361
EYLÜL-EKİM 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA

Bütüncül Bir Tasarım Örneği: OKYAR KÖŞKÜ

Murat Şahin, Yrd. Doç. Dr., Yeditepe Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

Sedad Hakkı Eldem’in 1930’lu yılların ortalarında gerçekleştirdiği, Büyükada’daki Fethi Okyar Köşkü’nün tasarım anlayışının yeniden yorumlandığı bu yazıda, elde edilen sonuçlar tartışılarak bağlamları içinde değerlendirilmektedir. Eldem tasarımı bu yapının dayandığı noktalara işaret edilerek, bir öğrenme sürecinin ve düşünce alıştırmasının bir parçası olarak, tasarlandığı ve uygulandığı dönemin anlayışı, tasarımcı ve müşteri kimlikleri ile tasarım özellikleri ilişkilendirilerek aktarılmaktadır.

AKTÖRLER, DÖNEM VE ÇAĞRIŞIMLAR

Eldem, Fethi Okyar Köşkü’nün (Resim 1, 2) tasarımından önce, 1931-33 yılları arasında “geleneksel evlerden (plan tipleri, pencere oranları ve düzenlemeleri ve geniş saçaklar gibi) modernizm estetiğine uzanan (yuvarlak köşeler, bant pencereler gibi) geniş bir çağrışım yelpazesiyle” (1) bir dizi konut projesi tasarlamıştır. İlk yapısını gerçekleştirdikten 4 yıl sonra, Yalova Termal Oteli ve Ankara İnhisarlar Genel Müdürlüğü’nün yapımı sırasında (1934–37) tasarladığı Büyükada’daki Okyar Köşkü’nün yapımını da üstlenmiştir.

Mimarlık eğitimini tamamladıktan sonra, 1928-30 yılları arasında burslu olarak Avrupa’ya giden ve bu süreçte Le Corbusier ile de tanışan Eldem, yurtdışında Auguste Perret ve Hans Poelzig’le, Türkiye’ye dönüşünde ise Ankara’da hocası Mongeri ile çalışmıştır. 1932 yılında tekrar İstanbul’a gelerek Akademi’de öğretim üyeliğine başlamıştır. 1930’ların başından itibaren “Türk evi” üzerine araştırmalar yapan Eldem’in, sözkonusu yapının da içinde yer aldığı, ilk dönem yapılarında Le Corbusier ve Bauhaus etkileri görülmektedir. (2) Aslında bu etkilenme, mevcut bilgi birikiminin farklı ortamlar, kültürler içinde farklı kimliklerce yorumlanarak gündeme gelmesi olarak değerlendirilebilir.

Okyar Köşkü, Eldem’in diğer tasarımlarında olduğu gibi değişik çağrışımlar yapmaktadır. Salonun yarım daire planlı ve önü teraslı mimarisinin, Le Corbusier'nin Kartaca için tasarladığı bir yapıya önemli ölçüde benzetilmesine karşın, Okyar Köşkü’nün ahşap ağırlıklı oluşunun büyük bir ifade farklılığı yarattığı da belirtilmektedir. (3) 1911 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Le Corbusier’nin 1916’da tasarladığı, her ne kadar klasik biçimleri barındırsa da, Osmanlı yapılarındaki ahşap elemanları betonarme ögelerle yorumladığı ve bulunduğu muhitte “Türk evi” olarak adlandırılan Schwob Evi, İstanbul’dan izler taşımaktadır. (4) Le Corbusier, 1920’lerin başında Citrohan Evleri ile kağıt üzerinde geliştirdiği tasarım ilkelerini, 1926-27’de Weissenhof yerleşiminde ve daha sonrasında da Villa Savoye’da hayata geçirmiştir. (Resim 3-6)

