361
EYLÜL-EKİM 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KENTLEŞME

Yeni Büyüme Dinamikleri İlişkisinde İstanbul Kentinin Makroform Arayışı

Oya Akın, Yrd. Doç. Dr., YTÜ, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

1980 - 2000 dönemi ile 2000 yılı sonrası İstanbul kentinin makroformunu yönlendiren değişkenleri ortaya koyan yazar, kentin karşı karşıya kaldığı yaygınlaşma problemine dikkat çekiyor. 2011 Genel Seçimleri’nde ‘vaadedilen’ 3. Boğaz Köprüsü, her iki yakaya birer milyon nüfuslu yerleşimler gibi, kentin makroformunu doğrudan belirleyen projelerin, nüfusu 2023 yılında 22-25 milyon olacağı öngörülen İstanbul’un tüm yaşamsal kaynaklarını tüketeceğini bir kez daha ortaya koyuyor.

SANAYİ VE HİZMETLER SEKTÖRÜ İLİŞKİSİNDE KENTSEL MAKROFORM DİNAMİKLERİ VE KENT MERKEZİ BÜYÜME MODELLERİ

Bu yazıda, kavramsal çerçeve kapsamında iki temel olgu tartışılacaktır. Birincisi sanayi ve hizmetler sektörünün kentin diğer işlev alanları ve makroform üzerindeki etkisi; diğeri ise kent merkezleri büyüme modellerinin tarihsel süreçle de ilişkilendirilerek kentlerin makroform üzerindeki etkisinin sorgulanmasıdır.

Sanayi ve Hizmetler Sektörü Gelişme Dinamikleri ile Kentsel Makroform

Büyük ölçekli üretim ve tüketim sistemi üzerine temellenen fordist üretim sürecinde (1) sanayi, kentsel mekânda büyük ölçekli üretim ve depolama alanları, liman ve demiryolu sistemleri ile kentlerin mekânsal biçimlenmesinde son derece etkili olan bir kimlik ögesidir. Sanayi işlevi üretim yüzeylerinin yanı sıra, sektörde çalışacak işgücünün donanımı, ödeme gücü, tüketim harcamaları komposizyonu, yaşam alışkanlıkları ve mekân talepleri (konut, eğlence, dinlence, rekreasyon vb.), kentsel fizik mekânın diğer işlev alanları konusunda da belirleyici olmuştur. Bu yapılanma, kentin merkez işlevlerinde çeşitlenme, uzmanlaşma, yığılma ve konut alanları tercihlerinin çeşitlenmesine neden olmuştur. Sonuç olarak sanayi sektörünün egemen olduğu kentlerde yayılma ve büyüme, işlevsel çeşitlilikle farklılaşmış bir yerleşme tipolojisi ile belirlenirken, üretimin belirli odaklarda yığılması ile sanayi bölgeleri ortaya çıkmakta ve bu bölgeler kentin makroformunu belirleyen en önemli faktör olmaktadır. (2)

Temel ekonomik etkinliğin “sanayi” olduğu kentsel yerleşmelerde, yan sanayi birimlerinin yer aldığı “küçük sanayi” ile elde edilen gelir oranında uzmanlaşan ve hinterlantını genişleten “hizmetler sektörü” de mekânsal bir belirleyicidir. Bu ilişki ağı, kentlerin coğrafi ve ulaşım altyapısı olanaklarına koşut gelişen sanayi alanlarının, kent makroformlarının en önemli belirleyicileri olduğunu ortaya koymaktadır. Sanayi alanları ile ilişkili işgücünün konut alanları ve tüketim harcamaları komposizyonunun yönlendirdiği merkez işlevleri, sanayi alanlarının çekim etkisi ile biçimlenmektedir. (3) Dolayısıyla kentler, coğrafi eşik ve potansiyellerine bağlı olarak, sanayi yer seçimi doğrultusunda bir büyüme ve makroform yapılanması ortaya koymuşlardır.

