367
EYLÜL-EKİM 2012
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Cami
    Doğan Kuban, Prof. Dr., Mimarlık Tarihçisi

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Çamlıca Tepesi’nin Geleceği?

Zeynep Ahunbay, Prof. Dr., İTÜ, Mimarlık Bölümü

İstanbul’un tarihî ve doğal varlıklarının koruma altına alınmasında 1710 sayılı Yasa önemli bir aşamadır. 1974’te Boğaziçi Doğal ve Tarihî Sit Alanı’nın ilanı, 1983’te çıkarılan Boğaziçi Kanunu ile “öngörünüm”, “geri görünüm” ve “etkilenme bölgesi” gibi kavramlar geliştirilmiş, plan kararları alınması için gerekli altyapı oluşturulmuştur. Topografyası, doğal ve mimari güzellikleriyle Çamlıca hep bir doğal ve kentsel çevre değeri olarak kabul görmüş ve yapılan sit tescilleriyle bu kavram perçinlenmiştir. Osmanlı döneminde üst düzey yöneticilerin, varlıklı ailelerin yazlıklarının bulunduğu Çamlıca, tarihî İstanbul’a tepeden bakan konumuyla yüzyıllar boyu bir mesire yeri olarak ziyaret edilmiştir. Çamlıca’nın yeşil dokusu, sayfiye karakteri, Cumhuriyet döneminde de büyük ölçüde korunmuştur. Bugün Çamlıca, fıstık çamları ve selvi ağaçlarıyla dolu yerleşme dokusu, mescit, çeşme ve geniş mezarlıkları ile özel bir değer taşımaktadır.

Üç ay kadar önce Çamlıca ile ilgili olarak televizyonda duyduğum haber şok ediciydi. Spiker “Çamlıca tepesine cami yapılması kararlaştırıldı. Orası sit alanı olduğu için önce Kurul sit kararını kaldıracak, daha sonra proje hazırlanacak” gibi birşeyler söylemişti. Çamlıca gibi bir sit alanının tescilinin kaldırılmasını kolay, sıradan bir şey gibi ifade eden bu açıklamaya şaşırıp dururken, Kültür ve Turizm Bakanımız televizyonda gülümseyerek “Çamlıca’ya cami diye bir proje yok. Güvendiğimiz mütedeyyin kişiler bizi arayarak Çamlıca’da cami fikrinden hoşlanmadıklarını belirttiler” anlamında bir açıklamayla kamuoyunu yatıştırdı. Ancak olay henüz bitmemiş olmalı ki, söz konusu cami için bir mimarın görevlendirildiği, gelen tepkilerin ardından hemen sonra ise bir yarışma jürisi belirlendiği açıklandı. Jüride İstanbul’un iki mimarlık fakültesinden öğretim üyelerinin yer alması dikkat çekiyordu; ne yazık ki ülkemizde doğal ve tarihî değerlerin korunmasıyla ilgili kurulların güvenilirliği gibi, akademik kuruluşların da etik değerleri savunma çabaları da zayıflamıştı.

Evrensel koruma ilkelerini gözetmeden, projelerle ilgili kararların hızla alınması ve kısa açıklamalarla kamuoyuna duyurulması kaygı uyandırmaktadır. Ülkemizde kentsel planlama / peyzaj düzenleme / kentsel koruma alanlarında bilimsel birikim ve uzmanlaşma olduğu halde, danışmaya hiç gerek duyulmaması, oldubittiler yaratılması esef vericidir. Boğaz için yılların birikimiyle tanımlanmış koruma statüleri, mantıklı bir temele dayanmadan değiştirilmektedir. Çamlıca için cami kararı alınırken “Acaba bu alanın statüsü nedir? Doğal ve siluet değerleri nelerdir? Yasalar bu alan için ne tür tehditler koymuştur?” soruları üzerinde ne kadar düşünüldüğü belirsizdir.