Eldem, Le Corbusier’nin Türk mimarlığıyla kurduğu ilişkiyi şöyle açıklamaktadır: “Le Corbusier Türkiye’den ilham almıştır. Evleri daima ayaklar üzerine kurar, zemin katını oturma için kullanmaz, oturma katı birinci kattır. Tıpkı bizdeki gibi… Zemin katında garaj, depo ve taşlık gibi yerler vardır. Bizdeki arabalık, taşlık ve depolar gibi… Binanın etrafında bol ve geniş taraçalar vardır. Bunlar üst kattadır, bizdeki hayatlar gibi.” (5)

Türkiye’de de, 1930’ların başında, Okyar Köşkü’nde olduğu gibi, farklı ölçekteki tasarımlarda kutu formlu yapıların bir ya da iki ucunun kavislenmesi bir dönemsel özellik olarak görülmektedir. (Resim 7-12)

Yine bu dönemde, dünyada 1920’li yıllardan itibaren hâkim olan ve Eldem’in de eskizlerine yansıyan art deco akımı ile 1920’li yılların sonunda, Mendelsohn’un çizgisi mimarlık ortamını etkilemektedir.

Diğer yandan, 1935-36 yıllarında, Eldem gibi mezun olduktan sonra burslu olarak Avrupa’ya gönderilen Seyfi Arkan da (6) plan şeması farklı olmasına rağmen bir açıdan benzer etkilere sahip, Florya’daki Cumhurbaşkanı Deniz Köşkü’nü gerçekleştirmiştir. Direkli ve çepeçevre teraslı yapının, aynı şekilde, sağır yüzeyli bir kanadında kapılar aralıklı bir ritm içinde yer almakta, diğer kanadı ise bol pencereli olup ucunda geniş bir teras bulunmaktadır. (Resim 13, 14)

Eldem’in eniştesi olan Fethi Okyar (Resim 15a-b) 1881’de Pirlepe’de doğmuş, İngilizler tarafından Malta’ya sürgüne gönderilmeden önce görev yaptığı son Osmanlı Meclisi’nde ve daha sonra Milli Mücadele’ye katılmasını takiben 1922’de Birinci Meclis Dönemi’nde, İçişleri Bakanlığı yapmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra seçilen ilk meclis başkanı ve 1924’te Başbakan ve Milli Savunma Bakanı olmuştur. 1930’da çok partili döneme geçme çabası içinde Serbest Fırka’yı kurmuş; Sofya (1913-17), Paris (1925-30) ve Londra’da (1934-39) büyükelçilik yapmıştır. (7) Yapı inşa edilmeden önce, 1933’te Fethi Okyar’da kalp yetmezliği baş göstermiştir. Sedad Hakkı Bey, “Eldem” soyadını 1934 yılında alırken, Fethi Bey de 1935’in ilk ayında Atatürk’ün önerisi ile “Okyar” soyadını almıştır. Bu yıllar dünya için de kritik olayların hazırlığının yapıldığı bir dönemdir. Ekonomik buhranın sonrasında, Avrupa’da bloklaşmanın belirginleşmesiyle II. Dünya Savaşı’nın tohumları atılmıştır. 1936’da Montrö Antlaşması’ndaki heyette yer alan Okyar, köşkün yapımından 7 yıl sonra, 1943’te hayata veda etmiştir. (8)

FETHİ OKYAR KÖŞKÜ

“Büyükada’da Viranbağ’da mevcut bir kır evinin büyütülmesiyle oluşan bu ev, etrafındaki ahşap verandası ile yeni bir veche kazanmıştır. Verandanın döşemesi ahşap ızgara şeklindedir ve yağmuru geçirir tarzdadır. Evin önündeki setler denize doğru birkaç kat olarak bahçeye geçişi temin ederler.” (9) Dış duvarlar dolu tuğla, bağdadi sıvalı ara duvarlar ahşap karkas, tavanlar, çatı, kat döşemesi ve evi manzara cephesi boyunca saran dikmeli veranda ise ahşaptır. Bu bölümde yapının bahçesinin dışında tasarım ve yapısal özellikler bütüncül bir çerçeve içinde biçim, işlev, iç mekân vb. gibi bölümlerine ayrılmamasına rağmen yapının bu özellikleri birbiriyle ilişkilendirilerek “tasarım” başlığı altında aktarılmaktadır.