1973 petrol krizi sonrasında teknolojiyi üreten ve kullanarak üretimi gerçekleştiren ve yine bu doğrultuda dağıtımını düzenleyen “hizmetler sektörü”, kentlerin arazi kullanışı üzerinde son derece belirleyici olmuştur. Bilişim ve iletişim alanında yapılan keşiflerle ortaya çıkan “teknolojik buluşlar”, mal, sermaye ve insan akımlarının hızını artırmış ve bu akımları mekânsızlaştırarak (4), ulus devlet sınırları ötesinde dünya ölçeğine taşımıştır. (5) Yoğun teknoloji kullanımı ile ölçeği (küçük ve orta), niteliği (esnek) değişen, bölünebilen, tüm dünyaya yayılan üretim süreci (post-fordizm) (6), bu süreçte yer alacak işgücünün yapısal komposizyonunu da değiştirmiştir. Sahip olduğu bilgi donanımı koşutunda, ülke sınırları ötesinde, dünya bütününde hareket kabiliyeti olan, uzmanlaşmış yeni alt sektörlerinin ortaya çıktığı ve giderek işgücünün kendi içinde gelir dağılım eğrisinin farklılaştığı yeni bir yapılanma ortaya çıkmıştır. İşgücünün gelir yapısındaki bu değişim, doğal olarak harcama profili ve yaşam biçimi üzerinde etkili olarak, çalışma alanları, eğlence, dinlence alanları, turizm alanları, konut alanları vb. gibi işlev alanları açısından, ikili (hatta çoklu) yapılar ortaya koymalarına neden olmuştur. (7) Bu bağlamda, artık sanayinin kent mekânını biçimlendirme etkisi zayıflamış, sanayi alanları kent dışına çıkma eğilimi içersine girmiş ve değişen yaşam biçimi doğrultusunda konut ve hizmetler sektörü, mekânsal yer seçim ilişkileri, kent makroformu üzerinde belirleyici olmaya başlamıştır.

Sonuç olarak, sanayi ve hizmetler gibi kentsel ekonomik etkinlik alanlarının yer seçimi, oransal dağılımı, kendi içindeki alt sektörlerin dağılımı ve ağırlık noktaları, teknoloji üretme ve kullanma düzeyi, hizmet ettiği nüfusun nitel ve niceliksel özellikleri, bu sektörlerden elde edilen gelir düzeyi vb. diğer kentsel işlev alanlarının da (konut, eğlence, dinlence, kültür, eğitim, sağlık vb.) boyut ve niteliğinin belirlenmesinde son derece etkindir.

Kent Merkezleri Büyüme Modelleri ve Kent Makroformu Üzerindeki Etkileri

Fordist üretim sürecinin egemen olduğu 1980’li yıllara kadar, geleneksel merkez alanlarının, yoğunlaşma, yaygınlaşma ve saçaklanma (8) süreçleri ile eklemlenerek büyüme modeli izlenmektedir. 1980 sonrasında ise ulaşım ve iletişim sektörlerinde meydana gelen değişim, kentlerin sıçrayarak büyümelerini tetiklemiştir. Bu doğrultuda yeni kent merkezlerinin büyüme biçimi açısından iki ana model tespit edilmiştir. (9) Birincisi “sıçrayarak otoyol kavşak ve aktarma noktalarında gelişen merkezler”, diğeri ise “otoyolları birbirine bağlayan ana bulvarlar üzerinde doğrusal gelişen kent merkezleri”dir. Bu model tanımlamalarına bağlı olarak, 1980 sonrası değişim sürecinde kavşak noktaları ve bulvarlar üzerinde gelişen yeni merkezlerin, kentlerin büyüme yönü ve makroformu üzerinde belirleyici olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla kentlerin yeni ulaşım ağları bu biçimlenmeyi tetiklerken, bu biçimlenme de yeni ulaşım ağlarını tetikleyerek karşılıklı bir etkileşim içersinde kent makroformlarını yönlendirmektedir. Bu merkezlerin kentin geleneksel merkezi ile konum ilişkisi, kentin prestije konu işlev alanları ile ilişkisi (konut, eğlence, kültür, rekreasyon, turizm vb.) ve hangi toplumsal katman tarafından (nüfus ve işgücü olarak) beslendikleri, kent içindeki rollerini de (10) belirlemektedir.

İSTANBUL KENTİ ÜRETİM VE MERKEZ İŞLEVLERİ BAĞLAMINDA KENT MAKROFORMU (1980-2000)

Sanayi Sektörü ve İstanbul Metropoliten Alanı Kentsel Makroform Üzerindeki Etkileri