Cami yapılmak istenen yer Boğaz siluetinin başat ögelerinden biri olan Çamlıca tepesidir. İstanbul’un yasalarla korunan sit alanlarının sınırlarının değiştirilmesi, siluetine yeni vurgular getirilmesi ciddi tartışma gerektiren konulardır. Öngörünüm bölgesine her yerden görünecek irilikte bir cami kütlesinin gelmesinin sakıncaları açıktır. Çevredeki oluşumla birlikte gelişmemiş, dokudan çok farklı boyutta bir yeni yapılaşma, estetik sorunları yanında, getireceği yeni kimlik tartışmaları ile de rahatsız edici olacaktır.

Demokratik ve bilime dayalı bir sistemi olan ülkelerde tüm kentliyi ilgilendiren büyük projeler için kararlar tepeden inme şekilde alınmaz. Koruma planları bağlayıcılığı olan belgelerdir ve onlara uymak yasal bir zorunluluktur. Ayrıca ülkemiz birçok Avrupa Konseyi Sözleşmesine de imza atarak kentsel ve doğal değerlerin korunması için en üst düzeyde sorumluluk almıştır. Uluslararası kabul gören koruma ilkelerine göre, tarihî kentlerde kişiler veya gruplar akıllarına gelen yeni fikirlerle ortaya çıkıp belirlenmiş işlevlere, kullanımlara aykırı projeler üretemez. Ülkemizde ise plan, planlama nedir bakılmadan, doğal veya tarihî alanın değerlerini çiğneyen tahsisler yapılmaktadır. Aniden ortaya çıkan, bilimsel dayanağı olmayan bu tür projeler doğal alanlara, kültür varlıklarına onulmaz zararlar vermektedir. Yıllarca emek verilerek korunmaya çalışılan Boğaz’da keyfi kararlara zemin hazırlamak için doğal sit alanlarının korunmasıyla ilgili yetkiler Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınmış, yeni kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verilmiştir.

Çamlıca’da neden büyük bir camiye ihtiyaç olduğu; cami yapma fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve geliştiği açıklanmamıştır. Kuşkusuz bizim konumuz caminin yapılma gerekçesini değil, İstanbul peyzajının bu müdahaleden nasıl etkileneceğini irdelemektir. Çok uzaklardan görünecek bir caminin kentin imgesini değiştireceği açıktır. Doğal bir simge ve alan olarak bilinen bir yerin doğal özelliğinin kaldırılması, farklı bir kimliğe büründürülmesi de sit koruma ilkelerine aykırı bir müdahale olacaktır. Bir diğer büyük tehlike ise, doğal sit alanlarının yapılaşmaya açılmasıyla artık Boğaz’ın yeşilden çok, taş yığını görünümlü bir alana dönüşüyor olmasıdır.

Kanımca Çamlıca’ya büyük bir cami yaptırılması, İstanbul Boğazı’nın öngörünümünde yer alan ve yeşil dokusuyla tanınan bir tepenin yapılaşmaya açılması koruma yasalarıyla bağdaşmayan bir projedir. Kamuya ait, Boğaz’ın kimliğini tanımlayan temel ögelerden olan bir yeşil alanın dini tesis yapımı için yapılaşmaya açılması çok yanlış bir girişimdir. Boğaz’ın yeşil dokusunun yok edilmemesi, tersine boş alanlara yeni ağaç dikimleriyle canlandırılması gerekir. Yeni yapılaşma kararları taşlaşmayı artıracak, Boğaz mekânını, peyzajını öldürecektir. Umarız Boğaz’ın şiirlere konu olan güzelliklerini görmek için insanlar 19. yüzyıl gravürlerine bakmak zorunda kalmazlar.

Umudumuz kentin korunmasına yönelik planları keyfi biçimde değiştirme çabalarını engelleyecek iradenin devlet ve yerel yönetimlerce özümsenmesi ve sürekli bir politika haline getirilmesidir. Ülkemizde tarihî kentler ve doğal alanlarla ilgili kararların şehircilik, peyzaj ve koruma bilimlerinin esaslarına göre alınması yönünde yaklaşımın yerleşmesi önemlidir. Bu kapsamda Kültür Bakanlığımızın da uluslararası koruma kurallarına uygun şekilde hareket ederek, İstanbul’un değerlerini korumakta etkin rol almasını dileriz.

Bu icerik 4271 defa görüntülenmiştir.