Bahçe

Arazi Büyükada’nın batı yamacında, Heybeli ve Burgaz adalarının güney ucu ile Sivriada ve Hayırsızada’ya bakan 94.000 m²‘lik bir alanda kıyı boyunca uzanmaktadır. Tepedeki Aya Yorgi Manastırı arazisinin bitişiğindeki Viranbağ’ın bu bölümü “Yeni Bağ” olarak adlandırılmaktadır. Kendine has mikrokliması olması nedeniyle bir zamanlar üzüm yetiştirilen bu bölgede kızılçam, servi, mimoza, zeytin ve çeşitli meyve ağaçları ile eski fotoğraflarda görülen bağların yerinde diğer alçak bitki örtüsü yer almaktadır. (Resim 16)

Bahçede, kenarında aynı hat üzerinde servilerin sıralandığı ahırlar ve ev arasındaki toprak yol hariç, anıtsal etkide bir yol ya da ağır bir peyzaj düzenleme bulunmamaktadır. Giriş ve dolaşım yolları toprak olup başka bir malzemeyle kaplanmamıştır. Yapının çevresinde, arazinin tarımsal amaçlı kullanımına yönelik olarak, eski kullanıcıları tarafından yapılan bir dizi set bulunmaktadır. Geleneksel bahçelerde olduğu gibi, saksı çiçekleri, küçük meyve ağaçları, alçak bahçe bitkileri gibi mütevazı bir düzenlemenin yer aldığı yapının yakın çevresi dışında kalan diğer alanlar, çeşitli flora ve faunanın yaşamına olanak sağlayan doğal bir ortam konumundadır.

Tasarımın Yorumu

Sedad Eldem” kitabında, köşk tipolojisi, davet ya da av partileri için kısa süreli olarak kullanılan, ayrı ya da daha büyük bir yapıya ek olarak inşa edilmiş yapı (pavyon) olarak tanımlanmaktadır. (10) Bu köşk, geçmişte zaman zaman tüm yıl, zaman zaman da yazlık konut olarak kullanılmıştır. Direkli ve geniş saçaklı yapısıyla, sarayın parçası olan köşklerle görsel bir benzeşme göstermektedir. Yapı iki ana parçadan oluşmaktadır: Biri, alt katında depolar, sarnıç ve mutfağın yer aldığı, üst katında oturma odası, yatak odaları, banyo ve tuvaletin olduğu eski bağ yapısı; diğeri ise bu yapıya yarı açık mekânlarla eklemlenen baş oda konumundaki büyük salon.

Eski yapı ile ilgili bulabildiğimiz tek bilgi, evin varisi Dr. Okyar’dan edinilen, üzerinde tarih belirtilmemiş eski bir belge olan, satış anlaşmasındaki (Fransızca-Türkçe) krokiden ibarettir. Bu krokiye göre deniz aksında yer alan bir orta hole takılmış odalar ve tuvalet ile yapının önünde, bugün olduğu gibi, o tarihte harap olduğu belirtilen, yine ön cepheyi sararak yan cepheye de dönen bir teras görülmektedir. Yeni plana göre bu holün ucuna her iki oda için birer dolap odası yerleştirilmiş, banyonun yeri değiştirilerek girişin hemen yanına alınmış, banyoya bitişik olarak bir misafir tuvaleti ile yine aynı yönde güney cephesini ortalayan bir oturma odası eklenmiştir. Sonuçta, holün manzarayla görsel ilişkisi kesilmiş ve karnıyarık planın şiirsel işlevselliği yerini kullanıma yönelik işlevselliğe bırakmıştır.

