367
EYLÜL-EKİM 2012
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Cami
    Doğan Kuban, Prof. Dr., Mimarlık Tarihçisi

YAYINLAR



KÜNYE
KAMUSAL MEKÂN

Müziksiz Mekânlar: Kamusal Alanda Fon Müziği Kullanımına Bir Tepki

Onurcan Çakır, Ar. Gör., İYTE Mimarlık Bölümü

Günlük hayatta kullandığımız birçok kamusal mekân ve ulaşım aracında sürekli bir fon müziği ile karşılaşıyoruz. “Toplumların ortak müzik zevki yoktur, yalnızca bireylerin müzik zevkinden söz edilebilir” düşüncesinden yola çıkan Müziksiz Mekânlar oluşumu, her bireyin farklı tür müzik zevki olabileceğinden ve hatta aynı bireyin bile gün içindeki ruh haline bağlı olarak farklı türde müziklerden hoşlanabileceğinden dolayı, kamusal alanda fon müziği yayınının kullanıcılara bir dayatma niteliği taşıdığını savunuyor.

Her gün, evden çıktığımız andan itibaren, üzerinde söz sahibi olamadığımız bir müzik kargaşasının içine giriyoruz. Bindiğimiz takside, girdiğimiz bankada, çalıştığımız işyerinde, yemek yediğimiz restoranda, ilaç satın aldığımız eczanede, çay içtiğimiz kafede ve hatta hasta halimizle gittiğimiz hastanede bile bize müzik çalarlardan, radyodan ya da televizyondan dayatılan bir fon müziği bulunuyor. Zaten yeterince gürültülü olan büyük şehirlerde, mevcut gürültünün üzerine gelen fon müzikleri, ses seviyesini daha da arttırarak insan sağlığı ve psikolojisi üzerinde tehdit oluşturmaya başlıyor.

“Müzik dinlemekten hoşlanır mısınız?” sorusuna çoğunluğun vereceği yanıt “Evet” olacaktır, çünkü bu soru sorulduğunda insanın aklına ilk önce hoşlandığı tür müzikler gelmektedir. Aslında hoşlanılan türde bir müzik parçası bir insana ne kadar zevk veriyorsa, aynı şekilde sevilmeyen bir müzik de benzer derecede rahatsız edici olabilir. Bu yüzden, her kesimden insanın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla içinde bulunmak durumunda kaldığı kamusal alanlarda fon müziği kullanmak, kullanıcılara yapılan bir dayatma niteliği taşımaktadır. Bu durumu eleştirmek ve soruna çözüm önerileri sunmak amacı ile ortaya çıkan “Müziksiz Mekânlar” oluşumu, “her insanın hoşlanmadığı müzikleri dinlemek zorunda kalmadan alışveriş yapabilme ve hizmet alabilme hakkının olduğunu” savunuyor. (1)

Bina ölçeğinde de, kentsel ölçekte de mekân tasarımı, insan kullanımını ve memnuniyetini temel alan, bu yüzden de taşıyıcılık ve ekonomik olma gibi nesnel kriterler haricinde, ağırlıklı olarak kullanıcı memnuniyeti üzerinden değerlendirilmesi gereken bir alandır. Mekânın kalitesi, kullanıcının ihtiyaçlarına cevap verebilmesiyle doğru orantılı olduğundan, yalnızca görsel olarak değil tüm duyular tarafından belirlenmektedir. Kullanıcı, estetik olmadığını düşündüğü bir ortamda bulunmak istemeyeceği kadar, kötü kokan veya içinde rahatsız olduğu sesler duyulan bir mekânı da yine hızla terk etmek isteyecektir. Bu durumda, yapım aşamasından sonraki mekânsal tasarım tercihleri ve akustik, aydınlatma, ısıtma-soğutma, havalandırma uygulamaları kullanıcının mimari algısına yön verecek, beğenisi üzerinde etkili olacaktır.