Tarihsel süreçte İstanbul’un sanayi yer seçimi incelendiğinde açıkça görülmektedir ki, her 10 yılda bir sanayi birimleri kentin bir dış çemberi yönünde hareket etmekte ve boşalttıkları alanlar hızla merkez işlevlerine konu olmaktadır. (11) Sanayi alanları istihdam potansiyelleri nedeniyle, kentsel yerleşmelerin en önemli dinamiklerinden biridir. Sanayinin hareket yönü, yerleşmelerin büyüme yönünü de belirlemektedir. Ulaşılabilirlik, enerji ve su kaynağına erişim ölçütleri koşutunda yer seçen sanayi kuruluşları bir çekim merkezi oluşturmakta ve yakın çevreleri işgücünün barınma alanları (işyeri-konut ilişkisi) ev tüketim gereksinmeleri doğrultusunda da merkez alanları ile çevrelenmektedir. Süreç içinde artan talep dolayısı ile yükselen arsa değerleri, bu kez geniş alan kullanımını gerektiren sanayi alanları için yüksek maliyet ortaya koymakta ve sanayi kuruluşları üretim yüzeyi göreli olarak daha ucuz, ancak kent merkezi ile ulaşılabilirliğin sağlandığı, bir dış çembere doğru hareket etmektedir. (12) (Şekil 1) Sanayinin boşalttığı alanlar ise hizmet sektörünün yer seçimine konu olmaktadır.

İstanbul kentinde bu mekânsal hareket dizgesi içersinde, 1990’lı yıllar ile birlikte üretim, iletişim teknolojilerinin değişmesi, hem sanayinin ölçeği (büyük, küçük ve orta ölçekli sanayi), hem uzmanlaşma alt sektörleri, hem de mekânsal yer seçim tercihlerini değiştirerek, kentsel mekânı yeniden biçimlendirmiştir.

İstanbul Sanayi Odası (İSO) 1998 verilerinin mekânsal eşleştirilmesi yapıldığında, büyük ölçekli sanayinin, kent merkezinden dışarıya çıkma eğilimi içinde olduğu; küçük ve orta ölçekli sanayi kuruluşlarının ise büyük ölçekli sanayiye girdi verecek ve pazarla ilişkisini sağlayacak ölçüde kent merkezi yakın komşuluğunda yer seçmekte olduğu tespit edilmiştir. (13) Bu bağlamda E-5 Karayolu, tanımlayıcı bir kırılma noktası olarak yer almakta, bu aks sanayiden hizmetler sektörüne dönüşmekte, aksın kuzeyi ise üretim alanları için işgücü depoları olan konut alanlarıyla sarmalanmaktadır. (14) (Şekil 2)

Hizmetler Sektörü ve İstanbul Metropoliten Alanı Makroformu Üzerindeki Etkileri

İstanbul Ticaret Odası (İTO) 1998 verilerinin mekânsal eşleştirilmesi sonucu, İstanbul kentinin hizmetler sektörü mekânsal dağılımına ilişkin iki genel tipoloji tespit edilmektedir: (15) “Karma işlevli merkezler” (mix) olarak tanımlanan bölgelerde, birden fazla alt sektörde uzmanlaşma ve yığılma olmakta ve bu bağlamda kent bütünü ya da bölge bazında hizmet veren merkez tipolojileri (Şişli, Beşiktaş ve Mecidiyeköy) ortaya çıkmaktadır. Bir diğer tipoloji ise “uzmanlaşmış merkezler” olarak tanımlanan ve yakın çevresinde yer alan üretim merkezlerinin ürünlerinin satışının düzenlendiği merkezlerdir. (Eminönü, Karaköy, Bayrampaşa, Merter, Zeytinburnu, Kartal) (Şekil 3) Mekânsal eşleştirme sonucu bazı alt sektörlerde yığılmalar olduğu tespit edilmiştir.

    • Şişli (6 alt sektör), Kadıköy (4 alt sektör), Mecidiyeköy (3 alt sektör); özel eğitim ve sağlık kuruluşları, turizm ve seyahat acentaları, banka banker sigortacılık, her nevi makine bilgisayar, reklam ve halkla ilişkiler ve tekstil sektörlerinde (üst düzey hizmetler olarak tanımlanabilecek (16) ) uzmanlaşan, karma işlevli merkez bölgelerdir.

  • Bayrampaşa, Güngören, Merter, Zeytinburnu, Bakırköy, Mecidiyeköy ve Kartal’ın üretime dayalı tek sektörde (metal, yedek parça ya da tekstil gibi) uzmanlaşmış bölgeler olduğu gözlenmektedir.