Eldem, harap bağ evini yıkarak yeni bir yapı yapma yoluna gitmemiş, onu tamir ederek, yenileyerek, küçük ekleme ve değişiklerle kendi tasarımının bir parçası haline getirmiştir. Okyar Köşkü tasarımının kompozisyonu “Sedad Eldem” kitabında şöyle açıklanmaktadır:

Mevcut bir evin, bir ucu kavisli geniş bir salon ve tüm evi çevreleyen ahşap direkler üzerine kurulmuş geniş bir teras/balkon eklenmesiyle genişletilmesi… Eldem mimar ve müteahhit olarak, müşterinin ‘Japon tarzı’ taleplerini karşılamaya çalışmıştır. Eldem’in Türk Evi’ne göre biçimlenen strüktürel hafiflik arayışı, onu Frank Lyod Wright’ın aracılığında Japon mimarlığının ruhuna yaklaştırır. Japon Evi Wright’a ne ifade ediyorsa, Türk Evi de Eldem için aynı şeyi ifade etmektedir. Bunun izleri en iyi Büyükada’daki iki projede izlenebilir... Japon mimarlığına yapılan gönderme Eldem’in kız kardeşi ve eniştesi için tasarlayıp inşa ettiği Okyar Evi’nde daha belirgindir. Müşterinin Japon üslubunda bir konut talebi üzerine mevcut binaya, bir uçta yuvarlatılmış geniş bir salon ve evi üç yandan çevreleyen, ahşap direkler üzerinde devam eden geniş bir balkon eklenerek yapı genişletilmiştir. (11) (Resim 17-19)

Japon mimarlığı, Wright, Le Corbusier, Kenzo Tange, Bruno Taut ve pek çok modernist mimara özgün tasarımlar üretme yolunda ilham kaynağı olmuştur. Tıpkı Türk Evi’nde ya da modern mimarlığın manifestoları içinde yer alan basitlik, yalınlık, modülerlik, iç-dış ilişkisi, direkli kompozisyonun yanı sıra eğik çatı, Japon mimarlığının en belirgin mekânsal ögeleridir. (12)

Eldem, “Birinci Devir Evleri” olarak tanımladığı dış sofalı ev tipine ilişkin sözünü ettiği özelliklerin pek çoğunu yeni bir yorum içinde bu tasarımda gerçekleştirmiştir:

Dış sofalı evlerde simetri ve aksiyeliteye fazla önem verilmez, plan genellikle serbesttir… Ev iki katlıdır. Alt kat basık, kış ve hizmet odalarına ayrılmıştır. Direkli sofa üst kattadır. Bazen alt kat ikiye bölünmüş altı taşlık, samanlık, bazen ahır, ara kat ise oturmaya ayrılmıştır. Bu durumda sofanın direkliliği alt katta tekrarlanır. Ev parselin bir kenarına oturtulur ve güneye açılır. Güney cephesi aynı zamanda avlu ve bahçeye bakar. Üst kat sofanın da güneye ve manzaraya açılması tercih edilir… Sofanın direkli cephesi büyük özen konusudur… Basık alt kat üzerine oturan evlerde merdiven dışta, çoğu zaman sofa cephesinin ortasına oturur… Sofa bütün ev boyunca uzanır. Odaların sofaya bakan duvarları, asıl pencereli cepheleri teşkil ederler… Odaların kapıları da sofa üzerine açılır… Üst katlar 2, 3 ve nadiren daha fazla odalıdır. Bazen oda sıraları arasında kesinti vardır. Burası oturmaya açılmış bir eyvandır. Bu devir evlerin sokağa açılan cumbaları yok gibidir... Doğrama, çoğu zaman ve özellikle yalın işlerde aynasız ve geniş tahtalardan yapılmıştır. Pencere… kapaklıdır… Dolma duvarlarda pencere kapakları dışarıya açılır. (13)

Ahşap çepeçevre balkonun bir ucu işlevsel açıdan sekilik gibi, ama kot farkı olmaksızın genişleyerek özel bir konum kazandırılmıştır.

