boşaltmaya rağmen yerden çıkan kaba-blok kütle etkisine sahip olur. (Resim 4) Cephenin taşıyıcı strüktürel sistem olarak çalıştığı kaba-blok bina, klasik gelenekle de ilişkilendirebileceğimiz “brütalist” bir kalite kazanırken, klasik gelenekten farklı olarak tasarımcıya ve kullanıcıya nefes aldıran bir “esneklik” sunar. 2 veya 3 odalı farklı kat planları üretecek şekilde tasarlanan cephe, hem kendini arkasındaki plandan özgürleştirir, hem de plana esneklik getirir; içeriyi, yani oda bölünmelerindeki çeşitlenmeleri dışarıda okutmadan (çünkü o katın kaç odalı olduğu önemli değildir) kaba-blok görünümü güçlendirecek şekilde biçimlenir. Farklı renklerde kodlanan masif yüzeylerin birbirlerine göre önde veya geride konumlanması, cam yüzeylerin ise daha geride yer alması sonucunda, birbiri arkasına dizilmiş farklı yüzeylerin ürettiği cephede derinlikler oluşur. (Resim 5)

Kaba-blok görünüm için, yan ve arka komşu bina cephelerinde beyaz sıvalı geniş masif yüzeyler kullanılırken, sokak cephelerinde beyaz sıva ve gri seramik kaplı masif yüzeyler birarada kullanılır. Cephe birleşimlerinde devam ettirilen beyaz masif yüzeylerin bitiştiği sokak cephelerinde kısmen çözülmesiyle elde edilen “kafes”, beyaz yüzeyleri devam ettirerek onu, kutuyu “sararak” oluşturan sürekli tek bir yüzey gibi okutur. (Resim 6) Beyaz sıvayla kendini okutan kafesin ve gri seramik kaplı yüzeylerin “2 katta 1”  tekrar ederek oluşturduğu “örgü-yüzey cephede”, konstrüksiyon elemanları birbirine bağlanıp bütünleşik olarak çalıştırılır. “2 katta 1” (10) tekrar eden örgü, “oran” ve “ölçek” meselesidir; (11)  11 katlı binada hem algısal hem de geometrik olarak oranları ve ölçeği yakalamak için maksatlı yapılmıştır.

Cepheler ve bahçe peyzajı arasında da birbirini destekleyen bir tutum vardır: Beyaz masif yüzeyler zeminde açık otopark alanını tanımlayan “sert peyzaj” olarak devam ederken, “örgü-yüzey cephelerin” baktığı “yumuşak peyzaj”, binanın yeşil alanlarını tanımlar.

Giriş:

Ada Apartmanı’nda “saçak” ve “podyum / platform”un oluşturduğu giriş, salt işlevsel olmanın çok ötesinde öncelikle “eleştirel mimari bir metindir” (12) . Girişin “metinsel” (textual) yapısını aşağıda, “saçak”, “podyum / platform”, ve “giriş deneyimi” başlıkları altında açacağım. Bu noktada, mimarın köşe parselde girişi nasıl tasarladığı üzerine düşünmek, girişin metinsel karakterini anlamamıza yardımcı olacaktır.

Çinici, köşe parsele konumlanmış binanın girişini ilk akla gelebilecek seçenekler olan iki sokağın kesiştiği köşeden veya sokağa bakan cephelerden almak yerine yan komşu bina cephesinden alır. Bu giriş, Ankara’da özellikle bir dönem yaygın olarak uygulanan yandan giriş alan apartmanları hatırlatır. Bu uygulamanın getirdiği avantaj, apartmanın kamusal (sokak) cephesini giriş alarak bölmemek, bu cepheyi bütün tutabilmektir. Yandan giriş, istenen durumlarda giriş kotunda sokak cephesi boyunca ticari kullanımlara da olanak sağlamaktadır. Yarattığı problem ise apartmana girişte, sokağa-kamusala sırtını dönerek özel alana ani bir sıçrama yapmaktır.