 

Sonuç olarak, kentin geleneksel merkezi ve bu uzantıda gelişen merkez alanı ağırlıklı olarak üst düzey hizmetlerin yer aldığı bölgeler iken; bu merkezin çeperinde yer alan Zeytinburnu, Merter ve Bayrampaşa kuşağı ise üretim birimlerinin servis sağlayıcı sektörlerinin yer seçtiği merkezler olarak dikkat çekmektedir. Bakırköy batı yakası ölçeğinde üst düzey hizmetler, Kartal’ın ise doğu yakası ölçeğinde üretime bağımlı hizmetler sektöründe uzmanlaştığı görülmektedir. (Şekil 3)

1980-2000 Kesitinde Kent Makroformunun Değerlendirilmesi

1980-2000 kesitinde yapılan değerlendirmede, kent makroformu açısından şu sonuçlara ulaşılmıştır. (Şekil 4)

  • Kentin merkez işlevleri, Tarihî Yarımada, Beyoğlu, Beşiktaş, Şişli, Mecidiyeköy, Üsküdar ve Kadıköy bölgesinde, kent bütününe ve hatta bölgesel ölçekte hizmet veren içerikte bir yığılma ortaya koymaktadır.
  • Bu yığılma alanları kentin ana odağını tanımlamaktadır. Bu odak, geleneksel merkez alanı ve uzantısı ile sınırlandırılmıştır.
  • Kentin makroformu üç ana doğrultu ortaya koymaktadır. Doğu-batı doğrultusunda Marmara kıyılarına paralel bir merkez gelişimi ve bu merkezlerden beslenen önce üst gelir, sonrasında da alt gelir konut alanı iki ana çekim merkezi olarak karşımıza çıkmaktadır. Eminönü-Mecidiyeköy aksındaki kuzeybatı doğrultusu da, kentin ulusal / uluslararası düzeyde hizmetler sektörü aksını ve üst gelir grubu konut alanlarını tanımlamaktadır.
  • Kentin üretim yüzeyleri ise doğu-batı doğrultusundaki desantralizasyon alanlarında kümelenmektedir.

 

Sonuç olarak 2000’li yıllara kadar kuzey yönünde bir büyüme eğilimi olsa da, kentin ana aksı ve ağırlık noktası Marmara ve Boğaziçi kıyılarına paralel bir gelişme göstermektedir.

İSTANBUL KENTİ ÜRETİM VE MERKEZ İŞLEVLERİ BAĞLAMINDA KENT MAKROFORMU İLİŞKİSİ (2000 SONRASI)

2000 sonrasında kamu (TOKİ) ve özel sektör yatırımlarının büyük ölçüde inşaat sektörüne kayması, başta konut olmak üzere, alışveriş merkezi, plaza, özel eğitim ve sağlık yapıları ile ulaşım altyapısı (kavşak, tünel, yeni arterler vb.) çalışmalarını, kentin mekân organizasyonunda tetikleyici bir unsur olarak karşımıza çıkarmıştır. Ulaşım altyapısına paralel ya da ulaşım altyapısını yönlendiren içerikte yeni konut alanlarının oluşturulması, kentin merkez işlevlerinin yaygınlaşması sürecinde de belirleyici olmuştur.

Konut Alanları İstanbul Metropoliten Alanı Kentsel Makroform Üzerindeki Etkileri

1990’lı yıllarla birlikte yeni üretim ilişkileri ve hizmetler sektörünün yeniden düzenlenmesi gelir grupları arasındaki uçurumları çok daha büyütmüş ve bu yeni gelir grubunun yaşam anlayışının yansıması olarak yeni konut alanları, eğlence, dinlence alanları mevcut kentten ayrışarak makroformu biçimlendirmeye başlamıştır. 1988 yılı itibariyle tamamlanan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile iki yaka arasındaki ilişkilerin yanı sıra çevre yolları bağlantısı ile kentin kuzey, doğu, batı çeperlerine erişme kolaylığı sağlanmıştır. Her ne kadar TEM otoyolu erişim kontrollü bir yol olarak tanımlanmış olsa da, süreç içersinde transit trafiğe hizmet etmekten çok, kentin üst gelir grubu konut alanlarının erişim yolu haline gelmiştir. Otoyolun erişilebilirlik koşullarını artırması, sadece üst gelir grubu konut alanlarını değil, bu altyapıdan faydalanan alt gelir grubunun yasadışı konut alanlarının gelişimini de tetiklemiştir. 1990’lı yıllarla birlikte kentin makroformu ve konut alanları, kuzey yönünde Boğaziçi yamaçları (Kilyos, Zekeriyaköy, Sarıyer, Tarabya, Ulus, Beykoz, Kanlıca, Kandilli ve Çamlıca sırtları) yaygın; Kemerburgaz, Bahçeşehir, Kartal, Tuzla ise noktasal gelişmeler göstermeye başlamıştır. Böylece farklı toplumsal katmanların konut alanları ardışıklık ya da yan yanalık ilişkisi içersinde, kentsel makroformun kuzey ve doğubatı doğrultusunda gelişmesine neden olmuştur.