Sedad Hakkı Eldem’in bu yorumunda, yeniden düzenlenen eski bağ evine 90 derecelik açıyla bir yapı eklenerek tek bir geniş saçak altında, yeni ve farklı bir kompozisyon içinde birbirine kaynaştırılmıştır. Kimliklerin ayrı ayrı vurgulanması yerine, “eskinin yeni tasarım için kullanıldığı bir bütüncül yapıdan ve tasarımdan, eklenmeden çok bir bütünleştirmeden” söz edebilmekteyiz. Tasarımın, karşıtlık, benzeşme vb. gibi uyum ilkelerinin dışında kalan baskın karakteri nedeniyle ek ve eklenilen arasındaki sınırlar kolayca algılanamamaktadır. Biri odalara bölünmüş, diğeri tek bir salondan oluşan iki kütle, kapalı mekân bağı olmaksızın ahşap strüktürlü, direkli saçakların örttüğü yarı açık mekânlarla birbirine bağlanmıştır.

Le Corbusier, “Bir Mimarlığa Doğru” kitabında güverte mimarisinden övgüyle söz etmektedir: “Uzun, kapalı bir gezinti yerinin değeri, ilginç ve doyurucu bir hacim; malzemenin birliği, sağduyuyla sergilenmiş ve bütüncül bir anlayışla birleştirilmiş yapı öğelerinin hoş bir düzenlemesi… Yalın, kesin, aydınlık, temiz, sağlıklı bir mimari…” (14) Okyar Köşkü’nde bir yanı dikme dizisinin perspektifte sıralandığı, diğer yanında ana gövdenin uzandığı bu iki yüzey arasındaki üstü saçakla kapanan ve ana gövdenin arka kısmında büyüyerek bir oturma mekânının yaratıldığı ahşap döşemeli güverte biçimindeki balkon kompozisyonu, evin karakteristik öğelerinin başında gelmektedir. (Resim 20-22)

Yenilenen eski yapının üst katında bulunan mekânlar bir koridora açılırken, diğer yönden yarı açık mekân aracılığı ile salonla ve birbirleriyle ilişki kurabilmektedir. Geleneksel konutta olduğu gibi ev, hem yazlık hem de kışlık kullanıma olanak veren bir düzene sahiptir. Üstü çatı ile örtülü olan giriş terası hem bir yaşama mekânı, hem de bir yarı açık antredir. Salon bir misafir odası işlevini üstlenirken, zaman zaman dinletilerin yapıldığı küçük bir toplantı salonuna dönüştürülebilmektedir. Bu bölümdeki ocak-şömine, bacasının dıştan okunmasıyla evin genel karakterine katılmaktadır.

Eve, güneydoğuya bakan ve bir tür hayat rolü üstlenen bağlayıcı bir yarı açık terastan girilmektedir. Yazın bu mekânda yemek yenip oturulmakta, gelen misafirler eve girmeden burada ağırlanmaktadır. Evin giriş mekânını yapılan şu genelleme oldukça iyi anlatmaktadır: “Açık hol ya da antre (sofa) Türk evinde merkezi rol oynar… Bir teras üstünde yer alan sofa aynı zamanda açık ve kapalı, umumi ve özel, içerde ve dışarıda, geçişe ya da oturmaya uygun oluşuyla sürekli bir ara bölge oluşturur.” (15) Bu mekâna dik olarak konumlanan ve manzaraya açılan arkasındaki gelenekle-modern arasında duran ve özgün iç mekân tasarımıyla uzanan “baş oda”, kapısı açık olduğu zaman hem mimari bir heykel-mekân, hem de bol pencereli cephesiyle görsel devamlılığı sağlayan bir mekân olarak göze çarpmaktadır. (Resim 23, 24) Türk evinde yatay yöndeki kuruluş düzeni ilkelerine bağlı olarak oda, yararlı kullanma alanı ve soyutlanmış üst çevre ile bu iki bölüm arasındaki sınırdan (raf) oluşur. (16) Okyar Köşkü’nde de bu sınır, eski resimlerden görüldüğü kadarıyla, evin çok amaçlı salonunda, Anadolu’da “sergen, terek” gibi adlarla anılan bir raf olarak tasarlanmıştır. Bu raf yatay bir etki oluşturarak yüksek tavanlı mekânı insan ölçeğine yaklaştırmaktadır. Tavan yüksekliklerinin salonda 374-380 cm., daha küçük hacimler olmalarına karşın yatak odaları tarafında, banyo, WC dahil tüm odalarda ise 385-390 cm. olması, hacimli mekânlar ortaya çıkartmıştır. Bu yüksek tavanlar, bir yandan ferahlık duygusu yaratırken, diğer yandan “kapalılık” hissini zayıflatmaktadır. Ahşap tavan kaplaması nedeniyle, çatı strüktürü iç mekândan algılanmamaktadır.