Gürültü, “rahatsız edici ses” olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, hoşlanılmayan ve rahatsız olunan müzikler de gürültü kategorisine dahil edilebilir. Fon müziğinin yarattığı bir diğer olumsuzluk ise, müziğin her an ve her yerde kullanılarak ticarileştirilmesi ve sıradanlaştırılarak değerinin düşürülmesidir. Sanayi devrimi sonucunda birçok alanda seri üretime geçilmesi ve dolayısıyla tüketimin desteklenmesi ve kolaylaştırılması, işletmeler arasında rekabeti hızlandırmıştır. Bunun müzik sektörüne yansıması, modern kayıt teknolojilerinin ve ses sistemlerinin gelişmesini takiben, fon müziğinin satışları arttıracağı inanışı ile mağazalarda kontrolsüzce kullanılması yönünde olmuştur.

Adorno ve Horkheimar, kültür endüstrisinin, insan bilincini geliştirmekten aciz olan ve bu sebeple kapitalist sistemin egemenliğini destekleyen yapay kültürel dokular oluşturduğunu söyler. (2) Fon müziği de bu açıklamayı haklı kılacak en belirgin dokulardan biridir. Yapılan araştırmalar, kullanıcıların fon müziğine olan tepkilerinin tamamen değişken olduğunu, bazı olumlu geri dönüşlerin yanı sıra birçok olumsuz tepki gözlemlendiğini ortaya koymaktadır. (3) Fon müzikleri, mekân içinde yapılan aktiviteler üzerinde değişkenlik gösteren biçimde faydalı, zararlı ya da etkisiz olabilmekte, bu yüzden işleve olan etkisi tam olarak belirlenememektedir. (4) Müzik ve gürültü arasındaki insan algısının net olarak belirlenememesinden ve müziğin dünya çapında kabul görecek kesin bir tanımının yapılamamasından dolayı (5), “fon müziğinin doğru şekilde kullanımı” gibi bir genel sonuç ortaya çıkarılamamaktadır. Müziksiz Mekânlar oluşumu, insanların zorunlu olarak kullanmak durumunda kaldığı hastane, eczane, banka ve işyeri gibi kamusal mekânlarda fon müziği kullanımının olmaması gerektiğini savunmaktadır. Bunun yanında, dükkânlar, kafe ve restoranlar açısından ise fon müzikli yerler olduğu gibi, kullanıcılara seçme şansı verilmesi için müziksiz kafe ve işletmelerin de varolması gerektiği vurgulanmaktadır.

Kafelerde ve restoranlarda fon müziği kullanımına, Sunset Park romanında Amerikalı yazar Paul Auster da değinmiştir. Romandaki mekânlardan “Joe Junior’un Yeri” betimlenirken, “Hiç müzik çalınmaması, insanı neşelendiren şen şakrak konuşmalara kulak misafiri olabilme fırsatı, geniş bir müşteri kitlesinin bulunması” gibi avantajlardan bahsedilmektedir. (6) Fon müzikli işletmeler, dünya çapında o kadar yaygınlaşmıştır ki, artık içerisinde kayıttan müzik çalınmayan bir yer bulabilmek bir şans haline gelmiştir. Oysa hoparlörler ve modern kayıt teknolojileri yaklaşık bir buçuk yüzyıldır kullanılagelmekte ve bu tarihten önce insanların alışveriş yaparken sürekli müzik dinlemek zorunda kalmadıkları bilinmektedir. (7) Önceleri insanlar, yalnızca dilediklerinde geniş alanlarda yapılan büyük konserlere ya da canlı müzik yapılan restoranlara gitmekte, ama bunun haricinde, örneğin ekmek ya da sebze meyve alırken müzik dinlemek zorunda kalmamaktaydılar. Yüzyıllar boyunca işleyegelen ticaret sistemi ve zihniyeti, son yüzyılda tamamen farklı bir şekil almış, AVM’lerin de ortaya çıkmasıyla fon müziği yayını yapmayan mağazaların kâr edemeyeceğine dair bir inanış oluşmuştur. Bu inanışın temelsiz olduğu, bugün hâlâ müşterilerine fon müziği olmadan hizmet veren ve çalıştığı alanda en az rakibi olan müzikli işletmeler kadar çok kâr eden müziksiz mağaza, kafe ve restoranlar incelendiğinde açıkça anlaşılacaktır. (Resim 1, 2)