Çinici’nin ticari ve konut işlevleri arasındaki “kararsızlıktan kaynaklanan tanımsızlık” eleştirisini hatırlarsak, mimarın bu tercihinin arkasındaki gerekçenin giriş katının ticari bir kullanım için boşaltılmasından çok daha ötede olduğu ortadadır. Girişi, saçağı ve platformu ile salt işlevsel olmanın ötesinde “mimari bir metin” durumuna getiren de bu gerekçedir: Bütün binayı algılatacak; sokağa, yan ve arka bahçelere bakış verecek şekilde yolu uzatıp “dolaylı bir giriş alarak geniş görüş alanını kapsayan bir giriş deneyimi” (13) sunmak.

Saçak:

Saçağın öncelikli işlevi girişi sokaktan başlayarak yönlendirmektir. (Resim 7) Giriş kotta prizma kutunun hâkimiyetini kırarak odağın yerini değiştirir ve kendi üzerine kaydırır. Karşıt kütlesel hareketlerin aynı anda kullanıldığı Ada Apartmanı’nda, saçak yatay uzantı, prizma kutu ise düşey uzantıdır. Saçak yataylığıyla yüksek yoğunluklu düşey kütleyi dengeler, insan ölçeğine getirir ve orantılar. (Resim 8) Prizma kutunun çizdiği katı sınırlara karşı duran ve fakat kutuyu hiç bozmadan ona eklemlenen bu yatay uzantı, algısal ve deneyimsel bir zorunluluktur. “Giriş sekansı binanın üst kotlarındaki yoğunluğu dengelemek üzere kasıtlı olarak uzatılır”  (14) diyen Çinici için saçak, giriş deneyimini uzatmak için gereklidir. Binaya girişte kamusal-ve-özel arasındaki sekansları ölçeklendirir; geçişleri tarifler ve ara mekânları kurgular.

Yatayda uzayan saçak, prizma kutuya bağlandığı giriş kotunda yapıyı boşaltarak hafifletir. Böylece, parsel boyutları ve yoğunluk probleminden kaynaklanan büyüklük (11 katlı blok) ve dolayısıyla ölçeksiz bina problemine çözüm getirir. Düşeyde devam eden kaba-blok etkisini, yatayda mekânı bahçeye, parselin çeperlerine ve sokağa doğru genişleterek dengeler ve aynı zamanda sokağı giriş kotunda devam ettirir. Boşaltmanın getirdiği mekânsal derinlik, sokaktan başlayarak devam eden bir dizi farklı mekânsal katmanın aynı anda algılanmasına zemin hazırlar. Bu anlamda giriş kotu kullanıcıya çevrede tekrarlanan kalıptan farklı bir kamusallık algısı sunar.

Podyum / Platform:

Saçak altından yükselerek gelen döşemenin devamında prizma kutunun sınırları içinde oluşturulan podyum / platform, binanın oturduğu zemini sokak kotundan ayıran ve bir anlamda su basman kotunu oluşturan bir “baza”dır. Prizma kutunun beyaz sıvalı masif yüzeyleriyle, kütlede sürekliliği okutacak şekilde birleşir; bodrum kattaki mekânlara ışık almak üzere kutunun sınırlarının dışına çıkarak bahçe peyzajının bir parçası olur; ön bahçe cephesinde basamaklanarak süs havuzuna dönüşür ve peyzaja karışır. (Resim 9) Giriş saçağı, kütle ve bahçe ile bütünleşerek sürekli bir yüzey oluşturan podyum, Ada Apartmanı’nı bağımsız bir mimari nesne olarak yükseltirken, apartmanın yer aldığı tek parseli de vurgulayarak kendi “sınırlarını” sahiplenir (appropriation).