1,95 metre net yüksekliği olan mutfağın da bulunduğu alt katlar ve salon arasında, oransal ve niteliksel açıdan bir takım farklar bulunmaktadır. Yemek yeme olanağı çok sınırlı olan mutfak hem bu küçüklüğü hem de alt katta olması nedeniyle işleyiş açısından az da olsa bir zorluk yaşanmasına yol açmasına rağmen, eve özel bir kimlik de kazandırmaktadır. Pencereler kapaklı olup, hem kapaklar hem de kanatlar dışa doğru açılmaktadır.

SONUÇ

Okyar Köşkü’nde son tasarım, eskiyi korurken, ilk fırsatta algılanamayan bir bütünleşme içinde onu kendisinin bir parçası haline getirmiştir. Eldem, bu tasarımında mevcut yapının tasarım prensiplerini sürdürmüş ve içini kendi kompozisyonu içinde yeniden biçimlendirmiştir. Sonuçta, bir ekten çok, farklı değerlerin biraraya toplandığı eski ve yeninin yeni bir kavramsal çerçeve içinde biraraya getirildiği tek bir yapı ortaya çıkmıştır. Bu sonucun temelinde, Eldem’in kendi kişisel tutumunun yanı sıra, müşterinin talepleri doğrultusunda esas aldığı ve kapalı mekânların yarı açık mekânlarla bağlandığı Türk ve Japon geleneksel mimarilerinin tasarım özelliklerinin yattığı ileri sürülebilir.

Tasarım ve algıda faklı özelliklerin aynı anda birlikte varolması “çok odaklılık” olarak tanımlanmaktadır. (17) Eldem’in yapıları da pek çok modernist yorum gibi “çok odaklılık” içermektedir. Bu tasarımda, geleneksel mimarlık (Türk Evi, Japon mimarlığı) ve modern mimarlık (Le Corbusier, Bauhaus, erken modern özellikler), hepsi aynı anda görünen bir mekân kurgusunda aynı yüzde birleşmiştir.

Müşterinin taleplerinin, farklı mimarilerin, kişisel deneyimlemelerin, içinde bulunduğu bölgeye ait değerlerin ve mevcut yapının çevreye duyarlı özelliklerinin yorumlanarak yeni bir tasarım içinde kullanıldığı bu çok yönlü yapının, “geleneksel anlamda” bir bütüncül tasarım örneği olduğundan söz etmek mümkündür.

Rasyonellik ve dualitenin aynı kompozisyonda buluştuğu tasarımda plan şemasının yalın ve berraklığına karşın, çatı kompozisyonu strüktür ve form açısından nispeten karmaşık gözükmektedir.