Mekân algısını oluşturan en önemli verilerden biri olan akustiği ön planda tutan Müziksiz Mekânlar oluşumu, ortamın işlevi dolayısı ile ortaya çıkan çatal-bıçak, konuşma ve bardak seslerinin mekânın karakteristik ses peyzajını (soundscape) oluşturduğunu ve bu organik seslerin kafe ve restoran gibi mekânlara kişilik kattığını belirtiyor. (Resim 3) Yurtdışında önemli bir kalite kriteri olan Michelin Yıldızı sahibi birçok restoran, müşterilerinin yemeğin tadına odaklanabilmesini ve karşısında oturan kişiyle konuştuklarını anlayabilmesini sağlamak için, bilinçli bir tercih olarak mekân içinde fon müziği çalmamaktadır.

Benzer şekilde, yönetmen Zeki Demirkubuz bir röportajında, filmlerinde fon müziği kullanmamayı tercih etmesinin sebebinin, fon müziklerinin sıklıkla filmlerdeki eksikliklerin üzerini kapatmak için kullanıldığını düşünmesi olduğunu açıklamıştır. (8) Fon müziği kullanımının mimariye yansıması da, tasarım yönünden ve teknik bazı hataların kapatılmaya çalışılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, mağazalarda mekanik tesisattan kaynaklanan fon gürültüsünün maskelenmesi amacıyla fon müziği kullanımına rastlanmaktadır. Bu, kolaya kaçan ve geçici bir çözüm olup, mevcut ses seviyesini daha da yükselterek kullanıcılar açısından rahatsızlık yaratabilmektedir. Bunun yerine, problem gürültü kaynağında çözülmeli, eğer bu da mümkün değilse mekân içinde farklı yapısal akustik düzenlemelere gidilmeli ve mekanik açıdan da gerekli önlemler alınmalıdır.

Müziksiz Mekânlar oluşumunun internet sayfasında (Resim 4), ağırlıklı olarak İstanbul’dakiler olmak üzere tüm Türkiye’de bulunan müziksiz işletmeler belirli başlıklar altında toplanmış. Kullanıcılar, e-posta yolu ile yeni müziksiz mekânları listeye ekleyebilmekte ve öneriler sunabilmekteler. Gelen e-postalarda, yıllardır alışveriş merkezlerine sırf içeride çalan müzikler yüzünden girmediğinden bahsedenlerden başlayıp, alışveriş yaptıkları bir mağazada müziğin kısılmasını rica ettiklerinde başlarına gelen garip olayları anlatanlara kadar birçok ilginç öykü bulunuyor. Müziksiz mekânları talep eden ciddi bir müşteri kitlesi var ve zamanla bu talebe karşılık işletmelerin bir çözüm önerisi getirmeleri, aslında hem kullanıcıya hem de işletmeye fayda sağlayabilir. Metropollerde gün içinde müziksiz neredeyse hiçbir ortam bulamayan kullanıcıların da farklı akustik ve mekânsal deneyimler yaşayabilmeleri bu şekilde mümkün olacak gibi gözüküyor.

NOTLAR

1. http://muziksizmekanlar.com (14.05.2012)

2. Adorno, T. W. ve M. Horkheimer, 1998, “Dialectic of Enlightenment”, Continuum, New York.

3. Gavin, H. 2006, “Intrusive Music: The Perception of Everyday Music Explored by Diaries”, The Qualitative Report, cilt:11, sayı:3, ss.550-565.

4. Kämpfe, J., P. Sedlmeier ve F. Renkewitz, 2011, “The Impact of Background Music on Adult Listeners: A meta-analysis”, Psychology of Music, ss.424-448.

5. Nattiez, J. J. 1990, Music and Discourse: Toward a Semiology of Music, Princeton University Press, New Jersey.

6. Auster, P. 2010, Sunset Park, Can Yayınları, İstanbul.

7. http://en.wikipedia.org/wiki/History_of_sound_recording (14.05.2012)

8. http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/468413.asp (14.05.2012)

RESİMLER

* Fotoğraflar yazara aittir.

Bu icerik 5099 defa görüntülenmiştir.