367
EYLÜL-EKİM 2012
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Cami
    Doğan Kuban, Prof. Dr., Mimarlık Tarihçisi

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Hukuk Devletini Yitirme/mek: Sulukule Kuraları Üzerine

Cihan Uzunçarşılı Baysal, Bağımsız Araştırmacı, Kent Hareketleri Sözcüsü

“Kura çekimini gerçekleştiren yerel yönetim ve destek olan vali, mahkeme kararlarını uygulamayarak görevlerini kötüye kullanmışlardır. İdari Mahkeme, Sulukule projesinde kamu yararı görmediğinden, Sulukulelilerin mülklerine kamulaştırma ve/veya kamulaştırma baskısı yoluyla hiçbir kamu yararı olmadan el konulmuş demektir. Belediye Başkanının bahsettiği ‘kazanılmış haklar’ tanımı burada meşruiyetini yitirir. Kamu yararı, adalet ve hukukun yara almamasıdır.” “Afet Yasası hukuksuzluğun elini güçlendirmektedir. Yasanın bizleri savuracağı hukuksuz, adaletsiz düzen ise tam da budur: İnsanları zorla tahliyeyle yerlerinden edilmiş, dozerlenerek yok edilmiş yüzlerce / binlerce ‘Sulukule’ ve hiçbir hukuki engelle karşılaşmadan ortaya çıkan ‘Yüzde 95’inin bittiği’, dolayısıyla ‘fiili imkânsızlık’ nedeniyle geriye dönüşü olmayacağı iddia edilen ve hiçbir kamu yararı olmayan el koyma ve rant projeleri ile adalet ve hukuka meydan okuyan yöneticiler.”  

Türkiye’de, 2005’ten bu yana ardı ardına ve her seferinde kapsamları daha genişletilerek çıkarılan kentsel yenileme / dönüşüm yasaları ve uygulamaları, hukukun, neoliberal ekonomi politikaları doğrultusunda nasıl araçsallaştırıldığı ve hukuksuzluğa evrildiği üzerine zengin örnekler sunuyor. Her yeni yasa, bir öncekinin karşısına çıkan hukuki engeller ile hak arama mekanizmalarını bertaraf edecek şekilde düzenlenirken, aslında bertaraf edilen hukukun kendi olmakta. İmar ve planlama bağlamında tüm hukuki düzenlemeleri ve uygulamaları baypas eden 6306 sayılı Afet Yasası da böyle bir hukuk ucubesi olarak karşımızda.

Sulukule’ye gelirsek, İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin iptal kararına karşın Sulukule projesinin kura çekimlerinin yerel yönetimce gerçekleştirilmesi, kanımızca, bu yasanın önemli hak ihlallerine yol açacak maddelerinden birinin adeta ön uygulaması olduğundan, konuyu bu çerçeveden açmak istiyoruz. 9. maddeye göre, idari işlemlere karşı açılan davalarda yürütmenin durdurulması kararı verilemeyeceğinden, idare, hiçbir engel ve kısıtlamayla karşılaşmadan hukuka aykırı işlemlerine devam edebilecektir. Kişinin idareye karşı hak arama özgürlüğünün ihlalinin ötesinde, yargı kararlarının bağlayıcılığı ve idarenin hukuka bağlı olma gerekliliği de ihlal edileceğinden, artık karşımızda her türlü kısıtlama ve denetimden azade antidemokratik bir idare vardır. Sulukule projesinin iptal kararına rağmen, Fatih Belediyesi’nin yargı kararını hiçe sayarak gerçekleştirdiği kura çekimi, yeni yasadan güç alan böyle bir uygulamadır. Hukuksuzluğun değirmenine meşruiyet taşıyan ise, kentin en yüksek mülki amiri olarak İstanbul Valisi olmuştur: İptal edilmiş bir projenin kurasına katılarak, dahası projeyi basın ve kamuoyu önünde överek hukuku paspas ettiğinin farkında mıdır bilemiyoruz ama, böyle bir noktada artık hukuk devletinden söz etmek mümkün değildir.

Süreci özetlersek, Fatih Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine, Sulukule Kentsel Yenileme Projesi’nin iptaline ilişkin, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Şubesi ile Şehir Plancıları Odası ve Sulukule Roman Derneği tarafından açılan üç ayrı dava, idari mahkeme tarafından aynı gerekçelerle kabul edilerek projenin iptaline karar verilmiştir. 2007 sonunda yürütmeyi durdurma talebiyle açılan dava sürecinde projeyle ilgili 3 kez ayrı bilirkişiden rapor alındığını, tüm raporların olumsuz olduğunu, davacıların her rapor sonunda yürütmeyi durdurma talebine karşın, mahkemenin bir türlü kararı çıkartamadığını ve bu nedenle inşaatların devam ederek sonuçlanma aşamasına geldiklerini ekleyelim.