2000’li yıllar ile birlikte ise, gerek otoyolun erişim kolaylığı, gerekse Boğaziçi’ne 3. Köprü uygulamasının tesis edilen çevre yolu bağlantıları ile makroformun TEM otoyolu kuzeyinde, orman alanları ve içmesuyu havzalarını tüketen bir içerikte gelişme gösterdiği izlenmektedir. (Şekil 5) Bu doğrultuda batı yakasında Taşoluk, Arnavutköy, Boğazköy, Halkalı, Kayabaşı, Ispartakule alt bölgeleri; doğu yakasında ise, Ataşehir, Çekmeköy, Sancaktepe, Aydınlı, Orhanlı, Akfırat alt bölgelerinde yaygınlaşarak, kentin yaşamsal kaynakları olan içmesuyu havzaları, orman alanları ve 1. ve 2. derece tarım alanlarını tüketen bir makroform oluşmaktadır.

Kentin makroform gelişim süreci yasal ve yasadışı olmak üzere iki yapılaşma modeli ile biçimlenmektedir. Bu büyüme tehdidi bir yönü ile ıslah planları ve plan tadilatları ile yasallaştırılan konut alanları (Taşoluk ve çevresi ile Ümraniye, Çekmeköy ve Sancaktepe çevresi), bir yönü ile de kamu eliyle üretilen yasal konut alanları ile biçimlenmektedir. TOKİ’nin içmesuyu havzaları içinde yaklaşık 95 bin kişinin barınacağı konut alanını üretmesi de bu noktada son derece dikkat çekicidir. (17)

Alışveriş Merkezleri ve Plazaların İstanbul Metropoliten Alanı Kentsel Makroformu Üzerindeki Etkileri

Yeni yaşam biçimi ve tüketim alışkanlıkları koşutunda ortaya çıkan “alışveriş merkezleri” ve büro yapıları (plazalar), karma işlevli yapılar olarak iş, alışveriş, eğlence, rekreasyon, konaklama, konut hatta kentlinin sosyalleşme ihtiyacının karşılandığı mekânlar olarak tanımlanırken; kentin geleneksel merkez alanları hızla kan kaybetmeye devam etmektedir. 1998 kesitinde yapılan değerlendirmede alışveriş merkezlerinin ağırlıklı olarak E-5 Karayolu koridoru üzerindeki kavşak noktalarında yer aldığı görülmektedir: Batı yakasında Zeytinburnu ile Bakırköy arasında; Beyoğlu’nda Etiler ile Maslak arasında; doğu yakasında ise Kozyatağı ile Kartal arasında kümelenmektedir. 2010 kesitinde yapılan değerlendirmede ise bu merkezlerin E-5 Karayolu kuzeyinde ve TEM otoyolu yönünde gelişme gösterdiği izlenmektedir. (Şekil 6) Bu yapılanma biçimi ile kentin gelişme yönü ve yoğunluk aksının, konut alanlarına koşut gelişen alışveriş merkezleri ile kuzey doğrultusunda olduğunu ortaya koymaktadır.

Alışveriş merkezi ve plazaların kentin çeperi ve kuzeyi yönünde yer seçmeleri, ulaşım altyapısına da paralel olarak, konut alanları yer seçimi ve gelişme yönü açısından çarpan oluşturmaktadır. 1980’li yılara kadar içten dışa halkalar halinde büyüyen kentin, bu dinamiklerin etkisiyle sıçrayarak büyüdüğü ve bu noktasal gelişmelerin mevcut kente eklemlenmesi ile yeni bir makroformun ortaya çıktığı izlenmektedir.

2010 kesitinde bakıldığında, gerek alışveriş merkezleri ve plazaların, gerekse yeni konut alanlarının, ulaşım altyapısı koşutunda kentin makroformunu hem yatayda (doğu ve batı doğrultusunda), hem düşeyde (kuzey doğrultusunda) yaygınlaştırarak geliştirdiği görülmektedir.