 

NOTLAR

* Bu makale, 2008’de MGSGÜ’de düzenlenen Sedad Hakkı Eldem ve Mimarlığı Sempozyumu’nda sunulan ve sempozyum kitabında yayımlanan “Bir Sedad Hakkı Eldem Tasarımının Yeniden Yorumu: Ali Fethi Okyar Köşkü” adlı bildirinin genişletilmiş ve yeniden düzenlenmiş versiyonudur.

1. Bozdoğan, Özkan, Yenal, 2005, s.146.

2. Sözen, 1984, s.176.

3. Tanyeli, 2001, s.50.

4. Cohen, 2006, s.21,

5. MSÜ, 1983, s.19.

6. Eldem, Tanju, Tanyeli, 2008, s.76.

7. Okyar, Seyitdanlıoğlu, 1997.

8. Okyar, Seyitdanlıoğlu, 1997, ss.53-56.

9. MSÜ, 1983, s.39.

10. Bozdoğan, Özkan, Yenal, 2005.

11. Bozdoğan, Özkan, Yenal, 2005, s.148, 53.

12. Yoshioka, 1962, ss.48-50.

13. Eldem, 1986, ss.18, 43-44, 60.

14. Le Corbusier, 1999, ss.122-123.

15. Bammer, 1996, s.234.

16. Küçükerman, 1996, s.78.

17. Venturi, Brown, Izenour, 1993, s.216. Çevirmenin kavramla ilgili yaptığı tanım, postmodern kompozisyonlar için geçerli olsa da, aynı kavramın farklı çağrışımlar yaratan Eldem’in tasarımı için de kullanılabileceği yorumu yapılabilir.

 

KAYNAKLAR

1938, “Büyükada’da Bir Villa”, Arkitekt, ss.133-137.

Aslanoğlu, İ. 2001, Erken Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Yayınları, Ankara, ss. 317, 102, 103, 259.

Bammer, A. 1996, “Çadır ile Anadolu Evi İlişkileri”, Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut Yerleşmesi, İstanbul, ss.234-247.

Boesinger, W. 1998, Le Corbusier, Birkhäuser, Berlin, s.46.

Bozdoğan, S., S. Özkan ve E. Yenal, 2005, Sedad Eldem, Literatür Yayıncılık, İstanbul, s.146, 148, 53.

Cohen, J-L. 2006, Le Corbusier, Taschen, Bonn, s.21.

Eldem, E., B. Tanju ve U. Tanyeli, 2008, Sedad Hakkı Eldem I Gençlik Yılları, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, İstanbul, s.76.

Eldem, S.H. 1986, Türk Evi I, Taç Vakfı Yayını, İstanbul, s.18, 43, 44, 60.

Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991, Architecture in the Twentieth Century, Benedikt Taschen, s.172.

Küçükerman, Ö. 1996, Türk Evi, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, İstanbul, s.78.

Le Corbusier, 1999, Bir Mimarlığa Doğru, (çev.) S. Merzi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, ss.120-126.

MSÜ, 1983, Sedad Hakkı Eldem: Elli Yıllık Jübilesi, Mimar Sinan Üniversitesi (monografi), İstanbul, s.19.

Tanyeli, U. 2001, Sedad Hakkı Eldem, Boyut Yayınları, İstanbul, s.50.

Okyar, O. ve M. Seyitdanlıoğlu, 1997, Fethi Okyar’ın Anıları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara.

Sözen, M. 1984, Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, s.176, 205.

Şahin, M. 2008, “Bir Sedad Hakkı Eldem Tasarımının Yeniden Yorumu: Ali Fethi Okyar Köşkü”, Sedad Hakkı Eldem ve Mimarlığı, MSGSÜ, ss.47-62.

Venturi, R., D.S. Brown ve S. Izenour, 1993, Las Vegas’ın Öğrettikleri, (çev.) S.M. Özaloğlu, YKY, İstanbul, s.216.

Yoshioka, Y. 1962, “House with a Square Plan”, The Japan Architect, sayı: Nisan 1962, ss.48-50.

Bu icerik 10568 defa görüntülenmiştir.