Mies’in Seagram binasını tekrar hatırlarsak, prizma kutu olarak ele alınan ofis binası, giriş katında kısmen boşaltılarak önündeki yerden yükseltilmiş geniş plazaya açılır. Çok katlı ofis binasının sadece bir katta boşaltılması sonucunda ortaya çıkan kütle etkisi, binanın cephe verdiği bulvardan geri çekilerek tanımladığı, zemini yükseltilmiş platform ile dengelenir. Aureli, Mies’in binasındaki yerden yükseltilmiş bu giriş platformunu Yunan tapınaklarındaki “stylobate”in “soyut bir çevirisi” olarak yorumlar.  (15)

Benzer bir çağrışımı, Ada Apartmanı’nın podyumu da yapmaktadır. Yunan tapınaklarındaki yerden yükseltilmiş ve kolonların çevrelediği sürekli bir zemin olan stylobate, tapınağın diğer elemanlarıyla orantılı olarak boyutlandırılır ve merkezde yer alan odayı (cella) çevreleyerek bu odaya girişi sağlar. (Resim 10) Ada Apartmanı’nda camlı giriş bölmesi, platform üzerinde kendini masif yüzeylerden ayrıştırarak okutan bir cella, yani özel alanı sınırlayan ve fakat geçirgen (transparent) bir “oda”dır. Çerçevesiz olarak uygulanan cam yüzeylerin sürekliliği ve masif düşey ve yatay yüzeylerle (duvarlar ve döşemeyle) birleşme detayı, bu “oda”yı platform üzerinde bağımsız mimari bir eleman olarak okutur. Cam yüzey, asansör kovasını saran yüzeyden öne çıkar, yüzeyler üst üste gelecek şekilde kaydırılır ve birleştirilir. Arada üçüncü bir malzeme olmadan yapılan bu birleşim, podyum üzerinde farklı derinlikteki mimari elemanları bireyin algısında “hizalar” ve giriş deneyimini zenginleştirir. Beyazın bilinçli olarak kullanıldığı binada, asansör kovasının beyaz parlak yarı-yansıtan yüzeyi ve camın geçirgenliği üst üste çakışınca ortaya çıkan durum podyum üzerindeki bireyin odağını dağıtır: Arka veya ön planda olup algınıza giren her şey, yer değiştirerek neyin önde neyin arkada olduğunu kestiremediğiniz bir durumla karşılaşırsınız. (Resim 11)

Cam yüzey, döşeme yüzeyleriyle (taban ve tavan) üçüncü bir malzeme aracılığıyla koparak birleşir. Cam odanın birleşim detaylarıyla öne çıkan bağımsız algısına rağmen platform yüzeyinin sürekliliği devam eder. Bu özel oda dışarıdan bağımsız bir cam kutu olarak okunurken içeri girdiğinizde çerçevesiz cam yüzeyler köşe algısını yok eder ve sürekli bir cam yüzeyin arkasından sokağı izlersiniz. Arkanızda bıraktığınız sokağın ve saçağın yansımasıyla sağlanan süreklilik, algıda çerçeveyi tamamlar; arkada kalan sokak, saçak ve peyzaj elemanları ön plana gelir, giriş sekanslarını bütün olarak çerçeveler ve böylece farklı mekânsal katmanları aynı anda okursunuz. (Resim 12) Podyumu çevreleyen masif cephe yüzeylerindeki heykel / obje nişleri, stylobate üzerine yerleştirilen özel / kutsal objeleri hatırlatan ve girişin “törensel”liğini güçlendiren ayrıntılardır.

Çinici’nin Ada Apartmanı’nda podyum / platform, üzerindeki binanın ve dışarının (sokağın) deneyimlenmesi içindir. Bu anlamda podyum, yakın çevreye, sokağa başka bir deyişle şehre verilen önemi gösteren bir jesttir. Yakın çevrede, parsel üzerindeki yapı sınırını bina çeperleri okuturken, Ada Apartmanı’nda podyum ile karşıt bir tavır alınır. Kendi sınırlarını sahiplenen podyum, bina ile üzerine oturduğu parsel arasındaki ilişkiyi kuran, farklı deneyim fasılalarını içeren ara mekân olarak çalışır.