Bu değerlendirmeler ışığında, 2000 sonrasında, kentin büyüme yönü ve makroformunu yönlendiren en önemli dinamik “konut alanları”dır. İstanbul Metropoliten Alanı bütünü, konut yatırım alanları ve buna dayalı olarak gelişen alışveriş merkezleri ve plazaların yer seçimi değerlendirildiğinde dört ana büyüme koridoru tespit edilmektedir. (Şekil 6)

Gelişim / Büyüme Aksı 1: Küçükçekmece gölünün kuzeyi yönündeki Bahçeşehir, Esenkent, Başakşehir, Kayabaşı, Ispartakule, Arnavutköy, Taşoluk, Boğazköy ve Taşdelen, kentin içmesuyu havzası, tarım ve orman alanları üzerinde tehdit oluşturabilecek içerikte bir koridor ortaya koymaktadır.

Gelişim / Büyüme Aksı 2: Maslak’tan başlayarak Sarıyer, Bahçeköy, Zekeriyaköy, Kilyos aksında gelişen konut alanları ya da kentsel gelişme koridorudur.

Gelişim / Büyüme Aksı 3: Ümraniye’den başlayarak Ataşehir, Çekmeköy, Sancaktepe ve Şile doğrultusunda büyüyen koridordur.

Gelişim / Büyüme Aksı 4: Kurtköy, Aydınlı, Orhanlı, Akfırat doğrultusunda büyüyen koridordur.

Bu gelişim aksları kentin kuzeyinde yer alan yaşamsal kaynakların tahrip edilmesinin yanı sıra kentin büyüme modelinin de farklılaşmasına neden olmaktadır. 1980’li yıllara kadar doğrusal kent makroformuna sahip olarak tanımlanan İstanbul kenti, bu yazıda tanımlanan dinamikler etkisiyle yeni merkez kademelenmesi ve büyüme koridorlarıyla biçim değiştirmektedir. (Şekil 7) Kentin yaşam kaynakları açısından son derece tehlikeli olan bu makroform tanımlamasının hem kamu, hem de özel sektör yönlendiriciliği ile parçacıl planlar ya da plan tadilatları ile uygulamaya geçirildiği görülmektedir.

Uygulama ve Proje Aşamasındaki Kararların Makroform Üzerindeki Etkileri

İstanbul kentinin hinterlant etkisi, yerel yönetimin ötesinde merkezî yönetimin de proje geliştirme alanı haline gelmesine neden olmaktadır. Son 5 yılda planlama gündeminde tartışılan ve çok ciddi tehlikelere dikkat çekilmesine rağmen, merkezî yönetim tarafından uygulama kararı alınan ve bu bağlamda çevre yolu bağlantılarının büyük ölçüde kurgulandığı, 3. Boğaziçi Köprüsü, kentin yeni makroformunun temel belirleyicisi olmuştur. Bu karar, kentin orman, havza ve kıyı alanlarının yoğunlaştığı doğal eşik alanlarında varolan kaçak gelişmenin yasallaştırılmasının yanı sıra, yapılaşma yüzeyini daha da artırarak, kentin doğal kaynaklarını tüketecek bir makroformun aracı olacaktır. Bir başka deyişle, ulaşım altyapısı üzerinden parçalanan, bütünlüğü ve ekosistem bağlantıları kesilen doğal yapının, tüketilmesi süreci hız kazanacaktır. Bu sürecin etkilerini tahmin etmek açısından 2. Boğaziçi Köprüsü sonrasında kentin makroformunu izlemek son derece yararlı olabilecektir. (Şekil 8)

2011 seçim dönemi süresince İstanbul’a ilişkin, 3. Boğaziçi Köprüsü’nün yanı sıra, her iki yakaya 1’er milyon nüfuslu 2 yeni kent, Karadeniz ve Marmara Denizi’ni birleştiren bir kanal, 3 havalimanı gibi pek çok projenin kent gündemine oturduğu ve makroformu büyük ölçüde biçimlendirecek içerikler ortaya konduğu görülmektedir. 3. Boğaziçi Köprüsü ve çevre yolları aksında gelişmesi muhtemel bu yeni kentlerin, bu yazıda vurgulanmaya çalışıldığı üzere, kentin orman ve su havzalarını ortadan kaldıracak ve kentin yaşamsal varlığını tehdit edecek bir içerik ortaya koyacağı tartışılmaz bir gerçektir. (18)

Günümüzde nüfusu yaklaşık 15 milyon civarında olan kent, temiz su, hava kaynakları ve kamusal açık alan sorunları ile karşı karşıyadır. Nüfusunun plan projeksiyonları ile 2023 yılı için 22-25 milyon (19) olacağı öngörülen kentin, tarım, orman, su havzası gibi tüm yaşamsal kaynaklarının tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalması kaçınılmazdır. Bu projeksiyon ve beraberinde üretilen 1/100.000 ölçekli İl Çevre Düzeni Planı kararları, “her iki yakaya da 1’er milyon nüfuslu kent” söyleminin referansını oluşturmaktadır.