2010’da, Sulukule sakinleri ve Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan ve Sözleşme’nin 6 maddesinin (“İnsan haklarına saygı yükümlülüğü”, “Adil yargılanma hakkı”, “Özel hayatın ve aile hayatının korunması”, “Etkili başvuru hakkı”, “Ayırımcılık yasağı”, “Mülkiyetin korunması”) ihlal edildiğini savunan başvuru, iç hukuk yollarını tüketmemesine rağmen hemen kabul edilir. İdari Mahkeme’nin kararı ise AİHM kararı ve tazminat açısından Sulukule davasını güçlendirmektedir; muhtemelen diğer mahalleler için de emsal teşkil edecek bir karar çıkacaktır. İç hukuka dönersek, İstanbul 4. İdare Mahkemesi, 26 Nisan 2012 tarihinde Sulukule’de uygulanan projeyi ve projeyi onaylayan Fatih Belediye Meclisi’nin işlemini, 5366 sayılı Yasa’da öngörülen amaçların gerçekleştirilmesine hizmet edebilecek nitelikte ve kamu yararına uygun olmadığı gerekçeleriyle iptal etmiştir. Belediye Başkanı, mahkeme kararına rağmen kura çekimlerini iptal etmeyeceklerini, Danıştay’a başvuracaklarını, Danıştay’ın kararı onaması halinde dahi yıkım işlemi yapmayacaklarını açıklamıştır: “Yüzde 95’inin bittiği bir projede 620 daire ve 53 tane dükkân sahibinin kapıda beklediği bir yerde neden proje yıkılsın ki? Öyle bir şey olamaz, çünkü kazanılmış hak var.”

İdare Hukuku ilkelerine göre, idari planlar hukuken geçerli meşru bir nedene dayanmak zorundadır; planın dayanağı işlem, mahkeme kararıyla hukuka aykırı olarak saptanmışsa, geçmişe etkili olarak ve tüm sonuçları ile ortadan kalkmış demektir. Aksi bir uygulama, kuvvetler ayrılığının iğdiş edilmesi, hukuk ve adaletin ipinin çekilmesidir; denetlenemez, kısıtlanamaz hegemonik bir idare ortaya çıkar. Anayasa’nın 138. maddesi, yasama ve yürütme organları ile idareyi, mahkeme kararlarına uymakla ve gecikmeden yerine getirmekle yükümlü kılar. 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 28. maddesine göre, İdare Mahkemelerinin esastan verdiği kararların icaplarına göre, idare gecikmeksizin işlem tesis etmeye ve eylemde bulunmaya mecburdur; yoksa kanunun 3. ve 4. fıkralarına göre tazminat hakkı doğmaktadır. 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu doğrultusunda kentin en yüksek mülki amirleri olarak valiler, kentin düzeninden ve mahkeme kararlarıyla kanunların uygulanmasından sorumludurlar; oysa kurada bulunan valinin bizzat kendi mahkeme kararını hiçe saymıştır.

Toparlarsak, kura çekimini gerçekleştiren yerel yönetim ve destek olan vali, mahkeme kararlarını uygulamayarak görevlerini kötüye kullanmışlardır. Dahası, kamu yararı adalet ve hukukun temelidir. İdari Mahkeme, Sulukule projesinde kamu yararı görmediğinden, Sulukulelilerin mülklerine kamulaştırma ve/veya kamulaştırma baskısı yoluyla hiçbir kamu yararı olmadan el konulmuş demektir. Belediye Başkanının bahsettiği “kazanılmış haklar” tanımı burada meşruiyetini yitirir; kamu yararı, adalet ve hukukun yara almamasıdır.

Var olan ve/veya olası hukuki engelleri ve hak arama mekanizmalarını bertaraf telaşındaki idare, görüldüğü üzere, diğer hukuk duvarlarına toslayarak yol alırken, 9. madde sayesinde tüm uygulamalarını sorunsuz gerçekleştirebilecek bir konuma ulaşmıştır. Fatih Belediyesi ile İstanbul Valisi’nin adeta hukuka meydan okudukları kura çekimi bu çerçeveden düşünülmelidir. Afet Yasası hukuksuzluğun elini güçlendirmektedir. Yasanın bizleri savuracağı hukuksuz, adaletsiz düzen ise tam da budur: İnsanları zorla tahliyeyle yerlerinden edilmiş, dozerlenerek yok edilmiş yüzlerce / binlerce “Sulukule” ve hiçbir hukuki engelle karşılaşmadan ortaya çıkan “Yüzde 95’inin bittiği”, dolayısıyla “fiili imkânsızlık” nedeniyle geriye dönüşü olmayacağı iddia edilen ve hiçbir kamu yararı olmayan el koyma ve rant projeleri ile adalet ve hukuka meydan okuyan yöneticiler. Bu nedenle, hukuki süreci “aşıp” Eylül’de evleri yeni sahiplerine teslim edeceklerini iftiharla duyuran yerel yönetim ile ona destek mülki amirin yargılanarak cezalandırılmaları, basit bir “görevi kötüye kullanma”nın ötesinde önem taşımaktadır. Yasalar karşısında herkesin eşit olduğunu, idari işlemlerin adalet ve hukuku “aşma” değil “uyma” ile gerçekleştirilmelerinin gerekliliğini, kısaca hukuk devletinin mümkün olduğunu göstereceğinden ve ayrıca adalet ve hukuktan nasiplenmemiş Afet Yasası’nın meşruiyetini de sorgulatacağından önemlidir.

Bu icerik 4157 defa görüntülenmiştir.