GİRİŞ DENEYİMİ

Ada Apartmanı, bireye mekânsal derinlik algısını güçlendiren bir giriş deneyimi sunar. Sokaktan yaklaşırken apartmanın bütününü algılayarak giriş saçağına ulaşırsınız. Parsel üzerinde de bilinçli olarak uzatılan bu hareket bir törene dönüşür; birey farklı derecelerdeki kamusallığı deneyimleyerek özele ulaşır.

Giriş güzergâhı üzerinde sırasıyla; sokaktan yan bahçeye saçağın altına girdiğinizde, sokağa sırtınızı dönmenize rağmen öncelikle yan ve arka bahçeyi ve komşu apartmanları, yani yakın çevrenizi (bir anlamda şehri) görmeye devam eder, giriş yapmak için 90 derece dönüş yaptığınızda ise sadece binaya odaklanırsınız. Saçağın prizma kutuya eklemlendiği tam bu noktada, mimarın karşı cephedeki masif duvarı hizalamasıyla algınızdaki öncelikli nesne binanın kendisi, sokak ise arka planıdır. (Resim 13) Biraz ilerlediğinizde ise yerden yükseltilmiş podyum üzerinden sizi çevreleyen sokakları, dolayısıyla şehri algılarsınız ve sonrasında binaya girersiniz. (Resim 14)

Giriş kapısından apartmana giren kişi gerçekte içeridedir ama algısal olarak dışarıdadır. Birbirini takip eden giriş sekanslarının “eleştirel metin” (critical text) yapısını oluşturan durum, “modernist” anlamda iç ve dışın birbirine karışmasından ziyade farklı mekânsal katmanların (sokakların, arka ve yan bahçelerin, binanın) aynı anda algılanmasını sağlayan mekândaki “derinlik” ve “şeffaflık” (transparency) yani “geçirgenlik”tir. (16)  Mekânsal derinlik ve geçirgenlik algıda muğlâklık (ambiguity) yaratarak binanın kütlesiyle getirdiği “kararlılığı” (stability) “esnekleştirir” ve bina formuna “nefes aldırır”. Bahçe girişinden itibaren birbirine eklenerek çoğalan mekânsal katmanların (sırasıyla, sokak, ön bahçe, yan bahçe-ve-yan komşu bina, boşluk-ve-bina, arka bahçe-ve-arka komşu bina) içinden geçerek hareket eden bireyin derinlik algısı podyum üzerinde daha da artar. (Resim 14) Masif duvarların birbirine göre konumlanması ve hizalanmasıyla Ada Apartmanı’nı, bahçeyi, çevre sokakları, üzerindeki binaları ve yayaları aynı anda algılar.

Bu deneyim, özellikle şehrin yüksek yoğunluklu konut bölgelerini biçimlendiren parsel düzeninin beraberinde getirdiği yaya hareketinden farklılaşarak, bireye anlık bir “yabancılaşma” yaşatmasına rağmen, onu sokakla, şehirle karşı karşıya getirir; birey içinde yer aldığı bağlamdan soyutlanmaz. Ada Apartmanı dahil, şehri oluşturan parçalarla yüzleşen bireyin sokaktan itibaren hareketi, dolayısıyla deneyimi apartmanın matematiğinin bir parçasıdır.