Bu bağlamda kentin güneyden kuzeye doğru olan büyüme dinamiği, kuzeyden güneye doğru da desteklenmekte ve bütünlüğü olan eko-sistem parçalanarak kuşatılmakta ve adeta bu yeni gelişen konut alanlarının bahçeleri haline getirilmektedir. Sonuç olarak, gerek plansız gelişme, gerekse planlamanın vazgeçilemez ilkelerine rağmen plan aracılığı ile ortaya konulan yapılaşma, kentin ve kentlinin yaşam hakkı ve kalitesini tehdit edecek bir içerik ortaya koymaktadır.

SONUÇ

Kentsel işlev alanlarının (barınma, çalışma, eğlence, dinlenme, eğitim, sağlık vb.) mekânsal dağılımı, kimi kez ulaşım altyapısına koşut, kimi kez de ulaşım altyapısını belirleyici içerikte kentsel makroformu biçimlendirmektedir. 1980-2000 döneminde, dünyada izlenen süreçlere paralel olarak üretim ve tüketim alışkanlıkları ve dolayısıyla kentsel mekân talepleri değişmiş; hizmetler sektörü, eğitim ve eğlence alanları, konut alanları da kentsel makroformun yeni dinamikleri olmaya başlamış ve bu bağlamda da ulaşım altyapısını (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve çevre yolları) yönlendirir hale gelmiştir. Bir önceki dönemin sanayi alanlarına koşut, E-5 Karayolu’na paralel şekillenen ve içten dışa hiyerarşik bir dizin içinde yaygınlaşan makroformun, bu yazıda tanımlanan işlev alanları (ve üst gelir grubunun tercihleri yönünde) aracılığı ile sıçrayarak, kentin kuzeyindeki orman alanları içinde ya da Boğaziçi sırtlarında gelişmeye başladığı görülmektedir.

2000 sonrasında ise, bir önceki dönemin sonlarında ortaya çıkan makroform daha da hız kazanarak, hem kuzey hem de doğu-batı doğrultusunda yaygınlaşarak büyümektedir. Sanayi alanlarının hızla desantralize edilmesi ile yerlerine merkez işlevleri ve üst gelir grubu konut alanlarının getirilmesi, döneme damgasını vuran önemli olgulardan biridir. Yeni alışveriş alanları ve yeni konut alanları (üst, orta ve alt gelir grubu) hem dönüşüm söylemleri ile kentsel yerleşik alanlarda, hem de yeni yaşam biçimi söylemleri ile kentin orman ve su havzaları içinde kamu ve özel sektör eliyle gerçekleştirilmektedir. Özellikle bu dönemde kentin kuzeyinde orman ve su havzalarının içinde yapılaşma yasadışı olduğu kadar kamu eliyle de (TOKİ aracılığı ile) gerçekleştirilmektedir. Kamu eliyle üretilen bu gelişme güzergâhları, kentin yaşamsal varlığını tehdit eden bir içerik taşıyarak, makroformun kuzeyde oluşturulan yeni merkez alanları ve konut alanları aracılığı ile büyümesine neden olmaktadır.

 


NOTLAR

1. Soja, 1989.

2. Harvey, 1991; Eraydın, 1992.

3. Harvey, 1990.

4. Arslan, 1992.

5. Castells, 1992.

6. Ersoy, 1993.

7. Kellner, 1994.

8. Lash ve Urry, 1987.

9. Eraydın, 1992.

10. Yoğunlaşma: Mevcut merkez alanlarında merkez işlevlerin oranının artması (konut işlevinin yerini merkez işlevlerine bırakması). Yaygınlaşma: Merkez işlevlerinin öz bölgeden çepere doğru önce zemin katları daha sonra üst katları ele geçirerek büyümesi. Saçaklanma: Merkez işlevlerinin geleneksel merkez ile ilişkilendirildikleri ana ulaşım arterleri boyunca lineer olarak büyümesi.

11. Hall, 1995.

12. Üst düzey hizmet işlevlerinin yer aldığı ve küresel (dünya ya da bölge ölçeğinde) piyasalar ile ilişkili merkez alanları, kentin belirli bir bölgesini etkileyen alt merkezler ya da yakın çevre ilişkili içindeki yerel merkezler vb.

13. Güvenç, 1992.

14. İstanbul kenti için bu hareket öncelikle sur dışına çıkarılması, sonrasında, sırasıyla, batı yakasında Topkapı, Merter, Bakırköy, Bağcılar, Yenibosna, Avcılar, B. Çekmece; Beyoğlu bölgesinde Şişli, Kağıthane, Çağlayan, Ayazağa; doğu yakasında Ümraniye, Maltepe, Kartal, Pendik, Tuzla, Gebze yönünde (E-5 Karayolu aksında) sürekli hareket etmiştir.

15. Akın, 1999, ss.141-165.

16. Akın, 1999, ss.141-165.

17. Akın, 1999, ss.141-165.

18. Özel eğitim ve sağlık kuruluşları, banka – banker – sigorta, her nevi makine bilgisayar, film – reklam – halkla ilişkiler gibi.

19. Akın ve Özdemir, 2010, ss.285-316.

20. Ancak bu projeler yeni bir durum ortaya koymamaktadır. Aslında 1/100.000 ve 1/25.000 (henüz onaylanmamış) ölçekli Çevre Düzeni Planları’nda bu yapılaşma büyük ölçüde tanımlanmaktadır.

21. 1/100.000 Ölçekli İl Çevre Düzeni Planı Raporu

 

KAYNAKLAR

1/100.000 Ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı Raporu (2006 ve 2009)

İTO ve İSO, 1998 oda kayıt verileri.

Akın, O. 1999, “Küreselleşme Olgusu ve Kent Mekânı Üzerindeki Etkileri: İstanbul Metropoliten Alanı”, 3. Bin Yılda Şehirler: Küreselleşme, Mekân, Planlama, Dünya Şehircilik Günü 23. Kolokyumu, YTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, yayın no: MF.ŞBP-2000.003, ss.141-165.

Akın, O. ve D. Özdemir, 2010, “Konut Üretim Sürecinde Türkiye ve Avrupa Birliği Üzerine Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme ve TOKİ Uygulamaları”, Kentsel Dönüşümde Politika, Mevzuat, Uygulama, Nobel Yayınevi, İstanbul, ss.285-316.

Arslan, R. 1992, Arazi Kullanış Ekonomisi, YTÜ, İstanbul.

Castells, M. 1992, The Informational City, Blackwell, Oxford.

Eraydın, A. 1992, Post-Fordizm ve Değişen Mekânsal Öncelikler, ODTÜ, Ankara.

Ersoy, M. 1993, Yeni Liberal Politikalar ve Kentsel Sanayi, ODTÜ, Ankara.

Güvenç, M. 1992, “General Industry Geography of Greater İstanbul Metropoliten Area: An Explaratory Study”, Development of İstanbul Metropoliten Area and Low Cost Holding, IULA-EMME, İstanbul.

Hall, P. 1995, “Towards a General Urban Theory”, Cities in Competition: Productive and Sustainable Cities for 21st Century, Longman.

Harvey, D. 1990, Post Moderliğin Durumu, (çev.) S. Savran, Metis Yayınları, İstanbul.

Harvey, D. 1991, “Esneklik Tehdit mi? Yoksa Fırsat mı?”, (çev.) A. Kurdoğlu, Socialist Review, cilt:21, sayı:1.

Kellner, D. 1994, “Toplumsal Teori Olarak Post-Modernizm: Bazı Meydan Okumalar ve Sorunlar”, Modernite Versus Post-Modernite, (derl.) M. Küçük, Toplum Dizisi:7, Vadi Yayınları:15, Ankara.

Lash, S. ve J. Urry, 1987, The End of Organised Capitalizm, Polity Press, Cambridge. (Aktaran: D. Harvey, 1989, The Condition of Post Modernity, Blackwell, Oxford.)

Özdemir, D. 2000, “Yabancı Sermayenin İstanbul Haritası”, İstanbul Dergisi, sayı:35, s.97.

Sassen, S. 1994, Cities in the Global Economy, Pine Forge Press, Londra.

Soja, E.W. 1989, Post Modern Geographies, The Reassertion of Space in Critical Social Theory, Vers, Neo, Londra, New York.

Sönmez, M. 1997, “İstanbul’un Zengin Gettoları”, Gazete Pazar, 14 Eylül 1997, s.19.

Bu icerik 12125 defa görüntülenmiştir.