Sonuçta, mevcut yargıları “krize” sokarak “tek parsel üzerinde yapı yapma” meselesine dair problemi yeniden tanımlayan Çinici, yeni bir çözümün matematiğini, onu kurallaştırmadan, mimari formu “nefessiz” bırakmadan, şehri ve bireyi denklemin en önemli bileşenleri haline getirerek tasarlamıştır. Prizma kutunun belirlediği, bahçeye ve sokağa uzanan podyumun sahiplendiği “sınırlar”, binayı ve daha da önemlisi yakın çevredeki tanımsızlıkları üreten hâkim değerler sistemini kontrol ve disiplin altına almak içindir. Bu anlamda, mimarın şehre karşı geliştirdiği tutum politik ve eleştireldir. Bu sınırların binaya atfettiği özellikler ise, kurallaşmış ölçütler olmaktan çok mimarlığın “istisnai ifadeleridir”. Mimarın göze sokmadan yaptığı ve ancak binayı deneyimleyerek tespit edebileceğiniz bu ifadeler, “tipik tek bir parsel” üzerinde “atipik” bir deneyim dolayısıyla, “atipik bir apartman” üretmiştir.


NOTLAR

1. 2012 / 13. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’nde “Yapı Dalı Ödül Adayı” olan Ada Apartmanı, 2008-2010 yılları arasında inşa edilmiş, mimari projesi Can Çinici (Çinici Mimarlık Ltd.) tarafından yapılmıştır. Selim Koytak yardımcı mimar olarak ekipte yer almıştır.

2. Rowe, 1987. Makale ilk olarak 1947 yılında “The Mathematics of the Ideal Villa: Palladio and Le Corbusier Compared” başlığıyla Architectural Review dergisinde yayımlanmıştır.

3. Çinici, 2010, s.40.

4. Çinici, 2010, s.38.

5. Çinici, 2010, s.40.

6. “Kriz” kavramının farklı tanımları için bakınız: Arendt, 1977.

7. Çinici, 2010, s.38.

8. Çinici, 2010, s.40.

9. Can Çinici’yle yaptığım söyleşiden, 13.10.2012, İstanbul.

10. Mehmet Kütükçüoğlu’nun Ada Apartmanı için yaptığı yorum (2011, s.29). Bakınız: Haziran 2011, “100 yüze”, XXI, sayı: 100, ss.26-48.

11. Can Çinici’yle yaptığım söyleşiden, 13.10.2012, İstanbul.

12.Critical Architectural Text” üzerine daha kapsamlı tartışma için bakınız: Eisenman, 2003.

13. Çinici, 2010, s.40.

14. Çinici, 2010, s.40.

15. Aureli, 2011, s.36.

16. Burada, Rowe ve Slutzky’nin “phenomenal transparency” kavramı üzerinden açıkladığı, katmanlaşmanın “mekânsal düzen kurma aracı” olarak kullanılmasıyla yaratılan “derinlik” ve algıda “muğlâklığı” kastediyorum. Rowe ve Slutzky, 1997.

KAYNAKLAR

Arendt, Hannah, 1977, Between Past and Future: Eight Exercises in Political Thought, Penguin Books, Londra.

Aureli, Pier Vittorio, 2011, “Toward the Archipelago: Defining the Political and the Formal in Architecture”, The Possibility of an Absolute Architecture, Pier Vittorio Aureli, MIT Press, Cambridge, Massachusetts, Londra, ss.1-46.

Çinici, Can, Ekim 2010, “Prizma Apartman”, XXI, sayı:93, ss.38-41.

Eisenman, Peter, 2003, “Terragni and the Idea of a Critical Text”, Giuseppe Terragni: Transformations, Decompositions, Critiques, P. Eisenman, G. Terragni ve M. Tafuri, Monacelli Press, NY, ss.295-303.

Rowe, Colin, 1987, “Mathematics of the Ideal Villa”, The Mathematics of the Ideal Villa and Other Essays, MIT Press, Cambridge, Massachusetts, Londra, ss.1-28.

Rowe, Colin ve Robert Slutzky, 1997, “Transparency: Literal and Phenomenal”, Transparency, C. Rowe ve R. Slutzky, Birkhause Verlag, Basel, Boston, Berlin, ss.21-56.

Bu icerik 8027 defa görüntülenmiştir.